Irak’tan Sonraki Senaryo Olasılığı

Haber

Irak’ta hala ABD askeri gücünün bulunmasının yanlış olmadığını, aksine bu gücün Iraklılara bağımsızlık ve demokrasi için yardım ettiğini belirten Bush, bu ülkeden çıkmak için kesin bir tarih söylemedi. Bu da aynı, AB’nin Türkiye için müzakerelerin ucunu açık bırakması gibi bir durum olarak görünüyor. Ama dünya kamuoyunun tepkisini çekmemek ve halkın desteğini arttırmak için bu, üstü kapalı olarak geçiştirildi....

Ortadoğu Üzerine

Irak’ta hala ABD askeri gücünün bulunmasının yanlış olmadığını, aksine bu gücün Iraklılara bağımsızlık ve demokrasi için yardım ettiğini belirten Bush, bu ülkeden çıkmak için kesin bir tarih söylemedi. Bu da aynı, AB’nin Türkiye için müzakerelerin ucunu açık bırakması gibi bir durum olarak görünüyor. Ama dünya kamuoyunun tepkisini çekmemek ve halkın desteğini arttırmak için bu, üstü kapalı olarak geçiştirildi.

Bush, Irak’taki ABD stratejisini açıklarken de önemli tespitlerde bulundu. Bush’a göre, bu ülkeden şu anda çıkmak, Irak halkını yalnız bırakmak demekti. Yalnız bırakılan ve diktatörlükten yeni çıkmış bir halk tekrar eski haline kolayca geri dönebilirdi. Ayrıca, Irak halkının inisiyatifi ele alması için uğraşıldığını belirten Bush, ABD güçlerinin yavaş yavaş geri çekildiğini ve meydana gelen boşlukları, Iraklı güçlerin doldurmaya başladığını belirtti. Bu da NATO’nun Irak’ta askeri güçleri eğitmesiyle paralel bir olgu olarak görünüyor. Bu güçlerin eğitilmesinde katkıda bulunan ülkeleri teker teker sayan Bush, Türkiye’yi de es geçmedi.

Irak’a daha fazla asker gönderileceği söylentilerine de bir yanıt veren Bush, bunun söz konusu olmadığını belirtti. Çünkü daha fazla asker göndermek demek, orada yerleşme amacını gütmek demekti. Bu da hem kendi halkının hem de dünya kamuoyunun tepkisini çekmek anlamında olacaktı. Çünkü hala Irak’ta ABD güçlerine karşı büyük bir direniş var ve hala orada ABD askerleriyle birlikte birçok ülkenin vatandaşı da ölüyor.

Yapılan konuşmanın en ilgi çekici ve en önemli noktası, Bush’un Irak’taki savaşı bu alanda yapılan ki bu alan terörizmle savaş mı yoksa Ortadoğu mu oluyor açık değil, son savaş olarak nitelemesi. Bundan çıkan sonuç ise, nükleer silah üretmekle ve terörist gruplara, Iraklı direnişçilere yardım etmekle sürekli suçlanan ve bu yüzden ABD’nin tepkisini ve tehditlerini çeken İran’a herhangi bir müdahalenin yapılmayacak olmasının üstü kapalı olarak belirtilmesidir. 11 Eylül saldırılarından sonra Bush’un açıkladığı “milli güvenlik stratejisi”ne uygun olarak önce Afganistan’a ve sonra da bin bir bahanelerle Irak’a girilmesinin ardından herkes merakla yeni bir askeri müdahale olur mu diye bekliyordu. İçte ve dışta güvenliğin sağlanması ve güvence altına alınmasının ilk öncelik olduğu ABD stratejisinde, özgürlüğün sağlanması için bu iki ülkeye terörizmle savaş ve demokrasinin ihracı gibi sözde nedenlerle giren ABD, artık başka bir askeri müdahalede bulunmayacağını söylüyor. Ama bu demek değildir ki herhangi bir müdahalede bulunmayacak. Çünkü kadife devrimlerde görüldüğü gibi bir müdahale de söz konusu olabilir ki İran için böyle bir müdahale çok zor görünüyor.

Ya Çekilirse…

ABD Başkanı Bush ve arkasından İngiltere Başbakanı Blair, ABD güçlerinin ve diğer destekçi ülkelerin güçlerinin Irak’tan çekilmesinin söz konusu olmadığını ısrarla belirtiyorlar. Çünkü onlara göre, teröristler ve radikal İslamcılar, diktatörlük ve tiranlık yandaşları halen daha bölgede aktif rol oynamakta ve herhangi bir geri çekilmede bölgedeki boşluğu doldurmayı beklemektedirler. Bunun için, henüz ABD’nin ve diğerlerinin Irak’tan çıkması söz konusu değil. Zaten Büyük Ortadoğu Projesi veya diğer bir adıyla Genişletilmiş Ortadoğu Projesi de bunu hedefliyor; yani, askeri müdahalelerin yerini daha yumuşak müdahalelerin almasını. Ortadoğu’da, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, halkı eğitmeye ve sivil toplumu etkin hale getirmeye yönelik faaliyetlere yönelmeyi düşünüyorlar. Ama hiçbir şekilde bölgeden çıkıştan bahsedilmiyor.

Irak halkı ise ikiye bölünmüş durumda. Bazıları, ABD’nin bölgeden kendi çıkarları için çıkmak istemediğini, bazıları ise eğer ABD bölgeden çıkarsa istikrarsızlığın geri geleceğini hatta artacağını düşünüyorlar. Dünya kamuoyunda da bu türden bir ikilik var. Aslında, ABD’nin Balkanlarda herhangi bir şey yapmak için isteksiz olduğunu ve buna karşılık Ortadoğu’ya girmek için sürekli bahaneler kovaladığını görmek ister istemez ABD için olumsuz düşüncelere yönlendiriyor.

ABD, “enerji kaynaklarına ve ulaşım yollarına hakim olan dünyaya hakim olur” düşüncesindeki politikası sonucu Ortadoğu’da az çok bazı ülkeler hariç hakimiyeti sağlamış durumda. Böylece, Batı’ya enerji aktarımını güvenlik altına alıp aynı zamanda dünya petrol fiyatlarını da yönlendirme gücünü elinde tutabilecek seviyeye geldi. Bununla birlikte, Ortadoğu’da halen daha anti amerikancılık çok yaygın. Öncelikle halkı bilinçlendirme ve Batı değerlerine göre eğitmenin önemini anlamış olmalı ki BOP’ta ABD, önce halka yönelerek yenilikleri tepeden inme olarak değil altyapı destekli yapmayı amaçlıyor.

Bush’un Konuşmasıyla Paralel Olarak...

Ortadoğu müdahaleleri, öncelikle enerji nedenli olsa da, İsrail ve İsrail’in güvenliği de bu müdahalelerde önemli rol oynuyor. Bununla beraber, son zamanlarda artan İsrail-Çin yakınlaşması ve askeri işbirliği ABD’yi çok endişelendiriyor. Çin’in çok önce İsrail’den aldığı insansız uçabilen uçaklar eski moda olsa da İsrail, bu uçakları yeni teknolojiyle donatıyor ve Çin’e geri veriyor. Ve bu teknoloji de ABD teknolojisi. İşte sorun da tam bu noktada ortaya çıkıyor. ABD, Çin gibi bir ülkenin özellikle de Ortadoğu’yu etkileyebilen ve büyük güç olma yolunda baya yol kat etmiş böyle bir ülkenin amerikan teknolojisini yine ABD üzerine kullanmasından büyük endişe duyuyor ve İsrail’i de bu nedenle kendisine yaptığı yardımı kesmekle tehdit ediyor. Bu durumda, İsrail geri adım atmış olsa da aralarında bir anlaşma yapmak için İsrail Savunma Bakanı’nın ABD’ye gitmesi iki ülke arasındaki gerginliğin yatışmasının tek yolu gibi görünüyor. ABD’nin Çin’e karşı olan endişelerinin bir diğer nedeni de Tayland’ı korumak amaçlı. Çin’in Tayland için bu insansız uçan ve stratejik noktaları vurabilen uçakları kullanabileceğini düşünüyor ki Tayland, ABD koruması altında.

Bush’un konuşmasını yaptığı günün ertesi günü yapılan başka bir açıklama da dikkat çekiciydi. Güney Kore’de bulunan ABD askerlerinin komutanı da bir açıklama yaparak Kuzey Kore’de bulunduğu varsayılan “üç-beş tane” nükleer silahın ABD’yi durduramayacağını ve isterlerse Kuzey Kore’ye çok kolay askeri müdahalede bulunabileceklerini belirtti. Bush’un terörizme karşı savaş, güvenlik ve özgürlük dolu açıklamasından sonra ABD’li komutanın böyle bir demeç vermesi de çok ilginç bir gelişme. Kuzey Kore, ABD tarafından serseri devlet ilan edilmesinin nedeni olan, kendisinin de ilan ettiği, nükleer silahlarıyla zaten korkulan ülkeler arasında yer alıyor. Kendisi terörist devlet olan Kuzey Kore, ABD’yi de kendi komşularını ve özellikle de Güney Kore’yi de zaten sürekli diken üstünde tutuyor. Bu durumda, terörizmle savaş alanında savaşın bitmeyeceği ama Ortadoğu’daki savaşın “şimdilik” Asya taraflarına kayacağı söylenebilir. Bu da nükleer silahların kullanılmasına neden olması açısından dehşet verici bir gelişmedir. Her ne kadar Kuzey Kore’nin nükleer silah bakımından caydırıcılığı varsa da ABD’nin ondan daha fazla caydırıcılığı ve gücü olduğu kesin. Bu durumda yeni bir nükleer savaş tehdidinden bahsetmek felaket haberciliği olmasa gerek.

Son olarak yine Bush’un konuşmasından iki-üç gün sonra ABD’nin başka bir Asya ülkesi olan Hindistan ile askeri ittifak yaptığı haberi geldi. ABD, nükleer santral için Hindistan’a yardım edeceğini belirten bir stratejik işbirliği anlaşması imzaladı. Bu durumda Asya’da bir müttefik daha kazanan ABD, hem İsrail’le arasındaki ittifaka bir alternatif daha bulmuş oldu, hem de Çin’e karşı ve yine bir İslam devleti olan ve zaman zaman terörizme destekle suçlanan bir başka ülke olan Pakistan’a karşı o bölgede yeni bir destek kazandı. Bu durumda, ABD’nin Asya taraflarına kayması daha muhtemel bir senaryo olarak görünüyor. İran ve Suriye ise şimdilik sadece gözlem altında tutuluyor ve sadece tehdit ve sözle korkutmayla yetiniliyor.

Sonuç

ABD Başkanı Bush’un Irak’ın bağımsızlığının yıldönümünde yaptığı konuşmanın sonrasında gelişen olaylar ve öncesinde yapılan bazı şeyler, konuşmada geçen birçok şeyi doğrular nitelikte. Evet, Ortadoğu’daki müdahaleler Irak’la bitiyor; ama bunun yerine yine bir tehdit olarak görülen Kuzey Kore ve Çin, belki gerçek ve belki de sözde bazı tehdit ve ittifaklarla korkutulmaya çalışılıyor. İttifaklar yine nükleer enerji üzerine yapılıyor; yine bir nükleer tehdide karşı yapılıyor.

Nükleer enerji çok tehlikeli ama bir o kadar da iyi amaçlar için kullanıldığında çok yararlı bir enerji kaynağı. Nükleer silahları elinde bulundurmaya izni olan devletler belli. Ama onların yanında, bu gücü elinde tutmak isteyen ve büyük devletlerin özellikle de ABD’nin serseri devlet, terörist devlet olarak nitelediği devletler de mevcut; örneğin İran, Kuzey Kore. Irak’a yapılan müdahalenin bahanesi olarak da kitle imha silahlarını ve dolayısıyla nükleer silah yapımını ABD tarafından öne sürüldü. Her ne kadar Bush, “o alanda bir başka müdahale olmayacak” dese de ABD’nin Asya kıtasından kolay kolay çıkmaya niyeti olmadığı herkes tarafından biliniyor. Ortadoğu’da canı yanan ABD, hedefini daha ileriye götürmüş ve Çin’in etrafını sarmaya ya da Çin’e yardım sağlayan ülkelere gözdağı vermeye yönelmiş olabilir. Ama Çin’e karşı bir müdahalede bulunamayacağından dolayı Soğuk Savaş yıllarında S.S.C.B.’ye yapılan çevreleme politikası bu sefer Rusya’ya karşı uygulanıyor olabilir. Çünkü ABD yönetimindeki bazı önemli bürokratlar, Çin’i şu anda ABD’nin en önemli rakibi olarak görüyor.

Bununla birlikte, Kuzey Kore’yi de bir tehlike olmaktan çıkararak Çin’le olan mücadelesinde karşısında başka bir güç görmek istemiyor olabilir. Çünkü Çin ile Kuzey Kore’nin siyasi ideolojilerinden gelen bir yakınlığı mevcut. Çin’in her ne kadar ABD kadar olmasa da güçlü bir rakip olduğu göz önünde bulundurulursa; Çin’in artan enerji ihtiyacıyla birlikte yeni enerji kapıları araması ve ABD’nin de aynı dertten muzdarip olması iki ülkenin karşı karşıya gelmesine sebep olabilir. Bu en kötü senaryo olarak elimizin altında duruyor.

Bush’un Irak’a “bağımsızlığının verilmesinin” yıldönümünde yaptığı konuşma birçok yönden ele alınabilir. ABD, dünya kamuoyunun kendisine karşı olan tepkisinin arttığının farkına varmış ve de yine bu kamuoyunun, ABD hakkında Ortadoğu’ya yerleşip yeni bir sömürgeleştirme kavramı ortaya çıkarmaya çalıştığını düşündüğünü görmüş. Bu durumda yapılan konuşmada bunun vurgulanması ve daha fazla asker göndermenin söz konusu olmadığının belirtilmesi gereği hissedilmiş. Ayrıca desteğin azalmaya başlamasıyla beraber, yardım yapan ülkelerin, özellikle de Irak askerini eğiten ülkelerin isimlerinin sayılması da tekrar destek kazanmak için yapılan bir jest.

Tüm bunların sonucu olarak, Ortadoğu, ABD’nin demokratikleştirme söylemiyle yerleştiği bir yer olarak kalmaya devam edecek ve ABD, kendi güvenliği için yeni açılımlar yapacak. Muhtemel senaryo bu da olsa küreselleşen dünyada neyin ne zaman ve nasıl olacağı hiç belli olmaz.

* Stajyer, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu. ndinc@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2525 ) Etkinlik ( 171 )
Alanlar
Afrika 64 602
Asya 75 975
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1317 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 172
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1880 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1880

Son Eklenenler