1. İİT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması

Açılış Konuşması

TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY’un “Zihinsel Eşikler ve Çok Kutuplu Sistemin Doğum Sancıları” ana temasıyla, 28-30 Ocak 2010 tarihlerinde İstanbul’da icra edilen İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Forumu ’daki Açılış Konuşmaları....

1. İİT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu | TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un Açılış Konuşması | 28.01.2010, İstanbul

TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY’un “Zihinsel Eşikler ve Çok Kutuplu Sistemin Doğum Sancıları“ ana temasıyla, 28-30 Ocak 2010 tarihlerinde İstanbul’da icra edilen İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Forumu ’daki Açılış Konuşmaları.


Şensoy 11 Eylül ile başlayan sürecin çok kutuplu bir dünyanın doğum sancıları olduğunu söyledikten sonra “geleneksel olarak algıladığımız Batı Avrupa, NATO ve ABD var olmaya devam etmekle birlikte, Doğu’yu merkez alan Asya ülkelerinin -hatta Brezilya ve Meksika da buna dahil edilebilir- öne çıktığını görüyoruz“ dedi.

Başkan Şensoy sözlerini şöyle sürdürdü “Bu güç dengelerini bütün parametreleriyle saymak çok akademik bir temele oturmuyor. Ama önümüzdeki on yıl içerisinde dünyada en azından 5 kutuplu bir güç sistematiğinin ortaya çıkacağı gözüküyor. Bu ise şu anlama geliyor; bilinen modern insanlık tarihi açısından, benzer donanımlara, benzer teknolojilere ve benzer insan gücüne sahip bu kadar sayıda gücün dünya sahnesinde rekabet ettiği bir dönem daha önce olmadı. Dolayısıyla bu durum bizim için, İslam dünyası için, ya da her ülke için hem çok önemli bir fırsat hem de çok büyük bir tehdit içeriyor. Soğuk savaş dönemine kadar İKT üyesi ülkelerin bir kısmı Batı Bloğu’nda yer aldı, bir kısmı da Sovyetler Birliği Bloğu’nda yer aldı. Dolayısıyla herkes içerisinde yer aldığı bloğa göre belli politikalar üretmek zorunda olduğu için çok fazla ve istenen ölçüde bir “birliktelik ve ortak hareket etme kültürü“ oluşmadığını görüyoruz. Bu yeni dönem İslam dünyası açısından da İKT açısından da büyük imkanlar sunan bir dönem. Çünkü bu çok kutupluluk hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde herkese çok boyutlu bir politikayı izleme zorunluluğu getiriyor. Ancak, özeleşiri yapmak gerekirse Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkeleri olarak soğuk savaş döneminden kalan zihinsel eşiklerimiz var. Sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda bu zihinsel eşikleri aşarak, ideal yönetişim anlayışı ile hareket edip taşkınlık ve heyecanla değil, akıl ve sağduyu ile izlenecek politikalarla hareket edilmesi gerekiyor.
İslam dünyası açısından da, Türkiye açısından da hiçbir şekilde herhangi bir ülkeyi veya bölgeyi bir diğerine alternatif kılmadan, muhataplarınızı siyah ya da beyaz, iyi ya da kötü olarak algılamadan, bütün muhataplarınıza mevcut durumunuzu, politikanızı, bakış açınızı çok iyi izah edebileceğiniz, meşru bir zeminde kesinlikle haklı olabileceğiniz çok boyutlu bir politika izleme zorunluluğu olan bir süreç gelişiyor.


İslam ülkeleri ne kadar çabuk bu durumun farkına varır ve ne kadar önceden bu anlamda kurumsallaşmalarını tamamlarsa önümüzdeki on – on beş yılda dağıtılacak güç içerisinde o kadar çok pay sahibi olacaktır. Çünkü son yüz yıllık tarihe bakarak dünyanın kalkınması, ilerlemesi ve refah üretmesini sağlayan kaynakların tamamına yakınının İslam dünyasında olduğu düşünülürse bu zihinsel eşiklerin aşılmasının zamanının geçtiğini düşünüyorum.

Eğer eski alışkanlıklarımıza devam ederek zaman kaybetmeye devam edersek, şekillenmekte olan çok kutuplu sistem içerisinde bir söz sahibi olamayacağımız gibi asla başımızı kaldıramayacağımız elli ile yüz yıllık bir dönemin de önümüzde durduğunu görmemiz gerekiyor. Geleneksel Batılı güçlerin pozisyonlarını irdelemekle birlikte on yıl sonra Doğu’da yükselecek çok büyük güçlerin pozisyonlarının ve izleyecekleri politikaların Türkiye ve İslam ülkeleri açısından ne anlama geldiğini etüt etmekte de fayda var. Bu çok boyutlu rekabet içinde biz ne yapıyoruz? Bu toplantının ne anlamı var?


Belirginleşmekte olan bu çok boyutlu rekabet son on yılda kamu diplomasisi kavramının önemini olağanüstü artırdı. Artık uluslararası ilişkilerde iç ve dış politikanın uygulanmasında devletlerin rolü gittikçe küçülüyor. Ama önemi azalmıyor. Devletler karar alıcı ve yönetici pozisyonundalar. Fakat alınan kararların, meclislerde kabul edilip onaylanan anlaşmaların ya da izlenen sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik politikaların uygulanabilmesinin temel parametresi artık hem iç hem dış politikada kamu diplomasisi kurumları oldu. Bunu artık net bir şekilde görmemiz gerekiyor. Çünkü ticaret ya da ihracat hacmini büyütmek istediğiniz bir ülkede sizin iş adamlarınız ne kadar etkili ve iyi çalışıyorlarsa o kadar ticaret hacmine ulaşabiliyorsunuz. Devletlerin buradaki rolü yönlendirici, sevk edici ve teşvik edici olmaktan öteye gidemiyor. Kamu diplomasisi olarak tanımladığımız; düşünce kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, okulların, sportif ve kültürel kurumların, iş adamlarının ve onların kurduğu örgütlerin hem iç hem dış politikada artık çok daha aktif olmaları ve bu kuruluşları yöneten insanların bizzat bu durumun farkında olmaları gerekiyor.

Kamu diplomasisinin öneminin ve gücünün ülke yönetimlerine demokratik kanun ve kurallar çerçevesinde baskı kurularak anlatılması, kamu yöneticilerinin de; kamu diplomasisi araçlarının gücünü ve önemini görmesi, bu kurumların teşvikinin, çoğalmasının, mevcutların etkinlik ve içeriklerinin güçlendirilmesinin önemini görmesinin gerektiği kanaatindeyiz.
Örnek olması açısından icra etmekte olduğumuz Forum projesini ortaya koyduğumuzda İKT’nin ve Genel Sekreterliğin bu projeye vermiş olduğu destek de sanırım bu ihtiyacın ve gerekliliğinin anlaşılması açısından önemli. Çünkü bizim İslam dünyası olarak bir kaynak sorunumuzun olmadığına inanıyorum. Türkiye özelinde biz, son yirmi - yirmi beş yıl içerisinde birçok ekonomik sorunla boğuştuk. Bütün bunlara rağmen bizim, Türkiye de dahil İslam dünyasının tamamına yakınında bir kaynak sorununun yaşanmadığını, asıl kaynak sorunumuzun iyi yönetişimi sağlayacak insan kaynağı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün İslam ülkeleri % 80 finans % 20 insan kaynağı denklemiyle bir kalkınma yürütmeye çalışıyor. Asıl gelinmesi gereken nokta, gelişmiş ülkeleri mevcut konjonktürde hâlâ ayakta tutan durumdur; Yani insan kaynağının % 80 finansman kaynağının % 20 olmasıdır. Bu anlamda düşünce kuruluşlarının her alanda karar alıcıların yararına üretecekleri çalışmaların çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Kamu otoritelerinin de kendi rutin yoğunlukları içerisinde düşünce kuruluşlarının ürettikleri çalışmalara zaman ayırmaları gerektiğini, bu kuruluşlarla iş birliği ve destek mekanizmalarının sağlıklı çalıştırılması gerektiğini düşünüyorum.
İslam dünyasının bir diğer temel sorunu da kendi içerisinde olan rekabetidir. Tarihten bu güne baktığımız zaman; Fars - Türk rekabeti, Fars - Arap rekabeti, Arap - Türk rekabeti… Bunları çok doğal karşılamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu, işin tabiatında var. Aynı aile içerisindeki bireyler bile kendi içerisinde değişik konumlardadır. Değişik anlayışlar içerisindedir. Birisi daha ilerdedir, birisi biraz daha geridedir. Biri belli konularda daha iyi iken diğeri daha zayıftır. Sonuçta yapıcı ama yıkıcı olmayan rekabet ya da başkaları tarafından manipüle edilmeyen rekabet hem tek tek ülkelerin hem de bütün olarak İslam ülkelerinin yararınadır. Mevcut yaşanan rekabetlerin de birbirini yıpratıcı ve yıkıcı değil, en önemlisi başkaları tarafından kullanılan değil; birbirini besleyici, hayırda ve hizmette yarışan bir anlayışı taşıması gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlardaki gelişmeler de bunu gösteriyor. Biz düşünce kuruluşları olarak üzerimize düşeni yapmış olsaydık acaba Körfez’de yüz milyarlarca dolar para lüks konutt ptojeleri için harcanır mıydı. Çünkü herhangi bir kriz anında görüldü ki bunların hiçbir geri dönüşü yok. Son olarak dünyanın geldiği nokta içerisinde bir medeniyet bunalımı olması, güç ve adalet dengesindeki terazinin her zaman İslam dünyasının aleyhine olması düşündürücüdür. Bu terazi zaten kaymış durumdaydı ama her zamankinden fazla rayından çıktığı bir dönemde yaşıyoruz. Özellikle 11 Eylül’den sonra ABD’nin izlemiş olduğu güce dayalı politikalar büyük ölçüde hep İslam ülkeleri topraklarını ve İslam ülkelerini bilerek ya da bilmeyerek hedef aldı. Bu anlamda dünyadaki makro dengeler açısından bir meşru zemin kayması olduğunu artık aklı başında olan herkes görüyor. Biz yaptığımız uluslararası toplantılarda, dünyadaki makro dengelerin yeniden oturtulması açısından meşru yolla ulaşılmış güç ve bunun adaletle tasarrufunun; güç ve adalet temelini pekiştirecek çabalarla tekrar mümkün kılınabileceğini, yoksa bu güç dengelerinin dağılımının dünya, insanlık ve ülkemiz için çok acı sonuçlar doğurabileceğini düşünüyor ve söylüyoruz. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda yaşadığımız şeyler, bütün dünyanın yaşadığı acılar, çok büyük kayıplar bu güç dengelerinin yeniden dağıtılmasından kaynaklanmıştı. Çünkü rekabet ortamı o kadar acımasız ki hiç kimse “siz hak ettiniz, siz gerekli çalışmaları yaptınız, ülkenizi belli bir yere taşıdınız, dolayısıyla ben oturduğum sandalyeyi size veriyorum“ demek gibi bir erdeme sahip değil. Aşınan medeniyet değerleri ve dünyadaki siyasi meşruiyetin yeniden oturtulmasında BM, İKT ve özellikle bu anlamdaki değerleriyle bütün dünyaya örnek olmuş, Türkiye’nin de üye olmaya çalıştığı AB mekanizmalarının çok ciddi manada çalışmalar yapacağına ve yapması gerektiğine inanıyoruz. Hedefimiz; sizlerin de katkıları, görüşleri ve onaylarıyla bu toplantının sonunda, bundan sonra devam edecek ve İKT’nin temel diplomatik çatısı ile kuruluş gayesini ve ilkelerini temel alan bir anlayış içerisinde devam edecek güçlü bir kurumsallaşmadır“.

Saygılar sunuyorum...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 204 )
Alanlar
Afrika 71 619
Asya 92 1021
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Yüzyılımızın neredeyse sonuna gelmişken, çevre -şimdiye dek ihmal edilen ortağımız- hakkını savunmak için sesini yükseltmektedir. Ne şimdi ne de gelecekte, insanoğlu ve çevresi arasındaki ilişki artık göz ardı edilemeyecektir. ;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...