Ürdün’deki Ayaklanmaların Düşündürdükleri

Yorum

Orta Doğu’ da uzlaşmazlık ve huzursuzlukların toplumsal ve siyasi yaşantıya damga vurması yeni bir şey değil. İşbirliğinin, anlaşmanın, sivil koalisyonların varlığını pek görmediğimiz bu çorak coğrafya’da, Ürdün adeta bir uzlaşma vahasıydı. ...

Orta Doğu’ da uzlaşmazlık ve huzursuzlukların toplumsal ve siyasi yaşantıya damga vurması yeni bir şey değil. İşbirliğinin, anlaşmanın, sivil koalisyonların varlığını pek görmediğimiz bu çorak coğrafya’da, Ürdün adeta bir uzlaşma vahasıydı. Bu küçük ülke bugüne değin hep, Batıya ve Batılılaşmaya daha yakın bir çizgide duracağını ortaya koymuştur. Çıkan her İsrail-Filistin çatışmasında ülkesinin sınırlarını zorlayan Filistin mültecilerine kucak açmış ve olası huzursuzlukların önünü almak için Filistin ile uzlaşmıştır.

Ürdün aynı zamanda bölge barışını önemsemiş ve ciddiye almış bir ülkedir. Bunun en iyi kanıtlarından biri, Kral Hüseyin’in, 1999 da Ehud Barak ve Yaser Arafat arasında yapılan Wye Nehri anlaşmasına taraf olmasıdır. Ama şimdi Orta Doğu’daki huzursuzluklardan Ürdün de nasibini alıyor. 6 milyonluk bu küçük ülkede, Filistin’li ve Doğu Ürdün’lü olarak bölünmüş gibi görünen halk, bugüne kadar özenle dile getirmekten kaçınılan toplumsal sorunları birlikte yüksek sesle haykırmaya başlamış durumda.

Diğerleriyle olan Benzerlik ve Farklar

Ürdün’de olan olayların Orta Doğu’nun diğer ülkelerinde olanlarla ortak paydası çok. İstenen şeyler aynı: Tanımı üzerinde anlaşma var mı yok mu anlaşılamasa bile, daha fazla özgürlük, daha fazla hak ve daha iyi bir yaşam. Kaynakları kıt bir ülkede, bugüne kadar koşulları ile yetinmeyi bilmiş ve sorunlarının üstünü örtmeye çalışmış bir halk için çok değil istenen şeyler.

Ürdün’deki gösterilerde de can kaybı yaşanıyor. Hafta sonu 1 kişinin öldüğü 120 yi aşkın göstericinin ise yaralandığı haberlerini aldık. Ancak Ürdün’de yaşanan karışıklıkların diğerlerinden çok önemli bir farkı var. O da protesto gösterisinde bulunanlar, Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de olduğu gibi doğrudan bir şekilde Kral Abdullah’ı hedef almıyorlar. Kimse Kral tahtı bırakı gitsin demiyor. Hatta Kral’ın duruma müdahale ederek, göstericilerin taleplerini değerlendirmesi ve anayasal reform da dahil olmak üzere bir reform paketinin icraata konmasını isteyen muhalif görüşler çoğunlukta. Halkın halka düşmesinin bu yolla engellenebileceği ifade ediliyor. Oysa Ben Ali ve Mübarek’in gitmesi için bu ülkelerde halklar neredeyse tek vücut olmuştu. Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de halk “Kral’dan daha çok Kral“ olan yöneticileri istemedi. Ama Ürdün, Kral’ına sahip çıkmaya hazır.

Bir Şartla…

Görünürde, “devlet benim“ diyen başkanlar ile meşruti bir monarşi arasındaki farkın rejimden ziyade, (Ürdün’de) Kral’ın kişiliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu nedenle Ürdün’de Kral’ın “toplumsal birlik“çağrısına, halkın kulak vermesi olasılığı var. Ama tabii gecikmeden önce “ne istiyorsunuz?“ sorusunun sorulması, ve taleplere siyasi bir ciddiyetle cevap verilmesi kaydıyla… Halkın “acil diyalog“ çağrılarına, Kral’ın arabuluculuğu ile Ürdün parlamentosu acilen yanıt vermeli. Çünkü hala, diyalog talebi var; devirme ivmesi değil…

Olaylarda Bir Baş Sorumlu Aranıyor

Soğuk Savaş yıllarında olayları ak veya kara olarak açıklamak kolaydı. Bir yerde bir olay oldu mu sorumlusu ya CIA veya KGB idi. Bu düşünce biçimi yerini yeni kurumsal kuşkulara bıraktı. Ama artık sorumlu bulmakta zorlanıldığı kesin. Irak ve Afganistan örneklerinde Amerika’nın sorumluluğu büyük olabilir. Ama karışıklık çıkaran olarak değil(!). İster Birleşmiş Milletler şemsiyesi ile olsun, ister, ister “Koalisyon“ ortakları ile olsun.“Müdahil güç“ olarak.

Ama şimdi birden bire Tunus’ta başlayıp, tüm Kuzey Afrika ve Arap yarımadasına yayılan olaylarda sorumlu kim? Olaylara yönetenler cephesinden bakılınca, Mısır başta olmakla üzere isyan kıvılcımının orman yangınına dönüştüğü her yerde“Müslüman Kardeşler“in ayak izleri olduğu genel kanaat. Suriye veya Ürdün’de de yöneticilerin olayların bu mecra’ya dökülmesinden “Müslüman Kardeşler“i sorumlu tuttuğu görülüyor. Körfez ülkeleri ve Yemen’i dışarıda bırakırsak, diğer ülkelerdeki yönetimler, aslında “Müslüman Kardeşler“ den çok, “Müslüman Kardeşler“in talep edeceği değişikliklerden çekiniyor olmalı.

Ürdün’de, Kral Abdullah’ın kurduğu “Ulusal Dialog Komitesi“nin 3 İslamcı üyesinin, “reform önerileri arasında, kapsamlı bir Anayasal iyileştirme yer almadığı“ gerekçesi ile istifa etmesinin, bu kanaatte önemli yeri var. “Müslüman Kardeş“ler, Ürdün’de de olayların odağında olarak düşünülüyorsa, o zaman “Müslüman Kardeş“ lerin, bu defa Ürdün halkı ağzından dile getirmekte olduğu taleplerin, diğer yerlerdeki taleplere benzeyip benzemediğine ayrıca dikkat etmek gerek. Nüfusunun neredeyse %60 ı Filistin’li olan Ürdün’de, Filistin’liler arasında bir de Hamas – El Fetih benzeri bir bölünme yaşanması olasılığı da çok tehlikeli olur. Ürdün’ün Hamas’ı, “Müslüman Kardeşler“e meyil etse bir dert, etmese bir başka dert.

Ya Sonra?

Evet, her yerde olduğu gibi, Orta Doğu’da da özellikle yoz, yolsuz ve şahsi çıkarlarının esiri yöneticilerin, koltuklarını bırakıp gitmek istememelerinin nedeni, ülkelerinin geleceğinden çok kendileri olabilir. Ama işte bu, Ürdün Kralı için pek geçerli değildir diye düşünüyorum. Ayrıca, insanların, çıkıp da Kral Abdullah için, kendi çıkarları için reformları engelliyor demesi de zor. Bu bakımdan, Kral Abdullah’ın olayların sorumluluğu açısından beyan ettiği görüşlere de dikkat etmek gerek. Ürdün’ de kimse yıkmaktan, devirmekten şimdilik söz etmiyor. Zaten Orta Doğu’da genellikle, yıkmada beraber olan insanlar, yeniden inşa etmede oydaşma(consensus) zorluğu içine düşer. Bir devrilme durumunda ise, oydaşma zorluğunun en çok yaşanacağı ülkenin Ürdün olacağı akıllardan çıkmamalı. Yine de Ürdün, halkı için yapabileceğini bir an önce yapmaya başlamalı.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Tchiani'nin Ankara ziyaretini sıradan bir diplomatik temas olarak değil, darbe sonrasında Türkiye'nin Nijer ile kurduğu pragmatik ilişkilerin kurumsallaşmasının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkündür. Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Tü...;

Nasyonal sosyalizm, yirminci yüzyılın ilk yarısında insanlık tarihinin en yıkıcı siyasi, askeri ve ideolojik felaketlerinden birine imza atarken, geride bıraktığı kurumsal ve maddi enkaz kadar, doğası hala tartışılan fiktif bir iktisadi model de bırakmıştır.;

Londra’da 6-7 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen C4ISR Global Konferansına katılan ilk Türk olarak, özellikle ülkemizle ilgili önemli olabilecek bakış açılarını, bilgileri not aldım, diğer yandan hazırlamakta olduğum yeni kitabım (Akıllı Savaş) için farklı öngörüler sağlamaya çalıştım. Konfe...;

Bugün küresel ölçekte derinleşen gelir adaletsizliği, modern devletin rolünü yeniden masaya yatırmamızı zorunlu kılıyor. Çoğu zaman eş anlamlı kullanılan iki kavram —Sosyal Devlet ve Refah Devleti— aslında bu krizle mücadelede iki farklı derinliği temsil eder. Biri anayasal bir felsefeyi, diğeri ise...;

Askeri tarih, stratejik düşünce ve ekonomi-politik arasındaki bağ, insanlık tarihi kadar eskidir. Sahadaki mücadele yöntemleri çağlar içinde teknolojik ve kurumsal kabuk değiştirse de insan felsefesinin ve karar alma mekanizmalarının temel mantığı değişmeden kalır. ;

Panthéon-Sorbonne Paris 1 Üniversitesi akademisyenleri Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay’in Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi adlı eseri, Ayşe Meral’in Fransızcadan çevirisiyle 2018 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitap, savaşı yalnızca “Esad rejimi ile muhalefet ...;

İktisat bilimi, geleneksel anlatıda piyasaların işleyişini, kaynakların dağılımını ve refahın artırılmasını inceleyen "masum" bir akademik disiplin olarak tasvir edilir. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı varoluşsal krizle birlikte iktisat; matemati...;

Graham Allison'ın (1940-) Savaşa Mahkûm: Amerika ve Çin, Tukidides’in Tuzağından Kurtulabilir mi? (Destined for War: Can America and China Escape Thucydides's Trap? 2017) kitabından özetlenmiştir. Kitap dört bölümden oluşmaktadır.;

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...