Çağdaş Toplum ve Demokrasi

Makale

Demokrasi günümüzde, azınlıkta olanların haklarına saygı gösterildiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu, özgürlükçü bir çoğunluk yönetimi biçiminde tanımlanabilir. Demokratik düşüncenin evrimi, insanın “akıllı” bir yaratık olduğu, kendisi için iyi olanla kötü olanı ayırt edebileceği inancından kaynaklanan, insana saygıya dayalı, iyimser bir dünya görüşünün evrimidir.(1)...

Demokrasi günümüzde, azınlıkta olanların haklarına saygı gösterildiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu, özgürlükçü bir çoğunluk yönetimi biçiminde tanımlanabilir. Demokratik düşüncenin evrimi, insanın “akıllı” bir yaratık olduğu, kendisi için iyi olanla kötü olanı ayırt edebileceği inancından kaynaklanan, insana saygıya dayalı, iyimser bir dünya görüşünün evrimidir.(1)

Demokrasi, sadece çoğunluğun yönetimi değil aynı zamanda çoğulcu bir yönetim şeklidir.(2) Çünkü çoğunluğun temsiline dayalı bir yönetim, çoğunluk diktası da olabilir. Siyasal demokrasi, çoğunluğun yönettiği, azınlıkta olanların ise, yönetimin keyfiliklerine karşı korunduğu bir rejimdir. Siyasal iktidarın sınırlandırılması ve özellikle de bağımsız bir yargı denetimi, çağdaş liberal demokrasinin vazgeçilmez öğelerindendir. Siyasal iktidar üzerindeki yargı denetimi, azınlıkta olanların korunmasını, bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını sağlar.

Demokrasinin evrensel nitelikli üç temel öğesi; Seçim, özgürlük ve bağımsız yargıdır. İktidar; her siyasal sistemde vardır ama “muhalefet”in yasal olarak tanındığı, güvence altına alındığı ve seçimle iktidarı elde etme fırsatı verildiği sistem demokrasidir.(3)

Özgürlük ve yargı güvencesi olmazsa, sadece seçim, demokrasiyi değil, olsa olsa “çoğunluk diktası”nı yaratır. Özgürlüklerin içinde de, demokrasinin işlenmesi açısından, haber alma, düşünce ve örgütlenme özgürlükleri ön sırada gelir. Özgür bir haber alma ortamı yoksa, insan özgür bir biçimde düşünemez. Düşünme özgürlüğü, öncelikle yönetenlerden farklı düşünebilme özgürlüğüdür. Yoksa yönetenler gibi düşünme özgürlüğü, Hitler ve Stalin yönetimlerinde bile vardı. Kendisine yöneltilen yanlı bir bilgilendirme, düşüncenin çerçevesini çizer ve düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırır. Ama tek başına Özgür düşünebilmek, anlatım ve örgütlenme özgürlüğü ile birlikte olmadığı zaman, fazla bir ağırlık taşımaz. Bu durumda “özgür muhalefet” in varlığından söz edilemez.(4)

İktidarın sınırlandırılmasının ve bu sınırın bağımsız yargının denetimi ve güvencesi altında olmasının önemi ise açıktır. Thomas Paine, bu önemi tek cümle ile anlatmak becerisini göstermiştir: “Hükümet organlarının seçimle işbaşı­na gelmeleri, seçilen kimseler sonradan sınırsız bir yetkiye sahip olacak iseler, keyfi baskıyı ortadan kaldırmaz...”

Spinoza’dan beri vurgulanan bir gerçek vardır. Bir karar organının yapısının demokratik olması kadar, hatta ondan da çok, yaptıklarının demokratik olması önemlidir. Çoğunluğun oylarına dayalı bir sistem, eğer bugün için azınlıkta kalan ve yarın çoğunluk haline dönüşebilecek olanların haklarına saygı göstermiyorsa, bu demokratik bir sistem olmaktan çok, bir çoğunluk diktasıdır. Bir demokraside, adaletin ve özgürlüğün gereklerinin yerine getirilmesi, yöneticilerin keyfine ya da sağduyularına bırakılamaz. Adaletin ve özgürlüğün gerekleri, kurumsal güvencelere bağlanmak zorundadır.

Seçimin, demokrasi demek olmadığını, çağdaş diktatörlüklerin hemen tümünde seçimlere rastlandığını biliyoruz. Ama seçimin varlığının, o rejimin demokratikliğinin kanıtı olmadığı ne ölçüde gerçekse, seçimsiz bir demokrasinin düşünülemeyeceği de o ölçüde açıktır. Seçim, halkın ülke yönetimine katılmasının ilk ve vazgeçilmez koşuludur. Demokratik seçimin ilk iki önemli koşulu ise, farklı şeyler arasında seçim yapabilme hakkı ile genel ve eşit oy hakkıdır. Sadece benzerler arasında seçim yapabilmeye olanak tanıyan bir rejim, demokratik olmadığı gibi; bazılarının oylarına daha çok, bazılarının oylarına daha az temsil hakkı tanıyan, toplumun bazı kesimlerinin çıkar ve düşüncelerinin temsiline olanak bırakmayan bir rejimin demokratikliği de tartışmalıdır.(5)

Demokrasinin işleyebilmesi için, toplumda farklı çıkarlara ve dolayısıyla farklı görüşlere sahip bulunanların örgütlenebilmeleri ve görüşlerini barışçı yollardan rahatlıkla savunabilmeleri gerekir. Farklı çıkarlar arasında barışçı bir denge, ancak bu çerçeve içinde kurulabilir. Toplumsal barış da, rejimin istikrarı da, bu dengenin kurulabilmesine bağlıdır. Eğer toplumdaki bazı kesimlerin örgütlenebilme ve çıkarlarını barışçı yollardan savunma olanakları kısılırsa, çarpıtılmış, hakça olmayan bir denge ortaya çıkar. Sonuç, toplumsal huzursuzluklar ve patlamalar olur.(6)

Demokrasi, farklılıkların birlikte yaşama biçimidir. Çoğulculuk, sayıdan çok farklılıktan kaynaklanır. Bu ne­denle de çok partinin varlığı, gerçek bir demokrasi anlamına gelmeyebilir. Demokrasinin amacı, farklılıkları yok etmek değil, uzlaştırmaktır. Pascal, yanlışın, gerçeğin tersi değil, zıt bir gerçeğin unutulması olduğunu söylemiştir. Demokrasi, zıtların bir arada bulunması zorunluluğundan kaynaklanır. Karşıtların birbirlerini yok etmeleri değil, tamamlamaları gerekir. Demokrasi bu nedenden dolayı uzlaşmayı zorunlu kılar. Uzlaşmasız yaşayamaz! (7)

Demokrasi, bir denge(8) ve uzlaşma rejimidir. Denge olmadan uzlaşma zaten olmaz. Ancak birbirlerini dengeleyebilecek güçler, uzlaşmayı zorunlu kılar. Dengelerin en önemlisi ise, para gücüne karşı, sayı ve örgüt gücünün oluşmasıyla kurulabilir. Tarihsel evrim içinde, sendikaların ve kitle partilerinin ortaya çıkışı bu gereksinmeden kaynaklanmıştır. Beş işadamının karşısında parasal bir denge sağlayabilmek için, belki de beş yüz bin işçi ya da kamu görevlisinin bir araya gelmesi gerekir. Böyle bir şey ise, örgütlenme olmadan gerçekleşemez. Örgütlenmeyi zorlaştırmak, toplumda sağlıklı bir dengenin oluşumunu zorlaştırmak anlamına gelir. Toplumsal patlamaları ise, den­geler değil, dengesizlikler yaratır.(9)

Hak ve özgürlükler, toplumda çatışma çıkmasını kolaylaştırmazlar, var olan çatışmaların yumuşayıp “meşru” bir düzeye aktarılmasına yardımcı olurlar. Örneğin Batıda işçi sınıfı, kendi çıkarlarının savunulmasını kolaylaştıra­cak yasal olanaklara kavuştukça, şiddete dayalı yöntem ve amaçlardan uzaklaşmış, barışçı bir güç olmuştur. Oy hakkını, örgütlenme özgürlüğünü, grev ve toplu sözleşme haklarını aldıkça, demokratik rejimin güvencesini oluştu­ran temel güçler arasına katılmıştır. Hak ve özgürlükler, patlamaların nedeni değil, büyük patlamaları önleyecek “güvenlik kapakçıkları”dır. Demokrasilerdeki küçük boşalmalar, baskı rejimlerinde rastlanan büyük patlamaların seçeneğidir. (1980’lerin sonunda Doğu Avrupa ülkelerinde yaşananlar, bu açıdan çok aydınlatıcı örnekler oluşturuyor.)(10)

<<>>

İktidarın siyasal, toplumsal ve ekonomik olmak üzere üç boyutu olduğu gibi, demokrasinin de onlara koşut üç boyutu vardır. Siyasal, toplumsal ve ekonomik iktidarlara halkın ne kadar geniş bir bölümü katılabiliyorsa; siyasal, toplumsal ve ekonomik demokrasiler de o ölçüde ileri bir nitelik taşır.

Siyasal demokrasinin ölçütü, seçme ve seçilme hakkından gerçek anlamı ile yararlananların toplum içindeki oranıdır. Bu haklara tarihte getirilen en önemli kısıtlama­nın, ekonomik kökenli olduğu bilinmektedir. Ancak belirli bir düzeyde vergi verenlerin siyasal karar mekanizmalarını etkileyebilmeleri, siyasal demokrasinin oldukça ilkel bir dönemini simgeler. Daha sonraki aşamalarda kullanılan belli bir eğitim düzeyine sahip olma koşulu da, aslında sı­nıfsal kökenli bir sınırlamadır. Son olarak cinsiyet ve yaş ile ilgili kısıtlamalar, yakın döneme kadar uygulanmıştır; bazı ülkelerde azalan ölçülerde uygulanması sürmektedir.(11)

Toplumsal demokrasinin ölçütü, toplumun çeşitli düzeylerindeki siyasal ve ekonomik nitelikte olmayan karar süreçlerine katılabilme ya da etkileyebilme olanaklarıdır. Bu olanaklardan yararlananların toplum içindeki oranı, toplumsal demokrasinin düzeyini belirler. Eğitim kurumlarından başlayıp tüm toplumsal nitelikli kurum ve kuruluşlarda sürecek bir yönetime katılma, demokrasinin toplumsal boyutunun temelini oluşturur. Toplumdaki farklı görüş ve çıkarların serbestçe örgütlenebilmeleri, siyasal iktidarı barışçı yollardan etkileyebilmeleri ise, bu temelin doğal sonucu olması gerekir. “Dört ya da beş yılda bir oyunu ver ve gerisine karışma” mantığı, demokrasiyi sadece siyasal boyuttan ibaret sayan, “ilkel” ve “seçkinci” bir demokrasi anlayışının ürünüdür.(12)

Ekonomik demokrasi, üretim ve paylaşımla ilgili kararları alanların toplumsal kökenleri ve toplum içindeki oranları ile bağlantılı olarak değerlendirilir. Toplumsal adaletin sağlanması, sadece siyasal düzeydeki kararlarla gerçekleştirilemez. Çalışanların “birlikte yönetim” biçiminde ekonomik iktidarı denetleyebilmeleri ölçüsünde, ekonomik demokrasi vardır.(13)

Demokrasinin temel nitelikleri şöyle sıralanabilir:

-Kişisel ve kamusal hürriyetlerin varlığı ve korunması,
-Siyasal iktidarın özgür genel seçimlerle oluşması,
-Gerektiğinde siyasal iktidarın karar ve uygulamalarını da denetleyebilen bağımsız yargı,
-Farklı toplumsal çıkar ve görüşleri temsil eden siyasal partiler,
-Farklı toplum kesimlerini temsil eden ve siyasal katılımı kolaylaştıran, dernekler ve sendikalar gibi, kitle örgütleri,
-Yurttaşların gelişmelerden doğru bilgi edinme haklarını sağlayacak özgür kitle iletişim araçları.

Demokrasinin var olabilmesi için gerekli ekonomik koşullar incelendiğinde, özellikle şu üç nokta dikkati çekmektedir:

-En azından, bireylerin yaşamsal gereksinmelerinin (yeme ve barınma gibi) karşılanabildiği bir üretim düzeyi,
-Ekonomik yaşamdaki etkililikte, belirli bir sermaye emek (işçi-işveren) dengesi,
-Toplumsal sınıflar arasında çok büyük gelir farklarının bulunmaması.

Demokrasinin var olabilmesi için gerekli toplumsal koşullar ise şunlardır:

-ulusal bütünlüğün sağlanmış olması,
-Hiçbir toplumsal sınıfın diğerleri üzerinde kesin bir üstünlüğünün bulunmaması,
-Toplumsal sınıflar arasındaki geçiş akışkanlığının yüksek olması,
-Toplumda çoğunluğun, kitle iletişim araçlarını izleyebilecek bir eğitim düzeyinde bulunması,
-İnsanların eşitlik ve özgürlüğüne, hoşgörü ve uzlaşmaya dayalı bir değerler sisteminin, ulusal kültürde egemen olması.

Bu ekonomik ve toplumsal koşulların gerçekleşmesi ölçüsünde, demokratik bir rejime sahip olma olasılığı artar. Demokrasi, yaşamsal gereksinmelerini yeterince karşılayamamış ve yeterli bir eğitim düzeyine ulaşamamış toplum kesimleri için bir araçtır. Bu kesimlerin, sorunlarının çözümünü kolaylaştırdığı, beklentilerini karşılayabildiği ölçüde demokrasiye sahip çıkmaları doğaldır. Ancak bu sınırın üzerindekiler ve özellikle de aydınlar için, demokrasi sadece bir araç değil, aynı zamanda, insanca yaşamanın vazgeçilmez bir koşulu olarak, amaçtır. Demokrasi, onu amaç olarak benimseyenlerin artması ölçüsünde kökleşir, güçlenir.

(1) KIŞLALI, Ahmet Taner, Siyasal Sistemler, İmge Kitapevi, Ankara, 2000, S.238.
(2) TUNAYA, Tarık Zafer, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İstanbul Üniversitesi Yayını, İstanbul, 1980, S.440.
(3) KIŞLALI, Ahmet Taner, a.g.e., S.244.
(4) A.g.e., S.244.
(5) A.g.e., S.245.
(6) A.g.e., S.246.
(7) A.g.e., S.246
(8) TUNAYA, Tarık Zafer, S.440.
(9) KIŞLALI, Ahmet Taner, a.g.e., S.247.
(10) A.g.e., S.247.
(11) A.g.e., S.248.
(12) A.g.e., S.248.
(13) A.g.e., S.249.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2555 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 614
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1917 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1917

Son Eklenenler