Bir Uzlaşma Mutlaka Gerekiyordu. Ama Dahası Var

Yorum

Brüksel zirvesinin halen kâğıt üstünde duran uzlaşma belgesi daha çok tartışılacaktır. Ama Türkiye ve AB’yi böyle bir belgeye ulaştıran süreç önemlidir....

Brüksel Zirvesi'nin halen kâğıt üstünde duran uzlaşma belgesi daha çok tartışılacaktır. Ama Türkiye ve AB’yi böyle bir belgeye ulaştıran süreç önemlidir. Kim kimden daha fazla kazandı? Kim kaybetti? gibi soruları bu aşamada gereksiz görüyorum. Çünkü ortak kaleme alınan belgenin hayata geçirilmesi de bir süreç. Hem de uzun ve çeşitli badirelerden geçeceği belli olan bir süreç. Şu anda önemli olan sürecin ikinci aşamasının iyi yönetilmesi. Bu açıdan, tam Türkiye’nin istediği gibi mi oldu? Yoksa AB işi nalıncı keseri gibi kendine mi yonttu? sorularına hemen “durum muacelet kesbetmişti. Mütemmim olmasa bile zaman içinde tamamlanmaya açık bir karar manzumesi gerekiyordu“ diye cevap vermek lâzım.

Bıçak Kemiğe Dayanınca
Durum neden muacelet kesbetti? Bir kere, aylardır, belki yıllardır ölümüne, bir tür kavimler göçüne tanık oluyoruz. Çaresiz insanların zevali üzerinden kazanç kapılarını ardına kadar açan bir sektör doğdu. Her gün Ege Denizi’nde boğulan, onlarca insan değil, insanlığın ta kendisi.
Türkiye başta olmak üzere, Suriye’ye sınır ötesi konumda olan Lübnan ve Ürdün gibi ülkeler, kendilerini bulundukları kamplarda geçici olarak gören insanlarla doldu. Bunlara koruma, barındırma, besleme ve bakma, güvenliklerini temin etme, ama aynı zamanda ev sahibi her bir ülkenin güvenliğini de gözetmek kolay mı? Ya bunlar yollara düştüğünde, hedefledikleri Batı Avrupa ülkelerine ulaşmak için güzergâhlarında bulunan ülkelerin durumuna ne demeli? Zaten yağ bulsa önce kendi başına sürecek olan Yunanistan, işsizi kulaklarından fışkıran Makedonya bu sele ne kadar zaman dayanabilir ki?

“Menzil-i Maksut“ Almanya Olunca
Öte yandan tüm yola düşenlerin “menzil-i maksudu“ olan Almanya’nın çilesi de kendine göre. Öyle “tîz-i reftar“ kalabalıklar, sonunda Almanya’nın “payine damen“ doladı. Başlıca şehirlerinde, sokaklar, tren ve otobüs istasyonları yataklı vagonlar gibi. Kamplar işi düzgün yapmak isteyince de zorlanılıyor. Alman bürokrasisi işi yokuşa sürüyor veya olağanüstü koşullara hemen cevap vermekte zorlanıyor olabilir. Ama en önemlisi, Aylan bebek yüzünden yüreği kan ağlayan Bayan Merkel’in partisi, geçen haftaki eyalet seçimlerinde bir hezimet yaşadı ve sağcı partiler öne çıkmaya başladı.

Korkulan oldu bile, “sınırları zorlayan göçmenlere ateş açılmalı“ diyen politikacılar bile gördük. Hristiyan Demokrat Parti’nin akıbeti diye hayıflanırken, insan hakları havarisi Avrupa’nın, ünü ve temel ilkeleri tehlikeye girdi veya girmek üzere. Hani yabancı düşmanlığını ve nedenlerini biliyorduk da bu kadar açık açık dile getirildiğini daha önce pek duymamıştık.

Zamanlamanın Önemi
Brüksel zirvesinin, Cenevre’deki “Suriye Barış Görüşmeleri“ ile olan tarih çakışması bence önemli. Rusya’nın zirvenin elini güçlendirmek için Suriye’den kısmen çekildiği izlenimi vermeye çalıştığı, Suriye muhalefetinin ilk defa sistematik bir direnişte bulunmaksızın masada yer aldığı görüşmeler, (dinlenmek niyeti dışında) sona ermezse, göçler yavaşlayabilir ve Brüksel süreci, hem göçmen ve mülteciler, hem AB, hem de Türkiye açısından daha kolay bir süreç haline gelebilir. Bunu da unutmamak gerekli. Çıkmadık canda, devrilmedik masada ümit var. Ayrıca, her iki zirve de farklı gündeme sahip olsa bile, birbirine çözüm baskısı oluşturuyor gibi geliyor bana. Yine de Brüksel kararları, Cenevre’ye bel bağlamadan kendi mecrasında akmak zorunda.

Bu Kervanı Yolda Düzecek Bir Başka Anlaşma
Zaten göçmen akını, “meçhule giden bir kervan“ gibi. Can havliyle, bugünü kurtarmak, yarını güvence altına almak için gidiyorlar. 20 Mart tarihini tutturmak için kendilerini nasıl sulara attıklarını da gördük. Yazık, çok yazık.

AB ve Türkiye açısından ise anlaşmanın hayata geçirilmesi, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine olan taahhütleri yerine getirmesine bağlı. Çok ayrıntıya girmeden bu konuya bakacak olursak, bir kaç hususa dikkat gerektiğini görürüz:
· AB’nin beklentileri: Türkiye, statüsü uygun olmayanları geri alacak: Ya ayak direyip gelmezlerse? Bu insanlar sopaya mı çekilecek, kurşuna mı dizilecek? Ya yeniden yolunu bulup kaçarlarsa? Türkiye bunları tutmak için ne yapacak? Peyderpey verilecek olan 6 milyar Euro’yu havaya mı atacak ki yakalayanda kalsın? Burada hemen saptama yapalım; denizin, güneşin güzel olduğu, suyu lezzetli, gıdası bol ülkemizi Suriyeli beğenmiyor. Ne yapacağız biz şimdi?

· Türkiye’nin beklentileri: Türkiye, anlaşmayı imzalarken aldığı taahhütlere sevinmiş gibi yaptı. Ama “üyelik umudu yok“. Bu sorun değil, 1963’den beri sıradayız. Şimdi sayılarla uğraşma zamanı. 72 maddelik bir iş var. Bürokrasi harıl harıl çalışıyor. Kâğıt üstünde bir kısmını yaptık, bir kısmını yapacağız ki, Shengen sınırları bize (kime ise) açılsın. Üzerinde veto olan müzakere fasılları var. Ama 17. fasıl açık. Kapanması için Merkez Bankasının özerkliğini güvence altına almamız gerek. Essahtan. Ya 33. fasıl yani Bütçe Faslı açılırsa, bütçe denetimlerini hayata geçirebilecek miyiz ki bu fasıl da başarı ile kapansın? Fasılları açmak yetmiyor. Kapayabilmek ve içini dolduracak uygulamaları hayata geçirmek önemli.

İşler Neden Uzayabilir?
Bir çok neden işleri sarpa sardırabilir. Ama şimdi, “tabii işler uzayabilir. Çünkü üye ülkeler, Brüksel Zirvesi’nde anlaşmanın Türkiye’ye verileceklerle ilgili kısmını, parlamentolarına götürüp, onayacak“ deniyor. Çok güzel. Zaten demokrasi en kısa yolu işaret eden bir rejim değil. Ama en uzlaşmacı olanı. Ya biz, biz de anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geldiğini görecek miyiz? Bu olursa, doğru yolda olduğumuza inanacağım. Yine de burada bir ufak çelişki var. Anlaşmanın göçmenlerle ilgili kısmı dünden itibaren yürürlüğe girdi. Yani AB “bu akın hemen dursun“istiyor. Türkiye’de demokrasi onun umurunda mı?
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2581 ) Etkinlik ( 174 )
Alanlar
Afrika 66 612
Asya 76 1003
Avrupa 13 620
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 282
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1331 ) Etkinlik ( 45 )
Alanlar
Balkanlar 22 278
Orta Doğu 19 587
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1972 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1972

Son Eklenenler

Su kaynaklarının ulusal sınırlar dışında akması, kaynak kullanımı ve kaynağa egemenlik bakımından birçok komplike sorunu da beraber getirmektedir. Türkiye sahip olduğu yükselti itibariyle bölge ülkeleri içinde bir yayla özelliği taşır.;

Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilerden oluşan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına kapsamlı bir ortaklık tesis etmeye çalışmaktadırlar. ;

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle daha önce göç veren bir ülke olan Türkiye yoğun bir şekilde göç almıştır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizdeki mülteci sayısının artmasıyla Türkiye’nin uygulayacağı göç politikaları önem kazanmıştır.;

Dünyada var olan suyun kısıtlı, buna karşın suya olan talebin gittikçe artıyor olması; su sorununu insanlığın çözmekle zorunlu olduğu meseleler listesinin başına yerleştirmiş durumdadır.;

Küresel gelişmelerin bölgesel sonuçları olmaktadır. Örneğin Obama dönemi ABD’nin siyasi tercihleri Ortadoğu’daki güç dengelerini değiştirmiştir. Bu bağlamda ABD’nin pivot Asya politikasıyla birlikte dış politikada Çin’in yükselişine yönelik hamleleri Washington’ın Ortadoğu’dan göreceli uzak kalmasın...;

23 Kasım 2018’de yine burada bir yazı kaleme almış idik: Çok Bilinmeyenli Bir Denklem: Bosna Hersek Seçimleri ve Umutsuzluğun İktidarı. Sonuç ne olursa olsun, bu seçimlerde Balkanlar’a dair mukadder çözümsüzlüğün bir parçası olacağına, zira bölgedeki kaosun sebebinin kendi değil bura üzerinden vesay...;

İnsanların büyük çoğunluğunun kentlerde yaşadığı dünyanın giderek güvensiz hale gelmesi, suç oranlarının artması, özgürlük alanlarının azalması, insanların taleplerinin artması, insanları koruyucu bir sistemin tam olarak geliştirilememesi gibi nedenlerden dolayı güvenlik sorunu ön plana çıkmaktadır....;

Soğuk Savaş’ın ABD’nin dünyanın tek süper güç olarak kalmasıyla sonuçlanmasının ardından Amerikan dış politikasının 1991 sonrası dünyada nasıl yürütülmesi gerektiğine dair çok sayıda tartışma ortaya çıkmıştır.;

Kovid-19 Sonrası Yeni Dünya Regülasyonu Çalıştayı

  • 05 Kas 2020 - 05 Kas 2020
  • İnteraktif Ortam -
  • İstanbul - Türkiye

TASAM - Çin Çalışma Grubu Toplantısı - 1

  • 10 Mar 2020 - 10 Mar 2020
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - Pakistan Yuvarlak Masa Toplantısı

  • 06 Şub 2020 - 06 Şub 2020
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.