Uluslararası Ceza Mahkemesi Ve Küresel Sivil Toplumun Rolü

Haber

Sürekli nitelikte bir uluslararası ceza mahkemesi kurulması fikri çok eskilere dayansa da bu fikir ancak 2000’li yıllarda gerçekleşebildi. Bu gecikme için birçok şey söylenebilir. Fakat görünen en temel neden, böyle bir mahkemenin fonksiyonel olması ve başarı göstermesi için küresel bir temele ve desteğe sahip olması gerektiği, ve bu desteğin uzunca bir süre sağlanamaması idi....

Sürekli nitelikte bir uluslararası ceza mahkemesi kurulması fikri çok eskilere dayansa da bu fikir ancak 2000’li yıllarda gerçekleşebildi. Bu gecikme için birçok şey söylenebilir. Fakat görünen en temel neden, böyle bir mahkemenin fonksiyonel olması ve başarı göstermesi için küresel bir temele ve desteğe sahip olması gerektiği, ve bu desteğin uzunca bir süre sağlanamaması idi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Tokyo ve Nürnberg Mahkemeleri bile sadece galip devletlerin adaletini uygulayan araçlar olarak görülmüş ve meşruiyetleri konusunda ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Holocaust gibi bir facianın faillerini yargılamış olmasına ve dolayısıyla çalışmalarının memnuniyetle karşılanması gerekmesine rağmen Nürnberg Mahkemesi’nin meşruiyetinin tartışılması çok ilginçtir. Çok sayıda uluslararası hukuk uzmanı Nürnberg yargılamalarını hukuka aykırı bulmuş ve başka devletlerin iç işlerine doğrudan karışma anlamına geldiği için de bu yargılamalar, dönemin uluslararası düzeninin en önemli ilkesi olan iç işlerine karışmama ve egemenliğe saygı ilkelerine aykırı görülmüştür.

Ulus-devlet merkezli uluslararası sistemin hakimiyetini sürdürmesi sözü geçen sürekli nitelikli bir UCM fikrinin gerçekleşmesinin önündeki diğer engel olmuştur. Egemen ulus devletler, genel olarak kabul gören bu fikrin gerçekleşmesi durumunda ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceğini tam olarak kestiremedikleri için olsa gerek UCM konuusnda somut adımlar atmaktan kaçınmışlardır.

Ancak sivil toplumun sürekli nitelikli bir UCM kurulması yönündeki artan talepleri, UCM konusunun ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Bir taraftan örgütlü sivil kitlelerin artan baskısı, bir taraftan da uluslararası hukuki ve siyasi düzenin daha birey odaklı bir niteliğe bürünmesi sonucu UCM’nin kurulması süreci başlatılmıştır. Yirminci yüzyıl sona ererken medeni Avrupa’nın ortasında yaşanan soykırım, mevcut uluslararası düzenin bu tür geniş ölçekli suçları önlemede yetersiz kaldığını gözler önüne sermiş, bu da UCM’nin kurulması sürecine ivme kazandırmıştır.

Küresel sivil toplumun katkısı:

İkinci dünya savaşından sonra insan hakları alanında belirgin hale gelen sivil toplum katkısı bir çok defa kendini göstermiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden başlayarak NGO’lar birçok uluslararası belgenin kodifiye edilmesinde aktif roller üstlenmişlerdir. Gerek uluslararası konferanslarda insan hakları sözleşmelerinin oluşturulmasında gerekse bu sözleşmelerin etkin bir şekilde uygulanmasında sivil toplum örgütleri hem uluslararası hem de yerel düzeyde önemli katkılar sağlamışlardır.

Birçok kere başarılı sonuçlar elde eden sivil toplum örgütleri, UCM konusunda ise başlangıçta beklenilen ölçüde başarılı olamadılar. 1990’lı yıllara kadar sadece kendi kuruluş amaçlarına uygun olarak gündem oluşuran ve bu gündem çerçevesinde ulus-devlet davranışlarını etkileme yoluna giden sivil toplum örgütleri özellikle medeni ve siyasal haklar ile ilgili konularda önemli başarılar elde edebilmişlerdir. Bunda tabii ki özellikle sivil toplumun gelişmişlik seviyesinin yüksek olduğu Batı dünyasında hukuki ve kültürel altyapının siyasal hakların geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için uygun olması önemli bir etken olmuştur. Bu nedenledir ki siyasi haklar ile ilgili girişimlere genel olarak Batı dünyası dışında ciddi bir ilgi olmamıştır. Özellikle Asya’da Batı kaynaklı ve siyasi ve bireysel haklar odaklı insan hakları uygulamalarına temkinli bir tavır gözlenmiştir.

Ancak NGO’ların birbirlerinden bağımsız ve koordinesiz çabalarının limitlerinin olduğu sürekli nitelikli bir UCM kurma girişimlerinde kendini göstermiştir. Daha önceki girişimlerinde başarılı olan NGO’lar, küresel bir sivil toplumun somut bir şekilde kendini ortaya koyamaması nedeni ile UCM kurma konusunda yetersiz kalmışlardır. Bu başarısızlığın öğrettiklerinden yola çıkan sivil toplum örgütleri yeni stratejiler geliştirmişlerdir. Bu stratejilerin başında gevşek ve gündem-merkezli koalisyonlar kurma ve bu yolla uluslararası düzende gerçek bir aktör olarak hareket etme gelmektedir.

NGO Koalisyonu ve UCM

Geleneksel yöntemlerin istenilen sonucu vermemesi üzerine NGO’lar yeni taktik ve stratejiler geliştirmeye başladılar. Koalisyon oluşturma bu taktiklerin başında geliyordu. Daha önce kara mayınlarının yasaklanması ile ilgili sözleşmenin oluşturulmasında denenen ve somut meyveler veren bu taktik UCM kurma sürecinde de kullanılmış, giderek daha geniş katılımlı bir kimliğe kavuşmuş ve sonuçta da güçlü bir kurumsal niteliğe bürünmüştür.

UCM için BM çerçevesinde bir Komitenin oluşturulduğu 1995 yılında faaliyetlerine başlayan UCM için NGO Koalisyonu (NGO Coalition for an International Criminal Court) giderek büyümüş ve küresel düzeyde etkisi hissedilen bir aktör konumuna gelmiştir. İnsan hakları alanında faaliyet gösteren ve dünya çapında bilinirlik düzeyleri oldukça yüksek olan insan hakları NGO’larının öncülüğünde kurulan bu Koalisyon birçok açıdan incelenmeye değer nitelikler taşımaktadır. Koalisyonun yürütme komitesinde Amnesty International, European Law Students Association, Human Rights Watch, No Peace Without Justice, International Commission of Jurists, Lawyers Committee for Human Rights ve World Federalist Movement gibi belli başlı sivil toplum örgütleri yer almaktadır. Fakat koalisyonun yönetiminin bu örgütlerin tekelinde olduğu düşünülmemelidir. Tam tersine, verimliliği arttırmak, koalisyon içindeki çeşitliliği korumak ve mümkün olan en fazla katılımı sağlamak için hiyerarşik bir düzenden özenle kaçınılmıştır. O kadar ki Koalisyonun başı olarak rol oynayan figürün ünvanı başkan vb. değildir. Bunun yerine çok daha mütevazi ve ılımlı olan “yürütücü“ (convener) terimi icat edilmiştir.

Özel olarak UCM’nin kurulmasını sağlamak amacı ile kurulan koalisyonun başlangıçta sadece 134 olan üye sayısı bugün 2.000’in üzerindedir.134 sivil toplum örgütünün UCM’yi kuran Roma Sizleşmesinin imzalandığı Roma Konferansında gösterdiği başarı koalisyonun kredibiletisini arttırmış, bu da koalisyona katılan örgüt sayısında da artışı beraberinde getirmiştir.

Günümüzde gelinen noktada Koalisyonun bilinirliği ve etkinliği o derece artmıştır ki, bugün UCM ile ilgili herhangi bir konuda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin yüzde 95’inden fazlası NGO Koalisyonu şemsiyesi altında faaliyet göstermektedir. Yani, NGO Koalisyonu, UCM konusunda küresel sivil toplumun tek ses haline gelmiş şeklidir. Koalisyonun genişliği ve küresel sivil toplumu temsil ettiğine en güzel örneklerden biri ikibinden fazla üyesinin olmasının yanısıra 150’den fazla ülkede faaliyet göstermesidir.

Koalisyonun dikkat çeken bir özelliği değişen koşullara kendini çok kolay ve çabuk adapte edebilmesidir. Roma Konferansında UCM’yi kuran sözleşmenin imzalanması için faaliyet gösteren Koalisyon, sözleşmenin imzalanmasından sonra ise Roma Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için gereken altmış onay sayısına ulaşma hedefi üzerinde odaklanmıştır. 1998 yılında imzalanan Roma Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için -en iyimser olanların tahminine göre bile- en az on yıl gerekeceği şeklindeki tahminlerin aksine sadece dört yıl sonra, 2002’de Roma Anlaşmasını onaylayan devlet sayısı 60’a ulaşmış ve gerekli eşik çok kısa bir süre içinde aşılmıştır. Hemen hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçek var ki o da bu başarıda NGO Koalisyonunun büyük bir payı olduğudur.

Roma Anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile yetnimeyen NGO Koalisyonu, UCM’nin resmen kurulmasının ardından çabalarını UCM’nin etkinliği ve evrensel bir örgüt haline dönüşmesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. UCM’ye karşı ABD’nin başlattığı çabalara etkili karşılıklar veren Koalisyon, UCM yargıçları ve savcısının seçilmesi, Taraf Devletler Asamblesi’nin toplanması ve UCM’nin BM ile kurumsal ilişkisinin sağlanması gibi çok kritik –çok sayıdaki uzman bu konularda önemli pürüzler çıkacağı ve dolayısıyla da UCM’nin meşruiyeti ve etkinliği ile ciddi problemler çıkabileceği şeklinde tahminler yürüttüğü- konularda da etkili olmuştur. Böylece UCM’nin kurumsal altyapısının sorunsuz bir şekilde kurulması sağlanmıştır. UCM’nin evrensel bir örgüt haline gelmesi için de çaba gösteren Koalisyon uluslararası düzeydeki etkinliği ve yerel bağlantıları sayesinde Roma Statüsü’ne taraf olan devletlerin sayısının artmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Bugün Roma Anlaşmasına taraf olan devlet sayısı 98’e çıkmıştır. Sözleşmeyi imzaladığı halde henüz onaylamayan 41 devlet daha olduğu düşünüldüğünde UCM’nin evrensel bir boyut kazanmasında gelinen noktanın çok önemli olduğu görülebilir.

(*) Uzman, TASAM Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Kuzey Ülkelerinin iktisadi başarısını sadece 20. yüzyılın refah devleti politikalarıyla açıklamak, bir binanın sağlamlığını sadece dış cephe boyasıyla izah etmeye benzer. "Kuzey Kliniği"nin asıl sırrı, temeldeki sarsılmaz hukuki rasyonalite ve toplumsal güven dokusunda saklıdır. Bu giriş bölümünde, ...;

DeepSeek, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü dış sermayeyi reddetme tutumunu terk ederek devlet bağlantılı fonların öncülüğünde 50 milyar dolar değerleme bandında ilk yatırım turunu açmıştır.;

Kuzey ülkeler coğrafyasının iktisadi tecrübesi, genellikle homojen bir "kuzey başarısı" olarak tasvir edilse de Danimarka bu bütünün içinde en "esnek" ve adaptasyon kabiliyeti en yüksek halkayı temsil eder. İsveç’in merkeziyetçi endüstriyel planlaması veya Norveç’in kaynak odaklı etik disiplini ile ...;

Finlandiya’nın iktisadi ve toplumsal evrimi, sadece bir "refah devleti" başarısı değil, coğrafi kaderin ve jeopolitik risklerin dayattığı bir "hayatta kalma rasyonalitesi" hikâyesidir. Finlandiya modelini komşularından ayıran temel fark, bünyenin karşılaştığı patolojileri (savaşlar, kıtlıklar,...;

Bu çalışma, uluslararası güvenlik ortamında giderek artan öneme sahip olan istihbaratın gri alanları kavramını hukuki, operasyonel ve normatif boyutlarıyla incelemektedir. Gri alan istihbaratı; örtülü operasyonlar, siber casusluk, dezenformasyon ve etki faaliyetleri gibi, açık silahlı çatışma eşiğin...;

İktisat tarihinin en popüler ve üzerinde en çok tartışılan fenomenlerinden biri olan "İsveç Modeli", genellikle 20. yüzyılın ortalarında aniden ortaya çıkmış bir "sosyal mühendislik başarısı" olarak tasvir edilir. Ancak bu perspektif, İsveç'in 1970 yılında dünyanın en zengin dördüncü ekonomisi konum...;

Bu makale, 1970'lerin zorluklarına neoliberalizmden farklı bir yanıt olarak Avrupa kapitalizminin oluşumunu ele almaktadır. Avrupa projesinin rekabet hukuku rejimi ile çevre politikaları arasındaki tarihsel ilişkiyi yeniden değerlendirerek, Avrupa Topluluğu'nun 1960'ların sonlarından bu yana, Amer...;

Avrupa hükümetleri, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş ve Avrupa'nın uzay alanında ABD'ye aşırı bağımlılığı bağlamında, askeri uzay varlıklarını önemli ölçüde artırma hedeflerini açıkladılar. Bu rapor, Avrupa müttefiklerinin Avrupa'da yaşanabilecek bir acil durum senaryosunda uzayda, uzay ar...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...