En Büyük Düşman

Yorum

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası 1990’da Kapitalizm, yeni bir organizasyonla Küresel Ekonomik Sisteme (Finans-Kapital Sistem) dönüştü. ...

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası 1990’da Kapitalizm, yeni bir organizasyonla Küresel Ekonomik Sisteme (Finans-Kapital Sistem) dönüştü. Ancak Emperyalizmin yüksek kar uğruna her türlü sömürü olan hedefi değişmedi. Sadece daha yumuşak ve sinsi stratejilere geçildi. Sistem, takip eden 25 yılda dünya devletlerinin % 90’dan fazlasını ele geçirdi. 2007’deki ekonomik krize rağmen sistem, hâkimiyetini devam ettiriyor. Yunanistan gibi, sistemden rahatsız olan birçok ülke alternatifsizlikten çıkış yolu bulamıyor. Finans-Kapital Sistemi yönetenler insan emeğini ve dünya kaynaklarını sömürmekten vazgeçmiyor. Dünya çapındaki büyük ekonomik sistemlerin değişimi, yine dünya çapındaki savaş ve benzeri büyük olaylarla mümkün olabilir. Bu konuda da fazla iyimser olmak mümkün değil, çünkü savaş sonrası kurulacak yeni ekonomik sistemler de giderek benzer bir sömürüyü hedefleyecektir. Çünkü insanlık, yüzyıllardır, ülkesel ve uluslararası adalet sisteminden yoksun. Bu nedenle sistemi tasarlayanlar, sömürüyü devam ettirenler ve buna alet olanlar cezalandırılamıyor. Thomas More’un ütopya ülkesindeki ideal yönetim sistemlerine bugün daha çok ihtiyacımız var. Ancak ben size ülkemizde 95 yıl önce, hem de Türk İstiklal Harbi’nin tam ortasında yayınlanan bir makaleden bahsetmek istiyorum. Ankara’da yayınlanan Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin başmakalesi, En Büyük Düşman adını taşıyor. Makaleyi okuyunca yazarın Kapitalizm-Emperyalizm ilişkisini bu kadar basit ancak çarpıcı biçimde anlatmasına hayran olmamak elde değil.
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi 23 Temmuz 1920[1]


En Büyük Düşman

En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filan ne de falan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan Kapitalizm afeti ve onun çocuğu Emperyalizmdir. Artık, bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat, bizde de idrak ediliyor. Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman âleminin parçasından başka bir şey değildir. Daha doğrusu, Kapitalizm Saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur. Nitekim bundan önce, üzerimize ordular salmış olan düşmanlar, yine böyle Kapitalizm Saltanatının ordularından başka bir şey değildi: Moskof orduları, İtalyan orduları, Bulgar ve Yunan orduları; kısacası bütün düşmanlarımız, Kapitalizm tarafından ayaklandırılırlardı. Tarihin eski devirlerinde, dünya birtakım zalim hükümdarların istibdatları altında ezilirdi. Sonraları milletler, bu istibdatları yıktılar. Fakat bu defa onların yerine paranın, sermayenin zulmü geçti. Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış bütün fenalıkların yegâne müsebbibi, yegâne mesulü idi; bugün de odur. Eğer dünyayı süratle istila eden, Kapitalizm Aleyhtarlığı olmasaydı, bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür, zulüm devrinin son günlerindeyiz. Kapitalizm sadece falan veya filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır; milletleri birbirine düşüren, kuvvet o; kardeşkanları döktüren, fesatlar ondan; dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi; hülasaten bütün insaniyeti inleten zulmün yegâne zalimi odur. Bu zalimin muvaffak olmak için, arada sırada müracaat ettiği muharebeler, yegâne kuvvetleri, yegâne silahları değildir. Bankalar, sendikalar, onun en kuvvetli silahlarıdır. Ve milletleri, bilhassa bu silahlarla mağlup eder. Memleketimize bakınız: rejiler, düyun-u umumiyeler, kapitülasyonlar, şimendiferler, limanlar, gemiler, ticarethaneler. Bütün bu müesseseler, Avrupa Kapitalizminin, bizi mahvetmek için senelerden beri kullandığı, iblisane bir makinenin parçalarıdır. Sadece bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe, sadece biz değil bütün dünya, zülüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insan felaketten felakete yuvarlanacaktır. Bize bugün, hudut itibariyle dünyanın en güzel, en hayale sığmaz sulh şartlarını verseler; Kapitalizm Dolabı memlekette bugünkü şekliyle kaldığı takdirde, mahvımız muhakkaktır.


Lozan Antlaşması ve Sonrası Türkiye

Nitekim yazarın çok iyi vurguladığı gibi savaştan galip çıkan Türkiye ile Müttefikler arasında yapılan Lozan görüşmelerinde en büyük sorun kapitülasyonlar, gümrük tarifeleri, kabotaj hakkı ve borçların ödenmesinde çıkmıştır. Müttefikler, 1929’a kadar 5 yıl süre ile indirimli gümrük tarifelerini kabul ettirmişlerdir. Bu durum, 1929 dünya ekonomik krizine kadar geçen dönemde yeni cumhuriyetin gelişmesini ve kalkınması % 42 oranında olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye Cumhuriyeti ilk defa 1929’dan itibaren kendi ekonomisini koruyacak gümrük oranlarını bağımsız olarak belirleme hakkına kavuşmuştur. 1930-1938 arası Atatürk’ün liderliğinde bağımsız ve bağlantısız tam bir kalkınma süreci olmuştur. 1939-1945 arasında meydana gelen İkinci Dünya Savaşı’nda kararsız bir tutum içinde harbe girmeyen Türkiye’nin, Atatürk’ün temel felsefe ve ilkelerine aykırı bir davranış sergilediği söylenebilir. Çünkü Atatürk 21 Mayıs 1938’de yani ölümünden yaklaşık beş ay önce yaptığı konuşmada Türkiye’nin olası savaş stratejisi hakkında önemli ipuçları vermiştir: Eğer harp çok ani bir şekilde çıkarsa bütün uluslar silahlı kuvvetlerini saldırgana karşı birleştirmeli ve bu saldırının yanına kar kalmayacağını açıkça anlatacak uluslararası bir örgüt kurmalıdırlar. [2] Bu bağlamda Türkiye’nin saldırgan Almanya’ya karşı savaşa girmesi veya açık destek vermesi gerekirdi. Oysa bu yapılmadı. Böylece stratejik anlamda büyük kayıplar yaşandı. Tarihi geri çevirmeye olanak yok. Ancak bugün de olası benzer durumlarda aynı hataları yapmamak için Türkiye’nin kayıplarını irdelemekte fayda var. Bu kayıpların Türkiye’nin 1947’den itibaren Sovyet korkusu ile Kapitalizm/Emperyalizmin ikilisinin kontrolüne sokulmasında önemli bir rol oynadığı görülecektir. İkinci Dünya Savaşı sürecinde Atatürk’ün yokluğunda olanlardan, varlığında olacaklara ve olamayacaklara doğru bir analiz yapıldığında şunlar söylenebilir.

· Savaş 6 yıl sürmeyecekti, çok daha kısa sürede bitecekti ve kayıplar bu derece fazla olmayacaktı
· Türkiye Almanya’ya karşı müttefik cephede yer alacağından, Hitler, Rus cephesini açmaya cesaret edemeyecekti[3]
· Rusya cephesi açılsa bile, Türk Boğazları üzerinden ve Türkiye üzerinden yardım alacağından Almanya daha çabuk mağlup edilecekti
· Yunanistan büyük bir olasılıkla işgal edilmeyecekti
· ABD Avrupa cephesine daha az kuvvet tahsis edecekti. Hitler, Versay Antlaşması’nın uygun bir revizyonu şartıyla barışa razı olmak zorunda kalacaktı
· Sovyetler Avrupa’yı işgal edemeyecekti
· Savaş sonrası Sovyet-Batı gibi katı bir siyasal ve askeri bloklaşma olmayacaktı. Dolayısıyla NATO ve Varşova Paktlarına gerek kalmayacaktı.
· Türkiye, savaş sonrası İtalyanlardan kalan Ege’deki 12 Ada ve Meis’e sahip olacaktı
· Musul’dan daha fazla pay alabilecekti. Bugünkü Irak, Suriye ve Yunanistan sınırlarında belirli toprak kazanımları olabilecekti

Evet, Atatürk’ü iyi tanıyanlar, onun siyasi, felsefi, ideolojik fikirlerini ve stratejik uygulamalarını yakından bilenler ve iyi inceleyenler yukarıda sıralananlardan daha fazlasının yapılması yolunu açabileceğini iyi bilirler.


Türkiye ve Küresel Ekonomik Sistem

Türkiye’nin Küresel Ekonomik Sistemle bütünleşme süreci 1980 askeri darbesi sonrası neo-liberalizmle başladı, 2005’de tamamlandı. Bu süreçte en stratejik kuruluşlar özelleştirildi. Sermayeyi kontrol edecek yabancı bankalar ve sigorta şirketleri ülkemizde önemli kazanımlar elde ettiler. Türkiye mevcut sınırları dâhilinde dünyanın 20 inci büyük ekonomisi olarak aslında Küresel Ekonomik Sistem için büyük bir pazar haline geldi. Türkiye’deki gelir dağılımı istenen düzeyde değil, özgün ve stratejik üretimlerimiz yetersiz, daima yabancı sermayeye ve dış borca ihtiyaç duyan bir sistem içindeyiz. Üstüne üstlük, Küresel Ekonomik Sistem artık Türkiye’nin sadece bir Pazar olmasını da yeterli bulmamaktadır. Hedefi Türkiye’nin sınırlarıdır. Tüm kuvvet ve silahlarını şimdi Türkiye’nin parçalanması için kullanmaktadır. PKK ile savaş sadece bir terörle mücadele değildir. Karşımızdaki düşman 95 yıl önce olduğu gibi, En Büyük Düşmandır. Ve içinde bulunduğumuz süreç de yeni bir istiklal savaşıdır.

İzmir Eylül 2015

[1] Attila İlhan, Gazi Paşa, İş Bankası Yayınları 2006 s.11
[2] Ergün Aybars, Atatürkçülük ve Modernleşme Zeus Yayınevi 2006 s.81
[3] Tersine, Müttefiklerin tüm uyarılarına rağmen Türkiye Almanya ile Saldırmazlık Anlaşması imzaladı. İmzadan 4
gün sonra Almanya Rusya cephesini açtı.


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2655 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 624
Asya 98 1043
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2019 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2019

İki ülkenin kuruluşu II. Dünya Savaşı sonrasına ve küresel kartların yeniden dağıtılmaya başladığı bir döneme denk gelmiştir. ;

Afrika ülkelerinin, benzerlikleri yanında farklılıklarının oluşturduğu jeopolitik panorama, hem entegrasyon hem de çatışma potansiyelleri açısından son derece önemli veriler barındırmaktadır. Gerek kıta-içi gerekse uluslararası savunma ve güvenlik stratejilerinin; Afrika’nın bu niteliklerini istisma...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

Sanayi Devriminin ardından üretimin, ticaretin, lojistiğin ve pazarların gelişmesiyle, 19. yüzyılda İngiltere’nin, daha sonra 20. yüzyılda da Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ticaretinde kontrol sahibi olabilmelerini donanmalarına borçlu oldukları görülmektedir.;

Risk toplumları veya belirsizlikler çağı olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde, geleneksel risklerden oldukça farklı özelliklere sahip, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, düzensiz göç, uyuşturucu ticareti, siber saldırılar ve ekonomik krizler gibi sıra dışı riskler nedeniyle, “İnsan...;

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.