Küreselleşmenin Diğer Adı, Çin: Tehdit Mi Fırsat Mı?

Makale

Sekizinci yüzyılda hüküm süren Göktürk hükümdarı Bilge Kağan’ın (683-734), kurultayda “Türklerin artık yerleşik hayata geçmesi, surlarla çevrili şehirler kurması gerektiğini” söylemesi üzerine, dönemin büyük devlet adamı Vezir Tonyukuk, aynı zamanda damadı olan Bilge Kağan’ın bu önerisine karşı çıkar. ...

*Atilla Sandıklı

**İlhan Güllü

Sekizinci yüzyılda hüküm süren Göktürk hükümdarı Bilge Kağan’ın (683-734), kurultayda “Türklerin artık yerleşik hayata geçmesi, surlarla çevrili şehirler kurması gerektiğini” söylemesi üzerine, dönemin büyük devlet adamı Vezir Tonyukuk, aynı zamanda damadı olan Bilge Kağan’ın bu önerisine karşı çıkar. Çinlilerin sayıca çok Türklerin ise az olduğunu, yerleşik hayata geçmenin Çinlilerin hakim olduğu coğrafyada vur-kaç taktiği ile savaşan ve hareket halinde yaşayan Türkler için sakıncalı olacağını ileri sürer. Kurultayda Vezir Tonyukuk’un görüşleri kabul edilir; Türkler Orta Asya bozkırlarında, Çinli komşuları ile yüzyıllar boyunca bazen savaş bazen de barış içinde ama göçebe bir hayat sürdürürler.

Vezir Tonyukuk’un tavsiyesine uyan ve sekizinci yüzyılda Çin’in varlığını esas alarak coğrafyadaki yerlerini belirleyen, Çin’in konumuna uygun olacak şekilde kendilerine yaşam tarzı seçenler, Göktürkler idi. Küreselleşme sürecinde 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ise, büyük bir hızla gelişen Çin’in konumuna bakarak kendisine rol biçecek olanlar sadece Türkler değil, bütün dünya ülkeleridir.

Çin: Küreselleşmeyle Ortaya Çıkan Güç

Sovyetler Birliği’nin dağılması, terörizmin küresel boyut kazanması ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi projesi, gerçekte yeni pazar arayışlarıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır. Çin, 1.300 milyon civarındaki nüfusu ile sadece pazardaki tüketiciyi değil, aynı zamanda “Sosyalist Pazar Ekonomisi” modeli ile dünya pazarları için rekabete dayalı yeni bir üretimi ifade etmektedir. Yetmişli yılların sonlarından itibaren Deng Xiaoping tarafından ortaya konan “Sosyalist Pazar Ekonomisi” programıyla Çin, dünyada eşine az rastlanabilen bir dönüşümü yakalamıştır. Ekonomisini modernleştirmesi, Çin’i küreselleşme sürecinin vitrinine taşımıştır. Çin’in sosyal ve ekonomik açıdan geçirmekte olduğu değişim Taiyuan, Shanxi, Şangay gibi sanayi ve ticaret merkezlerini Pasifik’in öteki yakasındaki Los Angeles, San Francisco gibi cazibe merkezlerine alternatif olarak ortaya çıkarmıştır.

Çin planlı ekonomiden serbest ekonomiye geçiş sürecini, 1978’den itibaren uyguladığı reformlarla yumuşatarak, Rusya’nın yaşadığı sistem çatışmasını yaşamamıştır. Dünyanın en büyük açık şantiyesine dönüşen Çin 1990-2003 arasında toplam ihracatını sekiz katına, kişi başına düşen milli gelirini ise üç katına çıkarmıştır. Çok uluslu şirketlerin çekim merkezi haline gelerek 2003 yılında 53 milyar ABD Dolar değerinde doğrudan yabancı yatırım çekmiştir. Çin’in ABD’den sonra, dünyada en fazla yabancı yatırım çeken ülke olmasında bölgesel ve küresel düzeydeki çabalarının etkili olduğunu da unutmamak gerekir. 1997 yılında İngiliz idaresinden geri alınan Hong Kong’da ilk “Özerk Bölge” idaresi uygulaması mevcut yönetimin ekonomik dönüşüm yönündeki kararlılığını ortaya koymuştur. 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması da yabancı yatırımcıların Çin yönetimine olan güvenini artırmıştır.

Son on yıldan beri ortalama olarak % 8-9 civarında büyüme kaydeden Çin ekonomisinin ne yönde ve ne hızda bir seyir takip edeceği araştırmacıların ilgi odağını oluşturmaktadır. Çin’in göz kamaştıran büyüme süreci, doğal bir serbest piyasa içinde cereyan etmediği, sosyal politikaları içermediği gibi gerekçelerle eleştirilmekle birlikte, performansının bu düzeyde daha ne kadar devam edebileceği hakkında fikir yürütmek bugün için erken sayılabilir. Ancak şurası bir gerçektir ki, Çin son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen bölgesinde, küreselleşme sürecinin en önemli aktörü olarak ortaya çıkmıştır.

Çin’in, içinde yer aldığı Güney Doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) gibi örgütleri dikkate aldığımızda, etkin olabileceği bölge nüfusu, yaklaşık olarak dünyanın yarısına karşılık gelmektedir. Bu yönüyle Çin, öncelikle bölgesinde ortak güvenlik ve işbirliği politikaları geliştirerek dünya barışına katkıda bulunabilir. Uzmanlar gelecekte bizi Çin, ABD ve AB ile bunların etrafında yer alacak Japonya, Rusya, Hindistan ve Brezilya’dan oluşacak çok renkli bir dünyanın beklediğini ileri sürmektedirler. Çizilen bu tabloda en belirgin renklerin ise ABD, AB ve Çin olacağı daha şimdiden tartışmaların odağını oluşturmaktadır.

Çin’in Büyümesini Sağlayan Faktörler

Çin, içinde yer aldığı Uzak Doğu coğrafyasındaki ülkeler tarafından uygulanan sanayileşme stratejilerini benimsemiştir: Dışa dönük, özünde serbest piyasa güçlerine ve piyasa mekanizmasına bağlı, ekonomik büyümede ihracatın itici güç olduğu ve ekonomide liberalleşmeyi temel alan stratejiler.

Çin tarafından uygulanan bu stratejilerin ortaya çıkan sonuçları ise düşük enflasyon, fiyat istikrarı, ekonomide yüksek büyüme hızı, ihracatta büyüme, dış borçlarda azalma şeklinde özetlenebilir.

Çin’in son yıllarda dış ticaret hacmini artırmasında etkili olan faktörleri birkaç başlık altında sıralayabiliriz:

Ekonomide yapısal değişim: Çin, yaklaşık 25 yıldan beri devam ettirdiği ekonomik politikaların sonucunda dış ticareti artırmaya imkan veren bir üretim modeli gerçekleştirmiştir. Bunu sağlamak için iç ve dış dinamikler, Çin tarafından ekonomik gelişme sürecine uygun olarak kullanılabilmiştir.

- Çin’in ihracatındaki hızlı artışı, para birimi Yuan’ın ABD Doları ile birlikte uluslararası piyasalarda değerinin düşmesi ile açıklamak kısmen doğru olsa bile dış ticaret hacmindeki artışın asıl sebebi yapısal değişimdir.

- Ucuz işgücü, maliyetleri azaltmış ve uluslararası piyasalarda Çin mallarının rekabet gücünü artırmıştır.

- Ülkeye teknoloji girişinin kolaylıkla sağlanabilmesi, üretim kapasitesini ve malların kalitesini artırmıştır.

- Asya’daki üretim ve ticaret ağı Çin’in uluslararası pazarlara uyumunu kolaylaştırmıştır.

Doğrudan yabancı yatırımlar : Çin’in dış ticaret hacmindeki artışta yabancı işletmeler önemli bir paya sahiptir. Yabancı şirketler Çin’de, son 15 yıl içinde toplam 550 milyar ABD Dolardan fazla yatırım yapmışlardır. Bu sayede Çin, 2004 yılında ülkesine çektiği 60 milyar ABD Dolarına yakın doğrudan yabancı yatırım ile dünyada ikinci sırayı almıştır. Yatırım yapan yabancı işletmeler, ihracata yönelik imalat sanayinde faaliyet göstermekte olup, bunların içinde önemli bir bölümü Asya ülkelerinden gelmektedir. 2000 yılında Çin’in ihracatında Asya kökenli yabancı sermaye %48’lik orana sahip iken 2004’te %57’ye ulaşmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların Çin’e yönelmesinin başlıca nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

- Çin’in temsil ettiği potansiyel büyüklük ve bundan kaynaklanan pazarın büyüklüğü, dolayısıyla da tüketici sayısının çokluğu,

- Politik ve sosyal açıdan ülkede sağlanmış istikrar ortamı,

- Altyapıdaki iyileşmeler,

- Ekonomik gelişmelerdeki devamlılığın yıllık ortalama olarak %7-9 civarında büyümeye imkan vermesi.

- 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) giren Çin’in yabancı yatırımcılara hukuki açıdan güven vermiş olması.

Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması: Gümrük tarifelerinin 1 Ocak 2005’ten itibaren ortalama olarak %10’un altına düşmesi ve ihracatın bir bölümü için DTÖ tarafından gözetilen ülkeler prensibinin uygulanmasıyla 2005’te uluslar arası tekstil antlaşmaları çerçevesinde, gelişmiş ülkelerin ithalatlarında tekstile uygulanan kotaların kaldırılması Çin’in ihracatını önemli ölçüde artırmıştır.

Çin dış ticaretinin artmasında ihracattaki kadar ithalattaki artış da önem arz etmektedir. Özellikle yeniden ihraç edilmek üzere yapılan ithalat, önemli bir paya sahip bulunmaktadır. Bu nedenle Çin dış ticaretinin büyümesinin dünya pazarına iki yönlü etkisi söz konusudur: Birincisi, Çin’in ihracatta patlama yaparak diğer ülkelerin dış ticaret dengelerini değiştirmiş olması, ikincisi ise ekonomik gelişmesini ve üretim gücünü artırmak için dış dünyadan hammadde ithal ederek girdilerin piyasa fiyatlarını yükseltmiş olmasıdır. Bunun en açık örneği dünyadaki petrol fiyatlarının artışında görülmektedir. Çin, dünyadaki petrol ithalatında ikici sırayı almaktadır. Dünyadaki alüminyum, demir, çelik ve deri üretiminin 1/3’ten fazlasını Çin tüketmektedir. Söz konusu hammaddelerde arz konusunda sorunlar yaşanmaya başlamıştır.

Çelişkili Büyümenin Çelişkili Sonucu: Fırsat ve Tehdit

Çin’in 25 yıldan beri geçirmekte olduğu ekonomik değişim sürecinin son 15 yılı, bu değişimin dünya ile bütünleşmesini sağlamaya yöneliktir. Çin, DTÖ’ne üye olarak ve ASEAN ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi çeşitli bölgesel örgütlerde önemli roller üstlenerek bu bütünleşmeyi kısmen gerçekleştirmiştir. Dünyanın en büyük nüfuslu ve altıncı büyük ekonomisi olan Çin’in geçirmekte olduğu bu süreç, küresel ekonomiyi büyük ölçüde etkilemiştir. Diğer bir ifadeyle bu süreç, gelişmiş ülkeler ve Çin’in bölgesindeki gelişmekte olan ülkeler için fırsatı ifade ederken, dünyanın geri kalanı için tehdit olarak nitelendirilebilmektedir. Bununla beraber kapitalizmin kurumları açısından, Çin’in dönüşüm sürecinde katedeceği mesafe henüz katettiğinden fazladır.

Kapitalist sistemin gereklerinden olan burjuvazi Çin’de gelişme aşamasındadır. Günümüz itibariyle 1.300 milyon nüfuslu Çin’in gelişme süreci, şehirlerdeki 200 milyonluk nüfus üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çin kapitalizminin burjuvazisinin ise 60 milyonluk seçkin kesim arasından çıkacağı düşünülmektedir. Öte yandan bu kesimin kültürel, politik ve ekonomik açıdan uluslararası düzeyde iletişim halinde olması, bu ülkenin özellikle batı dünyasından kopuk olmayan burjuvazisini yaratmakta olduğunu göstermektedir. 1978’de dönemin Devlet Başkanı Deng Xiaoping yönetiminde “Sosyalist Pazar Ekonomisi” prensibini uygulamaya koyan Çin, savunma, bilimsel araştırmalar, tarım ve sanayi alanlarında modernleşmeyi hedeflemiştir. Ancak hedeflerin hepsinin gerçekleşmeyeceği yönünde endişeler mevcuttur. Bölgeler arasındaki dengesiz gelişme, kırsaldan şehirlere göç ve nüfusun hızla yaşlanmasının doğuracağı sosyal sorunlar, ekonomik gelişimin sürekliliği hakkındaki şüpheleri ortaya koymaktadır.

Paul Krugman’ın Asya ülkelerine yönelik çıkardığı bir sonucu Çin için de geçerli sayabiliriz; Çin’deki büyüme, verimlilikteki artışın değil, kaynaklardaki artışın sonucudur . Çin son yıllarda olağanüstü büyüme sergilemiş fakat buna eşdeğer büyümeyi verimlilik artışında gösterememiştir. Yabancı sermayedeki yoğun yatırımlar, işletmelerde sermaye verimliliğini ortadan kaldırmaktadır. 2003 yılında Çin’deki yatırımlar GSMH’nın %42,2’sini oluşturmuştur. Bölge ülkelerindeki yatırımlara oranla Çin’de yüksek düzeyde gerçekleşen yatırımlar, işletmeleri kapasitelerinin üstünde ve verimliliği düşürücü üretime yöneltmektedir. 2,8 milyon otomobil üretme kapasitesi olan Çin’in 2003 yılı itibariyle 1,8 milyon otomobil satmış olması bunun en açık örneğidir. 1997-1998 Doğu Asya krizinden etkilenmiş olan Çin’de yatırımlar içinde öz sermayenin azlığı önemli bir risk oluşturmaktadır. Yabancı yatırımlara bağımlı olması, Çin’in ekonomik gelişmesinin devamlılığı açısından risk teşkil etmektedir.

Öte yandan Çin büyümesindeki çelişkilere rağmen, 1990’lı yıllardan itibaren başlayan yabancı yatırımlar için cazibe merkezi olmaya devam edecektir. 2001 yılında DTÖ’ne girmiş olması yabancı yatırımcıların Çin’e duydukları güveni artırmıştır. 2004 yılı sonunda ASEAN ile birlikte Serbest Ticaret Bölgesinin temelini atması Çin’i bölgesel güç yapmıştır. 2008’de Pekin Dünya Olimpiyatlarının, 2010’da ise Şangay Dünya Fuarı’nın düzenlenecek olması Çin’in gelecek perspektifi açısından yabancı yatırımcılara güven vermeye devam edecektir. Batılı ülkeler bu perspektif doğrultusunda, Asya’ya yönelerek, Çin ile ilgili politikalar geliştirmekte ve Çin pazarına yaptıkları yatırımlarla bu ülkeyi fırsata dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Şurası açıktır ki bu ülkeler, yabancı yatırımlarla beslenen üretim sistemi sayesinde, tarihinde ilk defa küresel bir aktör konumuna gelmiş olan Çin’in önemini kavramıştır.

Avrupa Birliği, 1989 yılından beri Çin’e uyguladığı silah ambargosunu Haziran 2005’de kaldırmayı prensip itibariyle kabul etmiştir. Gerçekte bu gelişme, Çin’e en çok ihracat yapan Japonya ve Tayvan gibi ülkelerin Çin’le ilgili endişelerini açığa çıkarmakla beraber aynı zamanda Çin’in küresel bir aktör olarak AB tarafından kabul edildiğini ortaya koymuştur. AB, Çin’in son yıllarda göstermiş olduğu ekonomik büyümeden, küresel ağırlığını kullanarak daha fazla pay almayı hedeflemiştir.

Bölgesel ve küresel düzeyde kendisine önem arz edilen bir ülkenin gelişiminden dünyadaki her ülke gibi Türkiye’nin de uzak kalması düşünülemez. Tekstil kotalarının 1 Ocak 2005’ten itibaren DTÖ tarafından tamamen kaldırılmış olması Çin’i dünya ticaretinde bir tehdit olarak ortaya çıkarmıştır. Çin ile yapılan dış ticarette ihracatının beş katı kadar fazla olması, Türkiye’nin gelişmelerden en çok etkilenen ülkeler arasında olduğunu göstermektedir.

Orta Asya Türk Tarihinde doğu hanlığı (Kağan) ve batı hanlığı (Yabgu) olarak ikiye ayrılan Türk devletlerinde daima, batıdaki (Çin’e uzak olan) hanlık doğudakine (Çin’e yakın olana) tabi olurdu. Doğuda olan (Çin’e yakın) büyük kabul edilir ve buna göre bir dış siyaset belirlenirdi. Kökleri tarihin derinliklerinde olan bir dış siyasetin 21. yüzyılın eşiğinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından devam ettirilmesi acaba bize coğrafyada başka ülkelerin doğusunda ama Çin’in batısında yer kazandırabilir mi? Gelecekte Çin’in başını çekeceği, değişen dünyada yerini alabilmek için Türkiye’nin de Çin’e yönelik, Çin’i tehdit olmaktan çıkaracak etkin ve sürekli bir siyaset üretmesi kaçınılmazdır. Üstelik, Türkiye 21. yüzyılın büyük devletlerinden biri olmaya aday ise.

Not: Bu yorum, TASAM tarafından çıkarılmakta olan Stratejik Öngörü dergisinin gelecek sayısında yayınlanacak olan makaleden alınmıştır. Yazıyı ayrıntılı olarak görmek için Stratejik Öngörü dergisinin 5. sayısına bakınız.

*TASAM Genel Müdürü

**Paris3 Sorbonne Nouvelle Üniversitesi Doktora Öğrencisi, TASAM Ekonomi Çalışma Grubu Uluslararası Ekonomi Uzmanı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2555 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 614
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1919 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1919

Son Eklenenler