Transatlantik İlişkiler ve NATO

Yorum

Artık uluslararası örgütlerde yeni dönemin gerekleri doğrultusunda yeniden yapılanmaya gidiyor. Bunların başında son dönemde gerçekleştirdiği hem yapısal hem stratejik dönüşüm ile NATO gelmektedir. Hala bu örgütü ABD domine etmektedir. Özellikle Rusya’nın dağılması sonucu Doğu Avrupa ülkeleri üzerinden gerçekleşen transatlantic rekabet NATO’ya dikkatleri çekmiştir. ...

Artık uluslararası örgütlerde yeni dönemin gerekleri doğrultusunda yeniden yapılanmaya gidiyor. Bunların başında son dönemde gerçekleştirdiği hem yapısal hem stratejik dönüşüm ile NATO gelmektedir. Hala bu örgütü ABD domine etmektedir. Özellikle Rusya’nın dağılması sonucu Doğu Avrupa ülkeleri üzerinden gerçekleşen transatlantic rekabet NATO’ya dikkatleri çekmiştir. Öyleki kısa sürede AB’nin üye olarak aldığı ülkelerin coğrafyası bir anda NATO bölgesi haline gelmiş, bu örgüt AB ile aynı coğrafyada genişlemiştir. AB buranın kendi etkinlik alanı olduğunu ve güvenlik konuları ile kendisinin ilgileneceğini beyan etmesine rağmen. ABD hamle olarak Avrupa’nın kendi ordusunu kurmasına ve kullanmasına gerek olmadığını operasyon gerektiği durumlarda NATO’nın devreye girebileceğini ifade etmiştir.

Doğu Avrupa üzerinde NATO genişlemesinin bir takım politikaları vardı. Amaç ordu üzerinde sivil kontrolü sağlayacak kurumsal bir mekanizma oluşturmaktı. Özellikle sosyalizm tecrübesi yaşayan bu ülkelerde demokratik değerleri ve kurumları uygulamaya sokmak başlı başına bir süreç, proje olarak öngörülmüştür. Bu anlamı ile NATO kendisini yeni güvenlik yaklaşımları ve talepleri doğrultusunda dönüştürmüştür. Tabiki burada bahsettiğimiz değerler insanlığın çıkarından ziyade Amerikan ulusal çıkarlarının elde edilmesi için kullanılan birer politik araçlardır.

Ancak başka bir açıdan bakılınca burası AB etki alanıdır. Neden AB bölgesinde sorunlarla uğraşmakta inisiyatifi başka bir uluslararası örgüte bırakmaktadır. Çünkü ABD açık bir şekilde NATO’yu politik hedefler doğrultusunda bir araç olarak kullanmaktadır. Bu da ABD ve AB arasında liderlik tartışmasını gündeme getirmektedir. ABD hala Avrupa coğrafyasında ya da politiğinde söz sahibi olmak isterken, AB daha dengeli ve eşit ilişki modelini tercih etmektedir. Buna karşın ABD bir bütün olarak AB ile değil ülkelerle doğrudan ilişki kurmayı tercih etmektedir.

Avrupa’nın iç zayıflığı bunların birlik dışında birebir ülkeler ile doğrudan bağlantı kurarak bir takım ilişkiler geliştirmesine sebep olmaktadır. Avrupa’nın iç zayıflığınının farkında olan ABD bunu kullanmakta ve bu alanlardaki zayıflığı daha ciddi bir duruma getirmektedir.Irak savaşı buna örnek olabilir. Birlik olarak bu savaşa bir destek çıkmadı. Bu yüzden ABD Birleşik Krallık, İspanya,Polonya ve İtalya ile doğrudan işbirliğine yöneldi. Fransa ve Almanya gibi birlik içerisinde etkili ve güçlü ülkeler bu destekten uzak durdular. Bu anlamda yine bir kriz durumunda Avrupa’yı bölünmüş olarak gördük.

Bu durum politik söylemedi de etkilemiştir. Bir taktiksel konuşma olmakla beraber ABD eski Dışişleri Bakanı Rumsfeld:“ Almanya ve Fransa’yı Avrupa olarak düşünüyorsunuz. Ancak bence bu eski Avrupa. NATO Avrupasına baktığınız zaman ağırlık doğuya kaymaktadır ve birçok yeni üye vardır. Almanya ve Fransa sorunlarla uğraşmaktadır.“ demiştir. Ekonomik ve siyasi olarak transatlantic ilişkiler dünyayı da etkilemektedir. Bu cümleyi dikkatlice okursak ABD dış politikası Avrupa’yı Avrupalılar’a bırakmayacaklarını söylemektedir ve burada da temel nokta Amerika’nın ulusal çıkarlarıdır.

Bu konuda gerçek bir test Bosna Hersek’te yaşanan savaş ve Kosova Krizidir. AB bu sorunlara karşı kısa sürede çözüm üretememiştir ve üç yıl sürmüştür. Amerika’nın konuya doğrudan müdahalesi bu üç yıldan sonar gerçekleşmiştir. Ancak neden bu kadar zaman aldı? Sanırım Amerika, Avrupa’ya doğrudan kendi coğrayyasında olsa bile böyle bir durum karşısında hala kendisine ne kadar ihtiyaç duyulduğunu ve mevcudiyeti olmadan bu sorunlarıun çözülemeyeceğini göstermek istedi. Ayrıca AB’nin hala NATO’ya ihtiyaç duyduğunun açık bir mesajı oldu.

11 Eylül saldırışarının ardından teröre karşı savaş çerçevesinde transatlanik ilişkiler oturmuş görünüyordu. Ancak ABD Irak’a müdahaleye karar verince ilişkiler yeniden dalgalanmaya başladı. Özellikle Fransa ve Almanya bu konuda yoğun eleştirilerde bulundu. Diğer bazı Avrupa ülkeleri ise destek verip Irak’a birliklerini gönderdiler. Bu çerçevede Rumsfeld’in yukarıda geçen beyanı daha anlamlı olmaktadır. Her ne kadar uluslararası yapı değişmiş olsada ABD, Avrupa Güvenliğinde kendisine ve NATO’ya her zaman bir yer olduğu düşüncesine sahiptir. Bu anlamda ABD ve AB arasında kurumsal bir mekanizma geliştirilene kadar Amerika’nın Avrupa politik arenasında dominantlığını NATO aracılığı ile sürdüreceği açıktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...