NATO Ortadoğu’da Ne Yapabilir?

Haber

NATO kritik bir eşikte. Sovyetlerin dünya siyasetinden çekilmesi ile rolü ve misyonu sorgulanmaya başlanan NATO kimlik krizini atlatmaya çalışıyor. NATO’nun rolü, misyonu ve hedef coğrafyası eski dönemin ufuklarını zorlayacak tarzda dönüştürülüyor ve genişletiliyor. Yeniden yapılanma sanıldığı kadar kolay gerçekleşmiyor....

NATO kritik bir eşikte. Sovyetlerin dünya siyasetinden çekilmesi ile rolü ve misyonu sorgulanmaya başlanan NATO kimlik krizini atlatmaya çalışıyor. NATO’nun rolü, misyonu ve hedef coğrafyası eski dönemin ufuklarını zorlayacak tarzda dönüştürülüyor ve genişletiliyor. Yeniden yapılanma sanıldığı kadar kolay gerçekleşmiyor. Kurumsal direncin yanı sıra, uzunca bir süredir sahip olunan güvenlik kültürünün değişmesi zor süreçler. Geçmişte Sovyetler karşı oynadığı savunma ağırlıklı rolden, yeni dönemin güvenlik sorunları ile başa çıkabilecek yeni bir misyona geçiş hedeflenmekte.

Reform yolundaki sorunlar her ne olursa olsun NATO üyelerinin bu kurumu devam ettirme yönündeki irade ve dirençleri varlığını sürdürüyor. Gelinen aşamada NATO yeni rolünü büyük oranda Genişleyen Ortadoğu ve Avrasya’nın kronik sorunları üzerinden inşa etmeye çalışmakta. Bir anlamda dünya siyasetinin 11 Eylül sonrası nitelik değiştiren güvenlik sorunlarının kaynağı olan coğrafya NATO’nun hedef coğrafyası olmakta ve bu bölgedeki kaos ve istikrarsızlık üzerinden NATO’nun yeni rolü belirlenmekte.

NATO’nun İstanbul zirvesinde Afganistan harekatının durumu, Irak’ta muhtemel NATO rolü, Ortadoğu ülkeleri ile işbirliği imkanlarının tartışılması konularına öncelik verilmesi tesadüfi değildir. “İstanbul İşbirliği Girişimi” çerçevesinde Ortadoğu ülkeleri ile askeri işbirliği çağrısı, AB’nin Akdeniz ülkeleriyle yürüttüğü siyasi işbirliği süreci olan Akdeniz Diyaloğu ile beraber yürütülecek. NATO’nun yeniden yapılanma sürecinde iki farklı görüş öne çıkmakta ve bu yaklaşımların öngörüleri doğrudan NATO-Ortadoğu ilişkisini etkileyebilecek sonuçlara yol açabilecek.

Amerikanın ve bir ölçüde Irak’a sürüklediği diğer 15 NATO ülkesinin yaklaşımı, Amerikanın dünyanın bu kesimini kendisine ve müttefiklerine tehdit oluşturmayacak tarzda dönüştürmek. Bunu yaparken eski dönemin aygıtları olan savaş, askeri müdahale gibi unsurlar ile yeni dönemin gerekleri olan yumuşak güvenlik sorunlarına karşı alınacak tedbirlerin bir karışımı tavsiye edilmekte. Sovyet tehdidinin yerini tüm dünyaya kaos ve tehdit vaat eden “savaş alanı” alacak.

Daha Avrupalı olan yaklaşım ise NATO’nun bilinç haritasından öteki düşüncesini temizlemeyi ve ortak tehdit algılamasından hareketle örgütü bir güvenlik cemaatine dönüştürmeyi hedefliyor. Tehditlerin niteliği değişti ve güvenlik anlayışı yeni yaklaşımlara ihtiyaç duymakta. Bu yaklaşım demokratikleşme, insan hakları, ekonomik kalkınma gibi hedeflere öncelik vererek yeni dönemin sorunlarının aşılabileceğini öngörmekte. Hedefe ulaşmada ise sivil toplum örgütleri faaliyetleri, ülkeler ile kritik diyalog süreçleri, uzun dönemli diplomatik girişimler, ambargolar gibi metotlar öne sürmekte. Bu yaklaşımda mümkün olduğu kadar kaçak güreşme, iç politik atmosfere dahil olmama ve uzaktan tavsiyelerle yetinme tavrı hakim.

Irak’ta NATO varlığı tartışmaları nihayetinde bu ülkede NATO şemsiyesi ile değil, bazı NATO ülkelerinin aktif katılımı ile gerçekleştirilmesi çağrısı bu iki yaklaşımın mücadelesinin devam ettiğini göstermekte. Ortadoğu’da NATO’nun etkin bir role sahip olması ve her şeyin ötesinde olumlu ve yapıcı katkı yapabilmesi bu iki yaklaşımın öngörülerinin ötesinde bir ufkun yakalanmasını gerektiriyor. Temel önşart NATO’nun yapısal olarak uluslar arası sistemin Ortadoğu kurgusunu zorlayabilecek tarzda bölgenin sorunlarının gerçek niteliğini görmesi ve gereken çözüm yollarının ortaya konmasını sağlaması. Bölgede bir anlamda uluslararası ilişkilerin yapısından ötürü kurumsallaşmış eşitsizliklerin bulunduğu ve öncelikle bu konuya neşter vurulması gerekmekte.

Diğer önemli şart ise bölge ile ilgili üretilecek inisiyatiflerde geniş tabanı bir demokratik meşruiyetin varlığı. Yabancı müdahalesi bölge ülkelerinin güvenlik algılamalarında doğrudan tehdit anlamına gelmekte, otomatik bir reddetme mekanizması devreye girmekte. İlgili projelerde muhatap toplumlar, bölge ülkeleri, BM ve uluslar arası hukuk nezdinde geniş tabanlı bir meşruiyetin sağlanması bu sorunu minimize edebilir. Ayrıca NATO’nun Ortadoğu’da bir aktör olarak ortaya çıkması bu yolla sağlanabilir. Aksi takdirde NATO, bölgede ABD’nin uzantısı algılamasından öteye geçemeyebilir.

NATO’nun temel katkısı söz konusu demokratik meşruiyet ilkesine bağlı kalarak bölgede yeni güvenlik kültürünün oluşmasını sağlamak olabilir. Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Avrasya coğrafyası güvenliğin yönetimi konusunda henüz soğuk savaş parametrelerini aşamamışken, tahmin edilemeyen ve caydırılamayan yeni tehditlerle karşı karşıya kaldı. Soğuk savaş yıllarından günümüze bölgede bir güvenlik üst kültürü yada uluslar arası bir güvenlik kültürünün oluşamaması yapısal olarak bölgede uluslararası ilişkilerin tarihsel gelişimi ve pratiğinin batı paradigması dışında şekillenmesi ve ayrıca 20. Yüzyılda şekillenen güvenlik kültürünün bir üst güvenlik şemsiyesi altında bir araya gelmeye izin vermemesi.

Bölgede bir güvenlik cemaatinin oluşumu yaygın güvenlik devleti anlayışından vazgeçilmesi, egemenliğin kısmen devri konusunda uzlaşmaya varılması, bölgede güven atmosferinin oluşturulması ile olur. İç politikadan dış politikaya taşacak olan eğitim, demokratikleşme ve ekonomik kalkınma için tıkalı kanalların açılması yönünde meşru adımlar atılabilir. Bir üst güvenlik kültürünün oluşması ile NATO’nun önderliğinde bir Ortadoğu Güvenlik ve İşbirliği Örgütünün temelleri atılabilir. Bölgede böyle bir oluşumun ortaya çıkması NATO’nun en önemli uzun dönemli hedefi olmalı.

NATO’nun sınıraşan güvenlik sorunları ve bu sorunların iç bağlamları ile ilgilenen bir güvenlik cemaatine dönüşmesi, Ortadoğu özelindeki gibi operasyon alanlarında yeni metotlar ile değişen güvenlik sorunları ile ilgilenebilme yeteneği kazanması 11 Eylül sonrası dünya siyasetinin ihtiyaç duyduğu bir olgu. Ortadoğu’da anlamlı bir NATO rolü örgütün bu kabiliyetlerin geliştirilmesini sağlayacak dönüşümü yaşaması ile olabilecek. Aksi takdirde bırakın Ortadoğu’da etkin rol oynamayı, NATO’nun kurumsal varlığını sürdürebilmesi bile zor gözükmekte.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1897 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1897

Son Eklenenler