Türkiye’nin Küresel Endeksteki Yeri
Küreselleşme endeksinde 62 ülkenin durumunun ele alındığı görülüyor. Endeksin ilk sırasında Singapur yer alıyor, ikinci sırada İrlanda, üçüncü sırada İsviçre, dördüncü sırada ise Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. Hollanda, Kanada, Danimarka, İsveç, Avusturya ve Finlandiya bu ülkeleri takip ediyor. Peki Türkiye nerede yer alıyor diye bakıldığında ise, 62 ülke arasında 56. sırada olduğu görülüyor.
Küreselleşme endeksi, ülkelerin küresel sürece yaptıkları katkıyı, oynadıkları rolü ölçüyor. Singapur’un küreselleşme endeksinde birinci sırada yer alması, küresel sermayenin bu ülkede önemli oranda yoğunlaştığını gösteriyor.
Küreselleşme endeksinde üst sıralarda yer almak belki o ülkelerin gelişmişliğini göstermekte ama asla gelirin adaletli dağıtıldığı konusunda yeterli bir gösterge olmamaktadır. Aksine küreselleşme sürecinin adaletsiz bir şekilde geliştiği, gelir dağılımında uçuruma neden olduğu bugün yaşananlardan bilinmektedir.
Küresel Süreç ve Adaletsiz Gelir Dağılımı
Uluslararası Çalışma Örgütü, ILO’nun hazırladığı rapora göre dünyadaki çalışanlardan 1 milyar 400 milyon kişi günde 2 dolardan az kazanıyor. 550 milyon kişi ise günlük 1 dolarlık yoksulluk sınırının bile altında ücretle çalışmak zorunda kalıyor. Küreselleşme öylesine adaletsiz bir şekilde seyrediyor ki, insanlar çalıştıkları halde yoksulluk çekiyor, açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Adaletsiz gelir dağılımı, küreselleşme sürecinin en ciddi sorunlarından birini oluşturmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir dikkate alındığında, dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’unu temsil eden ülkelerle, en yoksul yüzde 10’unu barındıran ülkeler arasındaki kişi başına düşen gelir farkı 139 katı bulmaktadır.
Dünyanın toplam gayrisafi milli hasılası geçen yıl itibariyle 40.7 trilyon dolar olarak hesaplanmıştır. Dünya nüfusunun yüzde 5’ini oluşturan Lüksemburg, Norveç, İsviçre, Danimarka, İrlanda, İzlanda ve ABD’nin toplam gayri safi milli hasılasının yüzde 84 artarak 12.8 trilyon dolara kadar yükseldiği görülmektedir. Kişi başına gelirin bu ülkelerde son on yılda yüzde 60 oranında büyüyerek 40 bin dolarlara kadar çıktığı, yoksul ülkelerin dünya gelirindeki paylarının ise düştüğü gözlenmektedir.
Kişi başına geliri en yüksek yüzde 5’lik grupla, en düşük yüzde 5’lik grup arasındaki ortalama gelir farkı da 145 kattan, 233 kata çıkmıştır. Dünyanın kişi başına geliri en yüksek ülkesiyle en düşük ülkesi arasında bugün tam 747 kat fark bulunmaktadır. Dünyadaki gelir adaletsizliğinin hangi boyutlara ulaştığı bu rakamlarla açıkça görülmektedir.
Adaletsiz gelir dağılımı, ülkemizin de en önemli sorunlarından biridir. Ülke genelinde olduğu gibi bölgeler arasında da gelir adaletsiz bölüşülmekte, gelir adaletsizliğinin giderilmesi için de somut ve kalıcı çalışmalar yapılmamaktadır. Ülkemizdeki gelir adaletsizliği önemli sosyal yaralara da neden olmakta, toplumsal huzuru ve barışı bozabilecek olumsuzluklara yol açmaktadır.
Peki Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye’nin küreselleşme endeksinde 62 ülke arasında 56. sırada yer alması, ülkemizin küresel süreç ile arasındaki mesafenin uzaklığını göstermesi bakımından anlamlıdır. Ticaret, iletişim, teknoloji, ulaşım, sağlık, eğitim gibi temel konularda Türkiye, aynı kategoride bulunduğu pek çok ülkeden epey gerilerde bulunmaktadır.
Hiçbir ülke “ben büyük devletim“ demekle ne yazık ki büyük olamıyor. Küreselleşme sürecinde büyüklük; üretimle, teknolojik yenilikle, marka oluşturmakla, başkasına muhtaç olmadan ayakta durmakla mümkün oluyor.
Oysa Türkiye artık çevirmekte zorlandığı çok ağır bir borç yükünün altında ezilen, ekonomisi IMF’ye bağımlı, dış politikası AB ve ABD’ye endeksli, demokratikleşme sıkıntısı yaşayan, hak ve özgürlükler konusunda sorunları olan bir ülke görüntüsü veriyor.
Türkiye’nin küresel sürece uyum sağlayabilmesi için öncelikle kendi yapısal sorunlarını çözmeli, vatandaşının mutlu, huzurlu ve refah içinde yaşayabileceği bir ortam oluşturmalıdır. Ancak böyle bir ortamda suni tartışma konularıyla vakit kaybetmek yerine; teknoloji, iletişim, eğitim, sağlık, çevre, nükleer enerji gibi Türkiye’nin ufkunu açacak konuları tartışır, projeler üretir, geleceğimizi planlama imkanı bulabiliriz.
Küreselleşme endeksinde sonlarda yer almak, böylesine bir tarihi birikime, stratejik öneme ve dinamik yapıya sahip olan Türkiye’ye yakışmamaktadır. Dünyadan kopuk yaşayarak, içimize kapanarak, sonu gelmeyen kısır tartışmalarla koca bir topluma kapana kıstırılmışlık duygusu vermenin kimseye bir yararının olmadığını yaşayarak görüyoruz.
Türkiye küresel süreçte lider ülke konumunda olmak istiyorsa, öncelikle sahip olduğu potansiyelin farkına varmalı, bu potansiyeli harekete geçirecek mekanizmayı kurmalı; şeffaf, demokratik, özgürlükcü, inanca saygılı, insan haklarına sahip çıkan, vatandaşıyla barışık bir yönetim anlayışını hayata geçirmelidir. Türkiye’nin kendini düzeltmeden küresel süreçte önemli roller oynaması mümkün değildir. Türkiye kendisiyle hesaplaşmaktan ve eksikliklerini tamamlamaktan kaçındıkça, küresel süreçten de uzaklaşmaya devam edecektir.
* Siyaset Bilimi, Sosyo Kültürel Çalışma Grubu, Proje Yöneticisi