65 Yaşını aşan insan sayısının genel nüfusa oranı %10’ u geçiyorsa o toplum “Yaşlı Toplum“ sayılıyor. OECD ülkelerinin bir kısmında bu oran %15’e,ülkemizde %8 e kadar yükselmiştir. 2030 yılında Avrupa nüfusunun ¼’ünü yaşlıların oluşturacağı öngörülmektedir. Türkiye’de bugün itibariyle 6 milyonun üstünde yaşlı insan bulunmaktadır. İnsan ömrünü arttırmak için yapılan araştırma ve çalışmalar ise hız kesmeden devam etmektedir.
İngmar BERGMAN, “Yaşlanmak bir dağa tırmanmaya benzer. Çıktıkça yorgunluğunuz artar ama görüş açınız genişler“ demiştir. Dede Korkut Destanında nineler “ak pürçekli“, dedeler “aksakallı“ olarak betimlenmiştir. Feodal toplum düzeninde büyük aileler vardı ve ihtiyarlar saygınlık timsaliydiler.
Avrupa kıtası XI. yy’a kadar bıktırıcı savaşlar ve salgın hastalıklar nedeniyle “Karanlık Ortaçağ“ dönemini yaşarken, Ortadoğu ve Uzakdoğu’da uygarlığın her alanda zirve yaptığı toplum yapılarını görürüz. XI.yy’dan sonra salgın hastalıkların sona ermesiyle Avrupa’nın nüfusu hızla artmaya başladı. İki asır süren Haçlı seferleri, “Kutsal Kudüs’ü kafirlerden kurtarmak“ bahanesiyle, kilise-derebeyleri iş birliği ile planlanmış, atıl nüfusu doğuya kaydırma hareketidir. Avrupalılar Haçlı seferleri sırasında Bizans’ı talan ettiler, Doğu’nun medeniyeti ve refahı ile tanıştılar. Zengin kaynakları ülkelerine taşırken ticareti öğrendiler. Pek çok yerde koloniler kurdular. Böylece yeni bir Burjuva sınıfı doğdu. Coğrafi keşiflerle gelişen Kapitalizm sanayileşmeyi getirdi. Köylerden büyük şehirlerin varoşlarına göç eden insanlar giderek şehirleşti ve çekirdek aile yapısına dönüştü.
İhtiyar denince, sosyal hayata uyum sağlayamayan, adeta yaşamdan elini ayağını çekmiş insanlar akla gelir oldu. Oysaki ihtiyar kelimesi Arapça “reşit ve yetişkin olan“ anlamındadır. İhtiyar kelimesinin yerini alan “yaşlı“ kelimesi ise, yaşlanmak fiilinden türetilmiş itici bir sıfattır. Yaşlılık, kişinin fiziksel ve mental çöküntüye uğradığı belli dönemlerde amca, teyze, dede, nine gibi sıfatlarla karşılaşıldığında yadırganan tuhaf bir duygudur.
65 yaş üstü insanlar arasında yaşlılık algısı üzerine pek çok araştırma yapılmıştır. Her 100 kişiden ancak 15 i yaşlılık iyi bir şeydir derken, 85 kişi bunun tam tersi görüş belirtmektedir. Oysa toplumda 60 yaşında olup yatağından çıkmayan insanların yanı sıra, 90 yaşında dinç ve aktif yaşlı delikanlılara da rastlarız. Yaygın olarak yanlış bir şekilde kullanılan kelime veya deyimlerin zamanla doğrusunun yerini almasına “Galat-ı meşhur“ denir. Osmanlıcası ile söylersek,“Galat-ı meşhur lügat-ı fasihden evladır.“ Bu anlam-algı paradoksundan kurtulmak için yaşlılarımıza “kıdemli vatandaş“ denmesi daha uygun olur diye düşünüyorum. Benzer şekilde, bir uzvunu tamamen ya da kısmen kaybetmiş insanlara da “engelli“ yerine “öncelikli vatandaş“ denmelidir.
Toplumdan topluma değişmekle beraber, salgın hastalıklar ve savaş nedeniyle ortalama yaşam süresi Antik Roma’da 30, XIX. yy’da 40 iken, bugün 80 yaşa dayanmış; Japonya, Fransa ve Yunanistan’da bu sınır da aşılmıştır. Genetik olarak kadınların ortalama yaşam süresi, erkeklere nazaran birkaç yıl daha fazladır. Kategorik olarak 65-75 yaş arası “yaşlılık“, 75-85 yaş arası “ileri yaşlılık“, 85 yaş üstü ise “çok ileri yaşlılık“ dönemleridir. Yasalarımıza göre de 65 yaş emeklilik yaşı olarak saptanmıştır. Ömrü olan herkes bir gün bu yaşa gelecektir. Önemli olan yaşamdan emekli olmamaktır. Bu dönemde kısmen de olsa gençlikte yapılan hataları telafi dönemidir.
Kırsal kesimlerde daha fazla, şehirlerde nispeten az olmakla beraber, yaşlılar halen geleneksel saygın konumlarını korumaktadırlar. Yaşlılara sofrada, toplu taşıma araçlarında öncelik verilmesi, dini bayramlarda ve özel günlerde özellikle ziyaret edilmeleri normatif güzel adetlerimiz arasındadır. Yaşlıların deneyimlerinden topluma daha fazla katma değer sağlamak için yapılması gerekenler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın öncülüğünde düzenlenecek olası bir “Yaşlılar Şurası“nda kapsamlı olarak irdelenmelidir.
Son dönemde uygulanan politikaların, yaşlılara bir takım ilave sosyal haklar kazandırdığı yadsınamaz. Ancak toplumun önemli bir bölümünü teşkil eden yaşlı nüfus, ne yazık ki normatif yapılanmaya sahip değildir. Bu yüzden ülkemizde sosyal yardımlar hak temelli değil, ihtiyaç temelli yapıla gelmektedir… Anayasamızın 61. Maddesinde, “Yaşlılar devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı, sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir“ hükmü yer almıştır.
Ülkemizdeki vatandaşlık bilincinin de küçüklere sevgi, büyüklere saygı ilkesine dayalı özgün değerlerimizi ve çağın sağladığı imkanları yansıtacak ve dünyaya örnek olacak şekilde kökleşmesini ümit ve temenni ediyorum.