Saddam Kimin Kurbanı?

Alıntı

2003’in Aralık ayında tutuklanan Saddam Hüseyin, birçok ülkenin karşı çıkmasına rağmen, Aralık 2006’da idam edilmiştir. Kasım ayında, Irak’ın eski diktatörüne hakkında açılan dava sonucunda, insanlığa karşı suç işlemesinden dolayı idam cezası verilmiştir. Bu karar, bundan 24 yıl önce Duceyl yerleşim biriminde kendisine suikast girişiminde bulunanları cezalandırmak üzere 148 kişiyi öldürmesinden dolayı çıkartılmıştır. ...

Kuanışbek Kari*
Kazakçadan çeviren Dr. Almagül İsina
2003’in Aralık ayında tutuklanan Saddam Hüseyin, birçok ülkenin karşı çıkmasına rağmen, Aralık 2006’da idam edilmiştir. Kasım ayında, Irak’ın eski diktatörüne hakkında açılan dava sonucunda, insanlığa karşı suç işlemesinden dolayı idam cezası verilmiştir. Bu karar, bundan 24 yıl önce Duceyl yerleşim biriminde kendisine suikast girişiminde bulunanları cezalandırmak üzere 148 kişiyi öldürmesinden dolayı çıkartılmıştır. Aslında, bu dava, Saddam hakkında açılan davalardan ancak birisidir. Ancak mahkeme Saddam hakkında açılan 12 davanın hepsini değerlendirme gereği hissetmemiş olsa gerek. Bunlardan idam cezasını gerektiren suçla ilgili dava yürütülmüş ve mahkeme kararı yerine getirilmiştir.

Saddamı’ı idam etme cezası yerine getirilinceye kadar ortaya atılan spekülasyonların sayısı çok fazla idi. Bunların hemen hemen hepsi Saddam’ın idamının 26 Ocak’a kadar ancak gerçekleştirilebileceği yönündeydi. Ancak Aralık ayının Iraklılar için olumlu geçmediği bir yana, ayın son haftasında Bagdat’ın merkezinde Saddam için darağacının kurulması, birçok şeyi anlatmış olsa gerek. Bu durumda Irak diktatörünün cezasının neden özellikle Aralık’ın 30’unda gerçekleştirildiğine ilişkin sorunun akıllara gelmesi de çok doğaldır.

Birincisi, söz konusu cezanın infazının gerçekleştirilme tarihinin kesin olarak belirlenmemesi, Saddam’ın yandaşlarının tepkisinden çekinme olarak değerlendirilebilir. Bunun bir kanıtı olarak Saddam’ın idam edildiği anda Şiilerin yaşadıkları bölgelerde meydana gelen patlamaları belirtmek mümkündür. Önceden bir tarih belirlenmiş olsaydı, patlamaların saldırılar düzeyinde daha da şiddetlenmesi kuvvetle muhtemeldi. Bu durum, yeni çatışmalar ile tartışmaların başlangıcı da olabilirdi.

Saddam’ın yandaşları derken, bunun eskisi gibi Baas partisi sempatizanlarıyla sınırlı kalmadığını da belirtmek gerekmektedir. Günümüzde Irak’ta Şiilerin iktidara gelmesine karşı olanların (Kürtler hariç) tamamını Saddam yandaşları olarak saymak mümkündür. Bunun yanı sıra, ülkede istikrarın sağlanması konusunda ABD’den umutlarını kesmeye başlayanların da Saddam yandaşlarının yanında yer almasına şaşırmamak gerekir. Dolayısıyla saflarını netleştirmemiş olanların da bir tehlike unsuru olarak görülmeleri, idamın zamanının bilinçli bir şekilde net olarak belirlenmemesinin bir nedeni olarak yorumlanabilir.

İkincisi, birileri için söz konusu cezanın ancak 2006 yılında kalması ve 2007’ye taşınmaması çok önemli olsa gerek. Çünkü 2006 yılındaki koalisyon güçlerinin başarısızlığının, ülkede her gün meydana gelen patlamaların ve yaşanan huzursuzlukların hesabının bir şekilde birilerine ödettirilmesi gerekiyordu. Bunun hesabı Saddam hakkında çıkarılan idam cezasıyla bizzat ödenecek ve bu şekilde de boşluk ancak doldurabilecekti.
Örneğin, 2006 yılındaki Irak’ta yaşanan en mühim olay denildiği zaman, dünya kamuoyu ABD Savunma Bakanı Donald Ramsfeld’in bu ülkedeki başarısızlıklarından dolayı görevinden alınmasını değil, tam tersine Saddam’ın idamını hatırlayacaktır. Diğer birçok olayın, Saddam’ın ölümünün gölgesinde kalacağı kesindir. Çünkü Saddam’ın idamıyla kıyaslandığında diğer olayların tümüyla önemini yitireceği bellidir.
Üçüncüsü, Saddam’ın asıldığı 30 Aralık, Müslümanların Kurban bayramına denk gelmişti. Birçok ülkede bayram bir gün sonra kutlanmasına rağmen, Arap ülkelerindeki Kurban bayramı 30 Aralık’ta başlamıştı. Bir tarafta dünya Müslümanları bayramı kutlarken, Iraklı Şiilerin de Saddam’ın ölümünden dolayı birbirlerini kutladıklarına dair bilgiler yayılmıştır.
Lübnan ise bayrama ara vererek, Irak diktatörünün ölümü nedeniyle birkaç gün yas tutmak üzere resmi karar almıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde, Şiiler dışında Arap dünyasında Saddam’ın ölümünden memnun olanların sayıları azdır. Çünkü panarabizm görüşlerini yaymaya çalışan Saddam’ı, Arap dünyasının birçoğunun ulusal bir kahraman olarak ilan ettikleri de sır değildir. Ancak Saddam kıyım yaparken veya ABD onu bir maşa haline getirerek ondan her fırsatta yararlanırken Arap dünyası, hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bu durumun asıl sebebinin, Arap dünyasında slogancılığın etkin olmasında aramak en doğrusudur.

Yine de Arap kamuoyunda Saddam’ın ölümünü ciddi anlamda analiz edenler olmadı değil. Örneğin, Lübnan Şiileri Saddam’ın idamının kurban bayramına denk getirilmesini, ABD’nin Müslümanları kışkırtması şeklinde değerlendirmişlerdir. Doğrusu da bu olsa gerek. Bayram günü bir diktatörü asarak Müslümanların belli bir kısmını sevindiren, diğer kısmını ise üzen kararın sorumluluğunun ve bedelinin ağır olacağı da kesindir. Bunun dışında aşağıdaki hususları da gözardı etmemek gerekir.
Söz konusu idam gerçekleştirilmeden önce Saddam’ın Irak yönetimine teslimine dair haberler bilinçli olarak duyurulmuştur. Böylece ABD tarafı cezanın infazının gerçekleştirilmesini bizzat Iraklılara devrettiği izlenimini vermeğe çalışmıştır. ABD bu tutumuyla Irak’ta bugüne kadar sebepsizce gerçekleştirdiği harekâtını da aklamayı amaçlamıştır denilebilir.
Kamuoyunda ABD’nin; “Saddam’ı bayram günü öldüren ABD değildir. Aksine Müslüman olan Iraklı yetkililer kendi elleriyle öldürmüştür.“ şeklinde bir görüşü hakim kılma hevesi de yok değildir.
Bu bağlamda, ABD Devlet Başkanının “Yeni Irak“ stratejisinden bahsetmeye başlaması da dikkat çekicidir. Aynı zamanda ABD Kongresini, Irak sorununun çözümüne 100 milyar dolar ayırma konusu da kara kara düşündürmektedir. Bunun yanı sıra Irak’a muhtemelen eski askeri güce ek olarak Amerika Ordusundan 25.000 askerin yollanacağına ilişkin söylentiler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Diğer yandan ABD’nin Irak’taki askerlerinin geri çekileceğinden de sıkça bahsedilir oldu. Özetlersek, bugünlerde ABD’nin Irak politikasında uyumdan daha ziyade zıtlıkların arttığına şahit olmaktayız. Bütün bunlara rağmen, yine de ABD’nin Irak’ı kontrol altına almaya çalıştığı da fark edilmektedir. Hatta askerlerini geri çekse bile, ABD’nin Irak’ı sahiplenme arzusunun olduğu bellidir. Oradaki petrolün sıcaklığı silahın soğukluğunu “konuşturmadan“ bırakmaz.
Yine de, bugünlerde Irak’taki savaş, ABD’nin sırtında sorunlu bir yük haline dönüşmeye başlamıştır. ABD Irak için değişik bir kontrol sistemine geçmeyi de düşünmektedir. Açacak olursak, Washington, Bağdat gemisinin iç yönetimini Iraklılara vermiş olabilir ama, “dümeni“ bırakmayı hiç istemez. Lakin bu iş hayli maliyetli bir iştir.
Irak’taki iç savaş belirtileri dikkate alındığında, ABD’nin bu tutumun temelinde “denize düşen yılana sarılır“ misali bir endişenin yattığı da görülmektedir.
Kurban bayramında idamı gerçekleştirilen Saddam, sadece uyguladığı yanlış siyasetinin değil, aynı zamanda “ABD’nin yenilenen Irak politikasının“ da kurbanıdır.

* Kazakparat/Gazeteci/Kazakistan
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...