YSK’nın Hukuka Aykırı Kararı, BDP ve İkiyüzlülük - II

Yorum

Adaylıkların reddine ilişkin ilk kararından sonra MHP hariç bütün siyasi kesimlerin şiddetli muhalefeti ve BDP yandaşlarının sokak gösterileri sonrası YSK’nın kararını geri alacağı belliydi. Kurul, ertesi gün bu yönde ilk işaretleri göndermişti. Merak edilen ise ilk kararı geri almanın gerekçesinin ne olacağı idi....

Adaylıkların reddine ilişkin ilk kararından sonra MHP hariç bütün siyasi kesimlerin şiddetli muhalefeti ve BDP yandaşlarının sokak gösterileri sonrası YSK’nın kararını geri alacağı belliydi. Kurul, ertesi gün bu yönde ilk işaretleri göndermişti. Merak edilen ise ilk kararı geri almanın gerekçesinin ne olacağı idi.

21 Nisan akşamı Kurul’un yeni kararı dağıtılırken muhtemelen basın mensuplarının metinden anladığı tek şey bir kişi hariç diğer onbir kişinin adaylıkları noktasında Kurul’un kararını geri aldığı oldu.

Çocukken ve ilk gençlik yıllarımda anlayamadığım bir ifadeyle karşılaştığımda bir acziyet duygusu ile doğruluğuna inanırdım. Hatta ifade ne kadar karmaşıksa bana o derece doğru gelirdi. Zamanla okuduklarımdan öğrendiğim şu oldu: gereksiz malumatfuruşlukla yüklü ya da kapalı cümleler kullananların aslında kendi zihinleri de karışıktır. Eğer zihinleri karışık değil ise ortada bir çarpıtma ya da kocaman bir yalan vardır. Hukuksal ifadeler bu duruma daha da açıktır. Çünkü hukuk sıradan vatandaşın içerisinde olduğunu düşünmediği ayrı bir dünya gibidir.

Şimdi gelelim konumuza… YSK’nın 21 Nisan tarihli şantaj ve tehditle sakatlanmış hukuka aykırı kararına…

***

Tekrar altını çizmek gerekir ki, Anayasa’nın 76. Maddesinde ifadesini bulan milletvekili seçimlerimde aday olabilmek için gerekli şartlar tartışma gerektirmeyecek kadar açıktır. Bunlar,

  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
  • 25 yaşını doldurmuş olmak,
  • Erkek adaylar için askerlik hizmetini yapmış olmak,
  • En az ilkokul mezunu olmak,
  • Kısıtlı olmamak,
  • Kamu hizmetinden yasaklı olmamak,
  • Taksirli suçlar hariç kasti suçlardan toplam 1 yıl ve daha fazla hapis cezası almamış olmak
  • ve bazı suçlardan hüküm giymemiş olmaktır. Bu çerçevede,
  • Zimmet, hırsızlık, rüşvet, kaçakçılık vb. yüz kızartıcı suçlardan,
  • Devlet sırlarını açığa vurmave
  • Terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından hüküm giymiş olanlar affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler. Bu kişilerin aldıkları mahkumiyetin süresi de önemli değildir.

Burada belirtilen sınırlamalar, -hak yoksunluğu hariç- süresiz yani ömür boyudur. Örneğin terör suçundan bir kez hüküm giymiş bir kişi hiçbir şekilde milletvekilleri seçimlerinde aday olamaz. Bu sınırlamanın süresiz/ömür boyu olması YSK kararında bir “sorun“ olarak ortaya konulmaktadır. Oysa bu bir sorun değildir. Ulusun bütününü temsil edecek olan milletvekillerinin belli niteliklere sahip olmasından doğal bir şey olamaz. Kaldı ki Avrupa ülkelerinin anayasal düzenlerinde de durum budur. Devlet memuru olabilmek için dahi kasti bir suçtan 6 aydan daha fazla hapis cezası almamış olmak koşulu varken milletvekili adaylığı için benzer koşulu aramak nasıl bir “sorun“ ya da “anti-demokratik“ uygulama olur? Ne zamandan beri demokrasi ile sorumsuzluk eş anlama gelir oldu? Hakimler ve Savcılar Kanunu, Avukatlık Kanunu, Noterlik Kanunu vb. pek çok kanun belirli suçlardan mahkum olanları affa uğramış bile olsalar belirli görevlere getirilmekten ya da belirli hakları kullanmaktan men etmektedir. Bu bir “sorun“ mudur?

YSK bu “sorun“u aşmak için kararında zorlama bir yol denemektedir. Bu yol “memnu hakların iadesi“dir:

Türk Ceza Kanunu’nun Madde 53(1) düzenlemesine göre“kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; (…) seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan (…) yoksun bırakılır.

Aynı maddenin 2. Fıkrasına göre ise “kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.“

Düzenlemeden de anlaşılacağı gibi hak yoksunluğu süresiz, ilanihaye değildir. Hak yoksunluğu yalnızca mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanana kadardır.

YSK, zorlama bir yorumla hak yoksunluğu süreli olduğuna göre Anayasa’da kasti bir suçtan bir yıldan daha fazla hapis cezası almamış olma ve bazı suçlardan (terör dahil) hiç hüküm giymemiş olmaya ilişkin koşulların da süreli olduğu sonucuna varmaktadır. Oysa bu iki konu “kıyas-ı maalfarık“tır; elma ile armut dahi değildir. Anayasa koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre hak yoksunluğu bir koşul olarak zaten öngörülmüşken diğer sınırlamaları getirmekle irade edilen şey bütünü ile ortadadır. Kaldı ki anayasa “affa uğramış dahi olsalar“ ifadesi ile ilgili sınırlamanın süresiz olduğunu perçinlemiştir.

YSK’nın yorumuna göre terör suçundan hüküm giyen bir kişi mahkemeden “memnu hakların iadesi“ne ilişkin bir karar alırsa adaylığı mümkün olabilecektir. Peki aynı yol 6 aydan daha fazla hapis cezası almış olan bir kişinin devlet memuru ya da hakim, savcı, noter, avukat, mali müşavir vb. olabilmesi için de kullanılabilir mi? Ya da bugüne kadar kullanılmış mıdır? Kaldı ki Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi gereği bir mahkemenin “memnu hakların iadesi“ gibi bir karar almasının hukuki yolu da yoktur. Böyle bir müessese yeni kanunda düzenlenmemiştir.

Bir diğer gariplik de şudur: YSK’nın 19 Nisan tarihli ilk kararında adaylık başvurularının temel red gerekçesi ilgili kişilerin terör suçundan aldıkları mahkumiyetlerdir. İlk kararda belirtilmeyen bir eksiklik (memnu hakların iadesi yönünde alınacak mahkeme kararının eksikliği) nedeni ile ikinci kararla adaylıkların kabulü nasıl mümkün olabilir? Bu hukuken nasıl izah edilebilir?

Bu arada, Sabahat TUNCEL ile ilgili bir gün içerisinde alınan mahkeme kararının süratine şaşırmakla beraber karara saygı duymak gerekir. Sabahat TUNCEL, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu“nun 32. Maddesinden yargılanmış ve 1 yıl 6 ay hapis cezası almıştı. Hüküm giydiği tarihte kanun ilgili suç için minimum cezayı 1 yıl 6 ay; maksimum cezayı ise 3 yıl olarak belirlemişti. Ne var ki mahkeme TUNCEL hakkındaki hapis cezasını ertelemişti. Hapis cezasının ertelenmesi af anlamına gelmediğinden bu ceza mahkumiyeti TUNCEL’in adaylığı önünde engel idi. Ancak aynı kanunda 22 Temmuz 2010 tarihinde yapılan değişiklikle cezada indirime gidildi (değişiklik suç için minimum cezayı 6 aya indirdi; maksimum ceza ise 3 yıl olarak kaldı). Kanun değişikliği kuşkusuz TUNCEL için lehe bir durum oluşturdu. Bir gün içerisinde inanılmaz bir süratle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi kararı yeniden belirleyerek 6 aya indirdi. Böylece TUNCEL’in adaylığı önünde engel kalmadı.

***

Devlet, yürürlükte var olan hukuk kurallarından oluşan yapının kendisidir.

Bugün Türkiye’de 1982 Anayasası yerden yere vurulmakta; belirli siyasi çevrelerin iradeleri ile zıt düştüğü noktada Anayasa ve hukuk kuralları çabucak antidemokratik ilan edilmektedir. Dahası bu kavrayış kamu oyunda artık hakim bir kavrayış halini almıştır.

Demokrasi ve hukukun ne olduğunu Türkiye’de kim söylüyor artık? T.C Anayasası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi mi? Yoksa sokaklar mı?

Bir not: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, gerek milletvekili adaylığı için gerekli koşulları ve gerekse seçim barajını Sözleşme’ye aykırı bulmamıştı…

Dr. Engin SELÇUK
TASAM Direktörü v
e
İ.Ü SBF Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.