Karadenizde Güç Mücadelesi

Haber

İçinde bulunduğumuz yüzyılda uluslararası sistemin, hem aktörler bazında hem de uluslararası çıkarlar bazında değiştiğini ve dış politikaların da bu değişime göre şekillendiğini açıkça görmekteyiz. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan tek kutuplu sistem bu değişimlerin çıkış noktasını teşkil etmiş, yeni düzende ABD tek güç olmuş ve dış politikasını yayılma ve genişleme üzerine inşa etmiştir....

Paylaşılmayan İç Deniz Karadeniz

İçinde bulunduğumuz yüzyılda uluslararası sistemin, hem aktörler bazında hem de uluslararası çıkarlar bazında değiştiğini ve dış politikaların da bu değişime göre şekillendiğini açıkça görmekteyiz. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan tek kutuplu sistem bu değişimlerin çıkış noktasını teşkil etmiş, yeni düzende ABD tek güç olmuş ve dış politikasını yayılma ve genişleme üzerine inşa etmiştir. Bu politikalarının doğal bir sonucu olarak dünyanın çeşitli bölgelerine operasyonlar düzenlemiş ve bu bağlamda da Irak ve Afganistan gibi ülkeleri işgal etmiştir. Artık günümüzde savaşlar yada daha yumuşak bir tabirle çıkar çatışmaları toprak genişletmek için değil enerji ve enerji yollarının kontrolünü sağlamak için yapılmaktadır. Bu çıkar çatışmalarının en bariz ve en can alıcı örneğini Orta Doğuda özelliklede Irak’ta gördük. AB ile ABD bu bölgede çıkarlarını uyumlaştıramadılar ve ayrılığa düştüler. Son birkaç yıl itibariyle de aynı ayrılığın, SSCB döneminde, ondan önceki dönemlerde ve hala günümüzde de bir iç deniz olma özelliğini taşıyan Karadeniz bölgesinde yaşandığını görmekteyiz. Ancak bu çıkar savaşında aktörler küresel birer güç olan ABD ve AB ile sınırlı kalmamış, bunlara birer bölgesel güç olan Rusya, Türkiye, Romanya, Ukrayna ve hatta ŞİÖ(Shangay İşbirliği Örgütü) ile Çin’de müdahil olmuştur. Bunların dışında bu bölgede çıkarları olan NATO, AGİT(Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), GUAM(Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova İşbirliği), KEİT(Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) gibi uluslararası örgütleri de bu mücadelenin içine sokabiliriz. Bu coğrafyada aktörler büyük olduğu için oynanacak oyunda bir o kadar tehlikeli ve büyük olacaktır. Benim bu makaleyi yazmaktaki amacım ise bu oyunun detaylarını gözler önüne sermek olacaktır. Ancak ilk önce bu büyük oyunun oynandığı coğrafyaya ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere kısaca bir göz atmamız gerekir.

HARİTA : KARADENİZ’E KIYISI OLAN ÜLKELER

Haritada görüldüğü üzere doğudan batıya yaklaşık 1200 km ve kuzeyden güneye ise 600 km uzunluğunda bir alana sahip olan Karadeniz’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kıyıdaş ülke sayısı bir anda artmıştır. Eski kıyıdaş ülkeler Türkiye, Rusya Federasyonu, Bulgaristan ve Romanya’nın yanı sıra Ukrayna ve Gürcistan Karadeniz’in yeni kıyıdaş devletleri olarak bağımsızlıklarını kazanmıştır. Coğrafi olarak Türkiye’nin kuzeyinde ve Avrupa’nın güney doğusunda bulunan Karadeniz, Türk boğazları, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz üzerinden Atlantik Okyanusu’na çıkışı sağlar. Karadeniz sahilleri kuzeyde Ukrayna, doğuda Rusya ve Gürcistan, güneyde Türkiye ve batıda ise Bulgaristan ve Romanya ile çevrilidir. Rusya ile Gürcistan arasında yer alan ve Gürcistan’dan kopma gayretleri içinde olan Abhazya’yı da aslında bir Karadeniz devleti olarak görmek mümkündür. Karadeniz aynı zamanda, Türkiye ve Rusya hariç diğer kıyıdaş devletlerin denizlere yegane çıkış yoludur. Büyük Karadeniz bölgesi adı altında Karadeniz’e kıyıdaş devlet olma özelliğini taşıyan ülkelerin yanı sıra, Hazar enerji kaynaklarının Batıya aktarılmasında kullanılan ve Asya’yı Avrupa’ya bağlayan koridorda yer alan devletler de (Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) Karadeniz’e dahil edilmektedir. (1)

Karadeniz 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin dış politika konseptinde uluslararası konjonktür gereği çok önemli bir konuma gelmiştir. 2002’de açıklanan ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Karadeniz ve Hazar bölgeleri sadece petrol rezervleriyle değil, Hindistan, Pakistan ve Güney Doğu Asya pazarlarına açılmak için de önemli olarak kabul edilmiştir. Konsept, terörle mücadele meşruiyeti şemsiyesi altında dünyadaki petrol ve diğer enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, tükenmesi kaçınılmaz olan bu kaynakları ele geçirip bunlardan yoksun olan devletlere karşı bir koz olarak kullanmak olarak gözükmektedir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ekonomik olarak Avrasya bölgesine yerleşen ABD’nin askeri olarak bu bölgeye yerleşmek istemesi; N oam Chomsky, Korsanlar ve İmparatorlar adlı kitabının girişinde Büyük İskender’le esir aldığı bir korsanın hikayesini nakleder:

St Augustine, Büyük İskender’in esir aldığı bir korsanın hikâyesini anlatır. İskender korsana ’Hangi cesaretle denizlerde saldırganlık yapabildin?’ diye sorar. Korsan, ’Sen hangi cesaretle tüm dünyaya saldırabildin?’ diye cevaplar. Ve sürdürür, ’Ben sadece küçük bir gemiye sahip olduğum için hırsız diye adlandırılıyorum, sen ise aynı şeyi çok büyük donanmayla yaptığın için imparator diye adlandırılıyorsun. (2)

Bu örnekte olduğu gibi küresel güçlerin kendi çıkarları için stratejik olarak önemli gördüğü her hangi bir yere girmeleri yada hak iddia etmeleri meşru gözükmektedir. Özellikle ABD ve AB gibi büyük güçler bu mantıkla hareket etmektedirler ve bu anlayışın doğal bir sonucu olarak da Orta Doğu enerji kaynaklarından sonra Karadeniz ve Hazar bölgesi kaynaklarına da sahip olma arzusundadırlar. Özellikle ABD bu amaçla Baltıklar-Karadeniz-Hazar Denizi hattında renkli devrimlere öncülük edip destek vermiş, Gürcistan’da Gül Devrimi, Kırgızistan’da Lale Devrimi ve Ukrayna’da Turuncu Devrim ile Batı yanlısı rejimler iş başına gelmiş, böylece ABD Avrasya’ya hakim olmaya başlamış ve Rusya’yı dar bir alana hapsetmiştir. Buna bağlı olarak yine ABD’nin öncülüğünde Baltıklar-Karadeniz-Hazar Denizi hattında Demokratik Devletler Birliği (DDB) kurulması çalışmaları başlatılmıştır. Bu girişim Rusya’nın öncülüğünde kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’ne ciddi bir darbe niteliğindedir. Çünkü Rusya’nın ’yakın çevre’ politikası, Baltık ülkeleri NATO ve AB üyesi olduktan sonra, Ukrayna, Moldova ve Güney Kafkasya ülkeleri üzerindeki nüfuzunu korumayı, hatta arttırmayı amaçlamaktadır. Rusya, Abhazya ve Güney Ossetya’yı destekleyerek Gürcistan’ı, Karabağ sorununda Ermenistan’ı destekleyerek de Azerbaycan’ı rehin almıştır. Bunun yanında Trans Dinyester ’de ki (Moldova) ayrılıkçı hareketlere destek vererek bu ülkedeki iç karışıklıklara öncü olmaktadır. Kısacası bu coğrafyada düzenden çok kaos ortamı Rusya’nın işine gelmektedir. Bu nedenle global güçler bu boşluk bölgelerinde statik olan sorunların çözümünü Rusya’nın engellediğine inanmaktalar.

ABD Akdeniz’de NATO bünyesinde görev yapan ve büyük başarı gösteren Aktif Çaba Operasyonu’nun görev kapsamına Karadeniz’in de alınmasını istemekte, AB de buna destek vererek bu boşluk alanındaki ülkelerin iç karışıklıklardan arınmış, demokrasiyi benimsemiş devletler topluluğu olmalarını istemektedir. Çünkü bu bölgelerde ne kadar istikrar tesis edilebilirse o kadar Rusya’nın etkisi kırılmış olacak; böylelikle de ABD ve AB’nin emellerini gerçekleştirebilmesi için uygun zemin ve şartlar oluşacaktır. Ancak ABD’nin NATO şemsiyesi altında Karadeniz’e girmesine ne Türkiye ne de Rusya sıcak bakmamaktadır. Çünkü Karadeniz’de bu misyonu yerine getiren görev güçleri zaten var. Türkiye ve Rusya’nın Karadeniz’de Uyum Girişimi, kıyıdaş ülkelerin oluşturduğu Blackseaforce (Karadeniz Gücü) ve KEİ gibi oluşumlar ABD’nin Karadeniz’de gerçekleştirmeyi düşündüğü uygulamaları (Terörle mücadele, uyuşturucu ve silah kaçakçılığının kontrolü, insan kaçakçılığına karıştığından kuşkulanılan gemileri durdurmak ve aramak, Karadeniz’in korunması ve çevrenin iyileştirilmesi gibi…) zaten yerine getirmektedir. Ancak buna rağmen ABD “askeri gemilerimi bu denizde bulundurmak istiyorum” derse bunun arkasında başka sebep aramak mantık dahilinde olacaktır. Yani, ABD, Karadeniz’e sokmayı ve konuşlandırmayı planladığı askeri güçle Doğu Avrupa, Kafkaslar ve ötesinde "devrimlere” destek olmayı, hatta "devrim" yaptırmayı amaçlıyor olabilir. Yada sadece enerji kaynaklarını ve bu koridorları tekeli altına almak isteyebilir veya Amerika’nın Karadeniz politikası Rusya’nın kenara itilmesini ve diğer kıyıdaş ülkelerle Rusya’nın bu politikalarının etkisini azaltacak bir işbirliği yapılmasını amaçlıyor olabilir. Ancak ABD ve AB’nin açık yada gizli ne kadar çıkarı ve planı olursa olsun bu bölgede Rusya ve Türkiye’yi ikna etmeden böyle bir girişimde bulunmaları mümkün gözükmemektedir. Nihayetinde ne Türkiye’nin ne de Rusya’nın dış odaklı güçlerin bu tür girişimlerine izin vermeyeceği aşikardır. Ancak bu durum, kesinlikle Türkiye ‘artık batıyla işbirliği içinde değil, kendini batıdan izole etti’ gibi yorumlanmamalı, yalnızca ‘Karadeniz’de Rusya ile ortak hareket etmek konjonktür ve ulusal çıkarlar itibariyle olması gereken bir işbirliğidir’ şeklinde yorumlanmalıdır.

Bugün bu iki süper güç (ABD ve AB) Karadeniz’e kıyıdaş olan Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkeleri kendi taraflarına çekme konusunda epey mesafe kat etmişlerdir. Ancak yinede ister ABD’nin kendi gemilerinin, isterse NATO bünyesindeki savaş gemilerinin Karadeniz’e girebilmesini engelleyecek olan ve hala geçerli olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi yürürlüktedir. Bu durum Karadeniz’de çıkarları olan ve buraya kıyısı olmayan devletler için büyük bir engeldir. Türkiye içinse bu sözleşmenin bekası hayati önem taşımaktadır. Buna göre; 20 Temmuz 1936 da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin şu temel ilkeleri benimsediği söylenebilir:

Türkiye’nin güvenliği,

Karadeniz’in güvenliği,

Geçiş serbestisi

Karadeniz-Akdeniz dengesinin korunması.

Bu bağlamda Türkiye bir savaşta tarafsız yada savaş dışı ise savaşan tarafların savaş gemileri Boğazlardan geçemeyecektir. Yine Türkiye bir savaşa girmiş, yada savaş tehdidi hissediyorsa diğer devletlerin savaş gemilerinin geçişi konusunda kendi taktirini kullanabilecektir. ” (3) Nitekim bu sözleşme, Boğazlar üzerinde yeniden kesin Türk egemenliğinin, aynı zamanda, 18.yüzyıldan beri İngiltere’nin Rusya’ya karşı sürdürdüğü ‘Boğazların kapalılığı’ ilkesi ile bunlara karşılık Rusya’nın kendisine değişmez amaç kabul ettiği ‘sıcak denizlere inme’ politikasını belli oranda karşılıklı ödünlerle dengeleyen bir statünün kurulmasını sağlamıştır. Daha genel olarak , bu denge çerçevesinde, kıyıdaş olmayan devletlere belirli ölçüde (savaş gemilerinin girmemesi koşuluyla) Karadeniz’e geçme, Karadeniz’e kıyıdaş devletlere ise geniş şekilde Boğazlardan Akdeniz’e geçiş hakkı tanımıştır. Önemli olan da bunun Türkiye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve güvenliğine zarar vermeden gerçekleştirilmesi olmuştur. (4) Görüldüğü gibi ne Türkiye sahip olduğu haklardan vazgeçer ne de Rusya bu denizde kendisinden daha güçlü bir devletin varlığını kabul eder. Özellikle Bugün Rusya Karadeniz’de hemen hemen bütün üslerinden yoksun kalmış bulunmaktadır. Yalnızca Sevastopol ve Novorossiysk limanlarından Karadeniz’e ulaşabilmektedir. Karadeniz’de olası bir ABD (NATO) savaş gemilerinin varlığı yada AB’nin varlığı bu limanları etkisiz hale getirebilecek ve Rusya iyice dar alana sıkışmış olacaktır. Bu da Rusya açısından kabul edilemez bir gelişmedir. Yani Rusya’nın panik havası içerisinde olması haklı nedenlere dayanmaktadır. Şöyle ki; “ Baltık, Karadeniz ve Hazar bölgesindeki bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinin Moskova`dan uzaklaşarak oluşturduğu GUAM Örgütü, Demokrasi ve Gelişim Organizasyonu (DGO) adını alarak çalışmalarını aktifleştirmeye karar verdi. Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova’nın oluşturduğu DGO inisiyatifi, eski Sovyet cumhuriyetlerini bir araya getiren BDT`nin sonu olarak görülüyor. 1991`de kurulan BDT, bu gelişmeyle resmen `Rusya yanlısı` ve `Batı yanlısı` olmak üzere iki kanada ayrılmış oldu. Hatta Özbekistan’ın ilk önce GUAM ’a girip sonradan çıkması ve ŞİÖ’ nün ve özellikle Rusya’nın isteğiyle Özbekistan’ın ABD üslerini kapatması, Türkmenistan’ın BDT’den ayrılacağını açıklaması gibi bir dizi olay BDT üyelerinin ikiye bölündüğünü apaçık ortaya koymaktadır. Merkezi Ukrayna`da olacak örgütün kuruluş tüzüğü 2006 itibariyle, ilgili ülkelerin devlet başkanları tarafından imzalandı. Hedefi demokrasi, güvenlik ve istikrarın sağlanması olarak açıklanan DGO`nun NATO ve AB ile ilişkileri sağlamlaştırma amacında olduğu bildirildi. Ukrayna`nın turuncu devrimci lideri Viktor Yuşenko, DGO`nun global meselelere aktif şekilde katılacağını belirtti. Liderler zirvesinin yapıldığı Kiev`de serbest ticaret bölgesinin kurulması kararlaştırıldı” (5). Ayrıca DGO, Beyaz Rusya’nın da özgür ve demokratik bir devlet olması için her türlü desteği vereceğini ve bu konuda ABD ve AB ile ortak hareket edeceklerini açıkladılar.

Kısacası, GazetaSNG’nin Sergey Sidoreknko ve Vladimir Solovyev imzalı ‘GUAM, Sovyet Geçmişine Nokta Koydu... Dört Eski Sovyet Ülkesi Batı’ya Döndü’ başlıklı haberinde, Kiev’de GUAM Zirvesi’nin sona erdiği foruma katılan Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova devlet başkanlarının, bölgesel örgütü başka ülkelerin üyeliğine de açık olan uluslararası bir yapıya dönüştürdükleri ve Rusya’yı potansiyel adaylar arasında kimse saymazken, Romanya ve Bulgaristan’ın GUAM’a davet edildiği, bunun, dörtlünün dış politika yönelimini belirlediğini ve GUAM’ın "BDT karşıtı" bir oluşum olduğunu gösterdiği, bundan böyle oluşumun "Demokratik ve Ekonomik Gelişim Örgütü GUAM" olarak adlandırılacağı, dört üye ülkenin devlet başkanları Saakaşvili, Yuşenko, Aliyev ve Voronin’in bu olayı "tarihi" olarak nitelendirdikleri belirtilmektedir . (6)

Aslında GUAM bölgede BDT kadar ağırlığı olmayan bir güç birliğiydi. Ancak ABD’nin Karadeniz’e girebilmesi ve Rusya’nın çevresinde tampon bölge yada karantina kordonu oluşturabilmesi için kaçırılmayacak bir fırsattı bu oluşum. Bu dört ülke için de ABD ile işbirliği yapmak ortak çıkarlarla uyuşmaktaydı. Dolayısıyla GUAM bu misyonu üstlenerek GUAM’ı Avrupa ile Asya’nın jeopolitik sahnesinde önemli bir aktör yapmayı amaçlayan anlaşmayı imzaladılar. Bu birlikteliği destekleyen başka ülkeler de vardı tabi ki; Polonya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya gibi. Bu ülkelerde Rusya’nın bu coğrafyada tekrar hakimiyet kurmasını istemeyen ülkeler olarak göze çarpmaktadır. Ne var ki konjonktür açıkça gösteriyor ki Karadeniz’deki soğuk savaş diye adlandırabileceğimiz enerji ve nüfuz mücadelesi batı lehine dönmekte ve Rusya son kalelerini de kaybetmekle karşı karşıya kalmaktadır. Bu yüzden Rusya son yıllarda bu bölgede hem jeopolitik hem de bölgesel bir güç olan kilit ülke Türkiye ile ilişkilerini düzeltme çabasına girişmiştir. ABD’nin Karadeniz’e girmekteki kararlılığını gördükten sonra Karadeniz deki kendi taleplerinden vazgeçmiş görüntüsü vererek Türkiye ile ortak tutum içerisine girmiştir. Karadeniz’de Uyum Girişimi ne ve Karadeniz’deki diğer işbirliklerine önem vermeye başlamıştır. Ayrıca, özellikle Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’ın hem Rus gazına bağımlı olmaları, hem de Rus gazının geçtiği güzergah ülkeleri üzerinde yer almaları Rusya’nın hala elinde bulunan bir koz olarak gözükmektedir. Bu kozu da sene başında belirli ülkelere kullanacağını belirtmiş ve akabinde özellikle bu üç ülkeye yapılan gaz satışında büyük oranlarda fiyat artışı uygulamıştır . (7)

Sonuç itibariyle, Soğuk Savaş döneminde SSCB’nin üstlendiği rol günümüzde büyük ölçüde ABD, AB eksenine kaymıştır. O dönemde bir yanda SSCB diğer yanda ise Türkiye özelinde NATO vardı. 21. yüzyılın başlarında ise Karadeniz´de bir yandan roller doğudan batıya kayarken diğer yandan da güçlü bir şekilde bölgede ABD ile AB kapitalizmi karşı karşıya gelmektedir. Yıllarca SSCB´ye karşı birlikte hareket eden bu iki gücün rekabeti hem dünyanın hem de Karadeniz´in geleceği üzerinde büyük etkiler doğuracaktır. Ortada bir satranç tahtası vardır. Stratejiler belirlenmiştir fakat hamlelerin nasıl ve ne zaman yapılacağı belirsizdir. Bize düşen uluslararası ortamı iyi tahlil edebilmek, çıkarımları buna göre yapmak ve ulusal çıkarlar doğrultusunda kararlar alabilmektir. Çünkü Kafkaslar’ı sıcak günler, Türkiye’yi de kritik tercihler beklemektedir. Bir tarafta GUAM üstünden NATO, AB, ABD, öbür tarafta ise her alanda son derece sıcak ilişkilerimiz olan Rusya var. Hem batıyla hem de Rusya ile olan ilişkileri göz önünde bulundurarak hareket etmek çıkarımıza olacaktır aksi halde Karadeniz’de sahip olduğumuz hakları yitirmekle karşı karşıya kalabiliriz. Eğer bu tercihlerde denge kaçarsa, Batı’dan dondurucu rüzgarlar esebilir. Ya da Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına pompalanacak petrol, özellikle kış aylarında doğalgaz misillemesi olarak dönebilir (8).

* Stajyer, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Kaynakça

1- http://www.policyreview.org/jun04/asmus.html

2- Chomsky, Noam “ Korsanlar ve İmparatorlar Gerçek Dünyada Uluslar arası Terörizm (pirates&emperors)”, Akademi yayınları, 1991

3-USAK Ders Notları, Kasım, 2005, s.1

4-Dr.Rifat Uçarol, Siyasi Tarih(1789-1999), Filiz Kitabevi, İstanbul 2000, ss.587-588

5- http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=786597

6- http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/db-guncelturkiye/2006/05/26x05x2006.htm

7-Necdet Pamir ve İlyas Kamalov, ‘Rus Gazı ve Enerjide Bağımlılığın Bedeli’, Stratejik Analiz, Şubat’06,

8-YENİÇERİ, Özcan, www.aygazete.com

Dipnot:

  1. http://www.policyreview.org/jun04/asmus.html
  2. Noam Chomsky, Korsanlar ve İmparatorlar Gerçek Dünyada Uluslararası Terörizm (pirates&emperors), Akademi yayınları, 1991
  3. USAK Ders Notları, Kasım, 2005, s.1
  4. Dr.Rifat Uçarol, Siyasi Tarih(1789-1999), Filiz Kitabevi, İstanbul 2000, ss.587-588
  5. http://www.tumgazeteler.com/fc/ln.cgi?cat=33&a=786597
  6. http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/db-guncelturkiye/2006/05/26x05x2006.htm
  7. Necdet Pamir ve İlyas Kamalov, ‘Rus Gazı ve Enerjide Bağımlılığın Bedeli’, Stratejik Analiz, Şubat’06,
  8. Özcan Yeniçeri, www.aygazete.com
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1897 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1897

Son Eklenenler