Uluslararası Ceza Mahkemesi Ve Küresel Sivil Toplumun Rolü: UCM Için NGO Ko

Haber

Ulus-devlet merkezli uluslararası sistemin hakimiyetini sürdürmesi sözü geçen sürekli nitelikli bir UCM fikrinin gerçekleşmesinin önündeki diğer engel olmuştur. Egemen ulus devletler, genel olarak kabul gören bu fikrin gerçekleşmesi durumunda ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceğini tam olarak kestiremedikleri için olsa gerek UCM konuusnda somut adımlar atmaktan kaçınmışlardır....

Ulus-devlet merkezli uluslararası sistemin hakimiyetini sürdürmesi sözü geçen sürekli nitelikli bir UCM fikrinin gerçekleşmesinin önündeki diğer engel olmuştur. Egemen ulus devletler, genel olarak kabul gören bu fikrin gerçekleşmesi durumunda ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceğini tam olarak kestiremedikleri için olsa gerek UCM konuusnda somut adımlar atmaktan kaçınmışlardır.

Ancak sivil toplumun sürekli nitelikli bir UCM kurulması yönündeki artan talepleri, UCM konusunun ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Bir taraftan örgütlü sivil kitlelerin artan baskısı, bir taraftan da uluslararası hukuki ve siyasi düzenin daha birey odaklı bir niteliğe bürünmesi sonucu UCM’nin kurulması süreci başlatılmıştır. Yirminci yüzyıl sona ererken medeni Avrupa’nın ortasında yaşanan soykırım, mevcut uluslararası düzenin bu tür geniş ölçekli suçları önlemede yetersiz kaldığını gözler önüne sermiş, bu da UCM’nin kurulması sürecine ivme kazandırmıştır.

Küresel sivil toplumun katkısı:

İkinci dünya savaşından sonra insan hakları alanında belirgin hale gelen sivil toplum katkısı bir çok defa kendini göstermiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden başlayarak NGO’lar birçok uluslararası belgenin kodifiye edilmesinde aktif roller üstlenmişlerdir. Gerek uluslararası konferanslarda insan hakları sözleşmelerinin oluşturulmasında gerekse bu sözleşmelerin etkin bir şekilde uygulanmasında sivil toplum örgütleri hem uluslararası hem de yerel düzeyde önemli katkılar sağlamışlardır.

Birçok kere başarılı sonuçlar elde eden sivil toplum örgütleri, UCM konusunda ise başlangıçta beklenilen ölçüde başarılı olamadılar. 1990’lı yıllara kadar sadece kendi kuruluş amaçlarına uygun olarak gündem oluşuran ve bu gündem çerçevesinde ulus-devlet davranışlarını etkileme yoluna giden sivil toplum örgütleri özellikle medeni ve siyasal haklar ile ilgili konularda önemli başarılar elde edebilmişlerdir. Bunda tabii ki özellikle sivil toplumun gelişmişlik seviyesinin yüksek olduğu Batı dünyasında hukuki ve kültürel altyapının siyasal hakların geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için uygun olması önemli bir etken olmuştur. Bu nedenledir ki siyasi haklar ile ilgili girişimlere genel olarak Batı dünyası dışında ciddi bir ilgi olmamıştır. Özellikle Asya’da Batı kaynaklı ve siyasi ve bireysel haklar odaklı insan hakları uygulamalarına temkinli bir tavır gözlenmiştir.

Ancak NGO’ların birbirlerinden bağımsız ve koordinesiz çabalarının limitlerinin olduğu sürekli nitelikli bir UCM kurma girişimlerinde kendini göstermiştir. Daha önceki girişimlerinde başarılı olan NGO’lar, küresel bir sivil toplumun somut bir şekilde kendini ortaya koyamaması nedeni ile UCM kurma konusunda yetersiz kalmışlardır. Bu başarısızlığın öğrettiklerinden yola çıkan sivil toplum örgütleri yeni stratejiler geliştirmişlerdir. Bu stratejilerin başında gevşek ve gündem-merkezli koalisyonlar kurma ve bu yolla uluslararası düzende gerçek bir aktör olarak hareket etme gelmektedir.

NGO Koalisyonu ve UCM

Geleneksel yöntemlerin istenilen sonucu vermemesi üzerine NGO’lar yeni taktik ve stratejiler geliştirmeye başladılar. Koalisyon oluşturma bu taktiklerin başında geliyordu. Daha önce kara mayınlarının yasaklanması ile ilgili sözleşmenin oluşturulmasında denenen ve somut meyveler veren bu taktik UCM kurma sürecinde de kullanılmış, giderek daha geniş katılımlı bir kimliğe kavuşmuş ve sonuçta da güçlü bir kurumsal niteliğe bürünmüştür.

UCM için BM çerçevesinde bir Komitenin oluşturulduğu 1995 yılında faaliyetlerine başlayan UCM için NGO Koalisyonu (NGO Coalition for an International Criminal Court) giderek büyümüş ve küresel düzeyde etkisi hissedilen bir aktör konumuna gelmiştir. İnsan hakları alanında faaliyet gösteren ve dünya çapında bilinirlik düzeyleri oldukça yüksek olan insan hakları NGO’larının öncülüğünde kurulan bu Koalisyon birçok açıdan incelenmeye değer nitelikler taşımaktadır. Koalisyonun yürütme komitesinde Amnesty International, European Law Students Association, Human Rights Watch, No Peace Without Justice, International Commission of Jurists, Lawyers Committee for Human Rights ve World Federalist Movement gibi belli başlı sivil toplum örgütleri yer almaktadır. Fakat koalisyonun yönetiminin bu örgütlerin tekelinde olduğu düşünülmemelidir. Tam tersine, verimliliği arttırmak, koalisyon içindeki çeşitliliği korumak ve mümkün olan en fazla katılımı sağlamak için hiyerarşik bir düzenden özenle kaçınılmıştır. O kadar ki Koalisyonun başı olarak rol oynayan figürün ünvanı başkan vb. değildir. Bunun yerine çok daha mütevazi ve ılımlı olan “yürütücü” (convener) terimi icat edilmiştir.

Özel olarak UCM’nin kurulmasını sağlamak amacı ile kurulan koalisyonun başlangıçta sadece 134 olan üye sayısı bugün 2.000’in üzerindedir.134 sivil toplum örgütünün UCM’yi kuran Roma Sizleşmesinin imzalandığı Roma Konferansında gösterdiği başarı koalisyonun kredibiletisini arttırmış, bu da koalisyona katılan örgüt sayısında da artışı beraberinde getirmiştir.

Günümüzde gelinen noktada Koalisyonun bilinirliği ve etkinliği o derece artmıştır ki, bugün UCM ile ilgili herhangi bir konuda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin yüzde 95’inden fazlası NGO Koalisyonu şemsiyesi altında faaliyet göstermektedir. Yani, NGO Koalisyonu, UCM konusunda küresel sivil toplumun tek ses haline gelmiş şeklidir. Koalisyonun genişliği ve küresel sivil toplumu temsil ettiğine en güzel örneklerden biri ikibinden fazla üyesinin olmasının yanısıra 150’den fazla ülkede faaliyet göstermesidir.

Koalisyonun dikkat çeken bir özelliği değişen koşullara kendini çok kolay ve çabuk adapte edebilmesidir. Roma Konferansında UCM’yi kuran sözleşmenin imzalanması için faaliyet gösteren Koalisyon, sözleşmenin imzalanmasından sonra ise Roma Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için gereken altmış onay sayısına ulaşma hedefi üzerinde odaklanmıştır. 1998 yılında imzalanan Roma Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için -en iyimser olanların tahminine göre bile- en az on yıl gerekeceği şeklindeki tahminlerin aksine sadece dört yıl sonra, 2002’de Roma Anlaşmasını onaylayan devlet sayısı 60’a ulaşmış ve gerekli eşik çok kısa bir süre içinde aşılmıştır. Hemen hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçek var ki o da bu başarıda NGO Koalisyonunun büyük bir payı olduğudur.

Roma Anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile yetnimeyen NGO Koalisyonu, UCM’nin resmen kurulmasının ardından çabalarını UCM’nin etkinliği ve evrensel bir örgüt haline dönüşmesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. UCM’ye karşı ABD’nin başlattığı çabalara etkili karşılıklar veren Koalisyon, UCM yargıçları ve savcısının seçilmesi, Taraf Devletler Asamblesi’nin toplanması ve UCM’nin BM ile kurumsal ilişkisinin sağlanması gibi çok kritik –çok sayıdaki uzman bu konularda önemli pürüzler çıkacağı ve dolayısıyla da UCM’nin meşruiyeti ve etkinliği ile ciddi problemler çıkabileceği şeklinde tahminler yürüttüğü- konularda da etkili olmuştur. Böylece UCM’nin kurumsal altyapısının sorunsuz bir şekilde kurulması sağlanmıştır. UCM’nin evrensel bir örgüt haline gelmesi için de çaba gösteren Koalisyon uluslararası düzeydeki etkinliği ve yerel bağlantıları sayesinde Roma Statüsü’ne taraf olan devletlerin sayısının artmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Bugün Roma Anlaşmasına taraf olan devlet sayısı 98’e çıkmıştır. Sözleşmeyi imzaladığı halde henüz onaylamayan 41 devlet daha olduğu düşünüldüğünde UCM’nin evrensel bir boyut kazanmasında gelinen noktanın çok önemli olduğu görülebilir.

(*) Uzman, TASAM Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2525 ) Etkinlik ( 171 )
Alanlar
Afrika 64 602
Asya 75 975
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1317 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 172
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1880 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1880

Son Eklenenler