AB Genişleme Sürecinde Balkanlar’ın Yeri: Genel Değerlendirme

Haber

Kurulduğu günden bu yana kendine özgü dönüm noktalarıyla bezeli bir gelişim süreci izleyen Avrupa Birliği (AB), günümüzde yine iki önemli gelişmenin etkisiyle geleceğini şekillendirme çabası içine girmiştir....

Kurulduğu günden bu yana kendine özgü dönüm noktalarıyla bezeli bir gelişim süreci izleyen Avrupa Birliği (AB), günümüzde yine iki önemli gelişmenin etkisiyle geleceğini şekillendirme çabası içine girmiştir.

Sözü edilen bu gelişmelerden ilki AB’nin 2004 yılında başlayıp, 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın, 1 Temmuz 2013 itibarıyla da Hırvatistan’ın üyeliği ile gerçekleşen en katılımlı genişlemesidir. İkinci gelişme ise başta Yunanistan olmak üzere AB ülkelerinde patlak veren ekonomik kriz ve avronun geleceğinin tartışılmaya başlanmasıdır. Her iki gelişme de AB’nin hem kendi iç dinamiklerini, hem de dışarıya karşı geliştirdiği politikaları önemli ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir.

Bu çalışma yukarıda sözü edilen gelişmeler ışığında AB’nin Balkanlar’a yönelik tutumu, politikaları ve Balkanlar’ın AB genişleme sürecindeki yerini incelemeyi amaçlamaktadır.

Yeni üyelerin katılımıyla yaşadığı her genişleme, AB’yi bir taraftan yeni sınırlara kavuştururken bir taraftan da onu amaçlarını, tehdit değerlendirmelerini ve yeni sınırdaş ülkelere yönelik politikalarını gözden geçirmeye ve söz konusu bölgelere yönelik daha tutarlı ve kapsayıcı politikalar geliştirmeye zorlamaktadır.

Balkanlar ise 2003 Selanik Zirvesi’nden bu yana AB’nin doğrudan gündeminde olmakla birlikte, aradan geçen yaklaşık on yıllık süreye rağmen karşılıklı ilişkilerin Selanik Zirvesi’nin söylemine ve ruhuna uygun biçimde gelişerek sonuç verdiğini ileri sürmek mümkün değildir. Bugün gelinen noktada üç Balkan ülkesi (Makedonya, Karadağ ve Sırbistan) AB’ye aday ülke konumundadır, AB bu ülkelerden sadece Karadağ ile katılım müzakerelerine başlamıştır. Balkan ülkelerinden Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Kosova ise potansiyel aday (üyeliğe hazır olduklarında üye olabilme perspektifine sahip) ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

AB Genişleme Süreci: Balkanlar
AB’nin Balkanlar ile ilişkisinin 2003 yılından bu yana genel bir değerlendirilmesi yapıldığında aşağıda yer alacak belli başlı hususların altının çizilmesi yerinde olacaktır.

a- AB’nin Balkanlar ile ilişkisi değerlendirildiğinde öncelikle AB’nin bölgenin ya da bölge ülkelerinin kavramlaştırılması konusunda farklı bir jargon kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. AB yukarıda bahsi geçen ülkelerin yer aldığı coğrafyayı tanımlamak üzere “Balkanlar“ yerine “Batı Balkanlar“ kavramını kullanmaktadır.

b-AB’nin Balkan ülkeleri ile ilişkisi genel yaklaşım ve uygulama araçları açısından önemli ölçüde benzerlikler taşısa da, AB’nin her bir Balkan ülkesi ile söz konusu ülkenin kendine has siyasi, ekonomik, sosyal, tarihsel dinamiklerini göz önüne alarak geliştirdiği farklı ilişkisi mevcuttur. İşte bu birebir ilişkiler yüzündendir ki, üyelik sürecinde her ülke kendi performansına göre değerlendirilmektedir. 2004 yılında yaşanan “grup halinde üyeliğin“ Balkan ülkeleri için tekrar edebilmesi mümkün görünmemektedir.

c-AB ile Balkanlar’ın ilişkisi tarihsel süreç içerisinde hem Balkan ülkelerinin kendi iç dinamikleri, hem de AB’nin “derinleşme-genişleme“ arasında yaşadığı gelgitler yüzünden çoğu zaman yavaş ve sorunlu ilerlemektedir.

· Öncelikle Balkan ülkelerinin çoğunda hala yaşanmakta olan sorunlar (devletleşme süreci ve rejimlerin kırılganlığı, savaş yorgunu halklar, ekonomik ve sosyal problemler-işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, mafyalaşma, örgütlü suçlar, yasadışı göç vs.) Balkan ülkelerinin hem AB ülkelerindeki genel imajını olumsuz yönde etkilemekte, hem de söz konusu ülkelerin AB’nin üyelik kıstası olarak öne sürdüğü koşulları yerine getirmelerine engel teşkil etmektedir. Ancak işte tam da bu problemler yüzünden Balkanlar AB’nin kendi ve bölge istikrarını koruması açısından en önemli ve öncelikli bölge konumundadır.

· Öte yandan AB’nin özellikle Romanya ve Bulgaristan’ın 2007 yılındaki üyeliklerinin ardından edindiği tecrübeyle (olumsuz tecrübe!-hazmetme kapasitesi) üyelik kıstaslarını gittikçe daha sıkı uygular hale gelmesi (“koşulluluk“ prensibinin gittikçe daha sıkılaştırılması) ve aday ülkeye karşı mali yükümlülüklerini de daha fazla söz konusu koşulluluğa bağlaması Balkan ülkelerinin üyelik yolunda ilerlemesini zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan üyelik sürecinin uzamasının AB’ye karşı Balkan ülkelerinde yarattığı güven ve ilgi kaybının da değerlendirilmesi gereken önemli bir husus olduğu unutulmamalıdır.

· Balkan ülkelerinin genel durumu ve AB’ye üyelik kıstaslarını yerine getirmede yaşadıkları zorluklar yanında, AB’nin hali hazırda içinde bulunduğu durum (ekonomik kriz, Lizbon Anlaşması’nın onay ve uygulama süreci vs.) nedeniyle kendi sorunlarına odaklanmak istemesi de genel olarak genişleme sürecini, özelde de Balkan ülkelerinin AB’ye üyelik sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca üye ülke halklarının çoğunun AB’de yaşanan ekonomik krizin nedeni olarak genişleme sürecini görme eğilimleri, bir önceki genişleme dalgasının AB’de ciddi sosyal ve ekonomik baskılar oluşturduğunu düşünmeleri de üzerinde dikkatle durulması gereken hususlar olarak değerlendirilmelidir. Bir başka açıdan bakıldığında ise, ekonomik sorunlarla uğraşan ve kendi içine kapanan bir AB de gittikçe “yumuşak güç-cazibe merkezi olma“ özelliğini kaybetme durumuyla karşı karşıya kalmakta, bu kayıp Balkanlar açısından da açıkça gözlenmektedir.

d - AB-Balkanlar ilişkisi her iki taraf için de kolayca vazgeçilebilecek bir ilişki değildir. Balkanlar AB açısından bölge olarak hem taşıdığı riskler ve sorunlar, hem de fırsatlar bakımından önemlidir. Bölgeden kendi sınırlarına yayılabilecek her türlü sorun AB’nin mevcut koşullarda zaten oldukça kırılgan olan istikrarını etkileyebilecek niteliktedir. Balkanlar açısından da AB önemli bir açılım alanı ve mevcut sorunların çözümünde kullanılabilecek önemli bir dışsal araçtır.

e - AB-Balkanlar ilişkisinin bundan sonraki seyri öncelikle AB ülkelerinin birçoğunda yaşanan ekonomik sıkıntıların çözümü konusunda izlenecek yollar ve bunun AB’nin mevcut genişleme süreci ve hazmetme kapasitesine etkisi çerçevesinde şekillenecektir. Bunun yanında önümüzdeki dönemde AB’nin Balkan ülkeleri arasında bölgesel işbirliğini, siyasi, etnik vs. sorunların çözüm süreçlerini teşvik edip, edememesi, üyelik sürecinde uyguladığı “koşulluluk“ prensibini somutlaştırıp, somutlaştıramayacağı, bölgeye karşı uyguladığı çoğu zaman tutarsız olarak değerlendirilen politikaları daha tutarlı ve net hale getirip getiremeyeceği de oldukça önemli olacaktır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2650 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1041
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2006 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2006

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile TASAM BGC tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlâk Kodu” ana temasıyla 09-10 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek;

Dünyanın en uzun (ülke çapında yaygın olmayan) iç savaşına sahne olan kapalı kutu Myanmar dünyada olduğu gibi ülkemizde de genellikle pek fazla bilinmeyen bir ülke. ;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl yedincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04-05 Kasım 2021 tarihinde DoubleTree by Hilton İstanb...;

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanm...;

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.