17 Aralık Üzerine Notlar

Yorum

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılımı: “imkansız”ı tanımlamak (?) Komisyon’un 6 Ekim tarihli ilerleme raporu ve Parlamento’nun 15 Aralık tarihli tavsiye kararı sonrası, 16-17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de toplanan Avrupa Konseyi, Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararını aldı....

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılımı: “imkansız“ı tanımlamak (?)
Komisyon’un 6 Ekim tarihli ilerleme raporu ve Parlamento’nun 15 Aralık tarihli tavsiye kararı sonrası, 16-17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de toplanan Avrupa Konseyi, Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararını aldı. Türkiye adına her koşulda olumlu yönde değerlendirilmesi gereken bu karar, satır aralarında katılım konusunu neredeyse imkansızlaştıran; başka kelimelerle, imkansız olanı tanımlayan hükümlerle yüklü...

Avrupa Birliği normatif düzeninde Konsey sonuç bildirgeleri, pozitif hukuksal sonuçlar doğuran metinler olmaktan çok; üye ülkeler devlet ya da hükümet başkanlarına ait politik iradenin bir ifadesi görünümündedir. Bu noktada kritik olan, bu politik iradeyi çözümleme/deşifre etme sorunudur. Sonuç bildirgesinde ifadesini bulduğu şekliyle, bu çözümlemenin işaret şamadıraları ya da Türkiye’nin katılımı önünde duran muhtemel sorunlar; “açık uçluluk“, “yükümlülük azaltıcı önlemler“, “müzakere tekniği“ ve “müzakerelerin askıya alınması“na ilişkin sorunlardır. Ve bu işaret şamandıralarına bildirgede üstü kapalı olarak değinilen iki konuyu daha eklemek gerekir: “Kıbrıs“ ve “Ege“.

· Açık uçluluk sorunu : Konsey sonuç bildirgesinin 23. parağrafı, “müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler, sonucu önceden garanti edilemeyen açık uçlu bir süreçtir“ ifadesine yer veriyor. Bilinen bir gerçek, bir uluslararası hukuk antlaşmasının müzakere sürecinin doğası gereği açık uçlu olduğudur. Çünkü uluslararası hukuk antlasması, çok taraflı ve birbirinden farklı hukuksal iradelerin bir ifadesidir. Ne var ki, ortak hedefi ve maddi içeriğini “katılım“ olarak belirleyen bir müzakere sürecinde, iyi niyetli bir yorumla, açık uçluluktan söz edilemez. Bildirgede açık uçluluğun kalın çizgilerle altının çizilmis olması, üye ülkeler devlet ya da hükümet başkanlarının müzakere sonuçlarına ilişkin politik beklentilerini gün ışığına çıkarıyor. Kıta Avrupa’sı hukuk düzenlerinin hepsinde varlığını koruyan bir hüküm, nişanlanmanın ancak evlilik vaadiyle olduğudur. O kadar ki nişanın bozulması durumunda bundan sorumlu olan taraf, maddi ya da manevi tazminat yükümü altındadır. Müzakere süreci, kaba bir benzetmeyle nişanlılık işlemini hatırlatıyor. Sonuç bildirgesinin açık uçluluğa ilişkin hükmü ise hiç gereği olmayan, anlamsız ve iyi niyetten yoksun bir kayıt düşüyor: “evlenmeyebiliriz !“

· Müzakere tekniğine ilişkin sorunlar: Gerek 6 Ekim tarihli Komisyon raporu, gerekse Konsey sonuç bildirgesinin altını kalın çizgilerle çizdiği bir diğer sevimsiz konu, müzakere tekniğine ilişkin. Bildirgeye göre, müzakerelerin çerçevesi Komisyon’un önerisi üzerine, Konsey tarafından belirlenecek ve bu çerçeve hazırlanırken “aday ülkenin kendine özgü durumları ve nitelikleri“ göz önünde bulundurulacaktır. Bunun anlamı, önceki genişleme sürecinde uygulananlardan farklı olarak Türkiye’ye yönelik katılım müzakerelerinin çerçevesinin, tamamen Komisyon ve Konsey’in taktir yetkisi içerisinde olduğudur. Türkiye ile katılım müzarekelerinin 31 konu başlığı içerisinde sözkonusu başlıkların sıralaması Komisyon tarafından yapılacaktır. Bu durumda malların, sermayenin, hizmetlerin ve bireylerin serbest dolaşımı ya da tarım başlığından müzakerelerin açılması ancak bir hayal olabilir. Kişisel görüşümüze göre, müzakere sürecinde Türkiye aleyhine tek taraflı bir bağlılık ilişkisi kurmak isteyen üye ülkeler, kendileri için en avantajlı konulardan başlayıp, Türkiye’nin yalnızca normatif hukuksal düzeyde değil ama somut uygulamalar planında da açık bir pazara donüşmesi yönünde çaba harcayacaklardır. Çünkü 6 Ekim tarihli Komisyon raporunda da altı çizildiği gibi müzakere sürecinde Türkiye’den istenen, yalnızca normatif metinlerini topluluk müktesebatına uyarlaması değil ama “müktesebatın uygulanmasında tatmin edici bir düzeye“ ulaşmasıdır.

Gene bu çerçevede Komisyon’un önerisi üzerine her bir müzakere başlığının kapatılması ve yenisinin açılmasına ilişkin Konsey’de oylama yapılacak ve bu oylamada oybirliği esas alınacaktır. Kuşkusuz, oybirliği gerektiren her oylama doğası gereği politik niteliklidir ve her oylama öncesi, Türkiye’den, gerçekte müzakerenin teknik boyutları dışında kalan politik konularda tavizler beklenecektir: Ekümeniklik, sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs, azınlık hakları vs..

· Müzakerelerin askıya alınması sorunu: Sonuç bildirgesine göre “Birlik’in temelini oluşturan, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin bir aday ülkede ciddi ve süregelen biçimde ihlal edilmesi durumunda Komisyon, kendi insiyatifi ya da üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını talep edebilir(...)Konsey, böyle bir tavsiye üzerine aday ülkeyi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağını ve tekrar başlatılması şartlarını nitelikli çoğunlukla kararlaştırır.“ Sonuç bildirgesindeki bu ifadeler Avrupa Birliği hukukundaki iki hukuksal konuyu hatırlatıyor. Bunlardan birincisi, Avrupa Birliği Kurucu Antlaşması’nın 7.maddesi. İlgili düzenleme, insan haklarını ciddi ve süregelen biçimde ihlal eden bir üye devletin üyelikten kaynaklanan kimi haklarını askıya almakla Avrupa Birliği mekanında insan hakları korumasının politik boyutunu cihazlandırıyor. İkinci hukuksal konu ise Avrupa Toplulukları’nın üçüncü ülkelerle imzaladığı ekonomik işbirliği antlaşmalarına eklediği “insan hakları kaydı“. Buna göre Avrupa Birliği, insan haklarını ciddi ve süregelen biçimde ihlal eden üçüncü bir ülke karşısında, ilgili antlaşma hükümlerini dilediği zaman askıya alma hakkını saklı tutar. Ne var ki doğası gereği politik nitelikli olan bu kayıt bugüne dek yalnızca zayıf ve ekonomik açıdan güçsüz devletlerden istenmiştir. Avrupa Toplulukları’nın Rusya, Çin, Hindistan gibi görece güçlü devletlerle imzaladığı uluslararası hukuk antlaşmalarında insan hakları kaydına rastlanmamaktadır. Çok açıktır ki, sonuç bildirgesinin öngördüğü biçimiyle Türkiye’ye yönelik müzakerelerin askıya alınması kararı, tamamen üye ülkelerin taktirinde ve politik nitelikli bir karar olacaktır. Çünkü bildirgede ifadesini bulan demokrasi ve insan hakları gibi kavramlar, gerçekte yargısal denetimleri yapılmadıkça içeriği boş, belirsiz ve politik nitelikli kavramlar olarak kalacaktır. Muhtemeldir ki Türkiye, örneğin terör örgütüne yönelik sınır ötesi bir operasyona giriştiğinde, Konsey, müzakereleri askıya almakta duraksamayacaktır. Şu halde müzakere sürecinin öngördüğü politik gözaltı mekanizması, yalnızca ekonomik açıdan değil ama politik açıdan da Türkiye’yi açık ve bağımlı bir ülkeye dönüştürmenin aracı olarak kullanılacaktır.

· Yükümlülük azaltıcı önlemler sorunu : Konsey sonuç bildirgesindeki ifadelerle, “uzun geçiş süreleri, derogasyonlar ve özgün düzenlemeler ile daimi koruma tedbirleri, yani koruma tedbirlerine temel teşkil etmek üzere daimi olarak elde tutulan hükümler düşünülebilir. Komisyon, bu tedbirleri uygun bir şekilde kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar veya tarım gibi alanlarda herbir çerçeve için yapacağı önerilere dahil edecektir.“ Bu ifadelerin anlamı, Türkiye ile yürütülen müzakerelerin konusunun ve sonrasında imzalanacak muhtemel katılım antlaşmasının AB lehine süreli ya da süresiz yükümlülük azaltıcı önlemler içereceğidir. Türk medyasında hatalı biçimde savunulduğunun aksine, Avrupa Birliği Mahkemesi’nin bu önlemleri Türkiye lehine hafifletme yetkisi yoktur. Zira Mahkeme’nin 1995 tarihli Enso c. İspanya kararında altını çizdiği gibi “Mahkeme, katılım antlaşmasını yorumlayabilir ancak geçerliliğini denetleyemez.“ Şu durumda, Avrupa bütünleşmesinin ruhuna ters dahi olsa muhtemel katılım antlaşmasının, özellikle serbest dolaşım hakkının süresiz kısıtlanmasına ilişkin hükümlerinin, Mahkeme tarafından iptal edilmesi mümkün değildir. Süresiz kısıtlamalar öngören bir katılım antlaşmasının ise ayrıcalıklı ortaklık görüntüsü verecek derecede maddi içeriğinden boşanması kuvvetle muhtemeldir.

Bu dört kritik sorunun dışında sonuç bildirgesi, 19. paragrafında Ankara Antlaşması’na Ek Protokol çerçevesinde Kıbrıs’ın fonksiyonel olarak tanınması; 20. paragrafında ise çözülmemiş uyuşmazlıkların (Ege kıta sahanlığı ve kara suları) Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi koşullarını getiriyor.

Türkiye : Limes (?)
Konsey sonuç bildirgesi, açık uçluluğun ifadesini bulduğu cümlenin hemen devamında Türkiye’nin “üyelik yükümlülüklerinin tümünü yüklenebilecek konumda olmadığı bir durumda Avrupa yapılarına bütünüyle ve mümkün olan en güçlü biçimde bağlanması“ gereğinin altını çiziyor.
Roma İmparatorluğu’nun görkemli dönemlerinde Pax Romana (Roma Barışı) “hukuk“la kavranan şiddetten arınmış, güvenli bir mekanın adıydı. Pax Romana’nın bittiği yerde ise Terra İncognitae’nın (bilinmeyen topraklar) hukuksuz toprakları başlardı. Bu ikinci mekanın temel niteliği, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin olmadığı, şiddetin alabildiğine kol gezdiği istikrarsız topraklar olmasıydı... Ve Pax Romana - Terra İncognitae aralığında üçüncü bir mekan daha vardı: Limes... Limes, pax romana’nın güvenliğini sağlayan tampon bir bölgenin adıydı. Hukuksal olarak Roma’nın bir parçası da olsa, Limes’de yaşayanlar Romalı sayılmazdı.

Kişisel görüşümüz 17 Aralık’ta Konsey’in, Türkiye’yi bir Limes olarak kavradığı...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.