Pax Romana’nın Sınırları

Yorum

Roma İmparatorluğu’nun görkemli dönemlerinde pax romana (Roma barışı), “hukuk”la kavranan, şiddetten arınmış güvenlikli bir mekanın adıydı. Pax romana ’nın bittiği yerde ise terra incognitae ’nın (bilinmeyen topraklar) hukuksuz toprakları başlardı. Bu ikinci mekanın temel karakteristiği, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin olmadığı, şiddetin alabildiğine kol gezdiği, istikrarsız topraklar olmasıydı... ...

Roma İmparatorluğu’nun görkemli dönemlerinde pax romana (Roma barışı), “hukuk“la kavranan, şiddetten arınmış güvenlikli bir mekanın adıydı. Pax romana ’nın bittiği yerde ise terra incognitae ’nın (bilinmeyen topraklar) hukuksuz toprakları başlardı. Bu ikinci mekanın temel karakteristiği, kişi özgürlüğü ve güvenliğinin olmadığı, şiddetin alabildiğine kol gezdiği, istikrarsız topraklar olmasıydı... “Hukuk“la yönetilmek; bireysel, toplumsal ve siyasal uzlaşmazlıkları hukukla barışlandırmak, “insan“ olmanın temel göstergesiydi. Terra incognitae ’da yaşayanlar ise ancak “barbar“ olabilirdi...

Bugün, Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı “Büyük Avrupa“yı simgeleyen Avrupa Konseyi, Cebeli Tarık’tan Urallar’a; Baltık Denizi’nden Hazar Denizi’ne uzanan bir coğrafyada, yalnızca devletlerarası ilişkiler açısından değil ama birey-devlet ilişkileri açısından da barışlandırılmış bir mekan; bir pax europeanna yaratma ve yaşatma iddiasında. Çünkü bu mekan, Avrupa’nın ortak değerlerini ifade eden bir “hukuk“a : “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi“ne; ve bu “hukuk“a uygunluğu sağlayan bir mahkemeye : “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi“ne sahip. Pax europeanna ’nın ne olduğunu; ideolojik kimliğinin neleri içerdiğini; sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini söyleme görevi de son tahlilde bu Mahkeme’ye ait.

***

Geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 16 Kasım 2004 tarihli çok sıcak bir kararı ile pax romana ’nın sınırlarını yeniden çizdi. Irak vatandaşı altı kişinin Türkiye aleyhine açtığı davada Mahkeme, Loizidou ve Kıbrıs davalarındaki içtihadından farklı olarak, Sözleşme’nin 1. maddesinde ifadesini bulan “yargı yetkisi“ kavramını Türkiye’nin “ülkesi“ ile birlikte düşünüp, dava konusu iddiaların vuku bulduğu yer olan Irak’ın kuzeyini pax romana ’nın dışına attı. Kuşkusuz, ilgili karar Türkiye adına sevindirici. Ancak Irak’taki işgali halen devam eden İngiltere hesaba katıldığında bir o kadar da düşündürücü…

Issa ve Diğerleri / Türkiye Kararı, 16.11.2004, no 31821/96

I. Başvurucuların iddiaları: Başvuruculara göre Türk sınırına yakın Spna-Sarsang bölgesinde oturan bir grup çoban, sürüleri ile birlikte 2 Nisan 1995 tarihinde köylerinden ayrılmış; ardından, bölgede operasyonlarda bulunan Türk askerlerince alı konulmuştur. Askerler, kadınları köylerine geri göndermiş; erkekleri ise gözaltına almıştır. Türk askerleri bölgeden ayrıldıktan bir süre sonra ise yedi çobanın cesedi bulunmuştur.

II. Türk Hükümeti’nin görüşü: Hükümet, Türk ordusunun 19 Mart ve 16 Nisan 1995 tarihleri arasında Irak’ın kuzeyinde askeri operasyonlar düzenlediğini kabul etmiştir. Hükümet’e göre, bu operasyonlarda güneyde Medine dağına kadar inilmiştir. Başvurucuların, olayın vuku bulduğunu iddia ettikleri Azadi köyü ise bu dağın 10 km güneyinde yer almaktadır. Medine dağında operasyonlarda bulunan resmi komutana, iddialara ilişkin hiçbir şikayette bulunulmadığı gibi başvurucular, olayın vukua gelişine ilişkin hiçbir detaylı bilgi ortaya koyamamıştır. Söz konusu öldürme olayının Türk askeri tarafından gerçekleştirildiğine ait ortada hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Kaldı ki bölge o günlerde sık sık PKK ve KDP unsurlarının silahlı çatışmalarına sahne olmaktadır.

III. Usũl: Başvuru, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na 2 Ekim 1995 tarihinde yapılmış; 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkeme’ye havale edilmiştir. 30 Mayıs 2000’de Mahkeme, başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur. Davada başvurucular, yakınlarının hukuka aykırı olarak gözaltına alındıkları, kötü muamele gördükleri ve öldürüldükleri iddiasıyla Sözleşme’nin 2. maddesi (yaşama hakkı), 3. maddesi (işkence yasağı) ve 5. maddesi (kişi özgürlüğü ve güvenliği) dahil pek çok maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğini iddia etmiştir.

IV. Mahkeme’nin yorumu: Mahkeme’ye göre davada, başvurucuların iddialarına geçmeden önce Sözleşme’nin 1. maddesine ilişkin hukuksal bir sorunun çözümü gerekmektedir: İlgili madde çerçevesinde, Sözleşme’yi imzalamakla –Türkiye dahil- taraf devletler, Sözleşme’de ifadesini bulan temel hakları kendi yargılama yetkisi içerisinde bulunan herkes için tanırlar“. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, “yargılama yetkisi/alanı“ kavramı uluslararası hukuka uygun olarak ülke topraklarını kapsar. Bununla birlikte bazı olağan dışı ve istisnai hallerde ilgili devlet, ülke toprakları dışındaki işlem ve eylemlerinden dolayı da sorumlu tutulabilir. Bir devlet, askeri bir müdahalenin ardından, ülke toprakları dışında yer alan bir coğrafyada etkin bir denetim kurmuşsa bu yeni mekanda vuku bulan ihlallerden ötürü Sözleşme çerçevesinde sorumludur. Şu halde davada önce, öldürülen kişilerin Türkiye’nin etkin kontrolü; dolayısıyla da yargılama alanı içerisinde yer alıp almadıkları sorusunun yanıtının aranması gerekir.

Mahkeme’ye göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki askeri faaliyetleri yalnızca 19 Mart ve 16 Nisan 1995 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Bu durumda, zaman aralığı açısından bakıldığında Türkiye’nin bölgede bütüncül ve etkin bir denetim gerçekleştirdiği söylenemez. Silahlı kuvvetlerin çok miktarda asker ile bölgeye girmiş olması da bu gerçeği değiştirmez. Kaldı ki başvurucular, dava konusu ihlallerin Türk askerlerince işlendiğine ilişkin Mahkeme’ye her hangi bir somut delil sunamamıştır. Bu gerekçelerle, Türk Hükümeti ile aynı görüşü paylaşan Mahkeme, oybirliği ile “ başvurucuların, Türkiye’nin yargılama yetkisi/alanı içerinde yer almadığı ve başvurunun esasını oluşturan ihlalleri incelemeye gerek olmadığı “ görüşündedir.

***

Geçmişte, Kıbrıs ( Loizidou ve Kıbrıs / Türkiye ) ve Çeçenistan ( Issayeva / Rusya ) davaları önüne geldiğinde Sözleşme’nin 1. maddesindeki “yargı yetkisi“ kavramını geniş yorumlayan Mahkeme, Sözleşme Hukuku’nu adeta silahlı müdahalelerin patolojik etkilerini gidermeye çalışan hukuksal bir mekanizmaya dönüştürmüştü. Mahkeme’nin bu İssa ve Diğerleri kararı, “yargı yetkisi“ kavramının; dolayısıyla da pax romana ’nın sınırlarını daraltıcı nitelikte. Hatırlamak gerekir ki Türkiye’nin güney doğusundan yapılan pek çok başvuru, iç hukuk yolları tüketilmeden ve ortada somut deliller yokken Mahkeme tarafından kabul edilip Türkiye aleyhine sonuçlandırılmıştı. İçerik açısından bu davalarla benzer özelliklere sahip Issa ve Diğerleri davasında Mahkeme’nin içerik denetimine hiç girmeden davayı 1. madde çerçevesinde Türkiye lehine sonuçlandırması, pax romana ’nın sınırlarını iyice belirginleştirdi.

Bu durumda tartışılması gereken, halen Irak’ın güneyinde bütüncül ve etkin bir denetim gerçekleştiren İngiltere’nin Sözleşme Hukuku açısından sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusu… Kişisel kanaatimize göre, gerçekte ucu açık bir soru olmakla birlikte Issa ve Diğerleri kararı, İngiltere’nin benzer ihlallerden ötürü Mahkeme önünde yargılanıp mahkum edilmesinin önünü büyük ölçüde kapatmış durumda. Bölgede 13 Temmuz 2003 tarihi itibariyle geçici bir hükümetin kurulmuş olması ve İngiliz askerlerinin operasyonlarını büyük ölçüde bu hükümete bağlı kolluk güçleri ile birlikte gerçekleştiriyor olması da bu kanaatimizin, en azından lojistik desteğini sağlayıcı nitelikte.

***

İnsan hakları Avrupa Mahkemesi bugün, önünde duran on binlerce dava nedeniyle korkunç bir iş yükü altında ve Mahkeme’nin Fransız yargıcı J.-P. COSTA’nın söyleyişiyle “çoktan kendi başarısının kurbanı olmuş durumda.“ Strasbourg koridorlarında artık hakim eğilim, Mahkeme’nin “belalı“ coğrafyalardan uzak durması ve kendisini yalnızca Avrupa mekanı ile sınırlaması yönünde.

Hukukun jeopolitiğini şekillendiren Mahkeme, Çeçenistan, Kıbrıs ve Türkiye’nin güney doğusunu pax romana içerisinde kabul ediyor. Irak ise bir terra incognitae

Dr. Engin SELÇUK

İ.Ü SBF, Hukuk Bilimler Anabilim Dalı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2574 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 607
Asya 76 1002
Avrupa 13 620
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1327 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 277
Orta Doğu 18 584
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1951 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 1951

Son Eklenenler