Türkiye’nin Bölgesel Politikalarında Gürcistan’ın Yeri

Haber

İkinci Rus- Çeçen savaşı başladığında Gürcistan hava sahasında uçan Rus uçakları Gürcistan’da var olan endişeleri daha da artırdı. Bu uçaklar Gürcistan topraklarında yaklaşık olarak 20 km kadar içerilere girmeye başlamışlardı....

İkinci Rus- Çeçen savaşı başladığında Gürcistan hava sahasında uçan Rus uçakları Gürcistan’da var olan endişeleri daha da artırdı. Bu uçaklar Gürcistan topraklarında yaklaşık olarak 20 km kadar içerilere girmeye başlamışlardı. Bazı zamanlarda Rusya hava kuvvetleri sivillerin yaşadığı köyleri bombalamaktan da çekinmemişti. Buna rağmen her bombalamanın ardından Rus resmi kaynakları düzenli olarak bu bombalamaların bir yanlışlıktan dolayı bu meydana geldiğini açıklamaktaydılar. Bu açıklamalar Gürcistan politik karar alıcıları ve halk tarafından hiçbir zaman inandırıcı ve samimi bulunmadı.

Gürcistan için topraklarını ve uzun deniz kıyılarını savunmak zor bir görev olarak görünmekteydi. Gürcistan güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için gereksinim duyduğu eğitimli personel ve donanım ile finansal güçten yoksundu. Rusya’nın yıkılmasından sonra, eski Sovyet askeri güçleri Türkiye-Gürcistan sınırını kontrolleri altında tutmaya devam ettiler. Bu durum 1994 yılında Rusya ile Gürcistan arasındaki sınır güvenliği anlaşmasıyla yasal bir hale geldi. Bu anlaşmayla Gürcistan Rus askeri güçlerinin finansmanına yardımcı olacaktı. Bununla birlikte 1999 yılında Gürcistan hükümetinin taleplerine karşı koyamayan Rusya Gürcistan’dan, Türkiye sınırından ve Abazya’dan askerlerini çekmeye başladı.

Özellikle Gürcistan ve Rusya sınırı artık Gürcistan sınır güçleri tarafından kontrol edilmektedir. Bazı dönemlerde Gürcistan, zayıf bir ülke olmasından dolayı bu kontrolü sağlamakta zorlanmaktadır. Gürcistan’da ayrıca Osetya ve Abazya’da ayrılıkçı grupların kontrolünü sağlayabilmek amacıyla Gürcistan etkili politikalar geliştirmeye çabalamaktadır. Buna rağmen bu bölgelerde Gürcistan tam bir kontrol sağlayabilmiş değildir. Bu bölgeler Kafkasya’nın coğrafi özelliklerinden dolayı kontrolün sağlanabilmesine olanak tanımamaktadır. Bunun yanı sıra Gürcistan’ın zayıf ekonomisini de bu olaylar ciddi bir biçimde sarsmaktadır.

Özellikle Gürcistan Dünya uyuşturucu ticaretinin en önemli geçiş ülkelerinden birisidir. Dünya uyuşturucu, silah ve insan trafiğinin yaklaşık 1/3 ünün bu bölgeden geçtiği söylenmektedir. Gürcistan hükümeti bu duruma yönelik önlemler almaya çabalamakta, fakat silah, insan ve uyuşturucu ticaretinde uzmanlaşmış olan uluslar arası suç örgütleriyle mücadelede tek başına yetersiz kalmaktadır.

Finansal, teknik düzeyde olan ve diğer zorlukların kökeninde I. Çeçen savaşının yarattığı problemlerin var olduğunu söylemek konuyla ilgili olarak pekte sürpriz olmayacaktır. Rus- Çeçen savaşı Gürcistan sınırında çok ciddi problemler yaratmıştır. Bunun dışında II. Rus-Çeçen savaşı da bölgesel güvenlik adına önü alınmayacak olumsuzluklara ve kanlı çatışmalara sahne olmuştu. Rusya sınır yakınlığından dolayı Gürcistan siyasal karar alıcılarına ve kamuoyuna aldırmadan Gürcistan topraklarını bu kanlı oyunda bir üs olarak kullandı.

Her devlet için ulusal güvenlik sorunları ve öncelikleri iç ve dış politikalarında önemli, hatta hayati bir yer tutmaktadır. Yeni kurulan ülkeler dış politika mühendisliği ve strateji planlaması da dahil olmak üzere bir çok yönden zayıf bir görünüm içerisindedirler. Bu nedenlerden dolayı bölgesel ve ulusal güvenlik kaygılarını daha fazla hissetmektedirler. Daha da fazlası Yeni kurulan bu ülkeler, ( bağımsız ve otonom bir biçimde çevrelerinden farklı olarak) diğer ülkelere oranla bu kaygılarının ortadan kalkmasına yönelik çok fazla çaba sarf ederler ve dış politikalarında öncelikleri budur. Bununla birlikte bölgesel tehditleri ilk hissedenlerde bu yeni kurulan ülkelerdir. Bu ülkeler için sadece müttefikler ve düşmanlar söz konusudur. Dolayısıyla Dış tehditleri zaman zaman da abartabilirler. Dış güvenlik ve politik yaklaşımları tarihsel bellekleriyle sınırlıdır. Bu yüzden geniş bir perspektif ve vizyon çizmekte zorlanmaktadırlar.

Buradan anlaşılmaktadır ki bu ülkeler aynı zamanda bölgesel güvenlik politikalarını oluşturabilecek ve yönlendirebilecek bir güce ve potansiyele de sahip değillerdir. Özellikle realist bir dış politika geliştirmeden bu tür kaygıları beslemekten öte bölgesel ve ulusal güvenlik anlamında hiçbir şey yapamayacaklardır.

Her bölge kendisini diğerlerinden ayıran farklı bir güvenlik çevresine sahiptir. Bölgenin güvenlik ihtiyacı da bulunduğu coğrafyanın jeopolitik ve jeostratejik pozisyonuna göre biçimlenmektedir. Bu özelliklerine göre Uluslar arası güçlerin hedefleri arasında yer alır veya almaz. Kafkasya bu açıdan gerek Dünya enerji kaynaklarının gerekse uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığının transit bölgesi olması dolayısıyla Uluslararası güçlerin ve bölgesel aktörlerin amansızca mücadele ettiği bir bölge olmuştur. Bölgede uluslararası güçlerin yanı sıra bölgesel aktörlerin konumları ile sahip oldukları politik ekonomik ve askeri potansiyelleri de oldukça güçlüdür. Bu güçler çeşitli yolarla bu bölgede varolma mücadelesi veren genç ülkelerde siyasal ve ekonomik hayata daha fazla etkide bulunmanın yollarını aramaktadır.

Bölgesel Güçlerin Kafkasya’da Oynadığı Roller ve Bölgesel Güvenliğe Yönelik Tehditler

Kafkasya’da bulunan devletler iç ve dış güvenliklerine ilişkin tehditleri daha çok içeriden algılamaktadırlar. Oysaki bu bölgeye yönelik tehditler esas olarak dış kaynaklı olmaktadır. Daha da önemlisi bu bölgede ekonomik ve siyasal krizlerle boğuşmaktadır. Bu ülkelerde algılanan tehditlerin büyük bir bölümü Rusya menşelidir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu tehdit algılamalarının kökeni bu ülkelerin geçmiş dönemdeki Sovyet tecrübelerine dayanmaktadır.

Bazı dönemlerde nispeten istikrarlı bir süreç yaşayan bölgede bu kısa süreli istikrarı ve barışı proveke edebilecek çatışmalar ve krizler meydana gelebilmektedir. Kafkasya hızlı dönüşüm ve gelişim potansiyeline sahip bir bölge olması dolayısıyla uluslar arası aktörler bu bölgede yer alan devletlerin kendi başlarına dış politikalarını ve güvenliklerini sağlayabilecekleri bir konuma gelmelerini arzulamamaktadırlar. Bu durum söz konusu olursa büyük güçler rahatlıkla bölgeye müdahale edemeyecekler, Dünya enerji ve hammadde koridorunun kontrolü kendi adlarına belki de kaybedilecektir.

Kafkasya çevresinde bulunan bölgesel güçlerinde etki alanı konumundadır. Özellikle Türkiye, İran, Rusya ve Avrupa Birliği bölgede nüfuz alanlarını artırabilmek için ciddi bir mücadele içine girmişlerdir. Buna ek olarak bölgesel barışı ve güvenliği yakından ilgilendirecek bir biçimde Kafkasya’da çok sayıda etnik ve kültürel grup bulunmaktadır. Bu grupların büyük bir bölümü başka bir ülkenin topraklarında yaşamakta ve ayrılıkçı bir yaklaşıma sahip olmaktadırlar. Bu gruplar özellikle dış güçler tarafından kolaylıkla manüpüle edilebilmekte, büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabilmektedirler.

Bunun yanı sıra bölge ülkeleri de politik ve güvenlik alanında çok fazla alternatife sahip değillerdir. Birçoğu ulusal güvenliklerini Rusya Federasyonuna ihale etmişlerdir. En başta Ermenistan ülkesinde ulusal bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak amacıyla büyük miktarda Rus askeri gücüne ev sahipliği yapmaktadır. Ermenistan güvenlikle ilgili endişelerini tek başına çözebilme kapasitesine sahip bir ülke değildir. Azerbaycan petrol gelirleri sayesinde her yıl yaklaşık olarak iki katı kadar büyümektedir. Böyle sürdüğü takdirde Başka hiçbir aktörün yardımına ihtiyaç duymaksızın Azerbaycan Ermenistan ile arasındaki Karabağ sorununu tek başına çözebilecek bir konuma gelecektir.

Bölgede varolan ve zaman zaman şiddetlenen etnik gerilim ile çatışmalar bölgesel aktörleri de sürecin içine çekebilmektedir. Özellikle Türkiye ve İran bölgesel sorunların çözümünde ortak bir tutum izlemektedirler. Buna göre bölge ülkeleri arasında kurulacak ekonomik ilişkiler ve işbirliği aynı zamanda güven artırıcı önlemler olarak siyasal ve kültürel alana da yayılacaktır. Bu sayede bölgesel çatışmalar ve şiddet tam olarak azaltılamasa da kabul edilebilir bir seviyeye çekilebilecektir.

Özellikle Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığı Türkiye açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu önem Türk boğazlarının Rusya açısından önemi ile kıyaslanabilir. Gürcistan’ın bu stratejik önemi Türkiye’nin bölge ile olan irtibatını sağlamasından kaynaklanmaktadır. Bütün bu öneminin yanı sıra Gürcistan’ın ekonomik açıdan zayıf olması, enerji bakımından Rusya Federasyonuna bağımlı olması, etnik yapısını kontrol edememesinin yanı sıra Rusya Federasyonunun birinci dereceden ticari partneri olması Gürcistan’ın bu stratejik önemi konusunda Türkiye’de endişeler yaratmaktadır.

Gürcistan’ın bu bölgede Türkiye’nin stratejik ortağı olması, Türkiye’nin Kafkasya ve bu sayede Merkezi Asya’da nüfuzunu ve etkinliğini rakipleri aleyhine artırması demek olacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin Merkezi Asya ve Kafkasya politikalarının anahtarı Gürcistan olacaktır. Türkiye Gürcistan ile iyi ve stratejik ilişkiler kurarsa rakiplerinin önünde hedeflerine ulaşacak bölgenin en büyük ve en istikrarlı gücü haline gelecektir.

* Öğretim Görevlisi, ANADOLU BİL MESLEK YÜKSEK OKULU

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1903 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1903

Son Eklenenler