ABD’nin Hatalı Stratejileri: Rusya Güçleniyor, AB Zorlanıyor

Haber

Dünyamızın başına gelen en büyük savaşlar Avrupa’da patlak vermiştir. Avrupa coğrafyası, Yedi Yıl, Otuz Yıl, Yüzyıl, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları gibi hem kıtanın hem de dünyamızın kaderini değiştiren çok önemli savaşlara sahne olmuştur. Medeniyetlerin başlangıç noktası olan bu kıtada meydana gelen her türlü istikrarsızlık dünya düzenini tehdit etmektedir. ...

1. Giriş

Dünyamızın başına gelen en büyük savaşlar Avrupa’da patlak vermiştir. Avrupa coğrafyası, Yedi Yıl, Otuz Yıl, Yüzyıl, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları gibi hem kıtanın hem de dünyamızın kaderini değiştiren çok önemli savaşlara sahne olmuştur. Medeniyetlerin başlangıç noktası olan bu kıtada meydana gelen her türlü istikrarsızlık dünya düzenini tehdit etmektedir. Halen, bin yıllık tarihindeki en istikrarlı ve fonksiyonel yapıya kavumuş olan Avrupa, Soğuk Savaş’tan sonra meydana gelen ani jeopolitik değişimlere ayak uyduramamıştır. Anayasa ve askeri güçten yoksun olarak AB, federal bir yapıya kavuşamadığından etkin bir dünya gücü haline gelememiş veya gelmesi ABD ve onun Avrupa’daki açık ve gizli müttefikleri tarafından engellenmiştir.

AB’nin genişleme süreci ise, ABD çıkarları doğrultusunda NATO’nun genişmesine paralel yürütüldüğünden, genişlemenin yükü AB’de, askeri ve stratejik avantajları ABD’de kalmıştır. 1935’den beri bir dolarlık ABD banknotunun üzerinde yer alan ve ABD’nin kuruluşunu sembolize eden “ Novus Ordo Seclorum” ( Çağların Yeni Düzeni )(1); Soğuk Savaş sonrası daha geniş bir alanda askeri güç kullanılarak şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Çünkü ABD’yi yönetenler, Amerika kıtasının kaynaklarının artık ABD için yetersiz olduğunu iddia etmektedirler. 1990’da kolları budanan Sovyet Rusya, Putin’in iktidara gelmesiyle ABD’nin yönetimindeki küresel finans sisteminin kontroluna girmekten kurtulmuş, aksine ABD karşısında yeniden bir denge unsuru haline gelmiştir. Sovyetler Birliğinin yıkılması için ABD ve yandaşları tarafından kullanılan ekonomik ve kültürel enstrümanların aynı şekilde kullanılmasına Putin yönetimi geçit vermemektedir Bu nedenle, Putin, milliyetçilikten, muhafazakarlığa, demokrasi düşmanlığından kapalı ekonomistliğe kadar her şekilde Batı tarafından şiddetle eleştirilmektedir. AB ise yeni katılan son 10 üyenin hazım zorluklarına ilave olarak, ABD ve Çin’in de küresel ekonomik düzendeki etkileri ile ekonomik, yönetimsel, sosyal ve güvenlik yönüyle bir çıkmaza girmiştir. Yani AB bile artık Küreselleşmeden olumsuz yönde etkilenmeye ve bunu açıkça dile getirmeye başlamıştır. Bu makalenin amacı AB’nin radikal reform ihtiyacı gösteren açmazlarını ortaya koyarken, yükselen Rusya-ABD açık ve gizli stratejik mücadelesinin AB’ye ve Türkiye’ye olabilecek etkilerini ortaya koymaya çalışmaktır.

2. Avrupa Birliği’nin Sıkıntıları

AB’nin en yetkili kişilerinden biri olan Genişleme Genel Müdürü Fabrizio Barbaso Küreselleşmeden şöyle şikayet etmektedir: Küreselleşme, bizim sosyal modelimizi giderek artan bir olumsuzlukla tehdit etmektedir. Düşük ücretler, sosyal ve yaşamsal standartlardaki ani düşüş, yüksek vergilendirme, finansal ve teknolojik gücün ağırlık kazanması, faktör pazarların esnekliği ve göçmen akışının yarattığı güçlü rekabetçi baskı buna sebeb olmaktadır.

Diğer taraftan, nisbi olarak düşen ekonomik büyüme hızı, önlenemeyen işssizlik, ve demografik değişikliklerin doğurduğu sorunlar, yönetimleri ve onların dayandığı hukuki yapıyı erozyona uğratarak AB’nin demokratik sistemini de tehdit eder hale gelmiştir. (2)

Bu değerlendirmelerin somut örnekleri olarak;

  • Fransa’da varoşların ve gençlerin ayaklanması,
  • Belçika, Slovakya ve Avusturya’daki gelir dağılımı bozukluğu, yaygın işsizlik ve yoksulluk, (3)
  • AB ülkelerinin çoğunda, emeklilik yaşının yükseltilmesi, işçi ücretlerinin düşürülmesi, sigorta primlerinin artırılması,
  • AB üyesi olmasına rağmen bir çok ülkeye karşı serbest dolaşımın yasaklanması gösterilebilir.

Fransa’daki etnik kökenli olaylar 300 şehir ve kasabaya yayılmış, 9.000 araç yakılmış, iş yerleri, okullar ateşe verilmiş ve hatta polise ateş açılmıştır. Olaylarda 130’dan fazla polis yaralanmış, çoğu kuzey Afrikalı ve Sahra Afrikası’ndan yüzlerce göçmen genç tutuklanmıştır.(4) Fransa yönetimi gerçekten önemli bir yönetim zafiyeti yaşamış, İçişleri Bakanı Sarkozy’nin şiddet yanlısı ve tavizsiz tutumu kamu oyunda büyük destek bulmuştur. Bu tutum, Fransa’daki demokrasi sınırlarının sorgulanmasına neden olmuştur.

Diğer taraftan, yükselen petrol ve doğal gaz fiyatları karşısında enerji güvenlikleri tehlikeye giren AB üyeleri şaşkınlık içinde müstakilen çözüm aramaya başlamışlardır. Ortak bir enerji güvenlik politikasının sağlanması çabalarına kimse kulak asmamaktadır. Almanya-Rusya stratejik ortaklığı, Rusya’dan Baltık Denizi yoluyla doğrudan Almanya’ya ulaşan bir doğalgaz hattı projesinin hayata geçirilmesini sağlamıştır. Bu hatta Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya şiddetle karşı çıkmışlar ve AB ve NATO üyesi olarak ihanete uğradıklarını söylemişlerdir.Ukrayna üzerinden Avrupa’ya ulaşan eski doğal gaz boru hattının güvenilirliği ise son Ukrayna-Rusya doğal gaz krizinde olumsuz not almışır. Avrupa’yı besleyecek Türkmen gazının da % 30’nu satın alan Rusya, Avrupa’yı büyük ölçüde enerji bakımından kendine bağımlı hale getirmiştir. Batı yanlısı bir çizgide kalmaya devam etmesi halinde, müteakip projelerde Rusya’nın Ukrayna’yı by-pass etme olasılığı son derece yüksektir.

Küreseleşmenin yarattığı ekonomik ve sosyal zorluklar, uzun süren tartışmalardan sonra kerhen onaylanan 2007-2013 AB bütçesine de yansımıştır. Bu çerçevede tarımda uygulanan subvansiyonların önemli derecede kısıtlanması, yakın gelecekte AB’nin tarım çalışanlarının da sosyal durumlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca işçilerin göreceli olarak düşen ücretlerinin doğurduğu sosyal sorunlar ve yetişmiş uzman (Doktor, mühendis, profesör..) elemanların da AB dışında çalışmaya başlamaları, AB projesinin çatırdamaya başladığını göstermektedir. Gelişen olumsuz ekonomik tablonun, Eurozone’un daha fazla genişlemesini de engellemesi beklenmektedir.

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Ollie Rehn ise AB’nin içinde bulunduğu ekonomik ve politik çıkmazı şöyle ifade etmektedir: Bu gün AB içinde birleştirici bir malzeme yoktur. Onun yerine genişletilmiş bir ekonomik boşluğa sahibiz. AB, herhangi bir politik beklentisi ve ümidi olmayan bir gümrükler birliği haline gelmiştir. AB’nin federasyonistleri (5) şimdi köşeye sıkıştırılmış ve sesleri kısılmıştır ve işitilmemektedir.(6)

AB’nin daha yüksek büyüme hızına, daha fazla iş alanına ve daha fonksiyonel bir yapıya ihtiyacı vardır. (7)

Bütün ülkeler barış döneminde savaşa hazırlanırlar. 2007-2013 bütçe tartışmalarıyla su yüzüne çıkan Avrupa’daki bu politik durum, geçen asrın başındaki I. Dünya Savaşı’ndan hemen önceki sahneye benzemektedir. İngiltere’ye karşı, Paris-Almanya eksenindeki dayanışma, AB bütçesinin onaylanmasını sağlayabilmiştir. Bundan daha da vahim olmak üzere, eski komünist yeni AB ve NATO üyesi Baltık Devletlerinin bazı politikacıları ise, Polonya ve kendilerini by-pass eden Rusya-Almanya direkt doğal gaz boru hattı anlaşmasını 1939 yılında Rusya ile Almanya arasında yapılan anlaşmaya benzetmektedirler.(8) Bu anlaşma gereğince Rusya ve Almanya 1940 yılında Polonya ve Baltık ülkelerini işgal etmişlerdi.

AB içindeki diğer bir kırılma noktası da yıllardır devam eden bütçe açıklarının AB kriteri olan % 3’ün altına düşürülememesidir.Komisyonun yazılı ve sözlü ikazlarına rağmen, başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere bu kuralın ihlali devam etmektedir. Çünkü büyümeyi engelleyen ve dolayısıyla sosyal yapıda sıkıntı yaratan bu kısıtlama konusunda ülkeler, mili çıkarlarını AB kurallarına tercih etmektedirler.

Netice olarak, sadece ekonomik birliğe dayalı AB’nin içine düştüğü ekonomik sıkıntılar arttıkça politik alanda da bir çözülmeye doğru gittiğini söyleyebiliriz. Bu çerçevede, mevcut durumun daha da kötüeşmesini önlemek amacıyla, geleceğin Fransa Cumhurbaşkanı adayı Nicholas Sarkozy de Türkiye’ye Stratejik Ortaklık teklif edilmesini, son aşamaya gelmiş Bulgaristan ve Romanya’dan sonra AB’nin genişlemesinin durdurulmasını talep etmektedir.

Barbaso ise Türkiye AB ilişkileri hakkında daha gerçekçi açıklama ve değerlendirmeler yapmıştır; Genişleme konusunda, Balkanlardaki ülkelere ve Türkiye’ye verilen sözlerin tutulmaması, aşırı geciktirilmesi veya taahhütlerin sürekli değiştirilmesi Avrupa’nın güvenliği üzerinde büyük istikrarsızlıklar yaratacak ve AB’nin uluslararası güvenilirliğini zedeleyecektir. Bu değerlendirmeye katılmamak mümkün değildir. Ancak AB’nin politik yapısı aynı yönde hareket edebilecek bir yapıda değildir. Türk ve Müslüman kimliğini iç politik nedenlerle kullanan bir çok AB ülkesi, Türkiye’nin üyelik önceliğini sürekli ertelemek veya üyelik dışı bir perspektife bağlamak istemektedir.

3. ABD’ nin Avrupa Stratejisi

AB’nin içinde bulunduğu politik ve ekonomik zafiyet, ABD’nin Avrupa stratejisini kolaylaştırmaktadır. AB’nin motor güçleri olan Fransa ve Almanya’nın ABD ile uyuşmayan global ve bölgesel politikaları karşısında, ABD; NATO, İngiltere ve ikili stratejik ilişkiler enstrümanlarını kullanarak Avrupa’yı kontrol altında tutmaktadır. ABD’nin Avrupa stratejisinin ana hedefleri şunlardır;

  • Soğuk Savaş’ın sona ermesini takiben ortadan kalkan Avrupa’daki Rus etkisinin yeniden canlanmasını önlemek,
  • Rusya’nın Karadeniz’deki askeri stratejik konumunu daha fazla kısıtlamak,
  • Eurozone bölgesinin genişlemesini önlemek,
  • AB’nin global ve bölgesel bir güç haline gelmesini engellemek,
  • AB- Çin ilişkilerini kontrol altında tutmak,

Bu strateji kapsamında ABD, AB ülkelerinden Danimarka, Baltık ülkeleri, Polonya, Slovakya, İngiltere, İrlanda ve 2007’de üye olacak Bulgaristan, Romanya ile ekonomik ve güvenlik alanında ikili stratejik ilişkilere ve bağlantılara sahiptir. Örneğin, Hava Kuvvetleri olmayan Baltık ülkelerinin hava savunması Litvanya’daki askeri meydan kullanılarak 2005 yılından beri NATO tarafından rotasyon usulü ile sağlanmaktadır. 1 Ocak 2006 tarihinde bu göreve Polonya sekiz uçak ve 69 kişilik personelle göreve başlamıştır. 1 Nisan 2006 tarihinden itibaren bu görev Türk Hava Kuvvetlerine geçmiştir. Ermeni soykırımını parlamentosunda kabul eden Letonya’nın da hava savunmasının Türkiye tarafından yapılması, Türkiye’nin, ittifak ilişkilerini milli çıkarları ile bağdaştıracak bir politika izleyemediğini göstermektedir.

ABD Çin’i sadece Pasifik bölgesindeki ulusal çıkarları için değil, global seviyede bir tehdit olarak algılamaktadır. Çünkü Çin, bulunduğu bölgeye ilave olarak, bir yandan Avrasya bir yandan da Avrupa eksenli ekonomik ve askeri ilişkilerini süratle stratejik seviyeye çıkarmaktadır. Bu nedenle, 1989 yılında Pekin’in Tiannamen Meydanı’nda göstericilere ateş açılması bahanesiyle ABD ve AB tarafından başlatılan silah ambargosu hala devam etmektedir. Almanya, Fransa ve Çekoslovakya ekonomik çıkarlarını olumsuz yönde etkilmeye başlayan bu ambargonun kaldırılmasını istemektedirler. Ancak ABD, Pasifik bölgesindeki askeri dengenin değişebileceğini ileri sürerek buna karşı çıkmaktadır. Geçen sene ABD; NATO ve AB üyesi olan Çek Cumhuriyetine baskı uygulayarak, gelişmiş radar sistemlerinin Çin’e satılmasını ön gören bir planın geri çekilmesini sağlamıştır. Artık ABD tarafından tek yanlı politik bir çekişmeye dönüştürülen silah amabargosu hakkında Çin Başbakanı şöyle konuşmuştur; AB’nin Çin’e karşı 16 yıldır devam eden silah ambargosu çağdışıdır ve kaldırılmalıdır. Bu ambargo Soğuk Savaş’ın bir ürünüdür ve Çin ile AB arasındaki anlamlı stratejik ortaklıkla uyuşmamaktadır.

4. Rusya’nın Karşıkoyma Stratejisi

Rusya, Sovyetler Birliğinin çöküşünü bir daha yaşamamak için, Batı’nın ekonomik, askeri ve politik stratejilerine karşı kendi stratejilerini geliştirmekte ve uygulamaktadır. Rusya’nın stratejisi bu defa Küresel ekonomik şartlara uyumludur ve başarı vadetmektedir. Çünkü Batı’nın kullandığı stratejik enstrümanları çok iyi bilmektede ve analiz edebilmektedir. Son beş yıldır, Orta Asya devletleri üzerinde gelişmekte olan ABD ve AB etkisini durdurmuş ve geriletme aşamasına gelmiştir. Diğer taraftan AB’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını kullanarak bölgesel ve global sorunlarda, AB’nin politik ağırlığının ABD’ye kaymasını engellemiştir. Özellikle BM Güvenlik Konseyi üyesi Fransa’nın politik desteği Avrupalı diğer Konsey üyesi İngiltere’yi dengelemektedir. AB içinde en sıkı ekonomik, ticari ve teknolojik işbirliği içinde olduğu Almanya’nın ve Asya’nın yükselen gücü Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi üyesi olması, Rusya’yı dünya çapındaki politik ağırlığını büyük ölçüde artıracaktır. ABD’nin, BM tarafından sunulan yeniden yapılanmaya karşı çıkmasının nedeni budur. Diğer taraftan Rusya’nın yeni stratejisinde dikkati çeken en önemi husus, Rus ulusal şirketleri vasıtasıyla dünya çapında enerji işbirliğini hedeflemiş olmasıdır.

Bu çerçeve de Venezuela’dan, Libya’ya Endenozya’dan Suriye ve Irak’a kadar dünyanın her yerinde petrol arama ve üretim anlaşmaları yapmıştır. Rusya, ABD’nin Rusya’nın ulusal çıkarlarına karşı uyguladığı, doğrudan veya dolaylı stratejik girişimlere karşı süratle karşı tedbirler alırken, AB ile de ikili ilişkilerini her alanda geliştirmektedir. Dünyayı yeniden iki kutuplu hale getirmek için Rusya’nın girişim ve uygulamalarını şöyle sıralayabiliriz.(9)

•  Rusya, Batı Avrupa’ya nükleer santrallarda kullanılan yakıt çubuklarını sağlayacak anlaşmayı 2020 yılına kadar uzatmayı kabul etmiştir.

•  Petrol ihtiyacının % 20’sini Ortadoğu’dan sağlayan ABD’ye daha fazla petrol satmayı önermiştir.(10)

•  Rus Tatneft ve Milli Petrol Şirketi Libya’da 2.000 km.kare alanda petrol arama ve geliştirme anlaşması imzalamıştır. Tatneft böylece üretim karşılığı petrol arayan ilk Rus şirketi ünvanını kazanmıştır.

•  Büyük ölçüde Rusya’nın stratejik kontrolundaki Kazak petrolünü Çin’e taşıyacak 962 km .uzunluğundaki boru hattı 10 ay gibi çok kısa zamanda tamamlanmıştır.

•  Dünya’nın iki numaralı petrol sağlayıcısı olaral Rusya, enerji alanındaki egemenliğini sürdürmektedir.

•  Ortadoğu, Afrika ve Uzakdoğu ülkeleri ile ekonomik, güvenlik alanlarındaki işbirliğini giderek genişletmektedir.

•  Askeri gücünü modernize etmeye devam eden Rusya, uçuş esnasında rotasını değiştirebilen Topol-M kısa adlı kıtalar arası balistik füzeyi devreye sokmuştur.

•  Ülkedeki faaliyetlerini ulusal güvenliğe aykırı olarak değerlendirdiği 4500 NGO’nun faaliyetlerini kısıtlayan yeni bir yasayı devreye sokmuştur.

•  Stratejik işletmelerin kamulaştırılmasına ve mevcutların korunmasına devam edileceği açıklanmıştır. İşletmelerin Stratejik olma kriterleri olarak ulusal güvenlik ve savunmaya olan katkılarının esas alınacağı açıklanmıştır.(11) Daha liberal ekonomik uygulamadan yana olan ekonomik danışman Andrei Illarionov görevden uzaklaştırılmıştır.(12)

•  Merkezi yönetimi güçlendirmek için Bölge valilerinin merkezden atanması ve seçim barajının kaldırılması sağlanmıştır.

•  Artan petrol fiyatlarının da desteğiyle 2005’te 102 milyar dolar dış ticaret fazlası veren Rusya’nın sosyal projelere ayırdığı kaynaklar artmıştır. Bu durum Putin yönetimine verilen kamuoyu desteği ile yankı bulmuştur.

•  Hindistan ile birlikte uçaklara karşı kullanılan yeni füzenin geliştirilmesi için anlaşma sağlanmıştır.(13)

•  Yabancı banka ve sigorta şirketlerinin Rusya’da şube açmaları yasaklanmıştır.(14)

•  Suriye ile gaz işleme tesisi ve boru hattı inşası ile taşıma konularında 370 milyon dolarlık iki anlaşma imzalamıştır.

•  Rusya ile İran arasında 29 adet uçak savar füze satım anlaşması imzalanmıştır.(15)

•  Rusya, ABD veya NATO askeri alt yapısının Rusya’nın sınırlarına kadar uzanması halinde 1990’da Paris’te imzalanan Avrupa’daki Konvansiyonel Kuvvetlerin Sınırlandırılması Anlaşması’dan (CFE) çekileceğini, bu konuda, özellikle ABD’nin Romanya ve Bulgaristan’daki yeni üslerde konuşlandıracağı asker sayısına bağlı olarak karar verileceğini açıklamıştır.(16) Rusya NATO’nun genişlemesinin bir hata olduğunu, bunun gerçeklerle bağdaşmadığını sürekli vurgulamaktadır.

•  Rusya’nın en dikkat çekici stratejisi NATO’nun karşıtı olarak aynı mekanizmalara sahip Ortak Güvenlik Anlaşması Teşkilatı’nı (CSTO) kurmuş olmasıdır. NATO gibi politik ve askeri bir ittifak olan bu kuruluşa halen Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan üyedir. Bu örgüt. Şangay İşbirliği Örgütünden daha fonksiyonel ve caydırıcı gözükmektedir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı ve CSTO Genel Dekreteri Grigory Karasin, CSTO hakkında şunları söylemiştir: NATO, Orta Asya ve Kafkasya’yı kendisinin ilgi alanı olarak belirlemiştir. NATO’nun Orta Asya’daki bazı çıkarlara sahip olduğunu herkes biliyor. Fakat NATO ortaklarına Orta Asya ve Kafkasya’nın CSTO’nun sorumluluk sahası olduğunu hatırlatmaktan memnunluk duyarım . İlgi alanı ile sorumluluk alanı arasındaki farkın manasının anlaşılması çok kolaydır.

•  Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Igor Ivanov; Rusya’daki din propogandası yapan misyoner kuruluşların sayısının geçen on yılda 20’den 69’a çıktığını ve bunların çoğunluğunun resmi olarak kayıt dışı olduğunu açıklamıştır. Rusya, ABD güdümündeki Evangelist dini yapılanmanın önlenmesi için yasalar çerçevesinde mücadele etmektedir.

•  Rusya, bütünleşme çalışmalarına paralel olarak, Avrupa’daki son kale Beyaz Rusya ile askeri alanda da işbirliğini giderek güçlendirmektedir. Bu kapsamda Beyaz Rusya’ya verilecek S-300 hava savunma füzeleri Mart 2006 da teslim edilecektir.

4. Sonuç

ABD’nin son beş yıldır uyguladığı yanlış strateji ve politikalar, bir yandan AB’nin politik ve ekonomik gücünü zayıflatırken, Rusya için yeniden toparlanma şansı yaratmıştır.ABD’nin yeni NATO ve Barış İçin Ortaklık üyeleri vasıtasıyla, Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Avrupa üzerinden Rusya’yı doğrudan askeri tehdit altına sokma stratejisi yeni bir Soğuk Savaşın başladığını göstermektedir. Rusya’nın kendi evinde ve sınırları boyunca buna tahammül etmesi mümkün değildir. O da karşı koyma stratejisi ile ABD sınırları çevresinde, hayati çıkarları olan Pasifik bölgesinde, Cezayir’de, Küba’da askeri ve ekonomik etki alanın genişletmektedir. Böylece yeni Soğuk Savaş, eskisi gibi anavatan toprakları dışındaki vahşi mücadeleye sahne olmaya hazırlanmaktadır. Yeni Soğuk Savaş Rusya açısından dünyamızın askeri güç dengeleri bakımından tekrar iki kutuplu bir denge konumuna gelmesini amaçlamaktadır. Yeni mücadele ideolojik olmaktan ziyade küreselleşmeden olumsuz etkilenen ülkelerin desteklenmesi ve küresel güçlerin ekonomik ve politik kontrol alanının daratılmasını hedeflemektedir. ABD açısından ise ana amaç küresel ekonomik düzenin devamını sağlamaktır. Bu maksatla karşı kutup üzerinde baskı yaratacak kritik coğrafi noktalarda yeterli askeri gücü konuşlandırmaktır. Bu coğrafi noktaların önemli bölümü Türkiye’nin kuzeyinde, doğusunda ve güneyinde bulunmaktadır. İran, Irak ve Suriye ise jeostratejik coğrafi noktalara ulaşmak için ara ara coğrafi hedeflerdir.Türkiye’de son altı aydır artan PKK oprearsyonları Türkiye’nin de ara hedefler listesinde olduğu izlenimini doğurmaktadır.

ABD ne kadar güçlü olursa olsun, sadece İngiltere’nin ittifakı ile ABD’nin Ortadoğu ve Avrasya stratejilerini başarıya ulaştırması mümkün değildir.

•  AB içindeki politik ve ekonomik istikrarsızlık,

•  Rusya’nın yükselişi,

•  Orta Asya’nın yeni politik yapılanması,

•  Pasifik’teki askeri dengelerin değişmesi,

Avrupa’daki dengeleri de kökten değiştirebilir. ABD’nin bölgeye yerleşmesi,(17) hem AB’nin hem de, onüç farklı dil, din ve kültüre sahip komşusu olan Türkiye’nin politik manevra alanını kapatmıştır.

Latin Amerika’da ve Ortadoğu’da yükselen ABD karşıtlığına Ortadoğu’da ve bazı Avrupa ülkelerinde gelişmekte olan Yahudi karşıtlığı da eklenmiştir. Bu ortam ve gelişmeler Rusya’nın dünyamızı yeniden iki kutuplu hale getirme şansını son derece artırmaktadır. Ancak dengeden önce bölgemizi son derece tehlikeli gelişmeler beklemektedir. AB’nin bölünmesi veya ortadan kalkması, Avrupa’yı İkinci Dünya öncesine benzer bir cepheleşmeye sürükleyebilir. Özellikle İran’a veya Suriye’ye karşı herhangi bir müdahele bu oluşumu hızlandırabilir, hatta yaygın bir bölgesel savaşa yol açabilir. Bu aşamada hem dünyamız hem de ABD’nin ulusal çıkarları ve Amerikan halkının mutluluğu için en uygun çözüm; ABD’nin Birinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi ülkesine çekilerek İzalosyon Politikası uygulamasıdır. Bilimin beşiği ABD’nin kaynakları kendi kendine kafidir. Sadece üretmesi ve ticaret yapması yeter. Bu ülkenin kaynaklarını silah yerine ülkesi için harcaması halinde Amerikan halkı süratle daha iyiye gidebilecektir. Böylece bir kaç yıl içinde ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki saygınlığa ve refaha kavuştuğu görülecektir.

Dipnotlar

* Dr, İzmir Ekonomi Üniversitesi UAİ Bölümü, ntarakci@gmail.com

  1. Aynı yazı Yale Üniversitesinin resmi ceketlerinde omuz arması olarak kullanılmaktdır.
  2. New Europe No : 656 December 18-24 2005
  3. AB başkentinin bulunduğu Belçika’da halen nüfusun % 15’ni teşkil eden 1.5 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşamakta ve Avusturya’da nüfusun % 30’u kiliseden sürekli yoksulluk yardımı almaktadır. 319.000 işsiz sayısı ile Avustuırya’da II. Dünya Savaşından bu yana en yüksek sayıya ulaşılmıştır. Slovakya’da yetişkin bir kişi günde 3 dolar ile geçinmekte ve blok apartıman dairelerde ortalama 10 kişi barınmaktadır. Resmi işsizlik oranı % 60 dır. Bkz: New Europe No: 654 p. 12 ve No: 658 p. 33
  4. New Europe No: 658 December 31-January 7, 2006
  5. Anayasanın kabulünden yana olanlar.
  6. New Europe No: 656
  7. New Europe No: 660 p.10
  8. New Europe No: 658 p. 34
  9. Bkz. New Europe No: 656 17-24 December 2005, No: 655 10-17 December 2005 No: 654 3-11 December 2005, No : 653 26 November- 3 December 2005
  10. Halen ABD ithalatındaki Rus petrolunun payı % 2’dir
  11. Bu çalışmalara rağmen Rusya’daki işletmelerin ancak % 30’u kamuya aittir.
  12. New Europe No: 658 p.5
  13. Yeni füze 290 km menzillidir ve 300 kg. Patlayıcı taşıyabilmektedir.
  14. Fransa’da da yabancı bankaların şube açmaları yasaktır. Almanya’da ise yabancı bankaların ülkedeki payı %3 ile kısıtlanmıştır. ABD ve DTÖ üyesi bir kısım ülkeler Rusya’nın bu kararını şiddetle eleştirmektedirler.
  15. Tor M-1 tipi bu füzeler 300 km menzile sahip olup, ABD yapımı Cruise füzelerine, helikopterlere, uçaklara, helikopterlere ve insansız hava araçlarına karşı son derece etkilidir. ABD hava saldırısı senaryolarının gündeme geldiği son zamanlardaki bu füze teslimatı ilgi çekicidir. Olası bir ABD başarısızlığı veya aşırı zayiatı ABD’nin prestjini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu anlaşmanın ABD’nin veya bölgenin çıkarları ile bağdaşmadığı ABD tarafından açıklanmıştır.
  16. ABD’nin bu ülkelerde 20.000 civarında asker konuşlandırması beklenmektedir.
  17. Irak, Romanya, Gürcistan, Bulgaristan
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1897 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1897

Son Eklenenler