Ermeni Diasporaları Vizyon 2015 ve Türk Diasporaları Vizyon 2023

Makale

ERMENİ DİASPORALARI VİZYON 2015 VE TÜRK DİASPORALARI VİZYON 2023 ...

Değerli Konuklar,
Değerli Basın mensupları,
 
Türk Dünyası için son derece önemli olan bu 2. Türk Dünya Forumunu düzenleyen ve bu çalışmada katkısı olan herkese öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Türk Dünyası’nın ilişkilerini ve birlikteliklerini çok yönlü olarak geliştirmeleri, tüm Türk Dünyası mensupları ve özellikle de Türki Cumhuriyetler için büyük önem taşımaktadır.
 
Kanımca bu çalışmalara daha büyük önem vermeliyiz. Bu ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, turizm ve insani ilişkilerin daha hızla gelişmesi ve derinlik kazanması, dünyadaki bütün Türk halklarının yararına olacaktır.  Bu bağlamda Türk Dünyasında ortak dil ve alfabe birliği, çok yönlü ilişkilere büyük ivme kazandıracaktır. Bu konu üzerinde önemle durmalıyız. Önemsediğim bu önerilerimden sonra, asıl konuya gelmek istiyorum.
 
Ermeni Diasporaları öteden beri 1915 olaylarını, kendi birlikteliklerini sağlamanın ve kimliklerini koruyabilmenin önemli ve vazgeçilemez bir aracı olarak görmektedirler. O kadarki, her an ve her düzeyde 1915 zorunlu göç, tehcir olayını “soykırım“ iddiasıyla birçok ülke gündemine taşınmaktadır.
 
Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye’nin doğu illerini işgal eden Çarlık Rus orduları saflarında, kendi vatanlarına isyan ederek, yüz yıllarca birlikte yaşadıkları Türkleri katletmeye koyuldular. Yüz binlerce Türk ve Müslüman insan bu işgal ve isyan yıllarında katledildi, yüz binlercesi evini barkını terk etmek zorunda kaldı. İsyancı Ermenilerin amacı bu koşullardan yararlanarak, bugünkü Türkiye’nin de doğusunun önemli bir kısmıyla büyük Ermenistan’ı kurmaktı.
 
O zamanki Osmanlı Devleti, Ermeni isyancılarının savaş halindeki Rusya ile Türkiye’ye karşı savaşmalarına tepki olarak, Ermenilerin Doğu Anadolu’dan ve hatta isyana destek verebileceği sanılan bazı diğer bölgelerden, Osmanlı topraklarından olan bugünkü Suriye’ye zorunlu göçüne karar verdi.
 
Birçok cephede savaş halinde olan Osmanlı Devleti, Ermenilerin bu zorunlu göçünü, o günün ağır ulaşım koşulları da göz önünde bulundurulursa, gereğince organize edemediğinden ve yol boyunca Ermenilerin can güvenliğini yeterince koruyamadığından, yüz binlerce Ermeni insanımız, bu tehcir esnasında ölmüş veya öldürülmüştür.
 
Ancak Birleşmiş Milletler tanımına göre de “soykırım“, bir devletin bir etnik veya dini azınlığı planlı programlı bir biçimde tamamen yok etmesidir. Oysa elimizdeki arşivler, kaynaklar, belgeler ve bilgiler böyle bir planın olmadığını göstermektedir.  Nitekim isyancı çete mensupları hariç, Türkiye’nin birçok yerindeki Ermenilere dokunulmamıştır.
 
Türkiye bu konuda kendine güvendiği için, Ermenistan’a herkesin kabul edebileceği bir öneri yapmıştır. Gelin eşit sayıda Türk, Ermeni ve hatta uluslararası uzman tarihçilerden oluşan bir komisyon kuralım. Nerede varsa tüm arşivler ve belgeler bu komisyon üyelerinin araştırmasına sunulsun. Komisyonun araştırma sonucunu herkes kabul etsin. Türkiye’nin bu önerisi Ermenistan tarafından reddedilmiştir.
 
Çünkü Ermeni Diasporaları, 98 yıldır bu sözde “soykırım“ iddiaları üzerini adeta bir dini inanç haline getirerek, bu inanç onlara kendi aralarındaki kimlik birliğini sağlamaktadır. Öte yandan Dünya’nın dört bir yanında binlerce kişi geçimlerini de bu yoldan sağlamaktadırlar.
 
Ermeni Diasporaları „sözde soykırım“ iddialarını, on yıllardır yaptıkları kararlı çalışma sonucu, birçok ülke parlamentolarına da kabul ettirmeyi başarmışlardır. Şimdi Ermeni Diasporası ve Ermenistan, 1915 tarihinin yüzüncü yılı olan 2015 de sözde “soykırımı“ Dünya kamuoyuna daha da yoğunlukla taşımayı amaçlamaktadır.
 
Özellikle ABD Senatosunda, Fransa’da ve diğer birçok ülkede daha da ileri gidilerek bu sözde “soykırımı“ kabul etmeyenlerin cezalandırılacağı bir strateji amaçlanmaktadır. Bu konunun birçok ülke ders kitaplarına girmesi, bu iddiayı kabul etmeyen Türklerin milletvekili olmalarının önlenmeye çalışılması, Ermeni Diaspora Vizyonu 2015 arasında yer almaktadır.
 
Türkiye ise, kanımca anlaşılması güç bir yaklaşımla daha 20 yıl kadar öncesine değin bu konuda gerekli olan çalışmaları ihmal etmiştir ne yazık ki. Kanımca, bu konudaki yaklaşım, “biz üzerinde durmayalım“, bu konu unutulur sanılmıştır. Türkiye’nin izlediği bu politika, bir yandan Ermeni Diasporasını daha da cesaretlendirirken, diğer yandan da on yıllarca süren bu tek yönlü, yanlış, sahte ve saptırılmış iddialara dayanan film, kitap, gazeteler, bildiriler üzerinden yapılan çok yönlü tanıtım çalışmaları okuyucu ve dinleyiciler üzerinde etkili olmuştur.
Oysa “Soykırım“ iddialarına ilişkin çalışmaların, Ermeni Diasporası için ortak bir kimlik güvencesi olduğu ve bir nevi sanayi haline geldiği zamanında görülerek, bu yanlış iddialar bilimsel verilerle çürütülmeliydi.
 
Türkiye ve Türk Diasporaları bu konuda kararlı ve yoğun bir atağa geçmelidir.
·      Türkiye elinde inandırıcılığı olan “Ortak uzman tarihçilerden oluşan bir komisyonun“ önerisini, Dünya Kamuoyuna özgüvenle ve kararlı olarak sunmalıdır. Almanya’daki deneyimlerimden bildiğim gibi, örneğin,  Türkiye’nin savunduğu “Ortak uzman tarihçilerden oluşan bir komisyonun“ kurulması son derece inandırıcı ve mantıklı bir politikadır. Ermenistan ve Ermeni Diasporasının bunu kabul etmemesi de Türkiye’ye ayrıca önemli puan kazandırmaktadır. Ancak Türkiye bu tezini Avrupa, Amerika, Güney Amerika ülkelerinde önemle savunmalıdır.
 
·      Türkiye, bilimsel alanda da atağa geçerek, özellikle Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya,  ABD, Türkiye ve Ermenistan Arşivleri, doktora çalışmalarıyla araştırılmalı ve gerçekler bilimsel çalışmalarla ortaya konmalıdır. Bu konuda Türkiye sözü geçen ülkelerde yüksek öğrenimini tamamlayan ve ülke dilini çok iyi bilen öğrencilere Türkiye Üniversiteleri üzerinden doktora bursu vermelidir. Böylece onlarca bilimsel çalışmayla “soykırım“ iddiaları irdelenmeli, gerçekler bu ülkeler için de ortaya konmalıdır.
 
·      Sözde “soykırımı“ kabul eden ülkelere karşı, Türkiye atağa geçmelidir. Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, Hollanda, Rusya, ABD gibi ülkelerin tarihleri gerçek soykırımlarla lekelidir. Türkiye ve Türk Dünyası bu ülkelerin kolonyal dönemde ve geçen yüz yılda yaptıkları soykırımlar ve katliamlar, yine doktora çalışmalarıyla bilimsel verilere dayanarak ortaya konmalıdır. Bu konuda da bu ülkelerde yüksek eğitim gören Türk kökenli öğrencilerden ve tabi ki Türkiye ve Türki Cumhuriyetlerdeki Üniversitelerden bu görevi beklemelidir.
 
Özellikle Batı kültürlerinde, size yapılan haksızlığa karşı susarsanız daha da üstünüze çullanılır. Tam aksine, özgüvenle karşı tarafın bu alandaki açmazlarının ortaya konması ve bu yoldan susturulmaları gerekmektedir.
 
·      Ermeni Diasporasının ve Devletinin özellikle son yıllarda sözde “soykırımla“ ilgili olarak birçok ülkede yoğunlaşan çabasının son derece önemli bir nedeni vardır. 
Ermeni Diasporası ve lobisi, Azerbaycan topraklarının işgalini, Dağlık Karabağ’ı sorununu ve Hocalı katliamını ve hatta 1918 de Azerbaycan’ın birçok yerinde yapılan katliamları unutturmak için, sürekli olarak 1915 olaylarını gündeme taşımaktadır. Böylece daha 21 yıl önce işgal edilen Azerbaycan topraklarını, bir milyona yakın evinden barkından kaçmak zorunda kalan Azeri Türkünün büyük dramını unutturmak ve gündem dışı tutmak istemektedir.
Bu Ermeni Diasporaları ve Ermenistan’ın son derece bilinçli olarak izlenen akıllı bir stratejidir.
Bizler ise tam aksine, bu stratejiyi bozarak kararlılıkla ve ısrarla henüz günümüzün aktüel politik konusu, bir milyon insanın yaşamsal sorunu olan Azerbaycan topraklarının işgal olayını sürekli ve sistematik olarak gündeme taşımalıyız!
Bizler her zaman ve her yerde haksızlığa karşı ve haklıdan yana taraf olmalıyız. Burada haksızlığa uğrayan kardeş ülke Azerbaycan ve halkıdır. Bu konuda tavrımız açık ve net olmalıdır. Hiç kimsenin bizden bu konuda tarafsız kalmamızı beklemeye hakkı yoktur, olmamalıdır!
·      Türk Dünyası’nın özellikle iki konuda ortak siyasi tavır ve dayanışması gerekmektedir: - Ermenistan ve Ermeni Diasporalarının soykırım iddialarına karşı Türkiye desteklenmeli ve - Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından koşulsuz ve ivedi olarak çekilmesi konusunda Azerbaycan’ın yanında yer almalıdır.
·      Bu konularda Türk Dünyasının kendi kamuoyunu bilgilendirmesi ve duyarlı yapması ayıca büyük önem taşımaktadır.
·      Özellikle Türkiye, Azerbaycan ve Türk Dünyası, Diaspora örgütlenmelerine gereken önemi vermelidir. Bu alanda Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de örgütlenmelerin oluşum sürecine gerekli destek yapılmalıdır.
 
Değerli Dostlar,
  • Kafkaslarda barışın sağlanması, Azerbaycan topraklarının işgali son bulmadıkça ve kaçkınların kendi yerlerine dönmeleri sağlanmadıkça mümkün değildir.
  • Hiçbir ülke topraklarının yüzde 20 sinin bir başka ülke tarafından işgaline seyirci kalamaz. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev, bu konudaki Azerbaycan’ın kararlılığını defalarca vurgulamıştır.
  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1993 yılında aldığı kararla, Dağlık-Karabağ’ın ve çevresindeki kentlerin işgalini kınamış ve Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesini istemiştir.
  • Günümüze değin Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve örneğin Almanya Parlamentosu bu doğrultuda kararlar almışlardır.
·      Son olarak 10 Haziran 2009 tarihinde Minsk Gurubu eşbaşkanları olarak Obama, Medvedev ve Sarkozi G-8 zirvesinde aşağıdaki kararı almışlardır:
1.     Dağlık-Karabağ’ı etrafında işgal edilen Azerbaycan toprakları Azerbaycan’a geri verilmelidir,
2.     Dağlık-Karabağ’a geçici bir statü ve kendini yönetme güvencesi verilmelidir,
3.     Ermenistan’la Dağlık-Karabağ’ın arasında bir ulaşım koridoru açılması kabul edilmelidir,
4.     Dağlık-Karabağ’a kalıcı bir statü kazandırmak için iki taraf kararlılıklarını açıklamalıdırlar,
5.     Kaçkınların kendi evlerine ve yerlerine dönmeleri hakkı, uluslararası güvencelerle sağlanmalıdır.
 
Ermenistan Minsk gurubunun bu kararını da, daha önce alınan birçok uluslararası kararlarda da olduğu gibi, göz ardı yapmakta ve çözüme yanaşmamaktadır.
Türkiye başta olmak üzere Türk Dünyası Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bu haklı davada her zaman yer almalı ve 10 Haziran 2009 tarihinde Minsk Gurubu eşbaşkanları tarafından alınan kararın yaşama geçmesini ısrarla istemelidir. Bu konu sürekli olarak uluslararası konferanslarda ve ilişkilerde ve tabi ki ülkeler arası görüşmelerde gündeme getirilmelidir!
 
 
NOT:  Minsk gurubu üyeleri: ABD, Rusya ve Fransa’nın başkanlığını yürüttür ve Azerbaycan, Ermenistan, Beyaz Rusya, Finlandiya, İtalya, İsveç ve Türkiye üyesidir.
 
 
Prof. Dr. Hakkı KESKİN
2005-2009 Federal Almanya Parlamentosu Milletvekili ve Avrupa Konseyi Üyesi
Almanya Türk Toplumu Onursal Başkanı
Almanya Türk-Azerbaycan Birliği Başkanı
 
 
 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4779 ) Etkinlik ( 166 )
Alanlar
Afrika 64 1110
Asya 70 1702
Avrupa 13 1333
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2770 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1131
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3307 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 3307

Son Eklenenler