Yunanistan-Patrikhane-Helenizm Üçgeninde Türk-Yunan Dostluğu Mümkün Mü?

Makale

Statüsü hakkında bağlayıcı ve yazılı bir hukuki belge olmayan Patrikhane, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da Lozan’daki bütün gayretlere rağmen İstanbul’dan çıkarılamamıştır. Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında Türk baş delegesi yaptığı son konuşmada şu açıklamayı yapmıştır: ...

Yunanistan-Patrikhane-Helenizm Üçgeninde Türk-Yunan Dostluğu Mümkün Mü?


Dr. Nejat TARAKÇI

A. Giriş

Statüsü hakkında bağlayıcı ve yazılı bir hukuki belge olmayan Patrikhane, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da Lozan’daki bütün gayretlere rağmen İstanbul’dan çıkarılamamıştır. Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında Türk baş delegesi yaptığı son konuşmada şu açıklamayı yapmıştır: Patrikliğin, siyasi ya da yönetime ilişkin işlerle bundan böyle hiç uğraşmayacağı, sadece din alanına giren işlerle yetineceği konusunda, konferans önünde, müttefik delege kurullarının ve Yunan delegeler kurulunun yapmış oldukları resmi konuşmaları ve verdikleri garantileri senet sayarak, Patrikliğin İstanbul’dan çıkarılması teklifinden vazgeçiyoruz.

Fener Patrikhanesi Lozan’dan bu yana geçen zaman içinde, dünya çapında bir örgütlenme ile 320 milyon Ortodoksun dini lideri olarak Amerika kıtasından Avustralya’ya kadar, fiili olarak Ekümenik (evrensel) hale gelmiştir. Buna karşılık, Yunanistan Batı Trakya’daki Türklerin hem dini liderlerini seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmış, hem de etnik kökenini reddetmiştir. Yunanistan Yüksek Mahkemesi, Batı Trakya’da içinde “Türk“ kelimesi bulunan derneklerin faaliyet gösteremeyeceğine karar vermiştir. Mahkeme, Lozan Antlaşması gereğince Batı Trakya’daki azınlığın Müslüman olduğu, dolayısıyla adında “Türk“ kelimesinin bulunacağı bir derneğin faaliyet gösteremeyeceği gerekçesiyle, Türklerin, İskeçe Türk Birliği’nin kapatılmasına yönelik mahkeme kararlarının bozulması talebini oybirliği ile reddetmiştir.(1)

Başta ABD olmak üzere Rusya hariç tüm Hristiyanlık dünyası Fener Patrikhanesini dünya Ortodokslarının lideri olarak tanımaktadırlar. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kaybolan ideolojik cepheleşmenin yerini alan din faktörü, küresel ve bölgesel güç merkezleri tarafından politik alanda güçlü bir enstrüman olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda büyük insan kitlelerini yönlendirme imkanına sahip inanç merkezlerinin politik kontrolu önem arzetmeye başlamıştır. Özellikle Rusya ve eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki Ortodoks nüfus, ABD ve AB tarafından Fener Patrikhanesi vasıtasıyla kendi ulusal kiliseleri olan Moskova Kilisesi etkisinden çıkartılmaya çalışılmaktadır. Hristiyan dünyasının en uzun süreli yerleşik makamı olan Amerikan Protestan Kilisesi, Vatikan ve Fener Rum Ortodoks Patrikliği(2) yüzyıllar süren dini çekişmeleri bir yana bırakarak, ABD’nin küresel politikalarında etkin bir rol oynamaya başlamışlardır. On yılda bir yapılan Dünya Kiliseler Konseyi’nin (WCC) 2005 yılı toplantısının 9-14 Mayıs tarihlerinde ilk defa bir Ortodoks ülkede, Atina’da yapılması son derece dikkat çekicidir.(3)

Diğer çok önemli bir konu da, Yunanistan-Patrikhane ilişkileri yanında bu gün Yunan vatandaşları tarafından Türklere karşı kitlesel olarak sergilenmekte olan kin, nefret, intikam hissi ve önyargılı düşünce ve davranışlardır.
Bu konu, geçmişte olduğu gibi bu gün de Yunan halkı istismar edilerek, Hellenizm ve Megali İdea’nın hedefleri için kullanılmaktadır. Bu makalenin amacı, global çapta bir etki alanına sahip Fener Rum Patrikliğinin, Hellenizm, yani Yunanistan’ın Megali İdea’sı (Büyük Ülküsü) ile olan vazgeçilmez işbirliğini ve Yunan halkının Türklere karşı sergilediği olumsuz davranışların nedenlerini ortaya koymaya çalışmaktır.

B. Yunanlıların Megali İdea’sı (Büyük Ülkü) Hala Geçerli mi?

Megali İdea, Rigas Ferreros adlı bir Yunanlı tarafından ilk defa 1791 yılında gündeme getirildi; Rigas Ferreros bu amaçla 1791-1796 yılları arasında ilk Megali-İdea haritasını Bükreş’te hazırlamış ve 1796’da Viyana’da basmıştır.(4) Megali İdea, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu, Rumeli, Balkanlar, Yakın Doğu ve Ortadoğu’yu, kısacası Türk topraklarının büyük bölümünü kapsayan ve başkenti İstanbul olan yeni bir "Büyük Bizans İmparatorluğu" kurma planıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak ve topraklarını paylaşmak isteyen Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından da desteklendi. Adı geçen plan çerçevesinde, Osmanlı topraklarının içinde ve dışında gizli örgütler, komitalar kuruldu. Bunlardan 1814’te Odessa’da, Rus Çarı’nın himayesinde kurulan Filiki Eterya adlı örgütün programı şunları içeriyordu:

  1. Yunan ulusuna bağımsız bir ülke sağlamak,
  2. Batı ve Doğu Trakya ile Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,
  3. Ege adalarının ilhakı,
  4. Girit ve Rodos’un ilhakı,
  5. Kuzey Epir’in (Güney Arnavutluk) ilhakı,
  6. Batı Anadolu’nun ilhakı,
  7. Kıbrıs’ın ilhakı,
  8. Pontus Rum Devletinin kurulması (Karadeniz Bölgesinde),
  9. İstanbul’un ele geçirilmesi ve Grek-Bizans İmparatorluğunun kurulması.

Megali-İdea’ya göre, 1453’de Fatih tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskender’in uzandığı İskenderiye’ye kadar olan topraklar işgal edilerek Büyük Bizans İmparatorluğu yeniden kurulacaktır. Bu günkü duruma baktığımızda ilk beş hedefin gerçekleştiğini, altı numaralı hedefin ise 1922’de Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından engellendiği görülmektedir. Şu anda yedi numaralı hedefe ulaşmak için çalışılmaktadır. Bu yönde oldukça mesafe katedilmişitir. Sekiz ve dokuz numaralı hedefler için tarihi ve ideolojik zeminin hazırlandığını, uzun soluklu politik mücadeleye her alanda ve çıkan her fırsattan istifade ile devam edildiği gözlenmektedir.

Özellikle dokuzuncu maddede yer alan İstanbul’un fethi sadece Ortodoks camiasını değil tüm Hristiyanları da etkilemiştir. Vatikan kaynaklarında şöyle yazmaktadır:(5) İslam istanbul’u işgal ederek, Hristiyanlığın Başı’nı esir almış, onun Ekümenik Tahtı (Trone) olan Ayasofya’yı cami yapmıştır. Bu acı tüm Hristiyanları ağlatmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris’te toplanan Barış Konferansı’na Yunanistan’ın toprak isteklerini sunan Yunan Başbakanı Venizelos, aralarında Kıbrıs’ın da bulunduğu şu bölgeleri talep ediyordu:

  • Batı Anadolu(İzmir;Bursa,Çanakkale, İzmit ve civarları)
  • Pontus (Trabzon, Sivas, Kastomonu ve civarları)
  • Kuzey Epir (Güney Arnavutluk)
  • Kıbrıs,Rodos, Meis, Girit, Bozcaada ve İmroz
  • Batı ve Doğu Traky

Bir kısım düşünür ve yazarlar yukarıda açıklanan Yunan Megali İdea’sının 1922 yenilgisi ile sona erdiğini, bu tarihten sonraki Yunan hükümetlerinin bu ülküden vazgeçtiğini her vesile ile vurgulamaktadırlar. Ancak takip eden 83 yılda meydana gelen olaylar, bu ülküden vazgeçildiğini değil çok daha keskin ve ihtiraslı bir şekilde mücadeleye devam edildiğini göstermektedir.Yunanistan’ın buna ilişkin olarak tek taraflı veya diğer ülkelerle işbirliği içinde gerçekleştirdiği uygulamalarını şöyle sıralayabiliriz;

  • Ege’deki hava sahasının 10 deniz miline çıkarılması, (1931)
  • Karasularının 3 deniz milinden 6 deniz miline çıkarılması, (1936)
  • Oniki Ada ve Meis’in Yunanistan’a ilhakı ve bu adaların silahlandırılması,(1947)
  • Kıbrıs’ta anlaşmalarla kurulmuş yasal statükoyu darbe ile bozma girişimi, (1974)
  • Ege’de Kıta Sahanlığı iddiası ile açık deniz alanında petrol araştırması, (1978)
  • Ege’de aidiyeti belirsiz adacık ve kayalıklar üzerine bayrak dikme ve tesis kurmaya başlaması,(1992)
  • Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ve ardından da sırasıyla Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk, Ermenistan ile savunma ve askeri işbirliği anlaşmaları yapması, (1995)
  • Kardak Adacığına asker çıkarması (1996)
  • Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesini takiben Yunan Parlamentosunun hükümete uygun zaman geldiğinde karasularını 12 mile kadar genişletme yetkisi vermesi,(1995)
  • Eski Yunan Kültür Bakanı Elena Merküri’nin Türkiye’yi 6’ya parçalanmış olarak gösteren haritaları bastırıp dağıtması,
  • Resmi adı Greece olan Yunanistan’ın, sporcu formalarında ve diğer uluslararası yarışmalarda Hellas ismini kullanması,
  • Andreas Papandreau’nun partisi PASOK’un seçimlerde kullandığı:"Ege Savaşı Kürdistan dağlarından başlar."(6) sloganı,
  • PKK’yı açık ve gizlice desteklemesi,(militanların Yunanistan’da eğitilmesi, Aptullah Öcalan’ı saklamaları)
  • Trabzon bölgesindeki gizli istihbarat ve propopanda faaliyetleri,
  • Patrikhane’ye sağlanan politik ve idari destek (Yunanistan anayasal olarak Patrikhane’ye bağlıdır)
  • Türk düşmanlığının Yunan halkının bilincine ve ideolojisine yerleştirilmesi,

C. Türk-Yunan Düşmanlığının Kaynağı Nedir?

Altıyüzyıllık Osmanlı tarihi içinde Rumlar da diğer Yahudi, Ermeni, Arap ve diğer etnik ve dini gruplar gibi Osmanlı topraklarında serbestçe yaşamışlar, dini ve ticari ayrıcalıklardan özgürce yararlanmışlardır. Yunanlıların diğer etnik gruplardan en büyük farklılığı denizci bir toplum olmaları ve tüm Ege adalarına yayılmalarıdır. Osmanlı Devletinin adalardaki gevşek yönetimi, bu grubun ekonomik açıdan çok daha çabuk güçlenmesini sağlamıştır. Yunan isyanı önce denizde başlamış, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi zamanın denizci devletleri tarafından desteklenmiştir. En büyük destek ise Navarin’de Osmanlı Donanmasının yok edilmesi olmuştur. Köklerini Yunan medeniyetinde gören Avrupa, Osmanlı topraklarındaki ilk etnik ve milliyetçi ayaklanma olan Yunan İsyanını desteklerken, Osmanlı Devleti de, bastırmak için her türlü önlemi almıştır.

Bu gün, politikacıların karşılıklı olarak her vesile dile getirdikleri iyi komşuluk, barış ve kardeşlik söylemleri, neden Yunan halkının düşünce ve davranışlarına yansımamaktadır? Tarihteki bu ilk Türk-Yunan çatışması mı, yoksa İstiklal Savaşı’ndaki olayların unutulmaz anıları mı bu günkü Türk-Yunan düşmanlığının asıl nedenidir? Şu gerçeği kabul etmek zorundayız; Sebebi ne olursa olsun, Yunan halkının Türklere karşı olan olumsuz düşünce ve davranışları, tarihi çerçeveden çıkarak, ideolojik ve kültürel bir olgu olarak Yunan halkının bilincine kazınmıştır. İstiklal Savaşı sonrası geçici yakınlaşmalara, İkinci Dünya Savaşı esnasında Yunan Adalarının Türkiye tarafından beslenmesine rağmen, Türk düşmanlığı ve nefreti, işgal sırasında İtalyan ve Almanların Yunan halkına karşı sergiledikleri onca olumsuz davranışın gerisine düşememiş ve bir türlü unutulmamıştır veya unutturulmamıştır. Bu şövenizm ve ırkçılıktan, Lozan sonrası mübadele ile Anadolu’dan göç eden Rumlar da nasiplerini almışlardır. Oysa sıradan bir Türk vatandaşında Yunanlılara veya herhangi bir yabancıya karşı karşı bu denli ön yargılı, kitlesel ve intikamcı bir olumsuz yaklaşım görmek mümkün değildir. Yunanlıların Türklere karşı bu gün bile devam eden olumsuz düşünce ve davranışları, bir kısım Avrupa ülke vatandaşlarında görülen ve kaynağını Osmanlı tarihindeki Hristiyan-Müslüman çatışmasından alan düşünce ve davranışlardan çok daha derin, keskin ve ön yargılıdır.Bu Türk düşmanlığı ve kininin, Kurtuluş Savaşından sonra geçen 83 yılda yetiştirilen üç nesile aktarılması nasıl sağlanabilmiştir? Neden böyle bir stratejiye ihtiyaç duyulmuştur? Bu bir tarihsel savunma refleksi mi yoksa Megali İdea’nın vazgeçilmez bir davranış biçimi mi? Bu soruların cevaplarının öncelikle Yunanlılar tarafından verilmesi gerekmektedir.

Bugün Avrupa Parlamentosundaki resmi temsilcilerden sokaktaki en sade vatandaşa kadar Yunan milletinin büyük bir çoğunluğunun, Türkiye ve Türklere karşı indoktrine olmuş bir davranış biçimi sergiledikleri gözlenmektedir. İşte bu davranışlardan bazı örnekler;

  • 5 Kasım 2003 günü oynanan GS- Olimpiyakos maçındaki seyircinin Türk oyunculara karşı tavrı ve tercümanının İstanbul’u Konstantinapol olarak çevirmesi,
  • 14 Nisan 2005’te Atina’da oynanan Efes Pilsen-Panatiakos maçındaki pankartlar:(7) “1453’te barbardınız, 1821’de ölü barbardınız, şimdi ise bir hiçsiniz “, “S... git pis Türkler“, “Atatürk’ün mezarına b... yağsın“ “1821’de sizi nasıl s..... hatırlıyormusunuz?
  • F-459 borda nolu Adrias isimli Yunan Fırkateyninin subay salonunda, İstanbul limanında bir Yunan askeri gemisini gösteren ve duvarı boydan boya kaplayan yağlı boya bir tablo bulunmaktadır. (8)
  • Ekim 2003’te Yunanistan’a resmi ziyarette bulunan Türk Dışişleri Bakanı Gül’ün ziyareti öncesinde, Yunan istihbaratına ve Genelkurmayına yakınlığı ile tanınan Yunan gazetesi Stohos’un birinci sayfasında bir Türk yeniçeri ve Ayasofya’nın resimleri konularak şu başlık ve başlık altında şu satırlar vardı:
    Hiç unutmayacağız İzmir’i, Efes’i, Konstantinupol’u. Moğollar hala ellerinde tutuyor. Hiç unutmasınlar ki, yeniden döneceğiz ve o yerler bizim olacak. Gazetenin iç sayfasındaki iki Ayasofya fotoğrafının birinin üzerinde haç, öbüründe ise Yunan bayrağı monte edilmişti.
  • İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile Yunan Kültür Bakanlığı tarafından ortak olarak yapılan bir çalışmada, serginin açılış davetiyesinin Türkçe kısmında yine Patrik Hazretleri Bartholomeos, Yunanca kısmında ise yine Ekümenik Patrik Bartholomeos, yazılmıştır. Ayrıca Kültür merkezi önüne asılan Türkçe, İngilizce ve Yunanca flamalardan Yunanca olanında “Konstantinople Atatürk Kültür Merkezi“ yazılmıştı ve bu flamanın rengi özellikle Helenizm’i temsil eden maviydi.
  • Son olarak Nisan 2005’te, Yunanistan Kara Harp Okulu’ndaki misafir Türk öğrencilerin odasına konulan yırtık Türk bayrağı üzerindeki hakaret ve düşmanlık içeren sloganlar, resmi kimlikli de olsa, Yunanlılardaki Türk düşmanlığının, misafir statüsünü bile dikkate almayan bir derinlikte ve şiddette olduğunu göstermektedir. (9)

Bu konudaki örneklerin araştırıldığında kolaylıkla çoğaltılması mümkündür. Eğer, gerçek Türk-Yunan dostluğu arzu ediliyorsa, başta politikacılar olmak üzere tüm Yunan toplumunun yeniden indoktrine edilmesine gereksinim vardır. Konu, bölgemiz ve iki ülke halkları için çok hayatidir ve aksinin sağlanabilmesinin de oluşturulması kadar zaman alacağından hiç şüphe yoktur

D. Fener Patrikhanesi’nin Batı ve Hellenizm’le İlişkileri

1918-1922 arasında Patrikhane de Yunan yayılmacı politikasının yörüngesine girdi. 25 Ekim 1918’de Patrik Yermanos Kavakopulos istifaya zorlandı ve yerine göreve atanan Doroteos yeni bir politika izledi. Bu yıllarda Patrikhane politik girişimlerle Yunan politikasını ve Megali İdea diye bilinen geniş Yunanistan düşüncesini destekledi. 16 Mart 1919’da kiliselerde Yunanistan’la birleşme isteği dile getirildi ve bu tarihten sonra Osmanlı yönetimiyle ilişkilerden kaçınıldı. Takip eden yıllarda inatla ve ısrarla özellikle 1950-60 yılları arasındaki hükümetin tavizkâr politikalarından yararlanan patrikhane, metropolit sayısını fırsat buldukça arttırmıştır. Günümüzde de hiçbir Rum Ortodoks’un ikamet etmediği bölgelerde bile tayinli metropolit kadrosu vardır.

Bu metropolitliklerin bir kısmı, Türkiye’deki halihazır isimleri ile değil tarihi Yunan isimleri ile anılmaktadır .Şöyleki;(10) Kolonia (Şebinkarahisar), Lystra (Konya), Tranupoleos (Antalya veya Uşak), Teodorupoleos (Safranbolu), Tianon (Çatalca), Laodikya (Denizli), Apamias (Gaziantep). Metropolitliklerin tarihi isimlerle anılarak, sanal da olsa Patrikhanenin teşkilatı içinde korunmaya devam etmesi Megali İdea’nın altı, sekiz ve dokuzuncu maddeleri ile ilgili mücadelenin devam etmekte olduğunu göstermektedir. Patrikhane bağlısı anılan metropolitlikler için Türk hükümetinden izin alınmış mıdır? Böyle bir izin yoksa yasal olmayan bu durum için ne yapılmıştır? Yunan mahkemeleri Lozan’ı referans göstererek üyesi oldukları AB hukukunu bile çiğneyebilmektedirler. Patrik, Etnos gazetesine verdiği demeçte, 7 Mayıs 2000’de Kapadokya’da yapacağı ayin vesilesiyle ’’Hıristiyan’lar Anadolu’ya yerleşebilir’’ diyor ve şunları ekliyor: “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, Anadolu’da önceden varolmuş Hıristiyan toplumları, yaşadıklan bölgelere tekrar yerleşirse, o zaman Patrikhane de o bölgelerde bulunan kiliselerin yeniden ayine açılmasını düşünebilir.

Fener Patrikhanesi Lozan’dan bu yana geçen zaman içinde, Kuzey Amerika’dan- Ortadoğu’ya, Finlandiya’dan - Avustralya’ya kadar 320 milyon insanı kontrol eden idari, finansal ve dini bir kurum haline gelmiştir. Patrikhane, 1821’deki Yunan isyanından, İstiklal Savaşı’na, Lozan’dan, 1947 Paris Anlaşması’na kadar Türkiye aleyhine her türlü faaliyetin içinde yer alarak, Atatürk’ün açıkca belirttiği gibi bir fesat ve hıyanet ocağı olduğunu göstermiştir. 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edildiğinde Patrikhane’nin kapısına çekilen çift başlı Bizans kartallı bayrağı hala dalgalanmaktadır. 1821 İsyanı sonrası, Patrik’in önünde asıldığı ve kin kapısı olarak adlandırılan kapının İstanbul Türklerden kurtulana kadar açılmaması asılan Patriğin vasiyetidir. Bu kapı hala kapalıdır.

Patrikhane’nin statü değiştirmeye yönelik son fırsatçılığı, Türkiye’ye tarih verileceği 17 Aralık 2004 öncesinde ortaya çıkmıştır. Patrikhane tarafından AB’ye;

  • Ruhban Okulu’nun açılması,
  • Patrik’in Türk vatandaşı olma zorunluluğunun kaldırılması,
  • Patrik seçimlerinin Hristiyanlık geleneklerine göre yapılması,
  • Bazı mülklerin geri verilmesi gibi talepleri içeren 10 maddelik bir istek listesi verilmiştir.

Patrikhane bu güne kadar hem Batı’nın hemde Hellenizm’in çıkarlarına kesintisiz hizmet etmiştir. Şüphesiz Hellenizm’e olan hizmetleri daha fazladır. Türkiye’den kopartılan her toprak parçası Fener’e bağlanmıştır. Bugün Yunanistan’ın Atina’da bağımsız bir kilisesi olmasına rağmen, Girit, Oniki Adalar, Aynaroz’daki kiliseler ile Selanik ve kuzey Yunanistan’daki kiliselerin çoğu İstanbul’daki Fener’e bağlıdır. Bu ne demektir? Yunanistan’la Fener Patrikliği bir bütündür. Eski Yunan Dışişleri Bakanı Papendreau’nun açıkladığı gibi, İstanbul Patrikhanesi onların Mekke’leridir. Bu bütünlük, Yunan Anayasası’sında şöyle yer almaktadır : Grek Devleti İstanbul Patrikhanesi’ne ayrılmaz bir biçimde ebediyen bağlıdır.

Yunanistan bu statüsü ile laik değil bir din devletidir. Patrikhane –Yunanistan ilişkisi Yunanistan Anayasası’nda başka hükümlerle de güçlendirilmiştir. Şöyleki; Girit Metropolitliği ile Oniki Ada’daki dört metropolitlik ve Aynaroz Manastırları da Atina Bağımsız Kilisesi’ne değil, doğrudan Patrikhane’ye bağlıdır. Ayrıca kuzey Yunanistan (Selanik) kiliseleri de idari bakımdan Atina Kilisesi’ne , fakat ruhani bakımdan Patrikhane’ye bağlıdır. Görüldüğü gibi Yunan Devleti ile Patrikhane arasında organik bağlar kurulmuştur. Resmi veya özel İstanbul’a gelen her Yunan vatandaşının Patrikhane’yi ziyaret etmeden gitmesi mümkün değildir. Yunanistan’la Türkiye arasındaki sorunların çözümünde, Ekümenik bir etki alanına sahip olan Patrikhane her sorunda dini gücünü Türkiye aleyhinde politik bir enstrümana rahatlıkla çevirebilmektedir. Waşington’da Yunan asıllı Amerikalılarla görüşen Başkan Clinton; Kişisel güvence veriyorum, Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar bize rahat yok, dedi. Asıl adı Fener Erkek Lisesi değil, Büyük Irkın Okulu (Megale tou Genous Schole), olan Rum Lisesinin 550. kuruluş kutlamalarına katılan Yunanistan Milli Eğitim ve Diyanet Bakanı Marietta Giannakou tören sonrası verdiği demeçte; “Ruhban Okulu konusunda Türk hükümeti söz verdi. Bunu yerine getireceğine eminim dedi.“(11)

Fener Patrikhanesi Türkiye Cumhuriyeti’nin iyi niyetli tutumu ve bir kısım hataları nedeniyle, İstanbul’daki 1500 civarındaki Rum’un din işleri başkanlığından çıkarak yukarıda anlatıldığı gibi, geçen 80 yılda fonksiyonel olarak Ekümenik hale gelmiştir. Bu güç, başta ABD olmak üzere Batı tarafından kullanılmaktadır. ABD Başkanı Clinton 1994 yılı Mart ayında başbakan Tansu Çiller’e yazdığı mektupta Patriğin sıkıntılarının azaltılmasını istemiştir. Clinton’un bu tavrının sebebi Amerika’da çoğu Anadolu’dan göçmüş yaklaşık beş milyon Rum kökenli Ortodoks’un bulunması ve bunların verdiği oyların seçimlerde etkili olmasıdır. Clinton, mektubunda sıkıntının ne olduğunu belirtmemiştir. Sonra da, Yunan Başbakanı’nın Washington’a ziyareti sırasında sıkıntılarının azaltılması için Patrikhanenin statüsünün değiştirilmesini ve patriğin ekümenik unvanının tanınmasını istediğini açıklamıştır. Son güncel gelişmelere bakıldığında Patrik Batı dünyasında Ekümenik muamelesi görmektedir. Bartelomeos Dünya Bankası Başkanı James D. Wolfenson’un davetlisi olarak Şubat 2005’te İrlanda’da yapılan “4. İnanç ve Geliştirme Sempozyumu“na katılmıştır. Patrik İrlanda Devlet Başkanı ve Başbakanı tarafından da kabul edilecektir.(12) Patrikhane’nin bu günkü statüsünün resmen Ekümenikliğe dönüşmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin idari ve sosyal yapısında tehlikeli gelişmelere yol açacaktır. Bu nedenle Patrikhane’nin gitmesi gereken yer, kiliselerinin yarıdan fazlasının zaten kendisine bağlı olduğu Yunanistan’dır.

E. Sonuç

Global ve bölgesel belirsizlik ortamında, Türk-Yunan ilişkilerinin normalleştirilmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun ön şartı Yunan ulusundaki Türk fobisinin kaldırılmasından ve Megali İdea’nın bugün için geçerli olmadığının ilanından ve buna uygun tutarlı davranışlardan geçmektedir. Türk- Yunan sorunları iki ülke arasında çözülmeye çalışılmalı, politik veya hukuki başka platformlardan medet umulmamalıdır. ABD bile çok kısa zamanda Amerikan aleyhine dönen Türk kamu oyundan şikayet etmektedir. Kökü çok derinlere giden Türk-Yunan çatışmasının izleri unutulmalı ve unutturulmalıdır. Esasen, Türk milletinin Girit’te, Kıbrıs’ta, Anadolu’da yapılan Yunan mezalimleri başta olmak üzere unutmaması gerekenleri Yunanlılarınkilerinden çok daha fazladır. Ancak geçmişte yaşananlar Türk milletine normal tarih bilinci içinde öğretilmekte ve bunun, günümüzdeki ilişkileri ve milli politikaları etkilemesi olumlu karşılanmamaktadır. Yunanistan din, ırk ve ideoloji üzerine yaptığı politikayı artık bir tarafa bırakmalıdır. Türkiye açısından, bu gün iki ülke arasında paylaşılacak bir şey kalmamıştır. Ege Sorunu 1947’den beri bir Yunan sorunu değil Türk sorunudur. Yunanistan’ın yapacağı en akıllı iş Türkiye ile arasındaki mevcut statükoyu korumak ve dostluğu her iki ulusu kaynaştıracak şekilde geliştirmektir.

Dipnotlar

* Ege Üniversitesi U.A.İ Bölümü Öğretim Görevlisi

  1. Milliyet Gazetesi 14 Ocak 2005
  2. Asıl adı İstanbul ve Yeni Roma Ekümenik Patrikliği ve Başpiskoposluğu’dur
  3. New Europe No:609 s.19
  4. F.Kürşat-M.Altan-S.Egeli, Belgelerler Kıbrıs’ta Yunan Emperyalizmi, 1978 s.28-29
  5. Sn.Zekai Baloğlubu ifadenin Vatikan Dışişleri Bakanı tarafından kendisine hediye edilen kitapta yer aldığını yazmaktadır.
  6. Yunanistan’ın önde gelen bilim adamlarından Pantean Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Megalommatis’in demeci: Sabah/18 Mart 1995
  7. 15 Nisan 2005 tarihli Milliyet Gazetesi spor sayfası
  8. 1998 yılında NATO tatbikatı sırasında yazar tarafından bizzat görülmüştür.
  9. 17 Nisan 2005 tarihli Türk gazetelerinde yer alan bu haberde sloganlara yer verilmemiştir. Bu durum , sloganların Efes-Panatiakos maçındakilere benzediğini kuvvetlendirmektedir.
  10. Yorgo Benlisoy- Elçin Macar, Fener Patrikhanesi, Ayraç yayınevi, 1996, s.134,154
  11. 31 Ocak 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi s.8
  12. 31 Ocak 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi s.3
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Tchiani'nin Ankara ziyaretini sıradan bir diplomatik temas olarak değil, darbe sonrasında Türkiye'nin Nijer ile kurduğu pragmatik ilişkilerin kurumsallaşmasının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkündür. Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle Tü...;

Geçtiğimiz günlerde Pekin’de cereyan eden iki zirve, müesses küresel düzenin tökezleyişinin ve içine girdiğimiz fetret devrinin derinleştiğini gösteren diplomatik fotoğrafları olarak geçti hafızalara.;

Ulusötesi sermaye blokları, devlet–özel sektör ittifakları, küresel finans kurumları ve çok uluslu şirketler, iklim krizini meşrulaştıran söylemler üreterek çok boyutlu tahakküm mekanizmalarını kurumsallaştırmaktadır. ;

Modern ekonomi coğrafyası ve kurumsal iktisat yazını, ulus devletlerin homojen birer iktisadi bütün olduğu varsayımını uzun süre önce terk etmiştir. Bu terk edişin ve kurumsal patika bağımlılığı (path dependency) olgusunun Avrupa kıtasındaki en nevi şahsına münhasır laboratuvarı hiç kuşkusuz Polonya...;

2007 yılının Ocak ayında Eurasia Foundation’ın AIRG(Armenian International Policy Research Group)ile Erivan’da yapmayı planladığı üç günlük bir konferansa davet edilmiştim. O tarihte bazı ekonomik göstergelere dayanarak, coğrafi yakınlığı olan ülkeler arasında ekonomik işbirliği olasılıklarının “üre...;

Ocak ayında Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda bir araya gelen liderleri, Washington ve Pekin arasında kalan devletlerin tek başlarına müzakere etmeyi bırakmaları gerektiği konusunda uyardı. "Masada değilsek, menüdeyiz" dedi. Bu söz, o anın ruh halini yansıtıyordu. Ba...;

18 mayıs 2026'da Oakland (California) federal mahkemesinde dokuz kişilik jüri, Elon Musk'ın OpenAI, Sam Altman, Greg Brockman ve Microsoft aleyhine açtığı davayı oybirliğiyle reddetti. Musk, kâr amacı gütmeyen kuruluş olarak 2015'te kurulan OpenAI'ın kişisel zenginleşme amacıyla kâr amaçlı bir yapıy...;

Hürmüz Boğazı üzerinde sessizlik çöktüğünde ve Washington ile Tahran Nisan 2026’da kırılgan bir ateşkese vardığında, Hindistan zaman kaybetmedi. Hindistan Dışişleri Bakanı, Birleşik Arap Emirlikleri ile stratejik ortaklığı gözden geçirmek üzere Abu Dabi’deydi. İran’a tıbbi yardım sevkiyatları gönder...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.