Türk Halklarının Birliğine Dair

Makale
Konuyu üç hal kanununa göre değerlendirdim: “endişeden/korkudan iradeye“, “hissiyattan kavramaya“ ve “mitolojiden stratejiye“. Neden böyle diyorum?

Detaylı düşünülen her hareket ve eylemin nihai bir amacı da olmalıdır. Eğer istediğimiz sadece hareket ederek ısınmak ise, amaca belki ihtiyaç yoktur. Görüyoruz ki, dünyada olan biteni, ortak tarihi, gelenekleri, kültürü anlamlandırarak algılamak bizi, ne istediğimizi, amacımızın ne olduğunu anlamaya itmektedir. Günümüz şartlarında, yaşadığımız dünyayı, bulunduğumuz zorlu jeopolitik çevreyi göz önünde bulundurursak, Türk birliğinin yegane amacı, ona yakışan, değeri tam olan, Türk medeniyeti oluşturmak ve bu medeniyetin ruh birliği, ekonomik, siyasi ve kültür ilişikler aracılığı ile geliştirip, belki yakın gelecekte değil, ama potansiyel olarak Türk Birliğine dönüştürmektir. Bu anlamda Avrupa Birliği veya başka şekiller örnek teşkil edebilir.

Ben şöyle düşünüyorum, şu an öyle bir dünyada yaşıyoruz ki pragmatik ve gerçekçi olmak zorundayız. Günümüz küreselleşme şartlarında birçok değer harap olup başka özdeşlerde eriyip gitmektedir. İdealizmin en pragmatik politika olduğu bu dönemde sadece büyük değerler, sadece büyük fikirler, sadece büyük anlamlar ve oluşumlar ileri hareketimize anlam kazandırabilir, yeni bir tarih anlayışı getirebilir, ancak böyle birliğimizin büyük yapısı oluşur. Bu sürecin basit olduğunu söylemek kendi kendimizi aldatmak demektir. Biz kendimizi aldatmaya izin veremeyiz.

Özellikle Orta Asya ülkelerinde problemlerin olduğunu görüyoruz. Her biri kendi içinde karmaşık olan, birkaç geçişi aynı anda yapmak zorundayız. Çok yavaş ve sancılı bir şekilde post kolonyal formatından çıktık ve çıkıyoruz. Bu başlı başına çok zor bir süreçtir. Meşhur Rus yazar ve düşünür Anton Çehov’un dediği gibi “içimizdeki köleden kurtulmak çok zordur“.

İkinci nokta ise şüphesiz, Sovyet sonrası, komünist rejimi sonrası geçiş dönemidir, bu belki de daha karmaşık, çözümü konusunda bir milletin bir kaderin yetersiz kalabileceği bir meydan okumadır.
Genel bir anlayış gerekli ve biz, Türkiye’nin karmaşık bir İmparatorluk sonrası sürecinden çıkış tecrübesi olduğunu biliyoruz. Bunlar biraz farklı kategoriler, fakat süreçlerin sancılı olması gösteriyor ki, geçen 20 sene büyük bir sürecin yalnız başlangıcıdır. Memnuniyetimi belirtmek istiyorum: bugün, bu salonda Türk Dünyasının entelektüelleri buluştu. Onlar anlam üreten, kendi ülkelerinde atmosferi ve ortam şartlarını belirleyen, farklı Türk ülkelerinde birbirini etkileyen ve besleyen insanlar.

Ancak dürüst, tarafsız söylem, ortak düşünce yoluyla meşhur Türk düşünür İsmail Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik“ fikri hayata geçirilebilir.

Oturumumuz mevcut meydan okuma ve problemlerle ilgili, tabi ki jeopolitik bağlamda. Bölgesel problemler mevcut, fakat ben entelektüel meydan okumalar hakkında konuşmak istiyorum. Çünkü bu konuda birbirimize yardımcı olabileceğimizi ve böylece ortak yolumuzu, ortak gelecek anlayışımızı kolaylaştırabileceğimizi düşünüyorum.

Gelin, şu basit soruyu kendimize soralım: günümüzde Türk halklarını birleştiren nedir? Tabi ki, ortak dilimiz, ortak kültürümüz, ortak tarihimiz, ortak mitolojimiz, ortak dinimiz, bunlar başlı başına çok güçlü bileşenler. Bizi birleştiren başka neler var? Sıraladıklarımız, hayalini kurduğumuz Türk medeniyetinin, büyük bir birliğin oluşturulması için yeterli midir?
Zira biz, bütün ülkelerin ve her ülkenin birliğini, bütünlüğünü ve kendini korumasını sağlayacak, büyük bir siyasi projeden bahsediyoruz.
Halbuki günümüzde diğer her şeyin yanı sıra, dürüst olmak gerekirse, bizi birleştiren korku ve endişelerimizdir. Bu korku ve endişeler birlikte olabilmemiz için ne denli yeterli, bu muhtemelen büyük felsefe sorusudur.

Biliyoruz ki korku ve endişe kaynaklı birlik uzun ömürlü olmaz. Dolayısıyla bugün tüm olası mekanizmaları geliştirmeliyiz, elimizden gelen çabayı göstermeliyiz, gündemimizde belirtildiği gibi 2023 yılında neler olacağını, hangi niteliklerle ve nasıl ulaşacağımızı düşünmeliyiz.

Gelin, bir kez daha gerçekçi olalım, dürüstçe söyleyelim.

Türk halkları bütünleşme süreci çok yavaş ilerlemektedir. 2023 yılına doğru hedeflenenlerin tamamının gerçekleşmesini beklemek büyük bir yanılsama, kendini kandırmak olur. Dolayısıyla Türk bütünleşme süreci, bence çok yönlü, farklı hızlarda ilerlemeli, yine de bazı büyük amaçları ve referansları olmalıdır ki sonuç alalım. Türk halklarının birleşmesi konusu eski kağnının aşındırdığı izler değildir. Bu çok geniş, çok yönlü bir otoyoldur ve yolumuzu şaşırmamak için, kaybolmamak, bir birimizi kaybetmemek, birbirimizi üzmemek için, büyük, bütünsel, değerli dokümanlar hazırlamalıyız, bu sürecin yol haritasını çizmeliyiz ve konsept belirlemeliyiz.

Ancak büyük kavramlar “sabun köpüğü“ rutininden, çözümü zor gibi görünen günlük sorunlarımızdan kurtulmamızı sağlayabilir. Tüm hedefler şu an çözüm bulan ve 10 sene içinde çözülecekler şeklinde ayrılabilir. Fakat öyle bir sorun var ki biz bunu asla çözemeyiz, bunlar: coğrafyamız, komşularımız, tarihe farklı bakış açıları ve tarihi farklı anlama. Ancak, bu öyle bir hedef ki, coğrafyamızı “kandırabilir“, zamanın ötesine geçebiliriz. Bunu nasıl yapacağımız muhtemelen bu salonda bulunan ve süreçle ilgili heyecan duyan herkese bağlıdır.

Meslektaşlarım güzel söylediler – bağımsızlığımızın ilan edilmesinden 20 yıl geçti- Orta Asya ülkelerinde çok karmaşık, basit olmayan süreçler devam ediyor. Milli devletler kuruluyor, öncelikler belirleniyor. Atılımlar, koşuşturmalar oluyor. Yine de, toplamda bakacak olursak, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan büyük ölçüde yönünü belirledi. Bir nevi dünya tablosu, gelecek tablosu oluşuyor.

Anlaşılan, günümüz şartlarında mükemmel bir bütünleşmeden bahsetmek son derece zor, çünkü bütün ülkelerdeki otoriter-totaliter eğilim, süreci frenleyip engellemektedir. Kırgızistan ve Özbekistan, Özbekistan ve Tacikistan, Türkmenistan v.s arasında zorlu süreçler gözlemleniyor.

Şartlar zorladıkça ve seçim yapmak gerektiğinde Türk ülkeleri bir birlerini aramaya, ortak kökenlerini hatırlamaya başlarlar ve nihayetinde ortak dil bulurlar. Bu da anlaşılır, çünkü bölgede 5 ülke fiilen birlikte yaşıyor ve içeride neler olduğundan bihaber; yalnızlık, tecrit edilmişlik, kendi mukadderatını kendi tayin etme ihtiyacı, tüm bunlar sıkışmaya ve yeni anlam, içerik aramaya sebep olur.

Gerçekte birkaç entelektüel meydan okumayla karşı karşıyayız. Yaşayan insanlar olarak, uzmanlar olarak, tarih nedir, siyaset nedir, bunların tertip edilen şeyler olduğunu görüyoruz ve çok iyi anlıyoruz. Bizim görevimiz, yeni tarih anlayışı geliştirmek, ortak ders kitapları yazmak, bütünleşmemizi ve bir arada olmamızı sağlayacak felsefi-siyasi doktrinler hazırlamaktır.

İkinci önemli nokta ise kültür ve tarih bağlamında Türk birliğinden bahsediyor olmamız. Ekonomi ve siyaset alanında birlik için ne yapmalıyız?
Cazip öneriler arttı, Sovyet sonrası alanda Rusya ile “boşanma“ süreci tamamlanmış değil, yeni yapılanmalar öneriliyor ve maalesef birçok Türk kardeşimiz bunlara inanıyor. Avrasya kavramı ve benzerlerini kast ediyorum.
Dünya oyuncularının bizim sahamızda da oynamasını istiyorsak, imparatorluk projelerine dahil olmak yerine, kendi konseptimizi önermeliyiz.

Türklerin dışında Türk birliğine kimsenin ihtiyacı yok, insanlar bundan korkuyorlar. İnsanlar bunu istemiyorlar. Bizi, en iyi ihtimalde benzin istasyonu, en kötü ihtimalde ise koloni olarak görüyorlar. Bir daha tekrarlıyorum, bize yeni Türkçülük fikirleri lazım ki, bu fikirler günümüz Türkiye’sinde dahi revize edilmektedir, Orta Asya ülkeleri Türkiye’nin gündeminde dördüncü, beşinci sıradayken. Anlaşılan, Türk olmak, Kazak olmak, Kırgız olmak basit değil, kan anlamına gelenden daha fazladır.

Tabi ki ben Kazakım -ama sadece bana özel ve özgü değil- aynı zamanda ülkenin de genel adı. Bu anlamda Türkçülüğü daha geniş bir hadise olarak algılamak gerekir. Önemini kavrayıp, iç birliği sağlarsak biz de ilginç, kader oluşturucu, büyük jeopolitik oyuncu olabiliriz.

Eğer tarihi hatırlayacak olursak, diyebiliriz ki Amerika’nın keşfi Orta Asya’dan geçen İpek Yolu’nun tamamen göçebelerin kontrolünde bulunması ile ilgiliydi. Atalarımız dünya oyuncularını İpek Yolu’ndan başka ticari yollar aramaya ittiler.

İkinci kez tarih bordasının dışında kalamayız, ikinci kez tarih selinin dışında kalamayız, çünkü bu sonumuz olabilir. Bu bağlamda, önümüzdeki 10 sene içinde entelektüel planlar üzerinde çalışmalıyız. Latin harf kullanımı ile ortak televizyon aracılığıyla, kardeş ülkelerde, Türk hayat tarzının insanların bilincinde yer etmesini sağlayabiliriz: televizyon kanalları, müzik kanalları ve evrensel olan müzik dili ile. Keşke meydanlarımızda, ana Türk ülkelerinden saat başında değişen görüntüler yayınlayan büyük ekran LED TV’ler olsa…

Başka bir konu daha var, İslam’ın tefsiri ve farklı algılanması. Küreselleşme sürecinde bize deniliyor ki: “hangi kandan, milletten olduğun önemli değil, önemli olan iyi bir Müslüman olman“, biz buna da izin veremeyiz. Bölgemizde Selefiler propagandası yapılmaktadır, bu bir tür meydan okumadır.

Atalarımızın İslam gelişimine önemli katkılarını dikkate alarak, gelecekte İslam dininin içini doldurabilecek nitelikte, dünya çapında etkili Türk asıllı entelektüellerimizi, ulemalarımız yetiştirmeliyiz. Sovyet yönetimi tarafından önlenen olağanüstü bir deneyimimiz olmuştu: cedit hareketi. Ceditçiliği yeniden canlandırmalıyız, kullanmalıyız, bu yönde neler yapabiliriz onun muhasebesine bakmalıyız.

Birlikte yürümeyi hedeflediğimiz 10 yıl içinde yeni ruhani bağlar, yeni içerikler, yeni anlamlar bulmalıyız ve Türk ülke sayısı artışına hazır olmalıyız.

30 yıl önce, 1983 de “beş Türk ülkesi bağımsız olacak“ deselerdi kimse inanmazdı, ama 7 yıl sonra gerçek oldu. Ülkemizin bağımsızlığını ilk tanıyan Türkiye’ye müteşekkiriz. Şimdi onurumuz gereği, Rusya, Çin de yaşayan diğer Türklerin kaderine aynı sorumlulukla yaklaşmalıyız çünkü Tarih çok hızlı değişebilir. İmparatorluklar ebedi değildir, tüm imparatorluklar er ya da geç raydan çıkar. Bu arada 2023 de, 2053 de ne olacağını düşünmeliyiz.
Birlikte düşünür, fikir alışverişinde bulunursak birlikte hareket etme isteği ve iradesi doğacaktır.
Aydos SARIM
“Abai Akbarat“ Gazetesi Genel Koordinatörü, Kazakistan
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 205 )
Alanlar
Afrika 72 620
Asya 92 1020
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yeniden yükselen aktivitesi, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Birliği, İİT ve OPEC gibi örgütlerin üyelerinden olması ve son dönemde Türkiye ile geliştirdiği işbirlikleri ile küresel platformda ve bilhassa Akdeniz’de önemi gittikçe artan bir akt...;

Doğu toplumlarının etnik aidiyetleri ve bu aidiyetlerin dışlama, önyargı ve çatışma üzerindeki etkisi konusunda Batılı antropologlar tarafından birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda bölgede etnik aidiyetlerin ötekileştirmeye, önyargıya ve çatışmaya dönüşmediğine dair birçok bulgu ortaya çı...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...