Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Üzerine

Kategori Seçilmedi

Türkiye Devleti, 29 Ekim 1923 tarihinde, Cumhuriyetin ilanıyla kapsamlı bir rejim değişikliğini gerçekleştirmiştir. ’Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Gündemdeki Cumhurbaşkanı Seçilmesi için Toplantı Yeter Sayısı Tartışmaları’ başlıklı çalışmada sadece Cumhurbaşkanlığı makamına değinilecek, padişahlık makamından söz edilmeyecektir çünküTürk siyasi tarihi Profesörü Hikmet Özdemir’in Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanları Seçimleri adlı kitabında belirttiği üzere padişahlık makamıyla,  29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla hayat bulan yeni devletin cumhurbaşkanlığı kurumu arasında bir karşılaştırma yapmak gereksizdir çünkü her ne kadar ikisi de devletin başı olup, devleti sembol ettikleri için sembol olsalar da, bu iki sembol arasında tarihi anlamda çok büyük farklılıklar vardır.

Türk Devlet tarihindeki cumhurbaşkanı seçimi hakkında ilk düzenleme 29 Ekim 1923 gün ve 364 no’lu kanunla yapılmıştır. Gerçekte 1921 Anayasası’nda bazı maddeleri değiştiren ‘Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Bazı Mevaddı’nın(maddelerin) Tavzihan Tadiline(açıklığa kavuşturularak değiştirilmesine) Dair Kanunun madde 11‘in belirttiği üzere ‘Türkiye Reisicumhuru Devletin Reisidir. Bu sıfatla, lüzum gördükçe Meclis ve Heyeti Vekile’ye başkanlık eder’.[1]

1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla ihdas edilen Cumhurbaşkanlığı günümüze kadar yürürlüğe giren anayasalarda değişik biçimlerde düzenlenmiştir. Bu Anayasalar genel olarak parlamenter hükümet sistemini benimsemişler ve Cumhurbaşkanlığı da farklı yetkilerle donatılmakla birlikte temelde bu sisteme göre konumlandırılmışlardır. Türkiye pozitif hukuk uygulamasına bakarsak, cumhuriyet deyimi gibi cumhurbaşkanı terimi de seçim koşuluyla özdeşleştirilmiştir.[2] Buna örnek olarak 1960 ve 1980 müdahalelerinden sonra kurulan askeri rejimler dönemindeki Cumhurbaşkanlarının (Kenan Evren ve Cemal Gürsel) cumhurbaşkanı statüsünün seçilmesine bağlı olduğu genel inançtan dolayı ‘Cumhurbaşkanı‘ olarak değil de, ’Devlet Başkanı’ olarak isimlendirilmelerini verebiliriz.[3] Anayasal düzenlemeler topluca esas alındığında, öncelikle Cumhurbaşkanı bir cumhuriyette devlet başkanı unvanıdır. Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası’nın 104 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Cumhurbaşkanı bütün bir sistemin ana denge unsuru olma işlevine sahiptir ,[4] ve tarafsız hakem durumundadır[5] Bunun içindir ki aslında, parlamenter sistemin ideal Devlet Başkanı, anayurdu İngiltere olduğu için monarktır. Çünkü seçimle gelmediğinden, monark, bütün partilere eşit mesafede durabilmekte, iktidar ve muhalefet karşısında gerçekten bağımsız ve ‘tarafsız’ kalabilmektedir. Bunun içindir ki, monarşiyle yönetilen parlamenter sistemlerde, Devlet Başkanı ve bütünüyle parlamenter sistem hakkında sorun yaşanmamaktadır. Cumhuriyetle yönetilen parlamenter sistemlerde, monarkın yerini dolduracak Cumhurbaşkanının nasıl bulunacağı sistemin en zorlu problemidir.[6] Prof Dr. Süheyl Batum’un sözleriyle, ‘Cumhurbaşkanı tabii ki bir partili olabilecek, uzaydan getirme ihtimaliniz yoktur. Meclisin içinden seçmeseniz bile bir partili olabilecektir.[7]Fakat Anayasamız bunu öngörmüş ve ‘tarafsızlığı’ getirmiştir. Buna göre,’Partili olabilirsin ama partiden ayrılacaksın, Meclis üyesi de olabilirsin, Meclis üyeliğinden ayrılmış olacaksın.’[8]

 General de Gaulle ‘in belirttiği gibi Cumhurbaşkanlığına seçilecek kişi ,’tüm ulusun yaşama iradesinin ifadesi ‘olacaktır. [9]Bundan dolayı, gündemde devam eden cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde anayasal boyutta tartışmalar yoğunlaşmıştır. Tartışmalar, özellikle Cumhurbaşkanının mutlaka bir uzlaşma ile seçilmesinin zorunlu olması ve bunun devamında ortaya çıkan Cumhurbaşkanı seçim turlarına başlanabilmesi için, en az yeter sayısı olan 367 milletvekilinin toplantıda hazır bulunup, bulunmaması üzerinde yoğunlaşmıştır. Çalışmada, öncelikle tarihsel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasalarında Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin maddelerin açıklanması ve devamında bu konuya ilişkin maddelerin değişikliklerinin sebepleri, son olarak da gündemdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarına değinilecektir.

Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 101, 102, 103, 104, 105, ve 106. maddelerinde belirtilmiştir. Konumuzla ilgili Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin özelliklere baktığımızda, cumhurbaşkanlığı’na ilişkin maddeye bakarsak, TBMM İçtüzüğü Cumhurbaşkanının seçimi konusunda şöyle buyurmuştur.

’MADDE 121. – Cumhurbaşkanı, Anayasanın 101 inci maddesinde yazılı nitelikleri taşıyan adaylar arasından, Anayasanın 102nci maddesi hükümlerine göre seçilir.
Cumhurbaşkanı seçiminin sonucu, yeni Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının ve birleşimde görevli Başkanlık Divanı üyelerinin imzaladıkları bir tutanakla bildirilir.
Cumhurbaşkanı seçimi tamamlanınca Başkan, yeni Cumhurbaşkanına seçildiğini bildirmek üzere oturumu kapatır’

Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı seçilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasasının 102.maddesine atıfta bulunulmuştur. 102. maddede belirtildiği üzere,’Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır. Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin dolmasından otuz gün önce ya da Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama gününden başlayarak otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanı’na bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir. En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir. Üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir. Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanı’nın görevi devam eder’.[10]

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin kurallarda, siyasal gelişmelere paralel olarak, çeşitli değişimler yaşanmıştır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanlarının nitelikleri, görev süreleri ve seçim usullerine ilişkin değişiklikler, daha öncede belirtildiği gibi, Anayasalarda yerini bulmuştur.[11]

Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine ilişkin genel bilgilere bakarsak, Cumhuriyet’in ilanından günümüze kadar, on sekiz kez cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmıştır. 1980’de yapılan seçimlerden sonuç alınamamış, diğer on yedi seçim, cumhurbaşkanının seçimiyle sonuçlanmıştır.[12] Cumhurbaşkanının meclis tarafından seçilmesi Cumhurbaşkanı seçimiyle ilişkin yerleşik bir Anayasal gelenektir. Yalnızca, 1982 Anayasası’nın geçici düzenlemesi (9.madde) gereği, Anayasanın kabulüyle Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren de Cumhurbaşkanı seçilmiş kabul edilmiştir. Anayasa’ya verilen evet oyu ,aynı zamanda Evren’in Cumhurbaşkanı olmasının da onaylanması demek olmuştur.[13]

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanununa göz atarsak, bu anayasada bir devlet başkanlığı makamı tanımlaması yer almamaktadır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Ergun Özbudun’un gözlemlediği gibi, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, normal olarak devlet başkanına ait olması gereken birtakım fonksiyonları, “Büyük Millet Meclisi Reisi”ne vermektedir. Örneğin,9’uncu maddeye göre, “Meclis adına imza koyma yetkisi” gerçekte devletin temsil edilmesi anlamına gelmektedir. Keza, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun Meclis Başkanına verdiği Vekiller Heyeti kararlarını onaylama yetkisi de parlâmenter rejimlerde devlet başkanına ait olan bir yetkidir.[14]Sistem aslında devlet başkanlığı tanımamış ama pratikte doğurmak için de adeta ne yapmak mümkün ve gerekli idiyse onu hazırlamıştır. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk, daha sonra Nutuk’ta açıklayacağı gibi, bu dönemde fiilen devlet başkanlığı görevi yapmıştır.[15]

29 Ekim 1923 tarihinde 364 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun ile Cumhuriyet ilan edilmiş ve 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanununda önemli değişiklikler yapmıştır. Yürütme organının siyasal sorumluluk taşımayan kanadı durumundaki cumhurbaşkanının görev ve yetkileri de parlamenter sistemin gereklerine uygun bir biçimde düzenlenmiştir. 1924 Anayasası döneminin güçlü cumhurbaşkanları, bu güçlerini anayasadan çok zafere ulaştırdıkları bir Kurtuluş Savaşı’nın halk içinde kendilerine sağladığı saygınlık ve otoriteden veya parti liderliğinden almışlardır[16]. Bunun konumuzla ilgili olan kısmı, madde 11 ile ‘Cumhurbaşkanlığı ‘makamı oluşturulmuştur. Madde 10 da belirtildiği gibi ‘Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Genel Kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim devresi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek caizdir.’ Bu değişiklikler sonucunda ‘Cumhurbaşkanının hemen şimdi ‘seçilmesini öneren bir önerge kabul edilmiş ve aynı oturumda yoklama suretiyle ve gizli oyla Cumhurbaşkanı seçimine gidilmiştir.[17]

<<>>

21 Nisan 1924, TBMM tarafından kabul edilen yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanununa göre, Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak 29 Ekim 1923 tarihli 364 sayılı kanunda yer alan değişiklikler korunmuştur.Madde 31 de belirtildiği gibi,Cumhurbaşkanı olabilmek için Türkiye Büyük MilletMeclisi üyesi olmak yeterli görülmüş, başka bir nitelik aranmamıştır. Cumhurbaşkanının görev süresi’ “Bir seçim devresi’ ile sınırlanmıştır. Cumhurbaşkanları, yenisi seçilinceye kadar görevlerini sürdürmektedir. Seçilebilmesi için gerekli oy çoğunluğu Anayasada yer almamış, bu husus TBMM İçtüzüğüne (2 Mayıs 1927 tarihli TBMM Dahili Nizamnamesi) bırakılmıştır. İçtüzüğün 8. maddesine göre Cumhurbaşkanı salt çoğunlukla seçilmektedir. [18]Bu değişiklik çerçevesinde yapılan 1 Kasım 1927, 4 Mayıs 1931 ve 1 Mart 1935 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakarsak, Mustafa Kemal, oylamaya katılan tüm üyelerin oylarını alarak üç kez daha Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Art arda dört kez seçilen Atatürk toplam 15 yıl 12 gün cumhurbaşkanlığı yapmıştır.[19]

Atatürk’ün ölümünden sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlarına bakarsak,11 Kasım 1938 yılında Ankara Mebusu İsmet İnönü ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmiş, 1939, 1943, 1946 yıllarında yapılan Milletvekili Seçimlerinin ardından İnönü üç kez daha Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.

1945 yılında çok partili hayata geçilmesiyle,20 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılında, dönemin öz Türkçecilik akımına uyularak, 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunlamana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiştir. Demokrat Parti iktidarı döneminde ise, 1952 yılında, 24 Aralık 1952 tarih ve 5997 sayılı Kanunla 1945’te Türkçeleştirilen metin yürürlükten kaldırılarak, 24 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, 1945 yılına kadar yapılan beş değişiklik ile birlikte tekrar yürürlüğe konmuştur.[20] 1960 yılındaki Anayasa değişikliğine kadarki bu süreçte Cumhurbaşkanlığının seçimine ilişkin bir madde değişikliği yoktur. Çok partili dönem de 1924 Anayasasına göre yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerine göz attığımızda, 1946 yılında daha önce belirtildiği gibi İsmet İnönü, 22 Mayıs 1950, 14 Mayıs 1954 ve 1 Kasım 1957 yılı seçimlerinde birinci turda Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonucunda görevini bırakmak zorunda kalan Celal Bayar, toplam 10 yıl beş gün Cumhurbaşkanlığı yapmıştır.27 Mayıs ara rejiminde Milli Birlik Komitesi’nin çıkarttığı çeşitli kararlarla cumhurbaşkanlığı sözcüğü, kısa bir süre için devlet başkanlığına dönüşmüş ve 1961 Anayasası hazırlanana kadar, Milli Birlik Komitesi başkanı, 1921 Anayasasından  çok daha fazla yetkiye kılınmıştır.

9 Temmuz 1961 tarih ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yapılan halkoylaması ile % 61.7 oranında “evet” oyu ile kabul edilmiştir. Anayasa da Cumhurbaşkanıyla ilgili hükümler madde 95- 101 arasında düzenlenmiştir. 1960 darbesi öncesinde Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Celal Bayar’ın, daha önce genel başkanı olduğu iktidar partisi durumunda olan Demokrat Parti ile sürdürdüğü yakın ilişkiler, muhalefet partilerine karşı takındığı olumsuz tavır, cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bu sebepten dolayı, Meclis çoğunluğunun daima kendi siyasal eğiliminden birini seçmesini önleme, seçileni meclislerden nispeten bağımsız kılma ve değişen siyasi çoğunluklar karşısında devlet üst yönetiminde sürekliliği[21]amaçlanmıştır. Bu amaçla, Türkiye Cumhuriyeti 1961 Anayasası, özellikle Cumhurbaşkanlığının tarafsızlığını sağlamak için bazı önlemler almıştır; Cumhurbaşkanı seçimleri ile parlamento seçimlerinin çakışmaması için Cumhurbaşkanının görev süresi 7 yıl olarak belirlenmiş, Cumhurbaşkanı seçilen kimsenin partisiyle ilişiğinin kesilmesi koşulu getirilmiş, bir kimsenin arka arkaya iki defa Cumhurbaşkanı  seçilememesi koşulu getirilmiş, ancak bir kimsenin -ardı ardına olmamak koşulu ile- bir  çok kez Cumhurbaşkanı seçilmesi olanaklı kılınmıştır. Cumhurbaşkanının yine TBMM üyesi olması öngörülmüş, ancak buna yaş ve öğrenim koşulu eklenmiş ve Cumhurbaşkanı, 40 yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim görmüş olan TBMM üyeleri arasından seçilme koşulu getirilmiştir. Konumuz olan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile olan 95.maddeye bakarsak, 1961 Anayasasına göre, ilk iki turda içte iki çoğunluk aranmış, daha sonraki turlarda ise salt çoğunluk yeterli görülerek, salt çoğunluk yeterli görülerek salt çoğunluk sağlanıncaya kadar seçimlere devam edilmesi öngörülmüştür. Bu değişiklikler sonucunda yapılan seçimlerde çeşitli sorunlarla karşılaşılmış, bu sorunların aşılması için ciddi çabalar sarf edilmiştir. 1966’dan günümüze kadar yapılan 5 seçimde birden çok aday çıkmış, yalnızca bir seçim birinci turda sonuçlanabilmiştir. [22]

1961 yılı seçimlerine bakarsak, anti-demokratik olduğu görüşünde bir çok yazar vardır. Örneğin Cumhurbaşkanlığı için AP Cumhuriyet Senatosu Samsun Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Başgil de aday olmak istemiş, ancak görevini henüz devretmemiş olan Milli Birlik Komitesi’nin baskıları üzerine adaylıktan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Oylamaya 607 üye katılmış, ilk turda 434 oy alan Cemal Gürsel, üçte iki çoğunluğu aşarak, dördüncü Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 28 Mart 1966 yılında görev başında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in rahatsızlığı sebebiyle TBMM Genel Kurulunca Cumhurbaşkanlığı seçimine gidilmesine karar verilmiş ve yapılan seçimler sonucunda ilk turda Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

 1973 yılındaki seçimlere gelindiğinde, TBMM deki siyasal partiler, ortak bir aday üzerinde anlaşamamışlardır ve bunun sonucunda Cevdet Sunay’ın görev süresinin iki yıl uzatılması konusunda görüş birliğine varılmıştır. Fakat bu konudaki Anayasa değişikliği önerisi reddedilmiştir. Bunun üzerine 15. tur oylamada aday gösterilen Fahri Korutürk gerekli oy çoğunluğunu sağlayarak cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu seçimlerde, ordu etkisi kendini göstermiştir. Cumhurbaşkanlığına ordunun adayı olarak gösterilen kişi, Mart muhtıracılarından olup Genel Kurmay Başkanlığından ayrılmış ve Cumhurbaşkanı seçilmek üzere Cumhuriyet Senatosu’na kontenjan senatörü atanmış olan Fahri Gürler[23] olmuştur. Nitekim TBMM’nin karşı koyması üzerine Gürler Cumhurbaşkanı seçilememiş ama yerine gene askeri kökenli olan Fahri Korutürk seçilmiştir. Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanlığı süresi 6 Nisan 1980 günü dolmuştur.

Akabinde yapılan 1980 seçimlerinde ise bir türlü sonuç alınamamış, 119 sonuçsuz oturumda cumhurbaşkanlığı için yapılan 115 tur oylamadan sonuç alınamamış, ülke 5 ay 6 gün Cumhurbaşkansız kalmıştır ve Cumhuriyet Senatosu başkanı İhsan Sabri Çağlayangil 12 Eylül askeri harekâtına kadar Cumhurbaşkanlığına vekalet etmiştir. 1980’de siyasi partiler arası uzlaşma sağlanamaması nedeniyle, Cumhurbaşkanı seçiminin aylarca sürüncemede kalması ,’ulusal iradeyi’ devre dışı bırakan 12 Eylül darbesinin temel nedenlerinden biri [24]olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise ancak 12 Eylül 1980 askeri harekâtı sonucunda, Milli Güvenlik Konseyi ve Devlet Başkanlığı görevine getirilmiştir. 12 Eylül 1980 günü yapılan askeri müdahale sonucunda ‘1961 Anayasasının Millet Meclisine ve Cumhuriyet Senatosuna tanıdığı tüm yetkiler 12 Eylül 1980’den itibaren Milli Güvenlik Konseyi tarafından, Cumhurbaşkanına vermiş oldukları da konsey başkanı ve devlet başkanı tarafından yerine getirilir (mad2)’[25]. Darbe sonucunda yapılan 1982 Anayasası halk tarafından oylanırken, aynı zamanda Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı da oylanmıştır.18 Eylül 1980’de Devlet Başkanı olarak ant içen Evren, 7 Kasım 1982’de yapılan Anayasanın halk oylamasında, Anayasanın Geçici 1. Maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı olmuştur ve 9 Kasım 1989’a kadar cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır.[26] 18 Ekim 1982 yılında kurucu Meclis tarafından kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası 7 Kasım 1982 tarihinde halkoyu tarafından kabul edilmiştir. Kenan Evren’in Danışma Meclisi’ni açılış konuşmasında yeni anayasanın ancak şu sınırlar içinde hazırlanabileceğini belirtmiştir: devletin güçlendirilmesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tıkanıklığın giderilmesi ve bu makamın bir protokol yeri olmaktan çıkarılması, yargının idareyi kösteklememesi [27]

Genel olarak, 1961 Anayasasının iki meclis sisteminden tek meclis sistemine geçilmesi Cumhurbaşkanının seçim yöntemini kolaylaştırmıştır.[28]Öncelikle,1982 Anayasasında Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri açısından yeniliklere baktığımızda, Cumhurbaşkanı olabilmek için TBMM üyesi olma zorunluluğunun kaldırılmış olmasıdır. 1961 ve 1982 Anayasaları 1924 Anayasasından farklı olarak Cumhurbaşkanının tarafsız ve partiler üstü niteliğinin sağlanmasına özen göstermişlerdir. Bu durum özellikle Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kurallarda belirgindir.[29] 1961 Anayasasından farklı olarak, 1982 Anayasasına göre bir kişi, hiçbir koşulda ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilememesi, ve görev süresinin yedi yıl olarak belirlenmesi Cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamaya yönelik kurallardır. Yedi yıllık görev süresi, TBMM’nin beş yıllık yasama dönemi ile çatışmadığından görev sırasında Cumhurbaşkanının TBMM’nde farklı siyasal çoğunluklarla çalışması mümkün olabilecek, bu da onun partiler üssü ve tarafsız kalmasını kolaylaştıracaktır.[30]Cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamaya yönelik bir başka kural da seçimde nitelikli çoğunluk aranmasıdır. Böylece Cumhurbaşkanının TBMM’nin büyük bir çoğunluk tarafından seçilmesi mümkün olacaktır. Bu çoğunluğa ulaşabilmek için çoğu halde birden çok partinin bir aday üzerinde birleşmeleri gerekli olacağından Cumhurbaşkanının çeşitli partilerce onaylanan bir kişi olabilmesi sağlanmış olacaktır.[31] Cumhurbaşkanları seçimiyle ilgili olarak,1961 Anayasasında 101.maddede açıklandığı üzere Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasına on beş gün kala cumhurbaşkanlığı seçimine başlanmaktadır, 1982 Anayasasında ise daha önce açıklandığı üzere madde 102nin belirttiği gibi Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanmaktadır. Bu maddede seçimin, başlama tarihinden itibaren otuz gün içinde sonuçlandırılacağı belirtilmiştir.Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık divanına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde seçimin tamamlanması gerekmektedir.Adaylıklar içinse önceden başvuru yapılması koşulu getirilmiştir.Son olarak madde 101 de belirtildiği gibi  1982 Anayasasında ise ilk iki turda üçte iki çoğunluk aranmış; üçüncü ve dördüncü turlarda salt çoğunluk yeterli görülmüş, ancak Cumhurbaşkanının dördüncü turda da seçilememesi halinde TBMM seçimlerinin yenilenmesi öngörülmüştür. Cumhurbaşkanının seçilememesi nedeniyle TBMM seçimlerinin yenilenmesi halinde ülkenin Cumhurbaşkansız kalmasını önlemek üzere getirilen bir hükümdür ve seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının 102 madde gereğince göreve devam etmektedir.

1982 Anayasa değişikliği sonrasındaki seçimlere göz atarsak, 9 Kasım 1982’de yedi yıl görevde kalan Evren’in görev süresinin bitmesiyle, 1. ve 2. turlarda üçte iki çoğunluğu sağlayamayan Turgut Özal, 31.10.1989 tarihli 24. Birleşimin 1. Oturumunda yapılan 3. tur oylamada salt çoğunluğu aşarak 263 oyla seçilmiştir. [32]17 Nisan 1993 tarihinde Özal’ın vefatı sonucunda 16 Mayıs 1993te seçim yapılmış 1. ve 2. turlarda üçte iki çoğunluğu sağlayamayan Demirel, 16.05.1993 tarihindeki 103. Birleşimin 1. Oturumunda yapılan 3. turda salt çoğunluğu aşarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 2000 seçimi yaklaşırken hükümet partileri arasında sağlanan görüş birliği ile cumhurbaşkanlarının görev süresini 5 yıla indirip Cumhurbaşkanı dönemiyle Meclis dönemini eşit hale getiren ve bir kez daha seçilmelerine olanak sağlayan Anayasa değişikliği önerisi TBMM’ye sunulmuştur fakat Anayasadaki, Cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamaya yönelik iki güvenceyi ortadan kaldıran Anayasa değişikliği teklifinin Mecliste yeterli oy sağlanamadığı için kadük kalmıştır.[33] ve Süleyman Demirel’in görev süresinin uzatılamayacağı kesinleşmiştir. Bunun ardından,16 Mayıs 2000 tarihinde C

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2536 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 604
Asya 75 981
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1320 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 580
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1895 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1895

Son Eklenenler