D-8'in Küresel Rekabet Edebilirliğe Yanıtları: Ekonomik Esnekliği Korumak İçin İhtiyat Önlemlerini Güçlendirmek

Açılış Konuşması

Öncelikle bugün bizi burada buluşturan Yüce Tanrıya şükürlerimi ve minnettarlığımı sunuyorum. Ayrıca TASAM’a beni bugün buraya D-8 Genel Sekreteri olarak konuşma...

Saygıdeğer Konuklar, Seçkin konuşmacılar!

Öncelikle bugün bizi burada buluşturan Yüce Tanrıya şükürlerimi ve minnettarlığımı sunuyorum. Ayrıca TASAM’a beni bugün buraya D-8 Genel Sekreteri olarak konuşma yapmak üzere davet ettiği için teşekkür ediyorum. Eminim ki şu an buradaki herkes D-8’in kuruluşu hakkında bilgi sahibidir. Bundan dolayı D-8 ile alakalı çok fazla detay bilgi vermeyeceğim.

D-8 dünyada önde gelen ekonomik işbirliği örgütlerinden bir tanesidir. Amaç olarak ekonomik işbirliği düsturunu edinen D-8, üyelerinin küresel ekonomiye entegre olmasını ve bu sayede ekonomik gelişim sağlamalarını amaçlamaktadır. D-8’in bir diğer amacı da son yıllarda artan talep üzerine özellikle tarım ile endüstri sektörlerine ve KOBİ’lere yeni imkanlar sunmasıdır. Aynı zamanda üyelerinin uluslararası arenada karar alma mekanizmalarına dahil olmasını desteklemektedir. Bunların hepsi D-8 ekonomik kalkınma birliğinin gündemini oluşturur. Bütün bu amaçların bir sonucu olarak D-8 tüm uluslararası forumlarda siyasal danışma ve koordinasyonu sağlamak için çaba göstermektedir.


Saygıdeğer konuklar,

Dünyada ekonomik merkezin doğuya doğru kaydığı düşüncesi yeni değildir. Fakat birçok kişi küresel krizle birlikte, ekonomik gücün Amerika ve Batı Avrupa’dan Asya’ya doğru yer değiştirdiğini iddia etmektedir. Gelişmekte olan Asyalı ekonomiler, krizden gelişmiş ülkelere oranla daha çabuk kurtulmuş ve Asya’daki bankacılık sistemi ve borç dinamikleri daha dengeli bir durumdadır.

Gelişen bir ekonomi için gerekli en önemli bileşenler Asya kıtasında mevcuttur. Yüksek nüfus oranı, yükselen refah ve Asya’nın birçok bölgesinde sigorta sistemine nüfuz edilebiliyor olması birçok yatırımcıyı cezbetmektedir. 1995 yılında Asya’nın GSYİH’si (Japonya dahil) Batı Avrupa ve Amerika’dan 2 kat daha fazla büyümüştür. Morgan Stanley bu sene ve önümüzdeki yıl Asya için %7, Amerika için %3 ve Batı Avrupa için %1,2 gibi büyüme oranları öngörmektedir.

Peki Asya’nın finansal gücü ne durumda? Asya borsaları, küresel hisselerin toplam piyasa değerinin %34’ünü oluştururken, Amerika için bu oran %33 ve Avrupa için %27’dir. Ayrıca Asyalı bankalar tüm dünyadaki döviz rezervlerinin 2/3’ünü elinde bulundurmaktadır. Bunlara ek olarak; alım gücü paritesi ve düşük fiyatlar göz önüne alındığında Asya’nın dünya ekonomisindeki payı 1980’te %18 iken, 1995’te %27’ye ve 2009’da ise %34’e yükselmiştir. Bu bilgiler ışığında Asya’nın ekonomik gücü 4 yıl içerisinde Amerika ve Avrupa’nın toplamını geçecektir. Alım gücü paritesi açısından dünyanın 4 büyük ekonomisinden Çin, Japonya ve Hindistan Asya’da bulunmakta olup; küresel GSYİH’da son 10 yılda gerçekleşen büyümenin yarısı bu bölgede gerçekleşmiştir.


Saygıdeğer Konuklar,

Yukarıda kısaca Asya’nın ekonomik olarak yükselişinden bahsettim. Ancak günümüzde küresel ekonomik durumu etkileyen birçok zorluk bulunmaktadır. 2011 yılında yaşanan büyük ekonomik gerilemenin ardından; piyasalar yavaş yavaş toparlanıyor gibi gözükse de; gerileme riski hala devam etmektedir. Buna bağlı olarak zayıf ve yavaş toparlanma büyük ekonomik ilerlemeleri durdurabileceği gibi, gelişmekte olan birçok ekonomide de yükselişi göreceli olarak yavaşlatabilir. Son yapılan ekonomik düzenlemeler etkisiz durmaktadır. Mesela; Asya ve Latin Amerika’da kemer sıkma politikalarından ötürü ticarette ve üretimde gözle görülür bir azalma yaşanmaktadır. Ortadoğu ve Kuzey Amerika’da toplumsal huzursuzluktan ve jeopolitik belirsizlikten ötürü ekonomik faaliyetler durgundur. Sahraaltı Afrika’da büyüme karşılanabilir fiyatlar sayesinde kesintisiz olarak devam etmektedir. Avrupa’da; Euro bölgesindeki zayıf büyüme diğer bölgelere oranla daha büyük etkiler yaratmıştır.

Her ne kadar ekonomik iyileşmenin; finansal krizin etkilerinden dolayı yavaş olacağı beklense de; diğer birçok faktör bu iyileşmeyi zayıflatmaktadır. Euro bölgesinde; Avrupa Birliği Ekonomik ve Parasal Birliği yapısal hataları bu faktörlerden biridir. Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri’nde; ekonomik faaliyetler tüketim ve stok yatırımları arttıkça hızlanmıştır. Kredi ve iş gücü piyasaları yavaştan toparlanmaya başlamıştır. Tayland’ı vuran sel felaketi ve azalan küresel talep Japonya’nın reel GSYİH’sinin küçülmesine sebep olmuştur. Gelişmiş ve gelişen market ekonomileri için Üretim-Satın Alma yönetici endeksleri son çeyrekte yavaş yavaş bir yükselişe geçmektedir. Tayland’da gerçekleşen sel felaketinin zarar verdiği tedarik zinciri giderek kendine gelmekte, endüstriyel üretim ve ticaret birçok Asya ülkesinde artarak devam etmektedir. Ayrıca bu bölgede ekonomilerin yeniden inşası Japonya’da üretim faaliyetlerini arttırmaktadır.

Şu anki durumda yüksek gelirli Avrupa sınırlandırılırken, eğer kriz yayılır ve piyasalar birçok Avrupalı ekonomiye para sağlamayı reddederse küresel GSYİH %4 oranında azalacaktır. Her ne kadar bu kriz Avrupa merkezli olsa da hem gelişmiş ülkeler(G-20) hem de gelişen ülkeler bundan etkilenecektir. IMF’ye göre küresel büyüme 2011’de %4 oranında azalırken bu oran 2012’de %3,5’dir. Yüksek gelirli ülkelerde büyüme oranı 2012’de %1,4 iken, bu oranın 2013’te %2 olması beklenmektedir. Gelişmiş ülkelerde büyüme oranı %5,4 ile %6 arasında azalmıştır. Bu tahminlere bakılarak D-8 ülkelerinin 2012’de %4,1; 2013’te %5,3 büyümesi bekleniyor.


Saygıdeğer katılımcılar,

Bu hayli belirsiz ortamda, tüm gelişen Asyalı ekonomiler (D-8 ülkeleri dahil) kendi zayıflıklarını belirlemeli ve beklenmedik olaylara karşı önlem almalıdırlar. Ayrıca Asyalı ekonomiler uzun vadede milli rekabet ortamının canlı tutulmasını sağlamak durumundadırlar. D-8 ülkeleri kendi büyümelerini kavramak ve ölçmek için hem sosyal hem de ekonomik rekabet ortamı yaratmalıdırlar. D-8 ülkeleri uzun vadeli ekonomik büyüme sağlamak için sosyal güvenlik ağlarına öncelik vermeleri ve altyapılarına yatırım yapmaları gerekmektedir. Finans sektöründe ve yatırım konularında; D-8 ülkeleri finansal sistemde risk algılamayı değiştiren küresel krizin tekrar etme durumunu göz ardı etmemelidirler.

Aynı zamanda; yüksek gelirli ülkelerde yaşanabilecek ani bir kriz, ödeme dengelerini ve ihracata dayalı ülkelerde hükümet mevduatlarını baskı altında bırakabilir. D-8 ülkelerinde finansal ve makroekonomik krizin çözümü finansal sektörü kurtaracak cesur girişimlerden ve yerel talepleri attırmadan geçmektedir. Mali politika geçiş kanalları sağlayarak, hizmet sektörü, vergiler, transferler ve senetlerdeki hükümet harcamalarını arttırarak; hükümetlerin krizden kurtulma amaçları gerçekleştirilebilir. Söz konusu mali politikalar D-8 ülkelerinde; iş imkanları yaratarak ekonomik döngü kurulmasını sağlayacaktır. Bu noktada anahtar yenilenen küresel ticaret ve finans sistemine öncelik verme ile gerçekleşecektir.

Global ekonomik krizden kaynaklanan sorunlar D-8 ülkelerini ekonomik büyümelerini sürdürmek için yenilikçi yollara başvurmaya zorladı. Eğer yüksek gelirli ülkelerde durum kötüleşir ve ikinci bir küresel kriz patlak verirse, gelişen ülkeler düşük verimli bir sermaye ile iş yapmak zorunda kalacak; aynı zamanda hareketsiz ticaret imkanlarıyla karşı karşıya kalacaklar ve özele ve devlete ait faaliyetlerde daha az finansal destek bulacaklardır. Bu şartlar altında; ulaşılmak istenen büyüme oranlarının bu milenyumun ilk 10 senesinde ulaşılabileceği kolay gözükse de; özellikle 2010 sonrasında aynı büyümeyi yakalamak için zayıf noktaların belirlenmesi ve bunlara gerekli müdahalelerin yapılması gerekmektedir. Bütün bunlar organize edilerek bir gündem içinde yer almalıdır.

D-8 ülkelerinin önündeki en büyük engeller; üyelerin birbirine olan coğrafi uzaklığı, üye ülke ekonomilerinin ve finansal politikalarının birbirine olan bağımlılığı ve yerel taleplerde oluşan düşük rekabet seviyesidir. Bu bağlamda D-8 ülkeleri, D-8 yönetiminin belirlediği 5 ana alanda bir araya gelip aynen İİT (İslam İşbirliği Örgütü), ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği), ECO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) ve G-20 örgütleri gibi küresel rekabetin içinde olmalıdır.

Son olarak şunu belirtmek isterim ki; D-8 ülkeleri uzun vadeli ekonomik gelişim için gerekli mekanizmaları hazırlamalı, uluslararası politikalarda koordinasyon sağlamalı, krizlerdeki eksikliklerini değerlendirmeli, D-8 içinde kolektif olarak hareket etmeli ve komşularını zora sokan politikalardan vazgeçmelidir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.