ABD’de Başkanlık Seçimleri Ve Seçmenler

Haber

Bilindiği üzere ABD’de 2 Kasım’da ABD ile birlikte tüm dünya halklarını ve uluslar arası sistemi etkileyebileceği düşünülen Başkanlık seçimleri yapılacak. Seçim tarihi yaklaştıkça seçimlerin kimin zaferiyle sonuçlanacağı ile ilgili tartışma ve tahminlerin sayısında da büyük bir artış görülüyor....

Bilindiği üzere ABD’de 2 Kasım’da ABD ile birlikte tüm dünya halklarını ve uluslar arası sistemi etkileyebileceği düşünülen Başkanlık seçimleri yapılacak. Seçim tarihi yaklaştıkça seçimlerin kimin zaferiyle sonuçlanacağı ile ilgili tartışma ve tahminlerin sayısında da büyük bir artış görülüyor.

Hemen hemen her gün Başkan adaylarının seçimlerde alacakları muhtemel sonuçlar ile ilgili yeni anket sonuçları yayınlanıyor. Bu tür anket ve tahminlerde genellikle adayların federal düzeydeki tercih edilirlikleri ölçülmekte ve buna dayanarak seçimleri kimin kazanacağı ile ilgili tahminler yapılmaktadır. Yani örneğin anket veya araştırma sonuçları adaylardan birini diğerinin 10 veya 15 puan önünde gösterdiyse bu, önde olan adayın araştırma tarihinde seçim yapılsa ABD Başkanı olacağı şeklinde yorumlanmaktadır. İlk bakışta oldukça sağlıklı gibi gözüken böylesi yorumlar aslında son derece hatalıdır. Zira ABD’de Başkan adayların federal düzeyde aldığı popüler (halk) oyuna göre seçilmiyor. Yani ABD’de toplam kayıtlı seçmenden en fazla oyu alan adayın mutlaka Başkan olması gibi bir kural yok. Çünkü ABD’de başkanı federal düzeyde aldığı oyları değil, her eyaletteki seçmenlerin oyları ile teşkil edilen Seçmenler Koleji (Electoral College) seçiyor. Halk oylarının fonksiyonu ise Seçmenler Koleji’ni seçmek ile sınırlı.

Seçmenler Koleji şu şekilde oluşuyor ve Başkan ve yardımcısını da şöyle seçiyor:

Seçmenler başkanı seçecek olan ikinci seçmenleri, bu ikinci seçmenler de oyları ile başkanı seçiyor. Her federe devlet kendi ikinci seçmenini kendisi seçmektedir. Örneğin 2000 yılındaki seçimlerde Kaliforniya eyaletinden Seçmenler Koleji’ne gönderilen ikinci seçmen sayısı 55 iken bu rakam New Jersey’de 15, Montana, Kuzey Dakota, Güney Dakota ve Wyoming’te 3 olmuştur. Ancak bu rakamlar eyaletlerdeki nüfus değişimlerine paralel olarak değişebilmektedir. Örneğin Arizona’nın 2004 seçimlerinde Kolej’e göndereceği ikinci seçmen sayısı bir önceki seçime göre 10’dan 12’ye yükselirken, Ohio’nunki ise 20’den 19’a düşmektedir. Görüldüğü gibi her federe devletin Seçmenler Koleji’ne gönderdiği temsilci sayısında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Nüfusu fazla olan eyaletler Koleje daha fazla ikinci seçmen göndermektedir. Ancak Koleje gönderilecek seçmen sayısı eyaletlerin nüfusları ile doğru orantılı da değildir. Yani iki eyalet arasındaki nüfus oranının örneğin 10’a 1 olması iki eyaletin Koleje göndereceği ikinci seçmen sayısında da aynı oranın olacağı anlamına gelmemektedir.

Her federe devlet, Kongrenin Temsilciler Meclisi (House of Representatives) kanadındaki temsilci sayısı ile senato (Senate) kanadındaki sabit iki senatör sayısının toplamı kadar ikinci seçmen ile başkanlık seçimine katılmaktadır. Dolayısıyla Seçmenler Koleji’nin temsilci sayısı Kongrenin iki kanadındaki temsilci sayısına (438 Temsilciler Meclisi + 100 Senato olmak üzere), yani 538’e eşittir. Bu ikinci seçmenlerin en az 270’nin oyunu alan aday başkan seçilmektedir. Adaylardan biri çoğunluğu sağlayamazsa Kongrenin Temsilciler Meclisi kanadı en fazla oyu alan adayı başkan seçerken, Senato kanadı da başkan yardımcısını belirlemektedir. Gerçi Seçmenler Koleji’ndeki oylamalarda çoğunluğun sağlanamadığı durumlar oldukça azdır. Sadece 1801 yılında Thomas Jefferson ve 1825 yılında John Quincy Adams Temsilciler Meclisi tarafından başkan seçilmişlerdir.

Daha önce de belirtildiği gibi Kolejdeki her bir üye, bağlı olduğu federe devletin seçmenlerince seçilmektedir. Ancak her eyaletin seçmen kolejine göndereceği üye sayısı, partilerin ve dolayısıyla adayların ilgili eyalette elde ettiği oy oranı ile doğru orantılı olarak adaylar arasında paylaştırılmamaktadır. Tam tersine, eyalette en fazla oyu alan aday eyaletin Seçmenler Kolejine göndereceği üyelerin tamamını kazanmaktadır. Yani örneğin iki aday herhangi bir eyalette başa baş yarışsa ve çok az bir farkla adaylardan biri yarışı önde bitirse, önde olan aday eyaleti silip süpürmektedir. Elli eyaletin içinde sadece ikisinde en fazla oyu alanın tüm eyaleti kazandığı “ya hep ya hiç” sistemi uygulanmamaktadır. Bunlardan Maine 1969’da Nebraska ise 1992’de bu sistemi terk etti. Ancak bu eyaletlerde yarışan adaylar, seçimlerde aldıkları oy oranında Seçmenler Kolejinde temsil edilme hakkı kazanmamaktadır.

Bu adaletsiz temsil nedeni ile başkan adaylarının federal düzeyde elde ettikleri oy oranının tam karşılığı Seçmenler Kolejine yansımamaktadır. Yani Başkanın partisinin Kolejdeki temsil oranı Başkanın ulusal düzeyde aldığı oy oranından genellikle çok daha fazla olmaktadır. Örneğin 1956 seçimlerinde Eisenhower %55 civarında oy alırken rakibi de yaklaşık %45 oy oranı elde etmişti. Halbuki Eisenhower Seçmenler Kolejindeki üye sayısının 457’sini kazanmıştı. Yani Eisenhower’in Seçmenler Kolejindeki temsil oranı -%55’lik genel oyuna karşılık- %85’i bulmuştu.

Örnekleri az da olsa ülke düzeyinde en fazla oyu alan adayın Seçmenler Kolejinde rakibine göre daha az üye ile temsil edilmesi nedeni ile başkan seçilememesi durumları da yok değil. Şu ana kadar üç başkan adayı ülke düzeyinde oy sayısı bakımından azınlıkta olduğu halde ikinci seçmenler kademesinde çoğunluğu sağlayarak başkan seçilmiştir. 1876 yılında rakibine göre 300 bin aha az oy alan Hayes, Seçmenler Kolejinde rakibine üstünlük sağlamış ve başkan seçilmiştir. Yine 1888 yılında 100 bin az oy alan Harrison, buna rağmen seçim sistemi gereği Seçmenler Kolejinde çoğunluğu sağlayabildiği için başkan seçilebilmiştir. Son örnek ise oldukça yeni ve bir o kadar da ilginç ve kaybeden açısından dramatik de.

Bir önceki, yani 2000 yılındaki seçimlerde ABD genelinde George W. Bush’a göre daha fazla oy almasına rağmen Demokrat Parti adayı Al Gore başkanlık seçimini kazanamadı. İşi daha da dramatik kılan, Seçmenler Kolejinin bileşimini belirleyen ve sonucu mahkemeye kadar götürülen Florida seçimlerinde Gore’un beş bin gibi çok küçük bir farkla kaybetmesiydi. Böylece ülke genelinde daha az oy almasına ve Florida’daki seçimleri de çok küçük bir farkla almasına rağmen Bush Florida’dan tam 27 temsilciyi kendi adına Seçmenler Kolejine göndermiştir. Seçmenler Koleji de 271 oy ile Bush’u başkan seçmiştir. Bir üyeni çekimser kaldığı oylamada Al Gore 266 oy almıştır.

Durum böyle olunca seçim sonuçları ile ilgili tahmin yaparken adayların ülke genelinde alabilecekleri oy oranına bakmanın hatalı bir tutum olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunu yerine her adayın eyaletlerdeki performansını değerlendirmek ve bunun sonucunda ortaya çıkan tabloya göre tahminde bulunmak daha isabetli ve daha güvenilir olacaktır. Zaten bizzat başkan adaylarının kendileri de stratejilerini buna göre geliştirmektedirler. Örneğin, tercihini istikrarlı bir biçimde bir partiden yana koyan ve tarihsel olarak o parti ile özdeşleşen bir eyalette diğer partinin adayı pek fazla çaba sarf etmemektedir. Bu tür eyaletlerde esas mücadele parti içinde olmakta, diğer parti ve partilerin varlığı dahi hissedilmemektedir. Bir partinin çok güçlü olduğu bilinen bir eyalette faaliyetlerini yoğunlaştırmaktansa, başkan adayları durumun kritik olduğu, yani başa baş mücadelenin beklendiği eyaletlerde durumu kendi lehlerine çevirme girişimlerinde bulunmaktadırlar. Örneğin Bush’un New Jersey’de, Kerry’nin ise Texas’ta yoğun bir seçim kampanyası içine girmesinin fazlaca bir anlamı ve mantığı bulunmamaktadır.

Bu gerçekler çerçevesinde, kısa bir süre sonra yapılacak seçimlerle ilgili olarak ABD’de yapılan ciddi tahmin çalışmaları adayların Seçmenler Kolejinde elde edebilecekleri üye sayısına odaklanmış durumda. Tahmincilerin ortak kanaati Wisconsin, Iowa ve Minnesota (Ortabatı’da birbirlerine komşu üç eyalet) seçmenlerinin başkanlık seçimleri sonuçlarında belirleyici olacağı yönünde. Üç eyaletin tamamı da 2000 seçimlerinde Al Gore’u tercih etmişti. O seçimlerde bu üç eyaletin toplam oy değeri 27 idi. Şimdiki seçimlerde ise 26’ya düşmüş durumda. Bu eyaletlerden alınan halihazırdaki sonuçlar Kerry’yi endişelendirirken Bush’u da cezp ediyor. Ancak Kerry de bir önceki seçimlerde tercihlerini Bush’tan yana koyan Florida ve Ohio’ya gözünü dikmiş durumda. Ancak Kerry’nin endişelenmesi için ciddi nedenleri var. Zira 2000 yılında Demokratlar Iowa’da sadece 4.000, Wisconsin’da ise sadece 6.000 oy farkla kazandılar. Minnesota’da fark daha fazlaydı; ancak eyalet bir Cumhuriyetçi Senatör ve bir de Cumhuriyetçi Vali seçti. Ki bu durum bu üç eyaletin her an Bush’a yönelebileceği anlamına geliyor.

Kerry’nin Ohio’ya göz dikmesi nedeni ile Bush bu anahtar konumundaki eyaleti kaybetmeme çabalarını arttırdı. İşsizlik oranının %6,3’e yükseldiği ve Bush iktidara geldikten sonra 240.000 kişinin işini kaybettiği eyalet Kerry için seçimleri kazanma adına önemli bir fırsat sunuyor gibi gözükse de şu andaki duruma göre Bush’un çok tedirgin olmasına gerek yok. Ancak Ohio seçmeninin yaklaşık üçte biri tercihini geleneksel tartışma programlarına göre belirleyeceğini belirttiği için Kerry için hala ümit var.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4773 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1698
Avrupa 13 1333
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2766 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3301 ) Etkinlik ( 70 )
Alanlar
Türkiye 70 3301

Son Eklenenler