Gelişen Çin Ekonomisi Ve Türkiye-Çin Arasındaki Ekonomik İliş

Haber

Dünyadaki üretimin üçte birini gerçekleştiren Çin’de ekonomik liberalleşme 21.yy’ a damgasını vuran en önemli gelişmelerden birisidir. 1970’li yılların sonuna kadar dünya ticaretindeki payı %1’in altında seyrederken bu oran 2004 yılında %6’ya ulaşmıştır....

Tablo 1:2002-2004 Yılları Arasında Çin’in Dış Ticareti

(Milyar Dolar) 2002 2003 2004 Değişim Oranı 04/03
İhracat 325,6 438,5 593,4 +35,4
İthalat 295,2 413,0 561,4 +36,0
Toplam 620,9 851,5 1.154,8 +35,7
Fark 30,5 25,5 32,0 +25,5

Kaynak: DREE, Ambassade de France en Chine – Mission Economique de Pekin

Dünyadaki üretimin üçte birini gerçekleştiren Çin’de ekonomik liberalleşme 21.yy’ a damgasını vuran en önemli gelişmelerden birisidir. 1970’li yılların sonuna kadar dünya ticaretindeki payı %1’in altında seyrederken bu oran 2004 yılında %6’ya ulaşmıştır. Dış ticaret hacmi, GSYİH’sının %60’ını oluşturmuştur. Sadece 2003 yılında 53.8 milyar dolar değerinde direkt yabancı yatırım gerçekleşmiştir. Buna dayanarak Çin ekonomisinin 2015’te ABD ekonomisinin büyüklüğüne erişeceği tahmin edilmektedir.

Reform ve dışa açılma politikası sayesinde ekonomisi her geçen gün daha fazla büyüyen Çin’de halkın refah seviyesinin de gitgide arttığı gözlemlenmiştir. Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nin yaptığı açıklamalara göre ”Çin’de nüfusun beşte biri orta sınıf haline gelmiştir. Ekonomik büyümenin nüfusa yansıması sonucu, şehirlerde kişi başına düşen milli gelir 18 bin ile 36 bin dolar aralığına yükselmiştir. Orta sınıfın gelirinde, 1999’dan bu yana yıllık ortalama %1 oranında artış olmuştur. Bu arada ekonomik gelişme sonucu elde edilen refahtan çoğunlukla, 1.3 milyarlık nüfusa sahip Çin’in, kentte yaşayan 500 milyonluk kısmının yararlandığı da belirtilenler arasındadır.

Reform ve dışa açılım politikasının yanı sıra Çin ekonomisinin bu kadar hızlı büyümesindeki en önemli etken dışarıdan gelen doğrudan yatırımlardır. Doğrudan yabancı yatırımların 2001-2004 yılları arasında 50-60 milyar dolar olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, sadece 2003 yılında Çin’e gelen yabancı yatırımın 53 milyar dolar olduğu da belirtilmektedir. Yatırımlar bu denli yüksek olduğundan, ihracat içindeki yabancı şirketlerin payı da 1990 öncesinde %10’un altındayken, 2004 yılında %60’a yakın bir seviyeye çıkmıştır. Bu rakamları belirttikten sonra akıllara Çin’e neden bu kadar fazla yatırım yapılıyor sorusu gelebilir. Bu soruya cevap olarak kolay arazi tahsisi, sorunsuz altyapı, enerji ve işçi ücretlerinin düşüklüğü gibi sebepler verilebilir. Benzer sanayi sektörlerini aynı yerde toplayan teknoloji bölgelerinin kurulması, yatırımcıların ve üreticilerin işini kolaylaştırmaktadır.

Pekin Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri Coşkun Güzelhan bu başarıyı şu gerekçeyle açıklamaktadır: ”Yatırımcılar burada ürünlerini çok düşük fiyata satma imkanı elde ediyor. Enerji ve işçi ücretlerinin düşüklüğü de eklendiğinde ihracata dayalı bir ekonomi, bol bol yabancı sermaye ithal ediyor.”

Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi Song Aıguo “Çin’e gelen yabancı sermaye ve ekonomik liberalizm değerlerimize aykırı değil, değerlerimizi tamamlıyor. Mao yaşasaydı bu sonuçtan çok memnun olacaktı” diyor . Ayrıca ticaretteki felsefesini ” Dünyanın neresinde iyi bir model varsa onu öğrenmeliyiz , ondan yararlanmalıyız.” Şeklinde ifade etmektedir.

Gerçekte, Çin’de izlenen politikanın resmi adı ”sosyalist piyasa ekonomisi”dir. Diğer bir ifadeyle sosyalizmden vazgeçmeden piyasa ekonomisinin uygulanmasıdır.

Song Aıguo, kapitalizm ve sosyalizm çatışıyor mu? Sosyal denge nasıl sağlanacak? Gibi sorulara “Kapitalizm ve sosyalizm medeniyetlerin birer sonucudur. Her iki sistemin de olumlu taraflarından faydalanmalıyız. Yabancı sermaye Çin’e teknoloji getiriyor” şeklinde cevap vermektedir. Song Aıguo, sosyalist ve kapitalist ülkelerin bir arada yaşamalarını arzu ettiklerini belirtirken farklı sistemlerin birbirleriyle yarışmalarını ve birbirlerinin üstün taraflarını öğrenmeleri gerektiğini, geçmişlerini unutmadıklarını, geleneksel değerlerini koruduklarını, Konfüçyüs ve diğer düşünce akımlarını koruyarak sosyalizmi geliştirdiklerini, yabancı sermayeyi ve ekonomik liberalizmi sahip oldukları değerlere zıt kavramlar olarak görmeyerek, bunların birbirlerini tamamladığını düşündüklerini de sözlerine ilave ediyor.

Song Aıguo, tek kutuplu dünyanın pek güvenli olmayacağını, çok taraflı bir yapıya ihtiyaç olduğunu söylerken yayılmacı olmadıklarını ve süper güç olmayı istemediklerini de ifade ediyor.

Çin’de bu denli hızlı gelişen bir ekonominin varlığına rağmen gelir dağılımındaki eşitsizlikler çözülememiştir. Ülkede 30- 40 dolarla hayatını sürdürmek zorunda olan vatandaşların yanı sıra yıllık geliri 10 bin doları bulan vatandaşlar da vardır. Gelir düzeyi kırsal alanlarda üç kat artarken, şehirlerde 5 kat artmıştır. Kırsal alanlarda istihdam ve sosyal güvenlik sisteminde de önemli eksiklikler vardır. Asgari ücret bölgelere göre farklılık göstermekle beraber Çin ekonomisinde ülkenin doğusu ve batısı arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır. Örnek vermemiz gerekirse; Şanghay’da 2000 yılında kişi başına düşen milli gelir 4 bin 182 dolar iken, Guizhou’da 322 dolar olarak tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra 2001 yılında, kentsel bölgede yaşayan bireylerin gelirleri %8.5 oranında artarken, kırsal bölgelerde bu rakam %4.2 olarak kalmıştır. Sabit yatırımlardaki aşırı büyüme ve bazı sektörlerdeki bilinçsiz yatırımlar gelir grupları arasındaki uçurumu gitgide arttırmaktadır.
Çok geniş bir coğrafya üzerinde bulunan Çin’de başta iklim olmak üzere bölgeler arasındaki fiziki farklılıklar, tüketici tercihlerinin farklılaşmasını beraberinde getirmiştir.

Çin’in son yıllarda %7-9 civarında büyümesi, yöneticileri kuşkuya sevk etmiş, normalde sevindirici olan bu gelişmeden dolayı yönetim önlemler almaya başlamıştır. 2003’de Çin’deki enflasyon oranı %3’lerde kalmış ama enflasyonist baskıda artış görülmüştür. Çin Merkez Bankası, kredi açan ticari bankaların mali rezerv yükümlülüklerini arttırarak, bu bankaların kredi açma olanaklarını da daraltmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti’nde piyasa ekonomisi reformları gerçekleştirilmeye çalışılırken aşırı devletçi ve yasakçı komünist sürecin etkilerinin de tam anlamıyla ortadan kaldırılamadığı gözlenmektedir.

Çin şu sıralar büyüme oranlarıyla gurur duymayı bir tarafa bırakıp bir takım gerçekleriyle yüzleşmeye başlamıştır. Ülkenin ulaşım ve enerji sektörlerindeki yetersizlikleri ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderilmeye çalışılmaktadır. Ekonomik reform sürecini siyasi anlamda da tamamlayıp emin adımlarla yoluna devam etmek istemektedir.

Çin’in dış ticaretindeki artış Türkiye ile olan ekonomik ilişkilerine de yansımıştır.Son yıllarda Çin ile Türkiye arasındaki dış ticaret hacmi artmakla birlikte bu artış Türkiye aleyhine olmaktadır.

Tablo 9: Türkiye-Çin Dış Ticaret Verileri (Milyon Dolar)

Yıllar

İhracat

Genel İhracatımız İçindeki Pay (%)

İthalat

Genel İthalatımız İçindeki Pay (%)

Denge

1996

65.115

0,28

556.492

1,27

-491.377

1997

44.375

0,16

787.457

1,62

-743.082

1998

38.043

0,14

846.191

1,84

-808.148

1999

36.649

0,13

894.846

2,19

-858.197

2000

96.010

0,35

1.344.731

2,48

-1.248.721

2001

199.373

0,64

925.620

2,24

-726.247

2001/5

87.508

0,68

437.888

2,52

-350.380

2002

238.7

0.66

1,364.3

2.65

-1.125.600

2003

492.4

1.05

2,596.1

3.78

-2.103.700

Kaynak: DTM, DİE

Gittikçe büyüyen Çin ekonomisinin Türkiye üzerindeki etkilerine bakacak olursak; örneğin 2002’de ABD bornoz pazarındaki payımızın %33 iken şimdi %18’e indiği belirtiliyor. Buna karşılık olarak daha önce%3.5 olan Çin payının %25’e çıktığı ifade ediliyor. Özellikle havlu,bornoz ve örme kumaşta Çin en büyük rakibimiz oldu.TOBB tarafından Prof. Üstün Güven’e hazırlatılan raporda, Türkiye’nin ihracata dayalı bir büyüme modeli benimsediğini hatırlatarak, ”İhracatta yaşanacak bir daralmanın Türk ekonomisine çok büyük zarar vereceğini” hatırlatmıştır. Bunlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Dünya tekstil ve konfeksiyon ticaretinin en az %50’sine sahip olabilecek olan Çin’in Türkiye ekonomisine zarar verdiğini söyleyebiliriz. Ayrıca Dünya Ticaret Örgütü’nün aldığı bir karara göre, tüm dünyada tekstil ticaretinde 1 Ocak 2005’den itibaren uygulanan kotalar kalkmıştır ve tüm pazarlarda tam entegrasyon sağlanmıştır. Bu durumda Çin ile mücadele Türkiye için zor gibi gözükmektedir.

Türkiye’nin bu durumda nasıl bir yok izlemesi gerektiği sorusuna, Çin uzmanı Amerikalı Dr Lary şöyle bir cevap veriyor. ”Çin’in avantajı emeğin yoğun olduğu mallarda. Sermaye yoğun mallarda hala ithalatçı. Katma değerli mallara yönelmek, markalaşmak bir avantaj olacaktır”. Ayrıca Lary, Türkiye’nin rekabette tam bir orta nokta olacağı görüşündedir.

Aıguo da Türkiye ve Çin arasındaki ticari ilişkileri değerlendirirken şunları belirtiyor. ”Çin tekstilde dünya tekeli haline geliyor, Türkiye ile dış ticarette avantajlı taraf Türkiye’dir. Türkiye ile ticarete önem veriyoruz. Geçen yıl 550 milyon dolarlık ithalat yaptık. Bunlar olumlu gelişmeler” derken otomotiv sektöründe Çin’de bir kota sistemi olduğunu söyleyerek, bu kotanın beşte birini Türkiye’ye tanıdıklarını sözlerine eklemektedir. Aıguo, Türk işadamlarına Çin’i keşfedip, Çin pazarına girmelerini tavsiye etmektedir.

Türkiye ve Çin arasındaki önemli sorunlardan bir tanesi de iki ülke arasındaki coğrafi anlamdaki uzaklıktır. Oldukça karmaşık olan Çin ekonomisini uzak bir coğrafyadan izlemek Türkiye açısından zordur. Oysa ki, Çin pazarının sahip olduğu altyapının, müşteri niteliklerinin, ticaret kurallarının yakından takip edilmesi ve öğrenilmesi Türkiye açısından büyük önem arz etmektedir. Çin pazarına girmek isteyen iş adamları için bu durum oldukça gereklidir. Ayrıca Çin pazarına girmek isteyen yabancıların Çinli ortaklar ile işbirliği içerisinde olması da dikkat edilmesi gereken başka bir konudur. Bunlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz; Çin pazarında temsilcilik açmak ve güvenilir Çinli ortaklar bulmak Türk işadamlarının Çin ile olan ticaret konularındaki önemli sorunlarını oluşturmaktadır. Türk girişimciler aracılığıyla, ilgili bölgelerle temas halinde olmak bu sorun karşısında tercih edilen bir yöntem olmuştur. Büyük firmaların kendi kurdukları ofislerle çalışmalarını yürütebileceği de öne sürülen bir başka fikirdir.

* Stajyer, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu esrakadaifci@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2526 ) Etkinlik ( 171 )
Alanlar
Afrika 64 602
Asya 75 976
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1317 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 172
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1881 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1881

Son Eklenenler