Türkiye - ABD İlişkilerinde KKTC’nin Rolü Ve Annan Planı

Makale

Giriş Türk Amerikan ilişkilerinde meydana gelen ilk çatlaklar tarihe meşhur “Johnson Mektubu” olarak geçen mektuptan sonra oluşmaya başladı. Gerek Türkiye’de, gerekse de Kıbrıs’taki Türklerde ilk defa bu tarihten itibaren “Anti Amerikan” hareketleri görülmeye başlandı. Ancak, Türkiye’nin kuzeyindeki SSCB tehdidinden dolayı, Türkiye ABD ile olan ilişkilerini oldukça sıkı tutmaya çalıştı....

Giriş

Türk Amerikan ilişkilerinde meydana gelen ilk çatlaklar tarihe meşhur “Johnson Mektubu“ olarak geçen mektuptan sonra oluşmaya başladı. Gerek Türkiye’de, gerekse de Kıbrıs’taki Türklerde ilk defa bu tarihten itibaren “Anti Amerikan“ hareketleri görülmeye başlandı. Ancak, Türkiye’nin kuzeyindeki SSCB tehdidinden dolayı, Türkiye ABD ile olan ilişkilerini oldukça sıkı tutmaya çalıştı.

Johnson Mektubu ile başlayan, Kıbrıs’ın, TürkiyeABD ilişkilerini belirlemedeki rolü, 1974’teki Barış Harekatı, sonrasında ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu ile devam etti.

Soğuk Savaşın bitmesi ile ABD, gerek Türkiye’de, gerek Yunanistan’da, gerekse de KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetiminde oluşan “Anti Amerikan“ düşüncesini yok etmek için bu tarihten sonra, bu küçük ama küçüklüğünün aksine stratejik olarak önemi çok büyük olan ada hakkındaki düşünce ve planlarını BM kisvesi altında yürütmeye başladı.

Yapmış olduğum çalışmada alt yapısı ABD, çıkış noktası BM olan Annan Planı’nın ve kurulduğu günden beri sadece Garantörü Türkiye tarafından tanınan KKTC’nin TürkiyeABD ilişkilenirini nasıl ve hangi yönde etkilediğini göstermeye çalıştım.

1974’ten Annan Planı’na Kısaca Türkiye ABD İlişkileri

Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs Adası’na yaptığı çıkartma, tüm dünya devletlerinin gözlerinin bir anda Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan üçlüsüne çevrilmesine sebep oldu. Devrin iki süper gücünden biri olan ABD olaya taraf olmak istemiyordu. Ancak gerek adanın Orta Doğuya yakınlığı gerekse de Türkiye ve Yunanistan’ın SSCB ile işbirliği yapmasından endişe duyduğu için hareketsiz kalmamış ve Türkiye’nin yaptığı harekâtın ardından; ABD, Türkiye’ye 1978 yılına kadar sürecek silah ambargosunu uyguladı.

ABD açık bir şekilde Kıbrıs sorununda Rum Kesimi’nin tarafını tutmasa da ambargo nedeniyle Kıbrıs konusu Türk-Amerikan İlişkilerinin en önemli sorunlarından biri haline gelmiş ve Türkiye, Kıbrıs nedeniyle ABD baskısına tabi tutulur hale gelmişti.“(1) Kıbrıs Meselesi, ABD’nin gündemine tam anlamıyla oturmuştu. 1976 Yılında ABD’de ki başkanlık seçimlerinde, Kıbrıs ve Türkiye’ye uygulanan ambargo seçim aracı olarak ta kullanıldı.

ABD’nin Türkiye ve dolayısıyla da Adanın kuzeyindeki Türklere uyguladığı ambargo, Adadaki Rumlar için tam bir blöf unsuru oluşturmuştu. Gerek Türkiye’nin gerekse de BM’nin sunduğu çözüm önerilerini düşünmeye bile değer bulmayan Rumların, her türlü çözüm önerisini reddetmeleri Ada’da iki ayrı ülke oluşum (Taksim) fikrini kuvvetlendirmeye başlamıştı. Gün geçtikçe Adadaki Türkler bu fikre daha da sıcak bakmaya başladı.

Türkiye’nin de desteği ile Adadaki Türkler 15 Kasım 1983’te kendi bağımsız Cumhuriyetlerini ilan ettiler. Kurulan KKTC’yi tanıyan ilk ve tek ülke ise Türkiye Cumhuriyeti oldu. “ABD’nin Kıbrıs Türk tarafının bağımsızlık ilanı karşısında çok radikal tepki verme ve davranışı tersine çevirmek için zorlayıcı yollara başvurma yoluna gitmediği de bir gerçektir.“(2) Bunun sebebi ise, Türkiye ile olan ilişkiler tamamen koparsa, Türkiye SSCB ile yakınlaşabilirdi. Bunun içindir ki; ABD, KKTC’yi tanımadığını ilan etse bile Türkiye vasıtasıyla bir takım destekte bulunmuştur.

Soğuk Savaşın sona ermesiyle; ABD, Kıbrıs gündeminde kendini ikinci plana çekerek BM’yi tamamen ön plana çıkardı. ABD, BM’deki etkin rolü sebebiyle adadaki mevcut sorunların çözümü için BM Genel Sekterlerini çözümün barışçıl yollarla sağlanması için görevlendiriyor, onlara planlar hazırlatıyor ancak BM Genel Sekreterleri tarafından hazırlanan bütün planlar gerek Rumlar gerekse de Türkler tarafından reddediliyordu.

12 Aralık 1997 Luxembug Zirvesi’nde AB, Kıbrıs Rum Yönetimini AB’ye aday ülkeler arasında gösterirken Türkiye’ye bu ülkeler arasında yer vermedi. 31 Mart 1998 tarihinde AB ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki üyelik görüşmelerinin başlaması üzerine Türkiye ve KKTC ortaklık Konseyi ilişkilerini sıklaştırma kararı aldı. “Türkiye ve KKTC arasındaki temaslarda ‘AB Rum Yönetimine ne verirse Türkiye de KKTC ye onu verecek’ ilkesi benimsendi.“(3)

Bu arada Rum Yönetimi ile AB arasında yapılan görüşmeler sonucunda 1 Mayıs 2004 tarihindeki genişlemede Kıbrıs’ın AB’ye katılması kararı alındı. Ancak AB’nin ısrarla atladığı nokta: Adanın yaklaşık yarının sadece Türkiye tarafından tanınan KKTC’nin egemenliği altında olduğuydu. AB’nin, bu bölgeyi Türkiye’nin işgal ettiği bölge olarak adlandırması ise durumu içinden çıkılamaz bir hale sürüklüyordu. Bu durum üzerine ABD, BM’yi harekete geçirdi ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı görevlendirdi. Annan ve de Soto kendi kurmaylarıyla hazırladıkları ve BM Genel Sekreteri Annan’ın adını verdikleri, Annan Planı’nı Taraflara sundular.

Son Haliyle Annan Planı’nın Önemli Noktaları

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti federal bir hükümet ile Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti olmak üzere, iki eşit oluşturucu devletten oluşacak. Kıbrıs’ın, tek bir uluslararası kimliği ve egemenliği olacak.

Kuruluş Anlaşması’yla gerçekleştirilen yeni siyasal oluşuma ilişkin herhangi bir tek-yanlı değişiklik, özellikle Kıbrıs’ın tümünün ya da bir parçasının başka bir devletle birleşmesi ya da bir bölümünün ayrılması yasaklandı.

“Kuruluş Anlaşması, Garanti Anlaşması ve İttifak Anlaşması yürürlükte kalacak ve mutatis mutandis olarak, yeni siyasal oluşuma uygulanacaktı.“(4)

1963’ te Kıbrıs vatandaşlığına sahip olan herhangi bir kişi ile onun soyundan gelenler ve bu kişilerin eşleri; adadaki her iki tarafın liderlerince sunulacak olan, eşlerle çocuklar dahil, 45 000 kişiyi içerecek listede yer alan kişiler, Kıbrıs vatandaşı olarak sayılacaktı.

Federal düzeydeki seçimlerde, tüm Kıbrıs vatandaşları, ikamet ettiklere yere bakılmaksızın, iç oluşturucu devlet vatandaşlığı statüsüne göre oy kullanacaktı. Oluşturucu devlet seçimlerinde ise kişiler sürekli ikamet ettikleri yerde oy kullanacaktı.

Plan’da, 2018 yılından ya da Türkiye’nin AB’ne üye olmasından sonra, adadaki Türk alayı sayısının 650’yi, Yunan alayı sayısının ise 950’yi geçmeyeceği belirtilmiş; bu hususun 3 yıl arlıklarla gözden geçirilerek son hedef olan, Türk ve Yunan askerlerinin Kıbrıs’tan tümüyle geri çekilmesi amaçlanacaktı.

Kıbrıs’lı Türk ve Rum askeri birlikleri feshedilecek ve sportif amaçlı silahlar dışındaki tüm silahlar yasaklanacaktı. Kıbrıs, her iki oluşturucu devletten onay almadan, toprağını uluslararası askeri operasyonlara açamayacak; bu konuda, Türkiye AB’ye girene kadar, Türkiye ile Yunanistan’ın onayları da gerekli olacaktı.

BM askerlerinin giderlerinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından karşılanacağını belirten madde, bu giderlerin yarısının ilk 3 yılda, daha sonraki yıllarda da 2/3’nün Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından karşılanacağı biçiminde değiştirilmiştir. Bu konu 2010 yılından yeniden gözden geçirilecekti.

Kıbrıs Rum devletinin parçası olacak olan bölgeler, 3 yılı geçmeyecek geçici bir süre için, Kıbrıs Türk Devleti tarafından yönetilecekti. Bu bölgeler, BM gözetiminde, 6 aşamada devredilecekti. Bu aşamalar sırasıyla şu şekilde gerçekleşecekti:

• Aşama: 104 günde; Ara Bölge, Maraş, Erenköy

• Aşama: 6 ayda; Düzce, Taşköy

• Aşama: 1 yılda; Bademliköy, Ömerli ve Kırklar

• Aşama: 2 yılda; Çayönü, Güvercinlik, Akdoğan, Türkmenköy, Gayretköy, Yeşilırmak ve Soli Bölgeleri.

• Aşama: 2,5 yılda; Haspolat, Alayköy ve Bostancı

• Aşama; 3yılda; Belgede devredilecek olan diğer isimlerin yerleri belirtilmemiştir. (5)

Mülke ilişkin işlemler, iki oluşturucu devletten ve ayrıca, Kıbrıslı olmayan eşit sayıda üyeler tarafından oluşturulan tarafsız ve bağımsız bir ‘Mülk Komisyonu’nca yürütülecekti.

Geri verilecek olan topraklardaki mülk, malları elinden alınmış olan kişilere yeniden verilecekti. Geri verilmeyecek olan topraklarda kalan mülk ya da tazminat konularında şu düzenlemeler gerçekleştirilecekti: Tazminat almayı kabul etmiş malından olmuş kişiler ya da kurumlar, mallarını bıraktıkları zamanki değer üzerinden tam ve gerçek tazminat alacaktı. Tazminatlar, garanti edilmiş bono ve tahvil sertifikaları şeklinde ödenecekti.

Annan Planı’nın Değerlendirilmesi

Beşinci Annan Planı olarak kamuoyuna sunulan planda, 1700 sayfalık boş metin bırakıldı. Bırakılan bu boşluk için konular belirlendi ancak konuların referandumdan sonra görüşülmesi kararlaştırılmıştı. Yani bir nevi referandumdan önce tüm taraflar boş sözleşmeye imza atmış oluyorlardı. Boş bırakılan konularda taraflar anlaşma sağlayamazlarsa devreye ABD liderliğindeki BM girecek ve planının hazırlayıcısı olan Kofi Annan anlaşmazlık olan boşlukları kendi istediği gibi doldurabilecekti. Anlaşma sağlayamayan taraflar ise itiraz etmeden Annan’ın verdiği kararı kabul edeceklerdi. Boş bırakılan konular başlıca şunlardı: Ulusal marş, bayrak, ortak anayasa, ortak devletin 29 tane yasası.

Annan Planı’nda geçen en önemli maddelerden biri de: Bütün olarak ya da kısmen, başka bir ülke ile birleşmenin, bölünmenin ya da ayrılmanın herhangi bir şekli; oluşturucu belgede ve de anayasal düzende herhangi bir tek yanlı değişiklik yapmanın yasaklanmış olmasıydı. Bu madde kurulacak olan devletin ileride tekrar yıkılma parçalanma vb sorunlarla karşılaşmaması için konmuş gibi gözükse de, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde doğabilecek büyük çaplı sorunlarda gerek Türk halkının gerekse de Rum halkının self-determinasyon hakkının elerliden alınması anlamına geliyordu. Yani BM burada yaşayan halkın self-determinasyon haklarını ellerinden almış oluyordu.

Altı aşamadan oluşan ve 3 yıl sürecek olan Kıbrıs Rum Devleti’ne devredilecek olan toprakların büyük çoğunluğu Güzelyurt’ta idi. Güzelyurt, adada temiz su çıkarılan tek yerdi. Türk halkı, Güzelyurt’un suyunu hem içme suyu olarak kullanıyordu hem de tarımda sulama yapıyordu. Adadaki Türklerin en büyük geçim kaynaklarının sulama olduğunu düşündüğümüzde suyun buradaki halk için önemi ortadaydı.

Annan Planı’nda Kıbrıslı Rumların aşırı derecede mal mülk edinmeleri engellenmişti. Ancak Kurulacak olan devletin 1 Mayıs 2004’ten itibari AB Müktesebatına tabi tutulacak olması ortaya büyük bir sorun çıkartıyordu. Çünkü AB Müktesebatı’nda, vatandaşı olunan ülkede mal mülk edinmeyi kısıtlayan unsurlar çok azdı bu da; maddi gücü Türk halkının maddi gücünün yaklaşık 6-7 katı olan Rumların istedikleri taktirde bütün adayı satın alabilecekleri anlamına geliyordu.

Garanti Anlaşmasının 1. maddesine göre; Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin üye olmadığı hiçbir uluslararası kuruluşa üye olamazdı. Ancak bu noktada Kıbrıs’ın AB’ye üye olması Türkiye’nin Garantör güç olarak etkinliğinin azaltılması hatta yok edilmesi anlamına geliyordu.

Annan Planı’nda düşündürücü olan bir diğer önemli nokta da; görüşülen tarafların karar alma organları olan meclislerinde onaylanmadan referanduma sunulması ve planın son halinin uzun bir süre kamuoyundan saklanması idi. Dolayıyla da halk planı yeteri kadar düşünemeden, tartışamadan referanduma gitmişti. Gerek ABD’nin, Türkiye’ye Annan Planı için yaptığı baskı gerekse de Türkiye’nin AB üyeliği için önündeki problemleri bir an önce yok etmek isteği, Türkiye’nin Annan Planı’nda yana taraf olmasına sebep olmuştu.

KKTC’deki genç ve işsiz kesimin AB’ye girince ekonomilerinin bir anda düzeleceğini sanması ve Türkiye’nin medya üzerinden Annan Planı için yaptığı olumlu reklamlar, planın KKTC’de %64.9 kabul oyuyla onaylanmasını sağladı. Ancak AB’ye girmesi kesinleşen Rumların üzerinde aynı baskı ve propagandaların yapılamaması Rum tarafından %74.8 ret oyunun çıkmasına sebep olmuştu.

Tüm bu çalışmaların sonucunda verdiği emeğin karşılığını alamayan Türkiye ve KKTC, çözüm yanlısı tavırları nedeniyle AB tarafından Kıbrıs’taki Türklere 139 milyon avroluk yardım paketiyle ödüllendiriliyordu.

Türk-Amerikan İlişkileri Işığında ABD’nin Bugünkü Durum İçin Çözüm Önerileri

Günümüz süper gücü konumunda olan ABD, Yunanistan ile sorunlarını çözüme kavuşturmuş, Kıbrıs sorunundan soyutlanmış bir Türkiye’nin ve taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının giderilip, Kıbrıs’taki Türklerinde AB’ye dahil edilmesini istemektedir. Bu durumda Ege ve Doğu Akdeniz Bölgesinde istediği istikrarı sağlamış olacaktır. ABD’ye göre, dört taraf (Türkiye, Yunanistan, KKTC, Kıbrıs Rum Kesimi) arasında uzun yıllar süren gerginlik ortamının AB çatısı altında son bulacak ve bu çatışmaların son bulmasıyla da Kıbrıs’taki üssünden Orta Doğu’yu daha rahat kontrol edebilecektir.

Dünya’nın küresel gücü olarak özellikle 1985 ten sonra BM çatısı altında sunduğu önerilerin kabul görmemesi ABD’yi fazlasıyla tedirgin etmektedir. Özellikle de Rusya’nın da olaya karışmasından çekinen ABD, zaten kör düğüm olmuş problemin bir daha hiç çözülemeyeceğini düşünmektedir. ABD’nin adadaki mevcut duruma yönelik çözüm planı ise şöyledir: Öncellikle sorun huzursuzluğa ve kaosa dönüşmemelidir, Çünkü böyle olabilecek bir durum yeni yeni düzelmekte olan Türk Yunan ilişkilerini fazlasıyla zedeleyebilir. Ancak mevcut statüko kabul edilemezdir. Sorun BM nezdinde çözülmelidir. BM’nin yetersiz kaldığı noktalarda ise ABD devreye girmeli ve ABD’nin dediğini herkes yapmalıdır. Annan Planı’nda ki gibi İki kesimli, İki Toplumlu bir federasyon kurulmalı ve böylelikle Türk tarafının da AB’ye girmesi sağlanmış olmalıdır. Böylelikle Rusya’nın da bölgeye girme çabaları tamamen son bulacaktır.

Sonuç

Kıbrıs’taki mevcut sorunun bir an çözülebilmesi için her iki halkında eşit hayat standartlarına sahip olmaları gerekmektedir. Böylelikle kurulacak olan devletin vatandaşlarının birbirlerine karşı üstünlük iddia etmeleri engellenmiş olacak ve de en büyük problem çözülmüş olacaktır. Ayrıca birliğin sağlanabilmesi için her iki tarafın halkının da karşılıklı fedakârlıklar yapmaları gerekmektedir. Sadece Türk tarafının fedakârlığıyla sorunun çözüme kavuşamayacağı daha önceleri çok kez ispatlanmıştır.

Kıbrıs, dünya haritasına bakıldığında küçücük bir nokta gibi gözükse de; o nokta, stratejik konumu ve önemi, yıllardan beri yaşanan ve de halen günümüzde de çözümü bulunamaya olaylar yüzünden gerek tüm dünya, gerekse de küresel güç ABD’nin gündeminden bir türlü düşmemektedir.

ABD, Kıbrıs konusundaki çözüm girişimlerini, BM nezdinde yürütmekte ve böylece doğabilecek daha büyük problemler karşısında, ne Türkiye’den ne Yunanistan’dan ne de adadaki halktan kendisine tepki gelmeyecektir.

Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum nedeniyle, ABD’nin kurduğu Orta Doğu’daki düzeni kontrol edebileceği en iyi bölge burasıdır. Ancak ABD, KKTC sınırlarında yürütmeyi düşündüğü işlerini KKTC’yi uluslararası arenada tanımadığı için kendisine muhatap olarak Türkiye’yi alır. Onun içindir ki ABD’nin Kıbrıs’a yönelik tüm planları ve uygulamaları TürkiyeABD ilişkilerine girer.

Ancak kanımca, ABD’nin yaptığı en büyük yanlış Kıbrıs’ta uygulamak istediği çözüm planlarını BM kisvesi altında yürütmesidir. Böyle kaçak dövüşen bir küresel gücün ne kadar başarılı olacağı geçmişten günümüz fazlasıyla yansıdığını düşünmekteyim.

Dipnotlar

Nasuh Uslu, “KIBRIS SORUNU ve ABD“, Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi (Bugünü Yarını) , Editörler: İrfan Kaya Ülger – Ertan Efegil, HD Yayıncılık, Ankara, 2001, sf.147

A.g.e , sf.149

Nasuh Uslu, Türk Amerikan İlişkilerinde Kıbrıs, Ankara, 2000, sf.385

Hüner Tuncer, Kıbrıs Sarmalı , Ümit Yayıncılık, Ankara, 2005, sf.180

Referanduma sunulan planda, 1700 sayfalık boş yer vardı. Ve bu boş olan 1700 sayfa ABD ve BM tarafından, plan referandumdan geçerse doldurulacaktı.

Kaynakça

• ÜLGER, İrfan Kaya – EFEGİL, Ertan (Editörler), “ Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi (Bugünü ve Yarını)“ , HD Yayımcılık, Ankara, 2001

• TUNCER, Hüner, “Kıbrıs Sarmalı“ , Ümit Yayıncılık, Ankara, 2005

• USLU, Nasuh, “Türk Amerikan İlişkilerinde Kıbrıs“ , 21.Yüzyıl Yayınları, Ankara, 2000

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.