Terörle Savaş: Askeri Güç Kullanımı Gerçek Çözüm Mü?

Makale

Terörün tanımını yapmak, tezimizin kabul edilebilir bir temele dayanmasını sağlayacaktır, zaten bu tanım terörle savaşta da ilk adım olacaktır. Fakat biliyoruz ki terörün uluslararası arenada ortak bir tanımı mevcut değil. Ve bu yüzden bir ülkenin terörist olarak kabul ettiği bir örgüt, diğerleri için özgürlük savaşçısı olabiliyor. ...

Terörün tanımını yapmak, tezimizin kabul edilebilir bir temele dayanmasını sağlayacaktır, zaten bu tanım terörle savaşta da ilk adım olacaktır. Fakat biliyoruz ki terörün uluslararası arenada ortak bir tanımı mevcut değil. Ve bu yüzden bir ülkenin terörist olarak kabul ettiği bir örgüt, diğerleri için özgürlük savaşçısı olabiliyor.

Bir tanım yapmak gerekirse bunlardan en kabul edileni, terörizmin önceden tasarlanan, siyasi bir kaygıyla, azınlık gruplarca ya da gizli ajanlarca, sivil insanlara yöneltilerek onlara korku salmayı hedefleyen ve tekrarlanan şiddet olayları olduğudur. Bu tanımda da belirtildiği gibi terörün tanımında kabul edilen ortak unsurlar vardır. 1977 tarihli Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Kurbanları Koruma 1. Ek Protokolü’nde bu unsurlar üç başlıkta toplanmaktadır: Kurbanların sivil olması; şiddet olayı, tehdidi ya da silah kullanımın olması ve son olarak da halk arasında büyük bir korku yayarak hedeflerine ulaşmayı amaçlamaları.

Amerikalı Profesörlerden Anthony C.Arend and Robert J.Beck, terörist bir olay olabilmesi için bu olayın, aynı zamanda siyasi ya da yarı siyasi bir sebep uğruna ve hedeflenen bir kitleye yönelik olması gerektiğini de savunmaktadırlar. Bu tanımı daha iyi anlayabilmek için 11 Eylül olayını ele alalım. İntihar uçaklarının hem İkiz Kuleleri hem de Pentagon’u vurmasıyla, Bin Ladin’in hedefi Amerikan halkıydı, kulelerin çökmesiyle de bu amacında başarılı olmuş ve halkta korku uyandırmayı başarmıştır. Bu saldırıyla Amerika’nın güvenliği yanında ekonomisi de yara almıştır. Amerika’ya karşı ‘cihat’ ilan eden Ladin’in dini bir amaç uğruna bu saldırıyı düzenlediği de açıktır. Bütün bunlar, bütün dünyanın da kabul ettiği gibi, 11 Eylül’ün bir terörist eylemi olduğunu kanıtlıyor, esas mesele ise bundan sonra başlıyor. Buna karşı nasıl hareket edilmeli?

İlk basamak olan hareketin terör olup olmadığının belirlenmesinden sonra, terörün nasıl önlenebileceği sorusu karşımıza çıkıyor ki, bu da önümüzdeki en büyük sorundur ve çözümü ancak uzun dönemde mümkündür.

Terör Silah Gücüyle Önlenebilir mi?

İlk başta askeri kuvvet kullanımının, kısa dönemde etkili bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz, fakat terörün özelliklerinden dolayı buna kesin bir çözüm olarak bakamayız. Bunun sebebi nedir? Aslında bir anlamda askeri gücün ne zaman, kime karşı ve nasıl kullanılmasının büyük bir problem olması bu soruya yol açmaktadır. Öncelikle terör gruplarının bir orduyla savaşacak gücünün olmamasından dolayı birebir çatışmadan kaçındığını göz önünde bulundurmamız gerekir. Belirli bir bölgede bulunmayıp geniş bir coğrafyaya yayıldıkları için, üniforma ve benzeri belirli semboller kullanmadıklarından terörist olup olmadıklarının belirlenmesi kolay değildir. Bu da birebir çarpışmanın mümkün olmamasına yol açmaktadır. Herhangi bir askeri güç kullanımı da böyle geniş bir coğrafyada yer alan sivillerin zarar görmesine yol açabilir.

Başka bir sorunsa terör gruplarında bireylerin değil liderlerin önem azletmesidir. Gruptan herhangi birisinin zarar görmesi değil, örgütün beyni ve bel kemiği olan liderin yakalanması gerekir ki, bu grupla başa çıkılabilsin. Bu da gerçekleşmesi zor bir durumdur. Çünkü genelde terör örgütlerinin başında bulunanlar diğer ülkelerden destek görmektedir ve gizlenebilme kapasiteleri yüksektir. Nitekim Türkiye’nin senelerce en büyük sorununu teşkil eden PKK/KADEK terör örgütünün, ancak terör başı Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla faaliyetlerine uzun soluklu bir ara vermesi bu konunun ne kadar önemli olduğunun göstergesidir. Nitekim, dış devletlerin yardımıyla (Suriye, Yunanistan, İtalya, Libya vb..) yıllarca saklanabilen ve milyonlarca insanın şehit olmasına neden olan Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte, PKK/KADEK terör örgütünün faaliyetleri uzun süreliğine sona ermişti. Fakat terör örgütlerinin zamanla yeni bir lider bularak faaliyetlerine devam edecekleri göz önünde bulundurulduğunda, PKK/KADEK faaliyetlerinin yeniden alevlenmemesi için aşağıda da belirteceğim gibi, terörün kökenine inme sorununun çözülmesi gerekmektedir. Nitekim son günlerde yaşanan birkaç olay da, örgütün terör faaliyetlerine devam edeceği sinyallerini vermiştir.

Üçüncü olarak teröristlerin yalnızca etnik sebeplerden değil bazı ideolojik sebeplerden ötürü de bir araya gelmesidir. Bu örgütlerin özellikle dünya çapında bir yeri olması, terörle savaşta sadece bir grupla değil aynı zamanda yasal bir devletle de karşı karşıya olunması anlamına gelmektedir. Bu durumda, savaş ilan edilebilmesi için uluslararası bir meşruluk gerekmektedir ki bu da uzun bir süreç gerektirir. Uluslararası arenadan destek alınamaması düşmanlık ve desteğin kalkmasına yol açar ki bu da hiçbir ülkenin istemediği bir durumdur.

Askeri gücün kendi başına terörü önlemede yeterli olmamasının bir diğer sebebi ise savaş ekonomisinin terörü tetiklemesidir. Çünkü gerek terör örgütleri, gerekse terörle savaş silah endüstrisini canlandırdığı için, arkalarına bu ülkelerin ve şirketlerin desteğini almaktadır. Son olarak, terörün suç amaçlı değil siyasi ve ideolojik amaçlı olmasıdır. Ve bu ideolojik ve siyasi sebepler ortadan kalkmazsa, terör olaylarının bastırılması mümkün değildir. Silah zoruyla her ne kadar kısa süreli bir çözüm sağlansa da, uzun dönemde olayların tekrar yaşanması olağandır. Dahası, pek çok terörle savaş vakasında da görüldüğü gibi, çatışmalar yıllarca devam etmektedir.

11 Eylül olayında da görüldüğü gibi, ABD’nin askeri güç kullanımı ve terörizme savaş açmasının ardından önce Afganistan’ı sonra Irak’ı vurması terörü engelleyememiştir. Her ne kadar ABD kesin bir zaferle hem Afganistan’ı hem de Saddam rejimini yense de terör olayları devam etmektedir. Hatta Saddam’ın yakalandığı gün bile, ABD’nin askeri bir kampının bombalanması bunun en açık kanıtıdır. ABD’nin Irak’ta süregelen savaşımı da bunun başka bir örneğidir.

Askeri gücün yeterli olmadığının diğer bir göstergesi ise 50 yıldan fazladır devam eden İsrail-Filistin sorunudur. Askeri bakımdan güçlü olan ve terör kurbanı gözüken taraf İsrail’dir. Filistin ise özgürlüğünü alabilmek için İsrail’i yıldırma amaçlı terör eylemleri düzenlemektedir. İsrail ise güç kullanımıyla bu eylemleri önlemeye çalışsa da, Orta Doğu’daki bu kıyımın önüne geçilememektedir. Hatta terörizmin belirli sınırlarda olmaması nedeniyle, İsrail zaman zaman İslami Cihat örgütünün kampı olduğunu ileri sürdüğü çeşitli yerlere, Lübnan ve Suriye gibi ülkelere de saldırılar düzenlemektedir. Sınırların olmaması ve nereye saldıracağını bilememek, terörle savaşta en büyük sorunlardan biridir. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Suriye’ye saldıran İsrail, elinde yeterli kanıt olmadığı için bütün dünyanın tepkisini çekmiştir. Terörizm geleneksel bir savaş durumu olmadığı, belirli bir zamanı, yeri ve belirli bir savaş alanı olmadığı için savaşarak önüne geçilebilecek bir durum değildir. Peki önlemek için neler yapılmalı?

Terörü Önleme Metotları

Bu problemi çözebilmek için öncelikle terörün altında yatan sebepleri, yani neden kaynaklandığını bilmemiz gerekiyor. Çünkü güç kullanımı sadece, daha pek çok kişinin teröre kurban gitmesine yol açacaktır. Dünyanın ileri gelen politikacılarının, eşitsizliğin ve adaletsizliğin teröre yol açtığını kabullenmesi gerekir, özellikle barış ve güvenliğin sağlanabilmesi için bu problemin çözülmesi şarttır. İdeolojik ve dini inançlardaki farklılıklar, tarihi hatıralar, ayrımcılık, örgütler ve milletler arasındaki düşmanlık, yoksulluk, cehalet ve işsizlik terörizmin altında yatan sebeplerdir. Bu olayın altında yatan sebepler giderilmedikçe, terörizmin sonu gelmeyecektir.

Terör gruplarıyla uzlaşma sağlama da bir çözüm olabilir. Her ne kadar çoğu devlet, bu gruplarla irtibata geçmenin güçsüzlüğün ve onları yasal olarak tanımanın göstergesi olarak kabul etse de, İngiltere ve IRA’nın 1993’teki anlaşmaları göz önünde tutulduğunda bunun barışçıl bir adım olduğu görülür. Aralarındaki husumetin ve terör olaylarının tam olarak sonlanmamasına rağmen, ilişkilerinin daha durağan bir yapıya dönüştüğü bir gerçektir. Çünkü, karşındaki insana sorunlarını anlatma fırsatı tanınması, o grubun düşüncelerine saygı duyulduğunun ve ortak bir noktada –iki tarafın çıkarlarının çakıştığı bir noktada- buluşulabileceğinin ilk sinyallerini vermektedir.

Küresel Sorunları Araştırma Merkezi Genel Müdürü Lloyd Axworthy, etkin bir yürütme ağı ve adalet anlayışı kurmanın, devam eden ve giderek artan güç ve uluslararası hukukun üstünlüğü arasındaki boşluğun doldurulmasına yol açacağını düşünmektedir. Özellikle Batı ülkelerinin bu boşluğu kendi çıkarları doğrultusunda doldurmaya çalışmasının terörün altında yatan bir sebep olduğunu düşünürsek, gerçekten de bu yasal düzenlemeler bir çözüm olarak karşımıza çıkabilir. Mart 2002’de düzenlenen Terörizm ve İnsan Hakları Uluslararası Sempozyumu’nda da kabul edildiği gibi, Kuzey ülkelerinin, Filistin’in hakları konusundaki dış politikası; kendi çıkarları, kazançları ve jeopolitik güçleri için bazı despot ve bozuk düzenleri desteklemeleri ve Güney’in ekonomik, sosyal ve siyasi insan haklarının ayağını kaydırma çalışmaları terörizmin ortaya çıkmasına yol açan asıl sebeplerdir.

Diğer bir yöntem ise teröristlere destek olan halkın, sosyoekonomik durumlarını düzeltmektir. Çünkü halkın desteğini alamayan bir örgüt, kendi insanları için de suçlu olarak algılanır ve psikolojik olarak bu durumdan örgüt üyeleri etkilenir. Hatta özellikle İslami terörün yaygın olması nedeniyle, Müslüman liderlerle ortak çalışma da bu konuda yardımcı olacaktır. Bunun nedeni özellikle intihar komandolarında rastlanan, ailesi için hatta ölümden sonrası için daha iyi bir yaşamla ödülleneceğine dair aldatışların önüne geçebilmesidir. Bu pek çok örgüt üyesinin cahil insanlar olduğu gerçeğini de ortaya çıkarmaktadır. Hindistan Başkanı Abdul Kalam’ın da belirttiği gibi barış dolu bir hayat için aydın insanlara ihtiyaç vardır. Daha aydın bir toplumda, demokrasiye verilen önemin de daha fazla olacağı ve etkin siyasi kanallarla terör olaylarının azalacağı da kabul gören diğer bir görüştür.

Bunların yanında, pek çok bilim adamı ve kurumun yöneticisi en etkili yöntemin uluslararası işbirliği kurmak olduğuna inanıyorlar. Ama bu pek de kolay gözükmüyor, çünkü batının doğuya üstünlüğü nedeniyle, uluslararası örgülerin hiçbirisinde mutlak eşitlik yoktur. BM gibi uluslararası arenada önemli bir yere sahip olan bir örgütte bile uluslararası işbirliği tam olarak sağlanamamaktadır. Bunun en açık örneği ABD’nin dış politikasını belirlerken BM’den yetki almasa da kendi çizdiği yolda devam etmesidir. Nitekim özellikle Irak Krizi’yle bu sorun daha da su yüzüne çıkmış, süper güç olan ABD’nin istekleri doğrultusunda, BM’nin karar aldığı bir kez daha kanıtlanmıştır. Bunun önlenebilmesi için, uluslararası hukuk önünde bütün devletleri eşit kabul etmek ve yargıyı diğer organlardan üstün tutmak gerekir ki uluslararası işbirliğinin artması sağlanabilsin. Kararların kabulü ve her devletin –ABD de dâhil- bu kararlara uymaya zorlanması bir çözüm olabilir. Bu şekilde insan hakları desteklenebilir, göçmenlere, zencilere, Araplara ya da diğer etnik ve dini azınlıklara uygulanan ayrımcılık önlenebilir. Uluslararası müzakerelerde kendilerini savunma fırsatı tanımak da çok önemlidir.

Bütün bunlar ışığında denilebilir ki, terörle savaşta kastedilen şey askeri dayatmaların uygulanması değil sorunun kökenine inerek bunları ortadan kaldırmak ve dahası barış dolu ve daha güvenli bir dünya düzeni için işbirliği yapmaktır. Ulusal ve uluslararası politikaları birlikte yürütmek, askeri güce göre daha etkili bir yöntemdir, çünkü terörizm ardında yatan ideolojik sebeplerden dolayı –örneğin ‘adaletsizlik’ gibi- kısa dönemde üstesinden gelinebilecek bir sorun değildir. Kısa dönemde çözümü olmadığı için ekonomik ve sosyal maliyeti nedeniyle askeri yöntemlerle çözülemez. Önemli olan terörizmi askeri ve ideolojik olarak destekleyen bağları ortadan kaldırabilmektir, bu yüzden her düzeydeki uluslararası işbirliği ve barışçıl yöntemlerle bilgi kanallarının artmasına yol açacak her türlü faaliyet, terörü yenmenin önemli unsurlarıdır.

SONNOTLAR

1) Bkz. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi web sitesi. http://www.unodc.org/unodc/terrorism_definitions.html

2)Santos Soliman M., Jr Wanted: A Legal Definition of Terrorism. 11 Eylül 2002. http://www.i-p-o.org/terrorism-legal-definition.htm

3)A.g.m.

4)CBS News, Blair Visits Iraq. 4 Ocak 2004. http://www.cbsnews.com/stories/2003/02/24/iraq/main541815.shtml

5)BBC NEWS, Strike on Syria: World reaction. 6 Ekim 2003. http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/middle_east/3166554.stm

6) Axworthy, Lloyd. The Human Security Solution to Terrorism, Winnipeg Free Press. 5 Eylül 2002

7) Final Report of International Symposium on Terrorism and Human Rights. 26-28 Ocak 2002

8) The Agence France Presse War not a solution to terrorism: Indian President. 22 Ocak 2003

9)Terörizm ve İnsan Hakları Uluslararası Sempozyumu’nda Uluslar arası Af Örgütü, İnsan Hakları Gözetmenleri, İnsan Hakları Uluslar arası Federasyonu, Savaş Karşıtı Avukatlar (ABD), BM İnsan Hakları Yüksel Komiseri’nin de kararıla bu tez üretilmiştir. Detaylı bilgi için bkz. Final Report of International Symposium on Terrorism and Human Rights.

(*) Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu, Uzman Yardımcısı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2572 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 607
Asya 76 1001
Avrupa 13 619
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1327 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 277
Orta Doğu 18 584
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1950 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 1950

Son Eklenenler