İnsanoğlu İçin Köprüden Önce Son Çıkış: Kyoto Anlaşması

Kategori Seçilmedi

Dünyanın geleceği açısından büyük bir tehlike olarak görülen ve sanayileşmenin sebep olduğu sera gazı etkisi nasıl oluşuyor ve küresel alanda iklimde ne gibi değişikliklere sebep oluyor? Öncelikle bu soruya cevap vermekte yarar var. Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşmaktadır. Atmosferdeki bu gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını, yeryüzünü ısıtan güneş ışınlarının dünyaya çarpıp tekrar uzaya dönmesini engelleyerek tutarlar. Bu şekilde dünyadaki ani ısı değişimlerinin önüne geçen bir sera vazifesi görürler. Atmosferin bu ısı tutma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. (1) Dünyanın bu gün karşı karşıya kaldığı sorun ise, atmosferde en fazla ısı tutma özelliğine sahip gaz olan karbondioksit ( CO2) oranın çok fazla artmış olmasıdır. Öyle ki bu gazlar çok fazla ısıyı yeryüzünde tutarak küresel sıcaklığın artmasına neden olmaktadır. Bu durum da, küresel dengeyi bozarak kutuplardaki buzulların erimesine, deniz seviyesinin yükselmesine,sel, aşırı kuraklık ve fırtınalara neden olmaktadır.

Kyoto Protokolü; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi amacıyla 1997 Aralık ayında Japonya’nın Kyoto kentinde oluşturulan protokoldür. Protokol de sanayileşmiş ülkelerdeki sera gazı emisyonlarının indirilmesini hedefliyor . Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için taraf olan ülkelerin sera gazı emisyonlarının salınım oranları toplamının %55’in üzerinde olması öngörülmüştü. Geçen yıl Rusya’nın da anlaşmaya taraf olmasıyla bu oran aşılmış oldu. Bugün anlaşmaya 39’u sanayileşmiş ülke olmak üzere 140’dan fazla ülke imza atmış bulunmaktadır. Anlaşma; 2008-2012 dönemleri arasında sera etkisi yapan gazların salınım oranlarını 1990 yılındaki oranlardan %5,2 aşağıya çekmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda anlaşmaya taraf olan ülkelere bir takım sorumluluklar getirmektedir. Öncelikle sanayileşmiş ülkelere belli oranlarda gaz kotalara ayrılmakta ve bu ülkelerin belirlenen kota çerçevesinde sera gazlarını atmosfere salmalarına izin verilmektedir. Yine anlaşma ülkeler arasında kotaların belirli bir para karşılığı el değiştirmesine izin vermektedir. Buna göre kendine ayrılan kota miktarını aşan sanayileşmiş bir ülke, kotasının tamamını kullanmayan az gelişmiş bir ülkenin bu hakkını satın alabilmesi mümkündür. Yine anlaşmaya göre, taraf ülkelerin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik ederek, sanayisini temiz enerji kaynaklarına yönlendirmeleri öngörülmektedir. Ülkeler tehlikeli gazların temizlenmesi doğrultusunda ağaçlandırmaya önem verecek ve uygulayacakları çevre politikalarıyla kirliği kontrol altına alacaklardır. Fakat anlaşma gelişmekte olan ülkeleri bu gazların atmosfere salınımı konusunda herhangi bir sınırlama getirmiyor, sadece bu ülkelerin temiz enerji kullanımı konusunda yeni çalışmalar yapmalarını ve yeni oluşan sanayilerini bu doğrultuda yapılandırmalarını öngörüyor. (1)

Kyoto protokolünün savunucularının başında gelen Avrupa Birliği protokolü 2002 yılında imzalayarak anlaşmaya taraf oldu. Üye ülkeleri her biri farklı oranlarda emisyon gazı indirimini öngörse de Birlik 2008-2012 dönemleri arasında %8 oranında emisyon gazı indirimini kabul etti. Yine AB komisyonu yeni bir program hazırlayarak Birlik genelinde zararlı gazların kullanımının azaltılması için üye ülkelerde temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. (3) Avrupa Birliği’nin bu anlaşmayı desteklemesin de çevre ile ilgili duyarlılığının yanında başka bir takım unsurlar da vardır. Anlaşma da öngörülen kota sınırlamaları göz önünde bulundurulduğunda AB’nin kotaların yeterli olmaması gibi bir sorunu yoktur, tam tersi, elindeki fazla kotaları bu anlaşma doğrultusunda oluşacak piyasa da satarak ekonomik getiri bile elde edebilecektir. Bu durumda küresel alanda rekabet içinde olduğu ülkeler karşısında önemli bir avantaj sağlayacaktır.

Kyoto Anlaşmasına imza atmayan ve buna karşı bir kampanya yürüten ABD ise bu anlaşmanın kendi ekonomik çıkarlarına zarar verdiğini düşünmektedir. ABD, eski başkanı Clinton döneminde anlaşmada öngörülen indirimleri yapmayı kabul etmişti. Fakat ABD yeni başkan Bush ile başlayan dönemde anlaşmaya uymayacağı açıklamıştır.Başkan Bush’un böyle bir karar almasında onu seçim kampanyalarında destekleyen büyük petrol ve enerji şirketlerinin de etkili olduğu vurgulanması gereken ayrı bir gerçektir. ABD’nin anlaşmayı kabul etmemesinin arkasında yatan temel sebep, anlaşmanın uygulanmasıyla uğrayacağı ekonomik kayıplardır. ABD bugün küresel gaz emisyonunun %25 den sorumludur. Anlaşmada öngörülen hedefler doğrultusunda azaltmaya gitmesi için petro-kimya ve enerji üretimi alanında yeniden yapılandırmaya ve kısıtlamalara gitmesi gerekir. Bu da ABD’li şirketlere ek maliyetler getirecek ve uzun vadede bu alanlarda üretimin düşmesine sebep olacaktır. Enerji ve petro-kimya şirketlerinin yaptığı üretim ABD ekonomisinin %40’ın oluşturmaktadır. Bu alanlarda ortaya çıkabilecek maliyet artışı ve üretim azalışı ABD için yüksek işsizlik ve büyüme hızında azalma anlamına gelmektedir. Bugün ABD’nin toplam istihdam oranları içinde bu alanlarda çalışanların sayısı oldukça önemli yer tutmaktadır. Bu doğrultuda yapılacak yeni düzenlemeler ABD’li şirketlerin küresel alanda rekabet gücünü de azaltacak ve pazar kaybına neden olacaktır.(4) Yine ABD’nin itiraz ettiği başka bir konu anlaşmanın kapsadığı ülkeler konusudur. Anlaşma gelişmiş ülkelere bir takım sınırlamalar getirirken, gelişmekte olan ülkelere herhangi bir sınırlama getirmemektedir. ABD bu anlaşma ile küresel alanda yakın gelecekte rakipleri olarak gördüğü Çin ve Hindistan’ın kendisi aleyhinde önemli kazanımlar elde edeceğini düşünmektedir. Çünkü ABD kota sınırlaması nedeniyle, kendisine bir takım ek maliyetlerin otaya çıkacağını ve bu maliyetlerin bu iki ülke karşısında küresel rekabette geri kalmasına sebep olacağını belirtmekte ve anlaşmada kendisi için öngörülen sınırlamaların Çin ve Hindistan içinde uygulanmasını istemektedir. Çin ve Hindistan’ın sanayi alanında son yıllarda göstermiş olduğu gelişmeler dikkate alındığında, bu iki ülkenin atmosfere saldığı gaz oranları her gecen yıl artmaktadır. Yakın gelecekte bu iki ülkenin bu alanda ABD’yi yakalayacakları öngörülmektedir. Bu tür gelişmeler ise ABD’nin bu konuda savunduğu tezlerin doğruluğunu kanıtlamaktadır.

Rusya ise, anlaşmaya destek veren ve verdiği bu destekle anlaşmanın yürürlüğe girmesini sağlayan bir ülke konumundadır. Rusya’nın emisyon gazı oranı ise toplamda % 17’dir. Rusya anlaşmayı kabul ederek 2008-2012 dönemleri arasında %8’lik bir emisyon gazı indirimini kabul etmiştir. Rusya, bu anlaşma sayesinde bir takım kazanımlar elde etmeği amaçlamaktadır. Öncelikle Rusya anlaşmada öngörülen kota değişimi yoluyla kendisinde bulunan fazla kotaları satarak önemli bir ekonomik getiri elde edecektir. Anlaşmanın temiz ve yenilenebilir enerjiği ön plana çıkarması ile, Rusya’nın elindeki büyük doğal gaz rezervlerine olan talep artacaktır.

ABD son dönemde bu anlaşmaya karşı birtakım yeni ittifaklar kurmaya çalışmaktadır. Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkeleri de yanına alarak anlaşmada kendi lehine bir takım yeni düzenlemeler yapılması için mücadele etmektedir. (5) Fakat bu anlaşmaya taraf olan ülkeler göz önüne alındığında bunu başarabilmesi oldukça güçtür. Yinede ABD’nin kendi çıkarlarına aykırı sonuçlara neden olacağına inandığı Kyoto anlaşmasını bu şekli ile kabul etmesi oldukça güçtür. Bu da anlaşma üzerinde süre gelen tartışmaların devam edeceğini göstermektedir.

Sonuç olarak yaşanan gelişmeler de bize gösteriyor ki, dünyanın geleceği üzerinde oldukça önemli bir etkisi olacak böylesine önemli bir konuda dahi ülkeler kendi çıkarlarını insani çıkarların üzerinde tutmaktadırlar. Bilim adamları bu anlaşmayı küresel ısınmanın durdurulması amacıyla atılmış önemli bir adım olarak görmelerine rağmen yetersiz bulmaktadırlar. Anlaşmanın uygulanması ve başarısını şimdiden kestirmek oldukça güçtür ve sonuçlarını zaman gösterecektir. Fakat tek bir gerçek var ki, küresel ısınmanın durdurulması için bugün gerekli adımlar atılmazsa, yarın çok geç kalınacaktır. İnsanoğlu bu olumsuz değişimin yansımalarını görmeye başladı. Bugün yaşanan iklim değişiklikleri, kuraklık, sel ve fırtınalar tamamen küresel ısınmanın sonuçlarıdır. Unutulmaması gereken diğer bir gerçekte insanoğlunun yaşayabileceği başka gezegenin olmadığıdır. Bireylerin ve devletlerin sahip olduğu güç ve zenginlik sadece bu dünyada süre gelen hayat içinde bir önem ve değer ifade eder. İnsanoğlu güç ve zenginlik uğruna bu güç ve zenginliği anlamlı kılan unsuru yani dünyayı gözden çıkarabilecek mi? Bu sorunun cevabını zaman gösterecek.

Dipnotlar

1- http://www.cevreorman.gov.tr/hava_02.htm
2- http://unfccc.int/resource/docs/convkp/kpeng.html KYOTO PROTOCOL TO THE UNITED NATIONS FRAMEWORK CONVENTION ON CLIMATE CHANGE
3- http://europa.eu.int/comm/environment/climat/kyoto.htm
4- http://www.eia.doe.gov/neic/press/press109.html
5- “Gizli anlaşmada Uzlaşma” 27.07.2005,Sabah Gazetesi

* Stajyer, TASAM Küresel Ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1905 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1905

Son Eklenenler