Türkiye ve Avrupa'nın Göçle İmtihanı

Röportaj

Akdeniz’i kat edip Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmen sayısı endişe verici ve son yılların rakamlarına baktığımızda, iki hatta üç katına çıktığını gösteren bir gerçek var ortada. Göçmenler konusunda Yunanistan-Makedonya sınırında bir sıkıntı var. Makedon askerleri, polisleri sınıra yığılmış durumdalar ve Yunanistan’dan geçmeye çalışan göçmenleri durdurdular. Peki, burada nasıl bir süreç yaşandı Tolga Bey? Bu, ekrana gelen görüntüler uluslararası bir ayıba mı işaret ediyor?

Avrupa Birliği’ne göçün ana rotası Akdeniz ve Ege. Doğal olarak Avrupa’ya ilk çıkılan yer Yunanistan. Bu Suriyeli mülteciler için de, Iraklılar için de, Afganlar için de öyle... Yunanistan’dan Avrupa Birliği’ne, kuzeye gitmek isterlerse, mecburen bir sonraki ülke Makedonya. Yunanistan’ın son zamanlarda yaşadığı ekonomik sıkıntılar da gelen mültecilerde sıkıntıya neden oluyor. Onları yaşatma konusunda Yunanistan büyük problem yaşıyor şu anda. Doğal olarak Yunanistan’a gelen mülteciler, hızlı şekilde Avrupa Birliği’nin içine gitmeye çalışıyor. Makedonya nüfus olarak çok küçük bir ülke. Makedonya’ya giren göçmenleri nüfus olarak orana vurduğumuzda çok devasa bir rakam çıkıyor karşımıza. Bunu göz önüne aldığımızda Makedonya’nın engel olmaya çalışmasını anlamamız gerekiyor. Çünkü Makedonya da barındırmak zorunda kalacak, geçici bir süre sağlık hizmeti vermek zorunda kalacak. Bu durum Makedonya için büyük sıkıntı. Avrupa Birliği’nin de doğal olarak Makedonya gibi bir sınırı desteklemesini de normal karşılamak gerekir diye düşünüyorum.

Baktığımızda Avrupa bir şeyler yapmaya çabalıyor gibi bir görüntü var ortada. İtalya bu konuda başı çekiyor ve elbette ki İtalya’nın attığı her adım bugün, Avrupa Birliği içerisinde dikkatle takip ediliyor. Çünkü İtalya burada bir öncü karşılayıcı. Afrika’dan çıkan bu göçmenlerin gelebildikleri en yakın nokta Sicilya ve Sicilya Kanalı’nda 22 tekne içerisinde 4400 kişi kurtarıldı. Ancak, bu kurtarma çabaları yeterli mi? Göçmen krizini aşmak adına sadece denize açılanları kurtarmakla mı geçiştirilecek bu konu? Neler yapılabilir?

Kuzey Afrika aslında Avrupa için, Afrika’dan gelecek mültecileri engellemede bir tampon bölge oluşturuyordu. Fakat Libya’nın istikrarsızlaşmasıyla bu tampon bölge yırtılmış oldu ve tam karşısı da söylediğiniz gibi İtalya. Aslında bu süreçte, bu yırtılma olmadan önce de Avrupa Birliği bunu öngörmüş olacak ki bazı önlemler almaya çalıştı. Üçüncü ülkelerde göçü önlemek adına bazı çalışmalar yapıldı. Bu üçüncü ülkelerden kasıt; göç verecek olan ülkeler. Ne gibi çalışmalar? Göçü önlemede iş sahaları geliştirilmesi için bazı projeler başlatıldı. Devletlere, gerekli kurumlara, göçü önleyebilmek adına ne tür adımlar atılabileceği öğretilmeye çalışıldı. Fakat çok yavaş hareket edildi ki daha sonra da göç patlaması yaşandı. Bu saatten sonra da Avrupa Birliği için üçüncü ülkeler üzerinden bir şey yapmak pek mümkün görünmüyor.
İtalya’nın bu duruma el atmasına biraz geçmişten bakacak olursak, İtalya önce mültecilerle baş etmek yerine Avrupa Birliği’nin tüm ülkelerine mülteci sorununu yayma politikasını başlatmıştı. Bunu nasıl yaptılar? Gelen mültecilere Schengen vizesi verme gibi bir yolu dahi düşündüler. Gelen her mülteciye Schengen vizesi verilerek Avrupa Birliği’ne kolay ulaşım sağlanabilir mi tartışması yaşandı. Tabii, Avrupa Birliği böyle bir şeyi asla kabul etmedi. Daha sonradan bu mülteci sorununa önderlik etmeye başlandı. İtalya’nın da Yunanistan kadar olmasa bile yaşadığı ekonomik sıkıntılar belki buna ket vurdu ama İtalya bu krizi kısmen erken atlattı ve Akdeniz’de bu işe el atabilecek tek ülke o kaldı. Doğal olarak, Afrika’nın karşısındaki ana rotalardan birinde, belki mecburen, bu işe liderlik etmeye başladı.

Kasım ayında önemli zirveler var. Bunun ötesinde, Hollande ile Almanya Başbakanı Merkel bir görüşme yaptılar. Evet, bir adım atılmaya çalışılıyor, bu sefer ciddi isimler gündeme geldi. Avrupa Birliği’nin sadece içişleri bakanları ya da dışişleri bakanları değil başbakanları, cumhurbaşkanları artık devreye giriyorlar ve maalesef ki yaz bittikten, havalar soğuduktan sonra, göçmenlerin çok da tercih etmediği zamanlarda bir görüşme trafiği başlayacak. Buna dair ne söyleyebiliriz?

Öncelikle, Merkel’in birkaç hafta önce söylediği bir şeyi unutmamak gerekiyor. Bir televizyon programında Filistinli bir çocukla geçirdiği bir diyalog vardı. Ağlayarak konuşmuştu Filistinli çocuk, burada kalmak istiyorum dedi ama Merkel hiç taviz vermedi: “Kendi politikamız var ve her geleni kabul edemeyiz“ anlamında bir cevabı oldu. Şimdi, bu diyaloğun arkasından Hollande ile bir araya gelmesi, ne kadar sonuç odaklı bir toplantı, burada bir soru işareti uyandırıyor. Neden şu anda bu kadar ciddiye alınıyor, Avrupa’nın çok önemli isimleri bir araya geliyor? Artık burada da göç sorununun küresel bir konu olması etkilemiş olabilir diye düşünüyorum. Evet, bu göç Avrupa’nın yaşadığı büyük problemlerden biri hâline geldi ama rakamlara baktığımızda küresel anlamda 59 milyon mülteciden bahsediyoruz bugün. 59 milyon mülteci, dünya üzerindeki her 122 kişiden biri mülteci demek... Doğal olarak bu konu artık konuşmaya değer. Avrupalı yetkililer de bunu görüyor ama ne kadar sonuç alınabilir, önemli olan da bu. İkili görüşmelerden veya Avrupa Birliği bakanları düzeyinde yapılan zirvelerden çıkacak sonuçlarda, öyle göç kabul edecek bir Avrupa Birliği çıkacağını düşünmüyorum. Olabilecek şey, şimdilik, daha iyi yaşam vaadi olabilir belki ama gelen mülteciler de bile sınıflandırmaya giden bir Avrupa’dan bahsediyorsak; - bazı ülkeler dinî özellikleri ön plana çıkarıyor, bazıları sağlık veya eğitim gibi olguları ön plana çıkarıyor - bu ortamda mülteciler için bu zirvelerden çok da olumlu bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum.

Türkiye ile Avrupa’yı karşılaştırdığımızda aradaki uçurumu, farkı bizim için biraz değerlendirebilir misiniz?

Avrupa’yla kıyasladığımızda Türkiye’nin aldığı mültecilere baktığımızda, Türkiye şu anda dünyada en fazla mülteci kabul eden ülke. Doğal olarak bu kıyaslamayı rakamsal olarak yaptığımızda “uçurum“ tabiri doğru bir yorum olabilir. Ama burada, söylemek istediğim bir şey var. Her gelenin sınırdan geçirilmesi, ülkeye kabul edilmesi her zaman insani sonuçlar doğurmayabilir. 2-3 milyon mülteciyi sahiplenen bir ülkenin, bu kadar kişiye gerekli sağlık, eğitim, iş fırsatlarını sağlayabiliyor olması gerekir. Gelenlerin yaşama hakkı önemli ama yaşamlarını idame ettirebilecekleri ortamı sağladık mı onlara? Türkiye aleyhinde konuşacaksak, tek negatif yorumumuz bu olmalı. Küresel baktığımızda zaten mülteci kabul etmeyen ülkelerin de resmî bahanesi bu; “Gelenlere gerekli altyapıyı sağlayamayız“. Ayrıca, insani davranmak yeni dünyada ülkelerin her zaman yapacağı bir şey değil. Ülkeler kendi menfaatlerini, kendi vatandaşlarını korumak zorundalar. Bir ülke çok sayıda mülteci kabul ettiğinde kendi vatandaşlarının çıkarlarını negatif etkileyecekse, bunu da biraz anlayışla karşılamak gerekiyor, başta da söylediğim Makedonya örneğinde olduğu gibi. Evet, gelen mültecileri sınıflandırarak alıyor Avrupa, kendi işine yarayacakları alıyor. Bunlar insani anlamda konuşulamayacak, tartışılamayacak şeyler. Yani; “bir insanı kabul etmek insan olduğu içindir, başka bir şey için değildir“ mottosuyla hareket etmemiz gerekiyor ama ülkelerin de biraz kendi çıkarlarını göz önüne aldığını kabul etmemiz gerekiyor.

(TASAM Uzmanı Tolga Sakman Röportajı | 24.08.2015 | TRT Türk | Küresel Bakış Programı)


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

TASAM Yayınları, Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2020’nin bildirilerini “Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası- Building Future From Atlantic to Indian Ocean” ismiyle kitaplaştırdı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.