Türkiye - Rusya Krizi ve Türk Boğazları

Yorum

Rusya’nın doğuşundan ve güçlenmesinden itibaren Türk Boğazları tarihin her döneminde önemli hale geldi. Hangi boğaz, kanal, deniz geçidi olursa olsun onları önemli kılan güncel stratejik gelişmelerdir....

Rusya’nın doğuşundan ve güçlenmesinden itibaren Türk Boğazları tarihin her döneminde önemli hale geldi. Hangi boğaz, kanal, deniz geçidi olursa olsun onları önemli kılan güncel stratejik gelişmelerdir. Altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun kadim başşehri İstanbul imparatorlukların kalbi ve aynı zamanda bir boğaz şehridir. Türk Boğazları deyimi, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’ndan oluşan oldukça uzun (160 deniz mili) bir deniz yolunu içerir. Türk Boğazları, Karadeniz’e sahildar bütün ülkelerin dünyaya açılan tek penceresidir. Bu pencereden geçilip Akdeniz’e ulaşıldığında karşımıza iki pencere daha çıkar. Bu pencereler 1869’da açılan yapay Süveyş Kanalı, diğeri ise doğal Cebelitarık Boğazı’dır. Biri Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’na, diğeri Akdeniz’in batısından Atlantik Okyanusuna çıkar. Dünya ticaretinin % 90’dan fazlasının deniz yolu ile yapıldığı gerçeği, dünyadaki tüm boğaz ve kanalları hayati kılar. Bunlardan birinin kapanması halinde dünya ticareti ve küresel ekonomi sarsılır. 1991’deki Körfez Savaşı sırasında Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’de oluşan mayın tehlikesi, Uzakdoğu, yani Pasifik rotalarını Afrika’nın güneyine yönlendirmişti.

Bu durum bir yandan navlun ve sigorta maliyetlerini yükseltmiş, aynı zamanda yüz bin tonun üzerindeki dev tankerlerin hizmete girmesine neden olmuştu. Özetle dünya ekonomisinin canı denizler, can damarları ise boğaz, kanal ve geçitlerdir. Dünyadaki birçok boğaz, kanal ve geçidin alternatifleri vardır. Yani biri kapandığı zaman diğeri kullanılabilir. Ancak iki boğazın alternatifi yoktur. Bunlar Türk Boğazları ve Hürmüz (Basra) Boğazıdır. Hürmüz, İran, Irak ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Basra Körfezi’nde yer alan zengin petrol kaynaklarının dış satımı için tek ve hayati yoldur. Aynı zamanda Körfez ülkelerinin her türlü ihtiyaçlarının ithal edildiği tek yoldur. Bu bağlamda Hürmüz Boğazı’nın ekonomik ağırlıklı bir stratejik boğaz olduğunu söyleyebiliriz. Bu yolla enerji nakli veya ithalat aksadığında veya durduğunda ülkeler alternatif alış noktaları bulabilirler. Türk Boğazları ise hem ekonomik hem de jeostratejik önemde alternatifsiz bir suyoludur. Jeostratejik önemi Rusya’nın ABD, Çin ve AB gibi dünya güç merkezlerinden biri olmasından kaynaklanmaktadır.

Rusya’nın güç merkezi olma yeteneği, nükleer silahlara sahip olması, konvansiyonel askeri gücünün büyüklüğü ve Avrupa’nın bir numaralı enerji tedarikçisi olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak Rusya’nın küresel bir güç merkezi olma durumunu devam ettirebilmesi, bu yeteneğinin stratejik çıkarlarının olduğu bölgelere nakline bağlıdır. Rusya bunu kuzeyde Baltık, doğu da Vladivostok ve güneyde Türk Boğazları kanalı ile yapabilir. Coğrafi, jeostratejik ve iklimsel kısıtlamalar Türk Boğazları dışındaki rotaların devamlı ve etkin bir şekilde kullanılmasını engellemektedir. Türk Boğazları aynı şekilde dışarıdan Rusya’ya karşı güç nakledecek ülkeler için de hayati öneme sahiptir. Rusya, İngiltere, Fransa ve hatta Japonya[1] Türk Boğazlarının stratejik önemini bizzat yaşayarak ve bazen de büyük kayıplarla öğrenmişlerdir.


Montrö Antlaşması; Öncesi ve Bugün
Türk Boğazları, Osmanlı Devletinin Karadeniz’deki hâkimiyetini kaybetmesini takip eden iki asır boyunca sürekli bir sorun haline geldi. İngiltere başta olmak üzere Batılı devletler bazen Osmanlı’yı Rusya’ya karşı korumak, bazen ittifak içinde oldukları Rusya’ya yardım etmek için Türk Boğazlarını zorladılar. İttifak halinde Rusya’ya karşı açılan ilk savaş 1853’deki Kırım Harbi oldu. Rusya yenildi. Tersaneleri kapatıldı. Deniz kuvvetine el kondu. Müttefiklerin yanında yer almasına rağmen Osmanlı Devleti de yenik muamelesi gördü. Onun da Karadeniz’deki tersaneleri kapatıldı. İngiltere ve Fransa bu defa, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’ya yardım etmek için Türk Boğazlarını zorladılar. Mustafa Kemal’in liderliğindeki Türk ordusu, Alman silah teknolojisinin de yardımıyla 1915’te Boğazlardan geçişe imkân vermedi. Bu engelleyiş, 1917 Ekim İhtilali sonrasında Bolşevik Rusya’yı yarattı. 1918 Mondros Mütarekesi ile Boğazlar İngiltere ve Fransa’ya açıldı. Müttefik donanma gemileri çekirgeler gibi İstanbul’a ve Boğazlara hücum ettiler. Çarlık Rusya’sını diriltmek için Bolşeviklere karşı Beyaz Ordu’yu kurdular. Bu orduyu Türk Boğazları yoluyla desteklediler. Ancak Kızıl Ordu kazandı. Başaramadılar. Böylece Bolşevikler de Mustafa Kemal’in mücadelesine destek verdiler.


Lozan’da Boğazlar
1923 Lozan Antlaşması ile resmen ve hukuken kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Türk Boğazları üzerindeki hâkimiyetinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Lozan Antlaşması’nda Türk Boğazları bir anlamda ipotek altına alınmıştı. Atatürk, ölümünden iki yıl önce 20 Temmuz 1936’da yarattığı Montrö Sözleşmesi ile bu ipoteği kaldırmıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti vatanın her karış toprağında mutlak hükümranlık hakkı kazanmıştır. Bunu, her şeyimizi olduğu gibi yine Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasına ve öngörüsüne borçluyuz. Montrö Sözleşmesi ile Milletler Cemiyeti’nin yetersiz garantisi yerine, Türkiye, kendi gücüne dayanabilme ve Boğazlar üzerinde de savunmasını yapabilmek imkânına kavuşmuştur. Montrö Antlaşması’ndan üç yıl sonra İkinci Dünya Savaşı başladı. Bu antlaşmanın ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşıldı. Bu defa Rusya, İngiltere ve Fransa’nın müttefiki idi ve Alman saldırılarına karşı yardıma ihtiyacı vardı. Zamanın Türkiye hükümeti savaşa girmemeyi tarafsız kalmayı seçti. O nedenle Boğazlar müttefiklere açılmadı. Bu nedenle Rusya’ya yardım rotaları zor, riskli, tehlikeli ve çok uzun olan Kuzey Denizi’ne ve İran üzerinden Hazar Denizi’ne çevrildi. Bu maksatla İngiltere İran’ı işgal etti. Askeri plan ve stratejiler çok zorlaştı, kayıplar ve masraflar arttı. İşte Türk Boğazlarının böyle zorlu bir geçmişi var.


Güncel Krizler ve Türk Boğazları
ABD ve Batı’nın çıkarlarını etkileyen Karadeniz coğrafyasındaki bütün olaylar, Türk Boğazlarını ilgilendirmektedir. 2008’deki Rusya’nın Osetya ve Abhazya’yı işgali ile sona eren Gürcistan Krizi ve 2013 Ukrayna Krizi’nde Türk Boğazları güney – kuzey, Rusya’nın 2015 sonunda Suriye’ye fiili müdahalesi ile de kuzey-güney yönündeki güç nakli nedeniyle yeniden gündeme gelmiştir. Bunlardan daha da önemlisi 24 Kasım 2015’deki Rus uçağının düşürülme olayıdır. Bu nedenle Türkiye ile Rusya arasındaki tarihi iyi ilişkiler önemli derecede yara almıştır. Halen Türk Boğazlarından geçiş rejimini düzenleyen Montrö Antlaşması, güvenlik açısından Türkiye ve Rusya’nın lehine hükümler içermektedir. Bu ilişkilerin kriz veya savaşa dönüşmesi halinde Türkiye, Boğazları Rusya’ya kapatma ve istediği ülkeye limitsiz açma yetkisine sahiptir. Bu yetki, giderek tırmanan Türkiye - Rusya ilişkilerinin neden kalıcı bir krize veya savaş dönüşmemesini dikte eden bir anahtardır. Rusya’nın dikkate alması gereken çok önemli iki husus daha var. Birincisi, ABD, Batı ve Türkiye, Ukrayna Krizi sonrası Kırım’ı ilhak eden Rusya’nın yarattığı fiili durumu tanımamaktadır.

Suriye Krizinin sona ermesini takiben bu konunun yeniden gündeme gelmesi büyük olasılıktır. Bu bağlamda ABD ve Batı tarafından Kırım’a bir güç nakli gerektiği takdirde yine Türk Boğazları gündeme gelecektir. Eğer Türkiye bu harekâtta tarafsız durumda kalırsa, Rusya için büyük avantaj sağlayacak Amerikan gemileri Karadeniz’e çıkamayacaktır. İkincisi Suriye krizi sona erdiğinde, sıra Rusya’nın bölgeden çıkarılmasına gelecektir. Bu durumda da Türkiye’nin Rusya karşıtı blokta yer alması veya tarafsız olması kriz durumunu doğrudan etkileyecektir. Rusya’nın Montrö’yü tanımama veya yok sayma gibi cinnet halinde bir harekete tevessül etmesi, kendi ayağına değil, başına ateş etmesi sonucunu doğuracaktır. Özetle Türkiye’nin de kuzeydeki kadim komşusu Rusya ile ilişkilerini süratle düzeltmesinde fayda var. Her iki devletin yöneticilerine son söz söylemek gerekirse, ekonomik, ticari ve idari önlemlerle daha gerilen ve gerileyen ilişkilerin güvenlik krizine dönüşmesine meydan vermeyin
Aralık 2015
[1] Osmanlı Devleti, Rus-Japon (1894-95) Harbinde Boğazlardan silahlı Rus gemilerinin geçmesine izin vermez ve Karadeniz’deki Rus donanmasının harbe katılm
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2708 ) Etkinlik ( 222 )
Alanlar
Afrika 77 639
Asya 98 1077
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 288
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1379 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 606
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 184
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2046 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
Türkiye 82 2046

Ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel güçlerin oluşturduğu bir Dünya Düzeni vardır. Bu düzen ufak değişimler gösterse de kolay kolay değişmez. Büyük güçler siyasi, ekonomik güçlerini koruyabilmek ve hatta geliştirmek amacıyla zaman zaman bazı girişimlerde bulunurlar. ;

Ülkelerin geçmişten günümüze sınır güvenliğini esas alan ve askeri güç kullanarak bu tür bir güvenliği sağlama girişimleri hep olagelmiştir. Ancak bu yöndeki çabalar, aynı zamanda toplumsal refahı arttırma veya uluslararası güvensizliği giderme girişimlerini başarısız kılmıştır.;

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in Mısır’la başlayan Orta Doğu gezisinde, Mısır ve İsrail arasındaki barışın ve özellikle Abraham konjonktürünün, bölgedeki gelişmelerden olumsuz etkilenmesi endişesi hissedildi. Orta Doğu uzlaşmadan çok çatışmanın olduğu bir bölge. ;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası“ hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2023 Faaliyet Raporu’nu yayımladı.;

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bugüne ABD’nin büyük stratejisinin ne olması gerektiği konusunda yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Özellikle 11 Eylül olayları, Irak Savaşı ve 2008 küresel finansal krizinin etkileriyle ABD dış politikasının tarihsel motiflerinden biri olan izolasyonist eğilimin yeni b...;

Afrika kıtası sahip olduğu zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla yüzyıllardır başta Batılı devletler olmak üzere küresel aktörlerin ilgisini çekmektedir. Ancak Soğuk Savaş’tan itibaren siyasi nedenlerle de Afrika’nın, küresel aktörlerin dış politika ajandalarında büyük bir öneme sahip olduğunu söy...;

Avrupa’da aşırı sağın içinde bulunduğumuz son 40 yılda bir yükseliş yaşadığını söylemek mümkündür. Aşırı sağın bu yükselişinde hem iç hem dış pek çok dinamik bulunmaktadır. Bu dinamiklerin anlaşılması için öncelikle aşırı sağın anlamlandırılması ve son yıllarda aşırı sağın yükselişine neden olan siy...;

Komşu kıyılara sahip devletlerin Deniz Yetki Alanı (DYA) yan sınırının belirlenmesi her zaman sorunlu olmuştur. Genelde sınırın denizle birleştiği noktayı merkeze alan bir açı genişliği başlangıçta olmasa bile ilerleyen zaman içinde denizde veya karada meydana gelen topografik değişiklikler nedeniyl...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.