AB’de Yeni Dönem: İngiltere

Makale

Dönem Başkanlığı görevi ülkeler için hiçbir zaman kolay olmamıştır. Her ne kadar Konsey, Parlamento ve Komisyon’un egemen olduğu karar alma mekanizmalarında Başkan’ın görev ve yetkileri az görünse de, bunları azımsamak büyük bir yanlış olur. ...

Dönem Başkanlığı görevi ülkeler için hiçbir zaman kolay olmamıştır. Her ne kadar Konsey, Parlamento ve Komisyon’un egemen olduğu karar alma mekanizmalarında Başkan’ın görev ve yetkileri az görünse de, bunları azımsamak büyük bir yanlış olur. Başkanlık, görevi alan ülkeye Konsey’in yönetimi, gündem belirlenmesi, çeşitli aracılık görevleri, temsil ve zirve organizasyonları gibi birçok sorumluluğu yükler. Bu görevler ülkeleri çeşitli sorunlarla da karşı karşıya bırakır.

Bu sorunların en büyüğü tarafsızlıktır. Ülkeler iki açıdan tarafsız olmanın zorluğunu yaşarlar. Birincisi, politik bir görev olan başkanlığı yürütürken, tarafsız davranmanın güçlüğüdür. Ayrıca, görevin Avrupa düzeyinde bir birlik görevi olması ve aynı zamanda bu görevi üstlenen insanların ülkelerinin yöneticileri olması dolayısıyla ulusal çıkarlar ile birlik çıkarları arasında tarafsızlığın sağlanması da başka bir sorundur.

İngiltere ve Dönem Başkanlığı

Anayasa retleri ve bütçe tartışmaları sonrasında çalkalanan AB’de İngiltere’nin dönem başkanlığı sakin başladı. Başkanlık görevini alan her ülkenin yaptığı gibi İngiltere, görev süresi boyunca planladığı (1 Ocak 2006’da Avusturya’ya görevi devretmenden önce) gerçekleştirmeyi "öncelikli hedefler"ini açıkladı. Buna göre dört öncelikli hedef şunlardır:

1 – Avrupa’nın Dünyadaki Rolü
2 – Ekonomik Reform ve Sosyal Adalet
3 – Güvenlik ve İstikrar
4 – Gelecekteki Finansman

Hedeflerden önce İngiltere hakkında bir önceki başkanlık dönemindeki uygulamaların neden olduğu soru işaretlerine eğilmemiz daha uygun olacaktır. İngiltere’nin 1998 yılındaki (Ocak – Haziran) başkanlığı sırasında görevi tam olarak kavrayamadığını gösteren iki önemli olay vardır. Belirtilen dönemde de başbakanın Tony Blair olması, bu olayların tekrarlanabilme olasılığını ortaya çıkarmıştır. Sorun kısaca dönem başkanlığı sırasında yetkilerin olduğundan fazla görülmesi sorunudur. Bunu gösteren ilk olay bir yetkilinin İngiltere’nin görevleri arasında “Avrupa’da işleri doğru yola koyma“(1) saymasıdır. İkinci olay ise aynı dönemde İngiltere’nin saygın gazetelerinden birinde Blair’in 20 Komiser’e başkanlık yaptığının yazılması ve başkanlık organizasyonunun Komisyon ile birlikte anılmasıdır.(2) İngiltere’nin aynı yanlışlara bir daha düşmesi, şu anki tartışmalar yüzünden, hoşgörüyle karşılanmayabilir.

İngiltere’nin öncelikli politikalarına teker teker baktığımızda, önümüzdeki altı ayı ana hatlarıyla anlayabiliyoruz. Politikaların düzenlenmesinde Lüksemburg’un da katkısı olduğu için ilk göze çarpan “Gelecekteki Finansman“dır. 16 – 17 Haziran zirvesinde ‘Blair – Chirac’ çekişmesi nedeniyle çözüme ulaşamayan 2007 – 2013 bütçesi bu dönemde de masaya yatırılacaktır. ulusal çıkarlar – Birlik çıkarları ikilemini İngiltere’ye en güçlü bir biçimde yaşatacak bu tartışmanın dönem içerisinde çözümlenmesi zor gözüküyor. Sosyal ve ekonomik politikalar için sonbaharda bir zirve düzenlenmesi düşünülse de, İngiltere’nin elinde bu yetki varken kendi avantajlarından vazgeçmesi uzak bir olasılıktır. Aynı zamanda bu yetkinin tartışmaları kendi çıkarları doğrultusunda sonlandırmaya yeterli olmaması ve böyle bir durumda oluşabilecek tepkinin boyutu, bütçe tartışmalarını çözmenin Avusturya’ya kalacağını işaret ediyor.

Barış ve istikrar konusunun genişleme alt başlığı Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. 3 Ekim tarihinin altını çizen politikalar Romanya ve Bulgaristan’ın Ocak 2007’de üye olacağını ve koşullar sağlandığında Hırvatistan’la da müzakere sürecine başlanacağını göstermektedir. Her ne kadar liderler zaman zaman farklı şeyler söyleseler de, İngiltere Birlik’in genişlemesini desteklemeye devam edeceğini açıkça belirtiyor. Aynı konunun anti – terörizm adlı alt başlığında “Terörizm ile mücadele için Birlik üyelerinin birbirleriyle ve birlik dışı ülkelerle birlikte çalışmaları kendi çıkarlarınadır.“ cümlesinin İngiltere tarafından nasıl yorumlanacağı da merak konusudur.

Ekonomik Reform ve Sosyal Adalet başlığı altında oluşturulan politikalar genellikle uzun dönemli olduğu için burada İngiltere’nin etkisini diğer politikalarda olduğu gibi kesin olarak göremiyoruz. Daha etkili bir pazar oluşturmak ve Birlik içerisindeki yasal düzenleme yoğunluğunu azaltmak amacıyla yola çıkan “İyileştirilmiş Yasal Düzenlemeler“ politikası İrlanda’nın dönem başkanlığında (Ocak-Haziran 2004) başlamıştı. Bu dönemde de sürdürülecek çalışmaların Finlandiya’nın başkanlığında (Temmuz-Aralık 2006) bitmesi planlanmaktadır. Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma alt başlığının ayrı bir önemi vardır. Konu üzerindeki AB politikasının yeniden gözden geçirilecek ve yeni politikanın belirlenecek olması İngiltere’nin etkisini arttırmaktadır. AB – ABD ilişkileri de bu başlık altında belirtilmiştir. Ticari ilişkilerin ve yatırımların arttırılması gerekliliğinin altını çizen maddenin İngiltere tarafından hazırlanmış olması, ilişkilerin yalnızca ekonomik boyutta ilerlemeyeceğini de gösteriyor.

Artan küreselleşme ve birlik içi siyasal bütünleşme sonrasında dünyada kendine bir rol seçen Birlik, bu dönemde söz konusu rolün hakkını vermeye çalışacaktır. Aralık ayında Dünya Ticaret Örgütü’nün Bakanlar toplantısına AB’yi temsilen gidecek olan İngiltere, AB’nin dünyanın ekonomik büyümesine yaptığı katkıyı anlatacaktır. BM Milenyum Kalkınma Hedefleri doğrultusunda Birlik, Afrika’ya olan yardımlarını arttırmayı planlamaktadır. Ukrayna ve Rusya ile iyi ilişkilerin devam edeceğinin vurgulandığı Avrupa’nın Dünyadaki Rolü başlığı altında İngiliz politikasının etkisi altında kalması olası bir başka konu ise Orta Doğu barış sürecidir. İngiltere ABD ile bu konudaki ilişkilerin geliştirilmesinin gerekliliğine inanarak, AB’nin hem Orta Doğu’da daha fazla rol almasını hem de Irak’ın yeniden inşası konusunda ABD ile beraber çalışılmasını öncelikli hedefleri arasında sıralamıştır.

Değerlendirme ve Sonuç

Tatilleri çıkardığımız zaman başkanlık dönemi olarak elinde yalnızca 4,5 ay kalan İngiltere eğer katılacağı Ekim ayındaki AB – Rusya ve Ukrayna zirvesi, Kasım ayındaki BM toplantısı ve Aralık’taki DTÖ Bakanlar toplantısından vakit bulabilirse açıkladığı öncelikli hedefler doğrultusunda çalışmalar yapacaktır.

Fransa ile ekonomik perspektifler yüzünden sorun yaşayan İngiltere’nin dönem başkanlığı Chirac’ın gölgesinde geçebilir. Blair, Londra Belediyesi’nde yaptığı bir konuşmada AB’nin ekonomik düşüncesini üretkensizlik olarak tanımlamış ve tarım sübvansiyonlarının sona erdirilmesini talep etmiştir.(3) Fransa’nın reddettiği bu teklifi her fırsata dile getirmekten çekinmeyen İngiltere’nin Fransa’yı dönem başkanlığı sırasında karşısına alması iyi bir politik yaklaşım olmaz.

İngiltere, Birlik’in bir diğer itici gücü olan Almanya ile de sorunlar yaşayabilir. Schröder’in istediği ‘güvensizlik’ oyunu aldıktan sonra koltuğunu büyük olasılıkla Hıristiyan Demokrat Angela Merkel’e devredecek olması, Almanya – İngiltere arasında genişlemeye, özellikle de Türkiye’nin üyeliğine dayalı sorunlar yaratabilir.

Anayasaya gelen hayırların onaylama dönemini bazı ülkelerde erteletmesi, siyasal bütünleşmenin yerini ekonomik bütünleşmenin alması gerektiğini savunan Blair’in işlerini biraz daha kolaylaştırmıştır. Siyasi bütünleşmeye anılan dönemde devam edilmemesi kararının önceden verilmiş olması Blair’ı olası tepkilerden koruyacaktır. Küresel rekabeti Avrupa’nın karşı karşıya olduğu yeni zorluk olarak adlandıran Blair, dönem başkanlığı süresince ekonomik bütünleşmeye önem verecektir. Bu durum, 2006 yılında başa geçecek olan Avusturya ve Finlandiya’nın işini çok zorlaştıracaktır. Çünkü başına geçecekleri Birlik hem bütçe krizini aşamamış hem de siyasi bütünleşmeye ara vermiş bir Birlik olacaktır.

İngiltere’nin Atlantik ötesi ilişkilerde de diğer ülkelerden farklı bir politika izlemesini beklemek çok yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla bu dönem Atlantik’in iki yakasını birbirine yaklaştıracaktır. Özellikle anti-terörizm, savunma ve Orta Doğu barış süreci gibi konularda ABD ile aynı çizgide bulunmak, ABD politikalarına yakın politikalar izlemek üye ülkelerin, özellikle Fransa ve Almanya’nın, tepkilerine neden olabilir.

Aynı zamanda G8 Başkanlığı’nı da yürütmeye çalışan İngiltere’nin önünde kısa bir zaman, uzun bir yapılacaklar listesi ve birçok sorun var. Blair ve ekibinin izleyecekleri politika Birlik’in gelecekteki yapısı ve devamlılığı açısından önemli olacaktır.

* Stajyer, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu. esevin@tasam.org

Dipnotlar

  1. The Presidency as Juggler, Adriaan Schout, orijinali Financial Times 5 Ocak 1998
  2. The Presidency as Juggler, Adriaan Schout, orijinali The Guardian 9 Ocak 1998
  3. www.ozgurpolitika.org/2005/06/24/hab56.html
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Dünya zorlu zamanlardan geçiyor. İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci’nin deyimiyle “hegemonsuz bir devir” (interregnum) kaotik bir uluslararası sistem yaratmış durumda. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...