Nüve

Haber

“From Zero to Hero” yani sıfırdan kahramanlığa. Din ile modern dünya anlayışları arasında sıkışmış, kendince dinin nüvesini yani özünü arayan güruh;...

From Zero to Hero“ yani sıfırdan kahramanlığa. Din ile modern dünya anlayışları arasında sıkışmış, kendince dinin nüvesini yani özünü arayan güruh; başta Avrupa ülkeleri gettolarından olmak üzere doksana yakın ülkeden “sıradışı“ anlayış beklentisinde olan ve dışlanmış kesimler, hayatları anlamsızlaşmış ve dışlanmışlık duygusuna kapılmış kişiler, bazıları yüksek eğitimliler, sosyal dışlanmışlık psikolojisinin ters etkisiyle, “Kahramanlık“ sergileyerek kendilerini gerçekleştirmek isteyenler…

İŞİD’in dayandığı Selefizmin ortaya çıkmasında, dini ve tarihsel etkileşimleri incelenmek gerekir. İslam tarihi’nde “Hakem Olayı“, kritik dönüm noktalarından biridir. Hem Hz. Ali’yi hem de Muaviye’yi “tekfir“ eden Hariciler. Yaşanan sorunun “sulh“ yoluyla çözümü taraftarı olmayan istisna grup Hariciler. İslam Dünyası içerisinde istisna olan bu yaklaşım, İmam Hanbel ve İbn-i Teymiye’nin kısmi görüşleri ve yaklaşımlar ile şekillenmiştir. Osmanlı Devletin yıkılma döneminde ise Vehhabilik ile olgunlaşmıştır. Selefizm, tüm bu görüş ve yaklaşımlardan etkilenmiştir.

İslam inanç tarihinde, Selef tarzında birey tercihleri doktrinleşmediği için mezhep olarak kabul görmemiştir. Selefilik bir ideolojidir, mezhep değildir. İslam’ın temel iki ana akımı olan Ehli Beyt ve Ehli Sünnet haricinde “Zahiri Selefilik“, bugün mutasyona uğrayarak“Selefizm“ olarak karşımıza çıkmıştır. Nesebi gayri sahih olan bu akım ham yobazlık ve kaba softalık birleşimi bir anlayıştır.

1990 yılı öncesi, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline karşı ABD, bir yandan Mücahit Gruplar ile yakın iletişime geçmiş bir yandan El-Kaide ile sıkı ilişkilere girmişlerdir. Bölgedeki gençler, Peşaver’ de ABD destekli marjinal Selefist akım anlayışlı medreselerde eğitimlere tabi tutulmuşlardır. Irak El-Kaidesinin kurucusu Ebu Musa Zerkavi, Selefizm eğitimi almıştır.

Selefizm, “tevil“ (yorum ve akli çıkarımı) haram saymıştır. Selefistler, Kuran ayetlerinin nüzul sebeplerini dikkate almayan, savaş esnasında inmiş ayetleri amacından saptırmakta, kelam (teoloji inanç esasları) ilmini yok sayan bir anlayışa sahiptir. Kuran-ı Kerimi, tarihi, siyasi, sosyal hiçbir bağlamını hesaba katmadan direkt okumak ciddi bir cehalet durumudur. Kendi gördüklerini yegane gerçek saymak, kendi yorumlarını mutlak hakikat zannetmek ham sofuluk ötesine geçmemektedir. Güya, “mutlak hakikat“ ortaya çıkarıp, bunu inkar edenleri “kafir“ ilan etmek cehaletin katmerlisidir. “Onlar Kuran’ı parça parça ederler (Hicr 15/91)“ ayeti, bizlere Kuran’ın bir bütün olarak yorumlanması gerektiği ifade etmektedir. Selefistler, ayetleri hikmetsiz bir hüküm manzumesi olarak okumaktadır.

Selefistler, Ehli Sünnetin önemli anlayışlarında olan “Ehli Kıble Tekfir Edilemez“ düsturunu yok saymaktadır. Namaz kılmayan tekfir edilmektedir. Kendileri dışında bütün inanış ve mezheplere savaş açmayı Cihad saydılar. Hukuk ve ahlak tanımayan bir savaş Cihad olarak tanımlanamaz.
Selefistler, insan aklını ve alimlerin bilgi ve tecrübelerini yok saymaktadır. Selefist anlayış, bidat konusunda aşırıya kaçarak; mevlid, kandil, İslam sanat eserlerine, türbe ve tasavvuf anlayışlarına karşı duruş ortaya koymuştur.

2003 yılında Cemaatü-t Tevhid ve-l Cihad adıyla kurulan, Irak El-Kaidesi olarak anılan, İŞİD/ DEAŞ, 2006 yılında beş örgütün birleşmesiyle kuruluşunu ilan etmiştir. 2014 yılında sözde Hilafet ve İslam Devleti iddiasını Dünya Kamuoyuna duyurmuştur. Bugün Irak ve Suriye de önemli sayılabilecek topraklar, su ve enerji kaynaklarına hakim durumdadırlar. Klasik bir terör örgütü yaklaşımında öte, devletleşen bir yapıdan bahsediyoruz. İŞİD, vergi toplamakta, mahkemeler oluşturmakta ve polis teşkilatı kurmaktadır. Ücretsiz su ve elektrik dağıtmaktadır. Örgüt, Petrol gelirlerinden ciddi gelir elde etmektedir. İŞİD, Musul’u işgal ederek hatırı sayılı miktarda paraya el koymuştur.

Nuri El Maliki, döneminde Irak siyasetinden dışlanan Sünni Aşiretler, intikam hırsı ile İŞİD’e destek vermeye başlamıştır. Saddam döneminde Irak ordusunda görevli subaylar, İŞİD askeri gücüne katılmışlardır. Ebu Garip Cezaevinde de yapılan gayri insani yaklaşımlar bu katılımları daha da güçlendirmiştir.

İslam Medeniyeti, son olarak dünya arenasında en etkili dönemini Osmanlı Devleti ile yaşamıştır. Osmanlı Ulemasının çoğuna göre; Vehhabi Selefiliği, Sünniliğin dışında yer almıştır.

Osmanlı, hükmettiği Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar da İslam’ın “İsmet“ kavramını özel bir hassasiyetle uygulamıştır. “İnsanın Dokunulmazlığı“ anlamına gelen “İsmet“ kavramı ile, tüm inanç ve ırklara engin bir hoşgörü gösterilmiştir. Osmanlı, dini ve kültürel zenginliğe saygı duymuştur. Osmanlı, hüküm sürdüğü topraklarda, uyguladığı hoşgörü ile farklı kimliklerin günümüze kadar varlıklarını sürdürmelerine ortam sağlamıştır. Osmanlının, çekildiği coğrafyalarda savaş ve çatışmalar sürekli görülmektedir. Bu coğrafyalarda huzur ancak Osmanlı hakimiyetinde sağlanmıştır.

İslam’ın yorumlanmasında yöntem ve esasların yok sayıldığı ve dinin araçsallaştırıldığı ideolojik selefizm akımı mantalitesiyle inşa edilen İŞİD, bugün 1 milyar 400 milyon nüfuslu Ehli Sünnet anlayışı ile yan yana getirilmeye çalışılmaktadır. İŞİD, kahir ekseriyetle, Müslümanları öldürmekte ve İslam Eserlerini tahrip etmektedir. Bu dikkate değer bir husustur.

Acaba bu noktaya doğal tarihsel süreç ve tesadüfler bileşkesi ile mi gelinmiştir? Yoksa gelinen nokta bilinçli bir stratejinin sonucu mudur? Dünyanın en zengin enerji rezervlerinin merkezi olan Ortadoğu da, taşeronlar üzerinden bilinçli bir tiyatro mu oynanmaktadır? Yakın tarihi bakıldığında batının bölgedeki direkt varlığı, büyük tepki aldığından ve yüksek maliyet doğurduğundan, enerji rezervlerini ele geçirme hedefine TAŞERON örgütler üzerinden mi ulaşılmaya çalışılmaktadır?

Terör örgütleri, “silah“ olmadan terör gerçekleştiremez. Peki terör örgütleri, üretimi teknoloji gerektiren ve yüksek miktardaki silahları nasıl elde etmektedirler? Bu açıdan, silah üreticisi ülkelerin faaliyetlerinin dikkatle analiz edilmesi gerektiği görüş ve kanaatindeyim.

İŞİD, dini ve siyasal mühendislik projesidir. İŞİD projesi üzerinde İslam töhmet altında bırakılmaya çalışılmaktadır. Taşeron örgütler üzerinden yapılan ALGI OPERASYONLARI ile İslamofobi körüklenmektedir.

İslamofobi tüm dünyada körüklenirken, özellikle algı operasyonları ile Sünniler, terörist olarak gösterilmek istenmektedir. Böylelikle Yeni Dünya Düzeni (Düzensizliği), mezhepler, dinler ve medeniyetler çatışması üzerinden oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ortadoğu petrol ve doğalgazı Batıya akarken, bölgede kan ve gözyaşı oluk oluk akmaktadır.

İslam Medeniyetinin Batı karşısında gerilemesi ile Müslümanların önemli kısmı içe kapanmıştır. Rakiplerinin ezici fikri ve teknolojik gücü karşısında hayranlık duyan bir grup olduğu gibi içe kapanan bir grup mevcuttur. İslam bilgiyi usul ve geleneği içine sindirememiş kişiler uç fikirlere talip olmaktadır. Öze dönüş vehmiyle İslam inançlarında tahribat yapılmaktadır. İslam Dünyası, büyük ikilem ve kriz dönemi yaşamaktadır. Din ile hayat arasında ilişki istişare yöntemiyle yeniden yorumlamalıdır. Gelinen nokta itibariyle İslam Dünyası, doğru analizler yapmalı ve İSTİŞARE yönetimini en üst seviyede uygulayarak geleceğe yönelik yol haritalarını belirlemelidir.

01 ARALIK 2015
İSTANBUL
selimidemen@gmail.com
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 204 )
Alanlar
Afrika 71 619
Asya 92 1021
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Yüzyılımızın neredeyse sonuna gelmişken, çevre -şimdiye dek ihmal edilen ortağımız- hakkını savunmak için sesini yükseltmektedir. Ne şimdi ne de gelecekte, insanoğlu ve çevresi arasındaki ilişki artık göz ardı edilemeyecektir. ;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İsrail ve Filistin’e en son 2018 in başında gittiğimde, “İki devletli çözüm” tartışmaları her iki kesim için de sona ermiş gibiydi. Arazi bölüşümünden kaynaklanan zorluklar dışında Filistin hâlâ birbiri ile birleşemeyen iki parça. ;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...