"Hukuk Birliği": Avrupa

Yorum

“Hukukun Üstünlüğü” kavramı Avrupa Birliğinin övünerek belirttiği en önemli özelliklerinin başında gelmektedir. Bugüne kadar çoğu gelişmesinin yavaş bir süreçte olsa dahi 90,000 sayfalık müktesebatı ile bu hukuk ruhunun tüm ülkelere yansıtıldığı ifade edilmektedir. Ancak unutulmaması gereken önemli bir hukuk ilkesi daha vardır ki oda “hukukun evrenselliği”dir. Yani ortada bir metin varsa bunu kendi içerinizde farklı ve üçüncü kişilere farklı uygulayamazsınız. ...

“Hukukun Üstünlüğü“ kavramı Avrupa Birliğinin övünerek belirttiği en önemli özelliklerinin başında gelmektedir. Bugüne kadar çoğu gelişmesinin yavaş bir süreçte olsa dahi 90,000 sayfalık müktesebatı ile bu hukuk ruhunun tüm ülkelere yansıtıldığı ifade edilmektedir. Ancak unutulmaması gereken önemli bir hukuk ilkesi daha vardır ki oda “hukukun evrenselliği“dir. Yani ortada bir metin varsa bunu kendi içerinizde farklı ve üçüncü kişilere farklı uygulayamazsınız.
Bu noktaları belirttikten sonra örnek bir olay üzerinde konuyu daha sağlıklı tartışabiliriz. Yıl 1972 Türkiye ile o zamanki adı ile AET arasında bir Katma Protokol imzalanıyor. Bu protokole göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına AET bölgesinde bazı haklar sunuluyor. Fakat geçen zaman içerisinde bu verilen hakların aksi uygulamaları yaşanıyor ve süreç içerisinde sessiz sedasız verilen bu haklar uygulamadan kaldırılıyor. 2000’li yıllara gelindiğinde İngiltere’de yaşayan iki Türk vatandaşı mahkemeye başvuruyor ve olay sonuçta Lordlar Kamarasına geliyor. Bu noktadan sonra olay uluslararası bir boyut kazanıyor çünkü dava Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na taşınıyor. Ortada yazılı bir antlaşma olduğu için tabiî ki ATAD başvuru sahiplerini haklı buluyor ve belli meslek gruplarının ve iş kurmak amacı taşıyan Türk vatandaşlarının AB üyesi 25 ülkeye vizesiz seyahat hakkı olduğunu karara bağlıyor.
Bundan sonrası için farklı senaryolar şimdiden hararetli bir şekilde tartışılmaya başlandı. Ancak üzerinde durulması gereken çok daha vahim konulara dikkat çekmek istiyorum. Öncelikle henüz üyelik adayı statüsü bile kazanmayan Güney Doğu Avrupa ülkeleri iki hafta önce yapılan düzenleme ile vize yükümlülüklerinin hafifletilmesi kararı ile cesaretlendirilirken, yıllardır aday ülke olan ve 1972 yılında bu hakları elde etmiş olan Türkiye hala yasal olmayan sınırlamalarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Çok ciddi bir diğer noktada yıllardır bu konuda sessiz kalan siyasi iradedir. Son dönemdeki dış politikadaki hareketliliği saymazsak geçmiş dönemde bu konunun üzerine gidilmemesi tabiî ki Türkiye adına önemli bir eksikliktir.
Peki, bu noktadan sonra bizleri neler beklemektedir. Unutulmaması gereken konu ATAD’ın kararı bireysel başvurular sonucu almasıdır. Bu kararın genel uygulama alanı kazanması için Sivil Toplum Örgütlerinin, öğretim görevlilerinin ve tabiî ki Hükümetin ortak çalışması ve koordinasyonu çok önemlidir. Eğer süreç sağlıklı bir şekilde işletilebilirse bu karar yakın gelecekte genel uygulama alanı bulacaktır.
Bu noktada bu konunun neden önemli olduğunun altını çizmek isterim. Türk toplumu demokratik, laik değerlere sahip olması birçok Doğu Avrupa ülkesinin aksine demokrasi geleneğine çok uzun yıllardır sahip olması nedeni ile moral olarak batıya yakındır. Bu anlamda eğitim sistemimiz tabiî ki özellikle üniversiteler nezdinde Batı Avrupa sistemine yakındır ve diğer taraftan ticaretimizin ciddi bir kısmı Ab ile gerçekleşmektedir. Eğitim, ticaret, sanat alanlarında AB üyeleri ile eşit rekabet şartlarında faaliyet göstermek için önemli bir kazanımdır. AB’ye tam üyelikte istekli olan Türkiye’yi bu çerçevede önemli bir sınav beklemektedir. Bir antlaşma ile kazanılan ve ATAD’ın kararı ile tekrar gündemimize gelen bu haklarımızı elde edebilecek miyiz ya da bir 35 yıl daha bekleyecek miyiz?
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...