Pandora’nın Kapağı ve Adalet’in Sınırı

Röportaj

Pandora’nın Kapağı ve Adalet’in Sınırı...

( TASAM Başkanı Süleyman Şensoy Röportajı | 25.06.2015 | TRT Türk | Küresel Bakış Programı )

Suriye’nin Tel Abyad kentini kaybeden terör örgütü DAİŞ, bu sabah Kobani’de karşı saldırıya geçti. Bomba yüklü saldırılar düzenleyen militanlarla, PYD güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti. Kobani’de bunlar olurken, Suriye’nin farklı noktalarından da çatışma sesleri gün boyu durmadı. Kobani bir kez daha dediğimiz gibi ateş altında. Ve kente üç koldan saldırı düzenlendi ki ayrıca gece sessizce katliam yapıldı. Çok acı bir tablo. Nasıl okuyorsunuz?

Pandoranın kapağını açınca kapatmak zor. Suriye böyle bir süreci yaşıyor. Bu gelgitler devam edecek gibi gözüküyor. Aslında çok fazla konuşacak bir şey hem yok, hem var. Çünkü; benzer olayları sıklıkla yaşıyoruz; oradaki gruplar arasındaki çatışmalar, başarılar, başarısızlıklar… Fakat; Kobani bir sembol olarak şekillendi özellikle son bir yıldır. DAİŞ’in geri dönerek buraya bir gerilla tarzı saldırı yapmış olması, kendi bulunduğu ve ilan ettiği sözde devletin merkezini koruma noktasında bir önleyici tedbir olarak görünüyor, ayrıca YPG güçlerine ve Bölge’deki Kürt unsurlara karşı da yeni bir hamlesi olarak ortaya çıkıyor. Saldırdığı insan kaynağı ve malzeme birikimi itibariyle şehri kontrol etmesi mümkün değil. Anladığımız kadarıyla bir vur-kaç taktiği. Dolayısıyla bu tür gelgitler Suriye’de olmaya devam edecek diye düşünüyorum. Çünkü; hem bölge içi ülkelerin hem bölge dışı ülkelerin gündemleri birbirinden çok farklı. Suriye’deki kriz yönetilebilir değil ve gittikçe de derinleşen bir bunalıma doğru gidiyor. Hem bölge içi belli başat ülkelerin ortak bir politika geliştirmesi hem de bunu uluslararası destekle takviye etmesi durumunda belli bir takım sonuçlara ulaşılabilir. Mevcut durumda bu kaosun daha da derinleşeceği gözüküyor.

DAİŞ kuzeye doğru yönelmedikçe hiçbir zaman uluslararası müdahale almadı. Bunu hatırlayalım geriye yönelik olarak. Kürt unsurlarla olan çatışmaların daha fazla uluslararası müdahaleye maruz kalacağı gözüküyor. Bu anlamda kendi açısından cepheyi çok dağıtmış durumda. Çok farklı unsurlarla çok farklı çatışmaların içerisinde. Ama Suriye’de sadece bu gruplar değil; birçok grup açısından da önemli gelişmeler oluyor. Ne içerden ne dışardan bir otorite tesis edilemediği için ve Suriye’de her ülkenin gündemi ve amaçları farklı olduğu için bu bunalımın çözülebilirliği çok olası gözükmüyor.

Türkiye tarafından da güvenlik önlemleri artırılacak, bunlar ne olacak ve bazı değişikliklere gidilecek ve gidiliyor şu noktada. Nedir o değişiklikler Suriye politikasında?

Bizim bu mevcut gündelik olaylardan yola çıkarak geliştirdiğimiz reflekslerin çok işe yaramadığını düşünüyorum, çünkü fotoğrafın farklı bir yönüne bakmamız gerekiyor, sopalarla uğraşmamamız gerekiyor Türkiye olarak. Çünkü bu tür gelişmeler bir çeşit sopa işlevi görüyor.

Türkiye’de yeni bir siyasi atmosfer doğdu. Bir koalisyon hükümeti zorunlu gözüküyor. Bu koalisyon hükümetinin oluşturacağı alt yapıyla Türk Dış Politikası’nda bütüncül bir reorganizeye gitmek ve enstrümanları yeniden tanımlamak, buna bağlı olarak da Orta Doğu’nun tamamını ve daha sonra da Suriye’yle ilgili politikaları belki yeniden tartışmakta yarar var. Sonuçta karar alıcılar bunu tespit edecekler.

Suriye’deki olayları konuşuyorsak bugün bunun iki yönü var: Birincisi; uluslararası terminoloji açısından ve uluslararası hukuk açısından Bölge’deki güvenlik sorunu ve terörizm sorunu nasıl çözülebilir? Bu anlamda Türkiye’nin uluslararası hukuk ve uluslararası camia açısından bir boşluk oluşturmaması gerekiyor; çünkü bu tür olası boşluklar Türkiye’yi yıpratma kampanyası olarak kullanılıyor ne yazık ki. İkincisi de; bu sürecin Türkiye’nin güvenliği açısından ortaya çıkarabileceği riskler...

Görülüyor ki Irak ve Suriye’nin kuzeyinde “de-facto“ bir Kürt oluşumu hızla ilerliyor. Bu anlamda İran ve Türkiye’de de ciddi riskler var; ama Türkiye’nin demokratik deneyimi, tecrübeleri çok farklı. Bugün Kürt kökenli olan bir parti % 13 oyla meclise 80 milletvekiliyle girdi. Türkiye’nin hem iç güvenliği açısından hem iç barışı, sosyal barışı ve ekonomisinin sürdürülebilirliği açısından bunu yorumlaması gerekiyor. Ama dış politikada, özellikle Suriye’de, Orta Doğu’da - objektif olmak açısından bir adres vermiyorum ama - bir reorganize olmaya ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Yoksa; bu gelgitler arasına sıkışacağız ve bizi uluslararası alanda çok fazla yıpratacaklar.

Suriye üzerinden biraz konuşmak istiyorum. Çünkü; 22,5 milyonluk bir nüfusa sahip bir ülke Suriye ve 12 milyonu evlerini terk etti, mülteci konumunda diyebiliriz. Bilinen rakam sanırım bu. Bir yandan da Dürzi köylerinin hedef alındığını biliyoruz DAİŞ tarafından. Bu dinî bir azınlık ve geleceği çok kaygı yaratıyor şu anda, yok olacak diye. Bir yandan Suriyeli Türkmenler, bir yandan Ezidiler diyoruz. Bu nasıl bir tablo ortaya koyuyor?

Bölge’nin kendi kendisini tasfiyesi tablosunu ortaya koyuyor Suriye. Bu kriz yönetilemezse Bölge ülkeleri daha küresel fotoğrafı iyi okuyan, dünyadaki devlet doğasının değişimiyle ilgili algıları iyi okuyabilen, beklenti yönetimini iyi okuyabilen ve küresel fotoğrafın 10, 20 yıllık uzun vadeli stratejilerini iyi okuyan bir anlayışla, daha büyük inisiyatiflerle bu sürecin yönetimine müdahil olmazlarsa, Suriye aslında biraz Orta Doğu’nun, Kuzey Afrika’nın özeti gibi. Süreç hızla yayılıyor. Afrika’da da benzer gelişmeler var belli bölgelerde. Bu durum, Bölge’nin kendi kendini tasfiye etmesidir. Hem güvenlik açısından hem de stratejik ve kurumsal birikimleri açısından. Bunun başarılması için de dışarıdan hiçbir güç kullanılması gerekmiyor. Uzun yıllardır söylediğimiz gibi, Doğu ve Batı arasındaki küresel rekabet, üç temel enstrüman kullanıyor; mikro-milliyetçilik, entegrasyon ve öngörülemezlik… Mikro-milliyetçiliğin her türlüsünün burada yaşandığını görüyoruz: İşte Dürziler, Ezidiler, Türkmenler, Kürtler, Araplar; onların içindeki selefiler vb. değişik gruplar. Kimin kimle savaştığı, kimin kimi öldürdüğü belli olmayan, ittifakların ve çatışmaların her gün taraf değiştirdiği bir alana dönüştü ve bu Suudi Arabistan gibi görece istikrarı stabil olan ülkelere de dağılma ve yayılma riski taşıyor.
Fotoğrafa yukardan bakmamız gerekiyor, bölge içi kazanımların tasfiyesinin sonuçları ne olur? Bölge ordularının zayıflaması ya da tasfiyelerinin sonuçları ne olur? O açıdan iyi bakmamız gerekiyor. Göç burada güvenlik açısından önemli bir konu; örneğin Filistin’e komşu olan Ürdün ve Lübnan için bu hiçbir şey getirmedi. Çok on yıllar süren bir istikrarsızlık getirdi. Pakistan için, Afganistan’dan aldığı göç nedeniyle on yıllarca süren bir istikrarsızlıkla yüzleşti. Aslında o tecrübeleri de iyi okumak ve incelemek lazım. Türkiye’nin demokratik, teknolojik kurumsal alt yapısı bu söylediğim ülkelerden çok ilerde. Ama 2 milyon insana ev sahipliği yapıyor olmak kolay değil. Belki bu sayının 2-3 katına çıkma potansiyeli de var olayların gelişimine göre. Bu Türkiye’nin iç güvenliği ve dış güvenliği açısından önemli bir risk. İşin insani boyutunda, söylenemeyecek kadar iyiyiz. Hani kimsenin o konuda söyleyebileceği bir şey yok. Batılı dostlar da, zaten gelip sürekli bizi övüp gidiyorlar; ama pek bir şey yaptıkları da görülmüyor. Ama bütüncül bir politika değişikliğine ihtiyaç var. Yoksa bu sorunlar, bu bölgenin fotoğrafı daha da kararacak.

Filistin yönetimi İsrail’in 2014 yazında Gazze’ye düzenlediği 50 günlük saldırılarla ilgili Uluslararası Ceza Mahkemesine ilk başvurusunu yaptı. Başvuruyu yapan Filistin Dış İşleri Bakanı Riyad El Malik oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

İyi niyetli, sonuçsuz bir girişim. Sayısız defa yapıldı, 1948’den beri. Bu konuda iyimser olmak için bir sebep yok, geçmişteki tecrübelere bakıldığında. Barış karşılıklı güce dayanır. Barışı sağlamak için bir denge gücüne sahip değilseniz, karşı tarafın erdemine kalıyor. Erdem beklentisiyle de Filistin meselesi bugüne kadar çözülemedi. Filistin meselesini, Filistin davasını sonuca ulaştıracak olan şey, bir güçle desteklenmesi. Bu anlamda da, Türkiye çok büyük katkılar yaptı, kendisi için de büyük riskler alarak. Fakat hiç kimse “gücünden daha fazla adaletle sorumlu değil.“ Bu hem maddi olarak hem manevi olarak. Eğer gücünüzden fazla adaletten sorumlu olmaya kalkarsanız, bunun da bir takım sonuçları ve sorumlulukları var. Filistin için bu kontrollü bunalım süreci yaşanmaya devam edecek. Suriye ve Irak’ta devam eden süreç aslında Filistin açısından biraz zaman kazandırıcı bir süreç. Çünkü birçok uluslararası çalışma oraya odaklanmış durumda. Filistin önümüzdeki dönemi eskiye göre bir miktar daha stabil geçirebilir. Fakat Suriye ve Irak’taki gidişatın kazanacağı duruma göre Filistin’deki süreç olumsuz anlamda daha da hızlanabilir. En son şunu söylemek istiyorum; DAİŞ gibi örgütleri böyle çokça konuşmamızın da bize ya da uluslararası sisteme bir katkı yaptığı düşüncesinde değilim. DAİŞ gibi örgütler yeni kurulmak istenen küresel sistem için bir kaldıraç. Belki çok sayıda DAİŞ önümüzdeki günlerde, yıllarda ortaya çıkacak. Nasıl bir sisteme doğru evrildiğimiz hakkında çokça konuşmak gerektiği kanaatindeyim.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.