Özbekistan’da Madalyonun Öteki Yüzü

Haber

Konuya girmeden önce, kısaca Özbekistan’ın sosyal ve demografik yapısından bahsetmekte yarar var. Özbekistan, nüfusu yönüyle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında ilk sırayı alır ve artış hızı böyle devam ederse, 2010 yılına gelindiğinde 32-36 milyona ulaşacaktır. Özbekistan’ın, son belirlemelere göre, 26.8 milyon olan nüfusunun %80’ini Özbekler, %5.5’ini Ruslar, %5’ini Tacikler, %3’ünü Kazaklar, % 2.5’ini Karakalpaklar, %1.5’ini Tatarlar ve %2.5’ini de diğerleri oluşturmaktadır. ...

Konuya girmeden önce, kısaca Özbekistan’ın sosyal ve demografik yapısından bahsetmekte yarar var. Özbekistan, nüfusu yönüyle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında ilk sırayı alır ve artış hızı böyle devam ederse, 2010 yılına gelindiğinde 32-36 milyona ulaşacaktır. Özbekistan’ın, son belirlemelere göre, 26.8 milyon olan nüfusunun %80’ini Özbekler, %5.5’ini Ruslar, %5’ini Tacikler, %3’ünü Kazaklar, % 2.5’ini Karakalpaklar, %1.5’ini Tatarlar ve %2.5’ini de diğerleri oluşturmaktadır. Özbekistan nüfusunun büyük bölümünün Özbeklerden oluşması hem siyasi bir güç, hem de bir istikrar unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu durum aynı zamanda yönetimde ve ekonomide Ruslar tarafından donatılmış olan kilit mevkilerin Özbekleştirilemesinde Kerimov’a büyük kolaylıklar sağlamıştır. Özbekistan, etnik ve dini açıdan homojenik nüfusu ve kültürel altyapısıyla diğer Türk Cumhuriyetleri’ne göre farklılık arz etmektedir.

Özbekistan’ın tarihten gelen, zengin bir kültür ve edebiyat temeli vardır. Semerkand ve Buhara şehirlerinde Türk dünyasının en ünlü ve dünyaca tanınmış düşünürleri, edebiyatçıları, matematikçileri ve bilim adamları yetişmiştir. Diğer cumhuriyetlerde bulunmayan bu köklü kültür mirası, Özbeklere daha güçlü bir ulusal kimlik bilinci kazandırmıştır.

Yukarıda bahsi geçen bu köklü kültür mirası, günümüz Özbekistan’ında etkili bir halk hareketinin meydana gelmesine önemli bir katkı sağlamaktadır. Bazı araştırmacı yazarlarımız Özbekistan’da meydana gelen olaylarda G. Soros’un parmağı olduğunu düşünmekte ve bu doğrultuda düşüncelerini ifade etmektedirler. Bu görüş hemen bütün siyaset bilimciler tarafından da desteklenmektedir. Soros Vakıfları, özellikle bulundukları ülkede insani yardım adı altında muhalefeti güçlendirmek amacıyla desteklerde bulunmaktadır. Bunun farkında olan Kerimov da Kırgızistan’daki devrim sonrası ilk iş olarak Taşkent’teki Soros Vakfı’nı kapatarak, önlem almaya çalışmıştı. Fakat bu önlem halk hareketini durdurmaya yetmezdi. Çünkü oluşabilecek halk hareketlerinin tetikleyicisi olması için Soros Vakfı’nın teşvik ve kışkırtmalarına ihtiyacı yoktu.

Özbekistan’da meydana gelen olayları, sömürüye ve zulme bir başkaldırı ve bir demokrasi arayışının güçlü sesi olarak düşünmek gerekir. Halk zaten yıllardır patlamaya hazır bir bomba gibidir. Fakat Özbekistan’daki devrim kadife olmanın ötesinde, çok kan dökülen bir devrim hareketi niteliğindedir.

Özbekistan olayları sadece dinci bir grubun İslam Devleti kurmak iddiasıyla ortaya atılarak, başlattıkları bir isyan gibi görünse de asıl gerçek demokrasiye duyulan özlemin ortaya çıkardığı bir halk hareketi olduğudur. Her ne kadar Kerimov, kendisine karşı oluşturulan muhalif hareketi özellikle de 11 Eylül sonrasında teröre karşı ortak hareket etme parolasıyla ABD’nin de desteğini almak maksadıyla aşırı İslamcı oluşumlar olarak nitelendirerek, kendince cezalandırsa da olayın aslı böyle değildir.

Nitekim görgü tanıklarının ifadelerine göre de Andican’da öldürülenlerin tamamına yakını yöre sakinleri yani masum halk idi. Bunun yanı sıra halk desteği olmayan bir isyan kısa bir sürede böyle büyük ve çarpıcı sonuçlar ortaya konması beklenemezdi. Peki, halkı canı pahasına böyle bir harekete iten etken ne idi? Bu sorunun cevabı, hem Kerimov’un despot yönetimi hem de gönüllerdeki demokratik ve refah bir Özbekistan isteği idi. İşte bu iki cevabın kesiştiği tek bir nokta bulunmaktadır. Bu nokta da Kerimov tarafından baskılar altında kalarak, çareyi yurtdışına kaçmakta bulan Erk Partisi’nin 1993’ten beri sürgündeki lideri Muhammed Salih’tir. Peki kimdir bu Muhammed Salih ve neden milyonlarca Özbek onu lider olarak görmek istiyor?

Muhammed Salih, 1949’de Harezm eyaletinde dünyaya geldi. Büyük bir edebiyatçı, şair, fikir ve siyaset adamıdır. Demokratik ve milli esaslar üzerine kurulmuş bir Özbekistan hayaliyle yetişti. 1982’de “Dede Korkut Kitabı“nı, 1986’da Ziya Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları“nı, daha sonra Türkçe’den “Yunus Emre Divanı“nı Özbek Türkçesi’ne aktararak yayınlattı. 1985 Ocak ayında kaleme aldığı, Özbek Milliyetçilerinin baş eseri olan “Politbüro’ya Mektup“ adlı eserini yazdı ve eser bütün SSCB’de büyük etki yarattı. Bu sosyal depresyon onu politikaya iten önemli bir etken oldu.

1985’den başlayarak o kendi makalelerinde her cepheden Özbek halkının dertlerini gündeme getirmeye başladı. Mayıs 1988’de Özbekistan Yazarlar Birliği Genel Sekreterliğine seçildi.1988 yılının Kasım ayında üç yazar arkadaşı ile birlikte o dönemin ilk muhalefet teşkilatı olan "Birlik Halk Hareketi"ni kurdu. 1989 Ağustos ayında bu hareketten ayrıldı. 1990 yılının Nisan ayında ise "ERK Demokratik Partisi"ni kurdu ve başına geçti, hızla örgütlenmesini sağladı. Meşhur Özbek Şairi Çolpan’ın "Kişen" şiirindeki ‘’zincir giyme, boyun eğme, ki sen de hür doğdun!", mısrası Partinin sloganı olmuştu. Partinin birinci hedefi "Özbekistan’ın Sovyetler Birliğinden ayrılması, özgür, demokratik, milli devlet kimliğine kavuşması" idi.

Muhammed Salih 1990 Şubat ayında Özbekistan Parlamentosuna milletvekili seçildi. 20 Haziran’da Partisi tarafından hazırlanan "Özbekistan’ın Bağımsızlık Bildirgesi"ni Parlamentoya sundu ve bu bildirge orada aynen kabul edildi. Böylece 5 Türk Cumhuriyeti arasında ilk bağımsızlığı kazanan cumhuriyet Özbekistan oldu. Ancak halkın desteğini sağlamış olan Muhammed Salih’e karşı bir denge unsuru oluşturmak isteyen Kerimov, Sovyet Rusyası’nın desteğini almak için Bağımsızlık Bildirgesini çiğneyerek, 1991 Mart Referandumunda oylamaya hile karıştırıp, Özbekistan’ı tekrar Sovyet idaresi altına sokmuştur. 1991 Ağustosundaki Rus Şovenistlerinin Gorbaçov’a karşı başarısız darbesinden sonra Sovyetler kendiliğinden dağılmaya başladı. Kerimov bir anda Milliyetçiler tarafına geçti ve onların talebiyle hemen darbeden sonra, 29 Ağustos da Özbekistan’ın bağımsızlığını ikinci kez ilan etmek zorunda kaldı. Ancak iki taraf arasındaki çekişme bununla da kalmadı.

Muhammed Salih, 1991 yılının Aralık ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine Kerimov’a karşı adaydı. Yapılan seçimleri hile karıştırarak, Kerimov kazanmıştı. Yaptığı hile ortaya konulmuş olmasına rağmen bir netice elde edilemedi. Ardından Kerimov Erk Partisi üzerindeki baskılarını arttırdı. Çeşitli bahanelerle bazılarını tutuklattı. Böylece bu parti mensuplarını sindirmeye çalıştı, ancak geç kalmıştı çünkü parti bütün halka mal olmayı başarmıştı. Bir süre sonra Erk Partisi, Kerimov muhaliflerinin toplandığı yer haline geldi. Kerimov’un başbakanlık ve 4 bakanlık karşılığında muhalefete bir son vermesi teklifini reddeden Muhammed Salih, baskılara daha fazla dayanamayarak Nisan 1993’te ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Bundan sonraki hayatında ise onu daha büyük badireler bekliyordu. Türkiye’ye üç defa sığınmış ancak üç defa da Özbek yönetiminin baskısı yüzünden sınır dışı edilmişti. Norveç kendisine sahip çıkmıştı. Prag’da tutuklandığında da kurtulması için Norveç tüm diplomatik gücünü kullanmıştı.
Yukarıda da değindiğim gibi Kerimov, 11 Eylül’den sonra oluşan küresel konjonktür çerçevesinde Muhammed Salih’in Usame bin Ladin ile müttefikliğinden, Taliban mensubu olduğuna kadar pek çok iddia ile hareket ederek iadesini sağlamaya çalıştı.

Fergana Vadisi’nde üstlenmiş olan bir avuç Vahhabi militanın varlığından yola çıkarak, Özbekistan’daki bütün Erk Partisi üyeleri “aşırı dinci teröristler“ olarak ilan edildi ve büyük çoğunluğu tutuklandı. Bütün bu olan bitenler de Özbekistan’ı bugünkü duruma getirdi. Peki ya bundan sonra neler olacak? Bundan sonra olacakları da Muhammed Salih’in Berlin’de bir gazeteye 15 Nisan günü verdiği röportajdan kestirebiliyoruz. Bu röportajında Muhammed Salih, "Hiç şüphe yok ki Andican, rejimin sonunun başlangıcıdır" beyanatıyla Özbekistan’daki durumu ve meydana gelecek gelişmeleri kısaca özetlemektedir.

*Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi. e-posta: ekkalan@yahoo.com

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.