RuSuriye’ye Doğru

Yorum

Rusya için değil, ama dünya ve Türkiye için beklenmedik bir ziyaretti Esat’ın Moskova ziyareti. Henüz yorumları bile net olarak gelemedi. Taktik zeka, beklenmedik hamelelerden geçiyor. ...

Rusya için değil, ama dünya ve Türkiye için beklenmedik bir ziyaretti Esat’ın Moskova ziyareti. Henüz yorumları bile net olarak gelemedi. Taktik zeka, beklenmedik hamelelerden geçiyor. Bu ziyarete şaşırtmaca denemez. Ama pekala hayrete düşürmece denilebilir.

Bir Nezaket Ziyareti
Çetin bir mücadelenin ortasındayken kadim hamisi Rusya’ya bir teşekkür ziyareti gerçekleştirdiği söylendi Esat’ın. Bu seyahatin hiçbir kritik önemi yok. Anı kitapları okuyunca, gözlerimin tanıdık olduğu tarih kesitleri beni hep şaşkın bırakmıştır. Örneğin o günkü ulaştırma imkanlarıyla birinci dünya savaşı sırasında Cemal Paşa’nın bir Berlin’e, bir Selanik’e, bir Baku’ya ve İstanbul’a, sonra da oradan Filisitin’e gitmesi bana hep akıllara seza gibi gelmiştir. Böyle olunca, Esat nasıl Moskova’ya gitti? sorusunu sormak bir hayli saflık olur. Ama neden şimdi gitti? ve nasıl bir izlenim yaratmak istedi? soruları içerik yükü dikkatle değerlendirilmesi gereken cevapları çağrıştırdığı için seyahatin kendisinden daha önemlidir.

Şam-Moskova Hattı, bir Havai Hattan çok daha Öte
Esat’ın sadece teşekkür etmek için Moskova’ya gitmediği kesin. Onun babadan kalma şükran dolu bağlılığını Putin bilmiyor mu? Ya Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı şikayet konusu?Yok herhalde komşu dedikodusuna da ayıracak zamanı yoktur Putin ve Esat’ın. Kaldı ki bunlar da Rusya için duyulmadık şeyler değil. Ama tarihin hiç bir kesitinde görülmeyen bir Şam-Moskova havai hattının oluştuğunu şu kritik dönemde gösteren ziyaret, karada, denizde ve havada sürecek yakın ilişkilerin gelecekte Türkiye’nin ufkuna düşürebileceği gölge, bugünden işaretlerini veriyor.

Esat Moskova’ya Bir Kutu Şam Baklavası mı Götürdü?
Malum-u aliniz ziyaretlere eli boş gidilmez. Bu Orta Doğu kültürü için olduğu kadar, Rus kültürü için de önemli. Ama içimdeki bir his, Esat’ın Rusya’ya giderken, bir kutu Şam baklavasından çok fazla taahhüt götürdüğünü söylüyor. Medyun-u şükran olduğunu her seferinde ifade ettiği müttefikine, Esat elinde olsa Suriye’den geriye kalan herşeyin tapusunu veya en azından altın anahtarını götürürdü. Ha bu arada Moskova’da meşhur “Bekrizade“nin şube açma imkanını da sormuş olabilir. Bekrizade’nin Karaköy’deki başarısı, ona bu ilhamı vermiş olabilir. Ama bence, uzgörüşlü hesaplar yapan gözdoktoru Esat, bugünden, Rusya’nın daha kaç yıl, hangi statü ve koşullarda Suriye topraklarında kalacağını da ince ayar konuşmaya gitti Moskova’ya. Bunun için yapılan ilk hazırlıklardan biri, Rusya ile yeni bir hava sahası anlaşması imzalamak oldu.

“Suriye’nin Birlik ve Bağımsızlığı“
Esat, kamu oyuna, Rusya’ya, Suriye’nin birlik ve bağımsızlığını desteklediği için teşekküre gittiğini açıkladı. Kendinden emin ve neşeli görünüyordu. Ele güne karşı, Rusya’nın desteği ile ayakta kalan rejiminin teşekkürüydü bu. Tüm dünyanın seyirci kaldığı, yakın komşularının fitillediği, ama ucu Rusya’ya dokunan teröre karşı Esat rejimine destek olan Rusya için, deniz üssü yanısıra, askeri karargah, yeni hava alanları ve sivil yerleşim olanakları sağlanması lazım. Amerika nasılsa Suriye’den bir daimi ikametgah talebinde değil. Böyle bir taahhüt, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a da göz dağı. İran’a umut, İsrail’e tehdid. Bence Esat’ın Moskova ziyaretinin en can alıcı yönü işte Rusya’ya vaad edilen “daimi ikametgah“ imkanıdır. Bence yakın bir gelecekte, güneyimizde bir Rusuriye’den bahsetmemiz mümkün olabilir.

İnce Hesaplar Var mı?
Dünya, Suriye savaşının insanı boyutu ile uğraşmakta. Suriye ve komşuları, dünyanın başına böyle bir bela sardı. Mülteci alsınlar mı, almasınlar mı? Yoksa Türkiye’nin tamamını bir güvenikli bölge olarak kabul ettirip, mültecilerin hepsini burada tutturmayı sağlayıp, içinden istediklerini mi seçip alsınlar? konuları parlak salonlardaki sohbetlere konu olurken, Rusya ve Esat rejimi adeta bu konulara uzak duruyor. Denilebilir ki, Esat için konu bir “ölen ölür, giden gider, kalan sağlar bizimdir“ meselesi. Tabii bu biraz abartılı bir tahmin. Çünkü Suriye ciddi bir nufus kaybına uğradı. Zaten seyrek nufuslu ve yetişmiş insanı az bir ülkeydi.

Ama Esat şimdi gidenler yerine iyi yetişmiş, fırsat arayan Rus ve İran’lıyı ikame edebilecekse, verimli, “kullanılabilir“ topraklarında yeni bir Suriye inşa edebilir. Bir süre de yönetir veya yönetir gözükür. Gün ola istikrar tesis edilirse, “ben şahsen nasıl iktidara gelirim“ diye orada, burada erketede bekleyen muhalifler değil, ama sıradan Suriye’liler bile geri gelebilir. Esat’ın ince hesabında bu olabilir.

Halep’ten Murmansk’a Uzanan Yürüyüş Yolu: Murmansk-Kirkenes Hattı
Hani Suriye’liler Türkiye üzerinden, Ege ve Akdeniz’i aşarak veya yine Türkiye üzerinden Balkan’lar tarikiyle, özgürlüğe koşuyor ya! Bunun için ölümlerden bile ölüm beğeniyor ya!. Bu da tamamen doğru değil. Çünkü, Suriye’liler, artık vatan olarak görmedikleri topraklardan, bir de Kafkas ve Ural dağlarını aşarak, Murmansk-Kirkenes denetimsiz sınırı üzerinden Norveç’e kaçıyorlarmış. Bunu altıbin-yedibin kilometreyi yürüyerek veya bir şekilde otostopla, trenle ilerleyerek yapıyorlarmış. Norveç şaşkın, Rusya şaşkın, Finlandiya daha şaşkın. Demir dağları delen insan için bu yeni kavimler göçününün yeni bir tarihi değeri var. Ama muhatap olan nihai ülkeler için sorun. Rusya ve Suriye biri transit, diğeri göç veren iki ülke olarak bunu da muhtemelen Esat’ın Moskova ziyaretinde değerlendirmiştir.

Kamu Oyu Yanıltması ve Bir Tahmin
Esat’ın çok boyutlu Moskova seyahati önemliydi. İçeriğinin iyi anlaşılması ve Türkiye tarafından iyi değerlendirilmesi daha önemli. Ama kamu oyuna daha çok, 2011 den bu yana Esat’ın ilk yurtdışı seyahati olduğu hususu ve derin şükran duyguları yansıdı ve bir nezaket ziyareti olduğu izlenimi verildi. Halbuki bundan sonra sırada neyin olduğu önemli. Bence bakalım Esat ne zaman Tahran’ı ziyaret eder. Bu sanırım nükleer anlaşma yürürlüğe girdikten sonra olacaktır. Bekleyelim ve görelim. Tabii bu yazımda bütün bunlara bağlı olarak Türkiye’yi ne bekliyor konusuna girmiyorum. “Bülbülün çektiği dilinin belasıdır“. Türkiye’nin çekeceği her şeyin ise, dilinin, elinin ve yaptığı dış politika tercihlerinin belası olacağı bilinmeli.


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu k...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.