Yeni Bir Yönetim Anlayışı:Yönetişim

Kategori Seçilmedi
Endüstri Devrimi’nin başından beri varolan küreselleşme olgusu basit anlamıyla sermayenin etki alanının artması ve genişlemesi demektir. Fakat bu kavram, bugünün dünyasında sadece ekonomik alanda değil sosyal, kültürel ve siyasal literatürde de kullanılmakta ve etki alanı gitgide genişlemektedir.
Küreselleşme ile birlikte sarsılmaya başlayan ulus-devlet, ulusal ekonomi, ulusal kimlik kavramları ile birlikte yeni yönetim modellerinin ve anlayışlarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Globalleşmenin etkileriyle birlikte toplumları yönetmenin gittikçe zorlaştığı ve bireylerin gereksinimlerine cevap verememeye başlaması, küreselleşmeye bağlı dışarıdan gelen sosyal, ekonomik ve kültürel etkileşimler birey ile devlet arasındaki mesafeyi genişletmekte ve büyük bir boşluk oluşmasına sebep olmaktadır. Siyasal anlamda küreselleşme, devlet–toplum–birey arasındaki ilişki ve rollerin yeniden şekillendirilmesini gerektirmekte, ulus devlet karşısında uluslar üstü mekanizmalarla beraber, sivil topluma yönelik inisiyatif kullanımında demokratikleşme ekseninde bir artış sağlamaktadır. (Demirel, 2003:108)
Her alanda bireyin özgürlüğüne vurgu yapan liberal dönüşümün cevap bulmaya çalıştığı sorunlardan birisi de bir toplumun hangi esaslara dayalı olarak yönetilmesi gerektiğidir. İşte “yönetişim“ neo-liberal okulunun devlet yönetimi ile ilgili ortaya attığı yeni bir yönetim anlayışıdır.
Günümüz dünyasında, küresel politikaların benimsenmesiyle birlikte bireye verilen değer artırılmış, karar alma sürecinde bireyin gereksinimlerinin göz önüne alınması gerekli kılınmıştır. Toplumu yok sayan anarşist düşüncelerin, bireyi yok sayan totalitarizmin ve yalnız çoğunluğu koruyan temsili demokrasinin tatmin etmediği çağın insanı, yeni yönetimlere hızla koşmakta ve yönetişim kavramı bu yönelimlerde önem kazanmaktadır. (Yıldırım,2004:195) Bu doğrultuda; faşist, totaliter ve otoriter rejimleri de içinde barındıran “yönetim“ olgusu evrilerek demokrasinin merkezine oturtturulmak istenmiştir. Kelime olarak incelendiğinde; yönetişim kavramında devlet ile bireyin karşılıklı iletişimi ve birbirlerini yönetmeleri esas alınmıştır. Yüzyılın getirdiği etkileşimle önem verilen öğeler farklılaşmış, bireye verilen değer artmış ve başına bir de iyi sıfatı eklenerek yönetimin yeni adı olan “iyi yönetişim“ kavramı ortaya çıkmıştır.

Buna bağlı olarak devlet, doğrudan doğruya yönetme pozisyonundaki egemen aktör niteliğine sahip olmaksızın, karşılıklı bağımlılık konumunda bulunan aktörler arası etkileşimlerin çoğalması yoluyla, gerek hükümet çerçevesinden, gerekse de toplumsal tabandan gelen örgütler arası ilişki ağlarının toplamı olmaya başlamaktadır.(Çukurçayır, Sipahi,46)

Yönetişim kavramı ilk defa Dünya Bankası tarafından kullanılmış olup, ilerleyen yıllarda Birleşmiş Milletler ve OECD raporlarında sıkça kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP)’na göre iyi yönetişim; vatandaşların ve toplumsal grupların kendi çıkarlarını ve yasal haklarını korumak için gerekli mekanizmalara ve kurumlara sahip olmalarını gerektirir.(Gündoğan, 2004:15) İlerleyen yıllarda kavram Dünya Bankası tarafından daha açık ve anlaşılır bir tanımla şu şekilde ifade edilmiştir: İyi yönetişim, açık ve öngörülebilir bir karar alma sürecinin, profesyonel bir demokratik yönetimin, eylem ve işlemlerinden sorumlu bir hükümetin, kamusal sürece aktif olarak katılımda bulunan sivil toplumun varlığının ve hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu düzendir. (Dünya Bankası,2000)
YÖNETİŞİMİN İLKELERİ
Aktif Katılım
Demokrasinin diğer yönetim şekillerinden en önemli farkı, vatandaşların yöneticilerini seçimler yoluyla kendilerinin belirlemesidir. Fakat işlerliği olan bir demokrasi kavramının merkezine oturtulan yönetişim anlayışında, seçmenlerin sadece yöneticileri seçip öbür seçimlere kadar yönetime bir katkı yapmamaları kabul edilemez.
Yönetimin monolitik yapıdan birçok aktörün bulunduğu bir yapıya evrilmesi, bir bakıma katılımın kurumsallaştırılması yönetişimin en belirgin özelliğidir.(Gündoğan,2004:17) İyi yönetişimin hedeflediği fonksiyonel demokrasi gereğince, vatandaşların oy kullanmaktan öteye giderek karar alma ve uygulama aşamasında da aktif olması gerekmektedir. Aktif katılımla, bireyin kamu politikalarının belirlenmesinde, uygulanmasında ve denetlenmesinde paydaş olması kastedilmektedir. Bu doğrultuda bu yeni yönetim felsefesiyle ulaşılması hedeflenen devlet – birey arasındaki hiyerarşik yapının ve kopukluğun yok edilmesine giden yolda önemli bir adım atılmış olacaktır.
Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki politika oluşturma ve uygulama sürecinin her aşamasında farklı etkileşimlerin bulunduğu geniş bir yelpazeden oluşmaktadır.(Kösekaya:35) Bunlar sırasıyla bilgi aktarımı, danışma ve aktif katılım olarak gruplandırılabilir. Bilgi aktarımdan aktif katılıma doğru, vatandaşın katılımı artmakta ve nihai karar aşamasında sorumluluk devlete ait olmasına rağmen, vatandaş politikaların şekillenmesinde aktif rol oynamaktadır. (Kösekaya:35)
Yönetişimin uygulanması ile birlikte, demokratik toplumlarda katılım; bireyleri eşitlik, özgürlük, aktif vatandaşlık ve konsensus gibi çağdaş değerler doğrultusunda yönlendirmeyi sağlayarak meşruluk sorununu da aşmayı amaçlamaktadır. (Yıldırım, 2004: 216) Bu yönden yaklaşıldığında, yönetişimin “karşılıklı yönetim ve iletişim“ tanımının içini doldurması için ne hükümetin, ne de sivil toplum örgütlerinin konu ile ilgili tek taraflı istekleri yeterli olmamakta, ortak çalışma ve dayanışmayı gerekli kılmaktadır.
Yönetişimin gerçekleşmesi için ilk adımda hükümetlerin etkin rol oynayarak, bireylere en başta bilgi edinme ve örgütlenme hakkını sağlaması gerekmektedir. Vatandaşın aktif katımlının sağlanması için devletin de dışa dönük, şeffaf ve bilgi aktarımını destekleyici şekilde davranması gerekmektedir. Aynı zamanda, içe dönük devletlerin sivil toplum örgütlerine olan bakış açılarında köklü bir değişik olması şarttır. Devletin bu örgütlere karşı olan güvensizliği ve katı tutumu, aktif katılımın önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Sivil toplum örgütleri sayesinde kendini ifade edebilen, ben yerine biz diyebilen ve sosyal sorumluluğa sahip bireyler hem daha meşru bir yönetim için olanak sağlamakta, hem de bilinçli ve ilgili vatandaşların oluşmasında etkili olmaktadır. Özellikle İskandinav ülkelerinde devlet– vatandaş ilişkileri bu doğrultuda gelişmiş ve gerek sivil toplum örgütlerinin, gerek ombudsman ofislerinin konu ile görüşleri karar alma mekanizmasının en temel öğesi haline gelmiş ve bu yolla vatandaşların aktif katılımı sağlanmıştır.
Şeffaflık
Yukarıda da belirtildiği üzere, yönetişim ilkesi doğrultusunda halkın görevi, demokrasinin ilk basamağı olan temsilcilerini seçme ve bu sayede onlara yönetim hakkını vermekle bitmez. Halk aynı zamanda yöneticilerin karar ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu da kontrol edebilme hakkına sahip olmalıdır(Aktan,2003). Bu kontrol ve denetimin sağlanması ve demokrasinin sadece lafta bir yönetim şekli olarak kalmasını önlemek için devletin şeffaf olması gerekmektedir.
Şeffaf devlette temel özellik; devletin dışa açık, bilgi veren ve bilgiyi paylaşan, yönetilenlerin bilgilendirilme haklarının güvencede olduğu katılımı sağlayan etik yönetimlerin uygun modellerin hayata geçirilmesidir. Devletin şeffaflığı; vatandaşların devlet tarafından verilen bilgi edinme ve bilgiye ulaşma hakkını gerektirirken, bu hakların yasal ve anayasal düzenlemelerle güvenceye alınması da şarttır.
Şeffaf devlet ilkesinin uygulanması ile birlikte; hatalardan ve yolsuzluklardan oluşan kayıpların aza indirilmesi beklenirken, aynı zamanda halkın devlete olan güveni artacak, bu da devletle halkın arasında ortak çıkarlar belirlenerek iki tarafın da kabul ettiği kararların işbirliği yoluyla alınmasını kolaylaştıracaktır.
Devletin şeffaf olması yönetişimin sağlanabilmesinin en önemli gereksinimlerinden biridir; çünkü hesap verebilirlik, bilgi edinme hakları, aktif katılım gibi yönetişimin birçok öğesini şeffaflık yönetim ilkesi olmadan hayata geçirmek imkansızdır.
Sürdürülebilir demokrasi için yeterli, şeffaf, hesap verebilir ve tarafsız özellikte düzenleyici hukuki kurumların ve kuralların varlığı ve sürdürülmesi şarttır.(Yıldırım,2004:220) İyi yönetişimde hem katılımın kurumsallaştırılması, hem de yetki, pozisyon ve sorumlulukların ortaya konulabilmesi için açık ve anlaşılabilir kurallara(Gündoğan,2004:19) gereksinim duyulmaktadır. Yönetişimin diğer bileşenlerinin sorunsuz ve etkin bir şekilde ilerleyebilmesi için keskin bir yetki-sorumluluk alanı belirlenmesi ancak hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlıdır. Nitekim; modern yönetimlerde, yönetim hukuka bağlı olup; hukukun üstünlüğü ve hukuka uygunluk, yönetimin her alanında ve düzeyinde, bütün eylem ve işlemlerinde sağlanması temel ve vazgeçilmez bir ilke olarak kabul edilmektedir. (Çukurçayır, Sipahi:43)
Ancak, hukuk devleti ve kanun devleti kavramlarını birbirlerine karıştırmamakta fayda vardır. Şöyle ki; kanun devleti denildiği zaman şeklen kurallara uygun olarak yönetilen devlet kastedilmektedir. Ancak bu kanunlar evrensel normlara uygunluk göstermek zorunda değildir ve genellikle yöneten kısmı kayırmaya yatkın, bireyin haklarını kısıtlayıcı özellik göstermektedirler.
Hukuk devleti denildiğinde de anlaşılması gereken, yetkiyi elinde bulunduran siyasi otoritenin yani devletin koyduğu yasalara kendisinin de uyduğu diğer bir deyişle kendini hukukla bağladığıdır. Hukuk devleti evrensel hukuk kurallarına paralel olmalı ve kuvvetler ayrılığı, idarenin denetimi, anayasal yargı, yargı bağımsızlığı, temel hak ve hürriyetlerin varlığı ve korunması, eşitlik, idarenin mali sorumluluğu gibi temel kavramları içinde barındırmalıdır.
<<>>
Yönetişim kavramında bireyin temel hak ve özgürlükleri yasal ve anayasal olarak güvenceye alınmış olmalıdır. Bu bağlamda iktidarın yetkilerini değil, bireyin iktidarın erkine karşı korunması ve iktidarın bireye karşı olan üstünlüğünü mantığının sona erdirilmesi gerekmektedir.
Hesap Verebilirlik
Hesap verebilirlik, bir kurumdaki görevlilerin, yetki ve sorumluluklarının kullanılmasına ilişkin olarak ilgili kişilere karşı cevap verebilir olma, bunlara yönelik eleştiri ve talepleri dikkate alarak bu yönde hareket etme ve bir başarısızlık, yetersizlik ya da hilekarlık durumunda sorumluluğu üzerine alma gerekliliğidir. (Samsun,2003)
Bu ilke ile birlikte görevliler sadece karar almak ve uygulamakla değil; aynı zamanda bu kararların sonuçlarında da sorumlu tutulmaktadır. ‘Ben yaptım oldu’ anlayışından vazgeçilerek yürürlüğe giren kararların işleyişi ve çıktıları olumlu bir grafik gösterdiği taktirde görevli ödüllendirilirken, olumsuz bir tablo çizmesi halinde görevlinin görevden alınmasına kadar uzanan bir prosedür izlenebilmektedir.
İyi yönetişimin sağlanabilmesi adına yetkililerin görevleri, yetkileri ve sorumlulukları açık bir şekilde belirtilmelidir. Seçilen kamu görevlilerinin; seçmenlere, hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince anayasaya ve seçildikleri kuruma karşı olan sorumluluklarının net bir şekilde belirtilmeli ve bunlara sadık kalması sağlanmalıdır. Görev ve yetkiler, belirgin şekilde ifade edildiği taktirde bireyin şikayetini ve memnuniyetsizliğini belirteceği, yani kiminle muhattap olacağı belirlenmiş demektir.
Özetle, hesap verebilirlik ilkesinin işlerlik kazanması için ilk adım görev ve yetkilerin kesin çerçevesinin çizilmesi olmakla beraber; bir kontrol mekanizması sağlamak adına bireyin de aktif olarak katılımı, devlet sırrı olmayan resmi belgelere erişimi ve bilgi özgürlüğü gibi gereksinimler de sağlanmalıdır.
Etkinlik
Yönetişim, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için tüm süreç ve kurumların kaynakları toplumun emrinden en iyi biçimde kullanarak istenen sonuçları elde etmesini amaçladığından etkili ve yeterli sonuçlara ulaşma zorunluluğunu taşımaktadır (Yıldırım,2004: 232)
Etkin bir kamu yönetiminin sağlanması ve bunun sonucundan verimli bir sonuç elde edilmesi için liyakat sistemi (merit sistem) önemli bir adımdır. Bu sistem bilgili, dürüst, azimli, güvenilir kişilerin siyasi görüş farkı gözetilmemeksizin en yüksek mertebeye ulaşmasını hedeflemektedir. Liyakat sistemine uygun atamalar ve görev yerleştirmeleri halk arasında adam kayırmacılık ve torpil olarak nitelendirilen ve vatandaşın devlete karşı güvenini büyük ölçüde azaltan kavramların yok edilmesine yardımcı olacak, kadrolaşmanın önünü kesecek, diğer yandan da yönetim sisteminin aktif ve sorunsuz olarak ilerlemesini sağlayacaktır. Devlet yönetiminde hem insan, hem de sistem kalitesi birlikte ve eş anlı gerçekleştirilemediği sürece etkililik ve verimlik sağlamak mümkün olmayacaktır. (Yıldırım, 2004:233)
Kamu yönetiminin vatandaşların ihtiyaçlarını karşılama amacıyla hizmete sunulması, devletin vatandaşların ihtiyaçlarına kulak vermesi ve bu doğrultuda hareket etmesi gerekmektedir. İyi yönetişimde, kamusal hizmetin gerekleri ile kamusal kaynakların rasyonel ve yerinde kullanımı arasında bir denge kurulmalıdır.(Gündoğan,2004: 21)
İyi yönetişimin sağlanabilmesi için; gerekli etkinliğin ve verimin elde edilebilmesi adına gelişen teknolojinin getirdiği olanaklardan yararlanılmalı; gereksinimlerin devlet tarafından bilinmesi, bu bağlamda devletin sivil toplum örgütleriyle irtibatını artırması ve sivil toplumun yeterli anlamda gelişmediği konularda örgütlenme için yol gösterici olması gerekmektedir.
Stratejik vizyon, yöneticilerin ve liderlerin tasarı ve planlarının uzun vadede bir bakış açısına sahip sürdürülebilir bir karar alma ve politika oluşturma süreçlerini açıklamaktadır. Diğer bir deyişle vizyon, her türlü kuruluşun amaçları doğrultusunda yol gösterici bir haritadır.
Yönetişimin iyileştirilmesi, hedeflerin belirlenmesi ve bu hedeflere nasıl ulaşılacağının saptanması amacıyla net bir vizyonun ortaya koyulması ve stratejinin belirlenmesi; bu stratejinin gerçekleşmesinde aktif rol oynayacak kişilerin desteklenmesi; değişim uygulamak amacıyla sağlam, etkili ve hesap verebilir idari mekanizmaların ve kurumsal yapıların oluşturulması gerekmektedir. (Özdemir,2003).
Stratejik vizyon açık ve belirgin olmakla beraber sadece üst düzey kamu çalışanları tarafından değil, bütün çalışanlar tarafından benimsenmiş olmalıdır. Bu bağlamda, planlanan hedeflerin açık ve net olması, planın gerçekleşmesi için gerekli olan rotanın bütün personel tarafından bilinip bu doğrultuda hareket edilmesi esastır.
<<>>
Aynı zamanda istenilen hedef makul bir hedef olmalı, hayalperest bir bakış açısından kurtulunulmalıdır. Stratejik vizyon belirlenirken gerekli kar-zarar analizleri yapılmalı ve akılcı bir yol izlenmelidir. Sağlam temellere oturtulmamış bir strateji, uzun döneme gelmeden bile önlenemez olumsuz sonuçlara neden olacaktır.(Özdemir,2003)
* Sipahi Çukurçayır, “Yönetişim Yaklaşımı ve Kamu Yönetiminde Kalite“, Sayıştay Dergisi, Sayı:50-51.
Geleneksel Yönetim
Yönetişim
Dikey örgütlenme
Yatay örgütlenme
Merkezilik
Yerindenlik
Otoriter
Demokratik
Hesap sorucu
Hesap verici
Gizlilik
Açıklık/Şeffaflık
Güvensizliğe dayalı ilişki
Güvene dayalı ilişki
Yönetim kurulu hâkimiyeti
Paydaş hâkimiyeti
Hukukilik
Hukukilik ve meşruluk
* Recai Coşkun, “İyi Yönetişim Her Derde Deva mı ?“, Pendik Belediyesi web sitesi.
Yukarıda da açıklanmaya çalışıldığı gibi yönetişim karşılıklı bilgi alışverişi, aktif katılım, şeffaflık, vatandaşların bilgi edinme hakkı, hukuka uygunluk gibi paydaşların getirilerinin bir toplamıdır. Ancak, bu ilkelerden herhangi birinde bir kırılma meydana geldiği an kavramın sorunsuz olarak uygulanması mümkün olmamaktadır. Türkiye gibi apolitik bir topluma sahip olan ve günden güne toplumsal sorunlardan uzaklaşan bir gençliğe sahip ülkelerde, hükümetler “karşılıklı yönetim“ için gereken ortamı hazırlasa dahi sistemin akıcı bir şekilde ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda yönetişimi sihirli bir değnek olarak görmekten ziyade, uygulanacak ilk adım sosyal duyarlılığa sahip aktif ve etkin bir toplum yaratmak olmalıdır.
YÖNETİŞİM ve SİVİL TOPLUM
Sivil toplumun, siyasal toplumun ve devletin birbirinden ayrılması demokrasinin oluşumu için temel koşuldur. Demokrasi ancak, sivil toplumla devletin kendilerine özgü, birbirinden ayrı hatta çoğunlukla birbirine karşıt mantıkları olduğu kabul edildiğinde ve bunların aralarındaki ilişkiyi yürütmek üzere her ikisinin karşısında özerk bir siyasal sistem bulunduğunda var olabilir.
Touraine’ in de belirttiği gibi gerçek bir demokrasinden söz edebilmek için devletin ve siyasal toplumun karşısında kuvvetli bir sivil toplum olması şarttır.“Birbirlerine karşıt mantıklar“ sözü ile birbirlerinin güçlerini karşılılık ve etkileşim ilkesi içerisinde dengeleyici; izlenen politikaları ve alınan kararları denetleme mekanizmasının oluşturulmasından bahsedilmektedir.
Yönetişim anlayışı çerçevesinde; küreselleşmenin siyasal alana etkisiyle birlikte, devlet ile toplum arasındaki hiyerarşik düzen zamanla tek merkezli yönetim anlayışından çok merkezli yönetime doğru bir değişim yaşamaktadır. Değişen siyaset, demokratik toplumlarda tek bir soruna odaklanmış yeni sosyal gruplarla hükümetlerin daha fazla işbirliği yapmasını gerektirmektedir.(Duran,2003: 85) Bu bağlamda, devlet- toplum arasındaki keskin seviye kaldırılmış; bireylere yönetimde karar alma sürecine katkı, denetleme ve kontrol gibi yeni görevler yüklenmiştir. Temsili demokrasinin aktif katılım için yeterli olmaması ve bireylerin tek başlarına bu sürece katkıda bulunması yönetimi hantallaştıracağından, bu noktada örgütlenmiş bir sivil topluma, diğer bir deyişle sivil toplum örgütlerine ihtiyaç vardır.Nitekim İbrahim Yıldırım’ın belirttiği gibi; örgütlü insan gücü, ülkelerin kalkınma ve gelişme yolunda en önemli dinamiğini oluştururken, çağımızda gönüllü olarak yaygın biçimde yerini alan sivil toplum kuruluşları, örgütlü insan gücünün en önemli aracı haline gelmiş bulunmaktadır.
Küreselleşme süreci, sivil toplumun gelişmesinde pozitif bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bilgi ve haberleşme teknolojilerinin hızla gelişmesi ile birlikte, hem ulusal STK’lar hem de uluslararası STK’lar arasındaki komünikasyon ve etkileşim hızla artmış; böylece yönetişimin en önemli paydaşlarından biri olan karar alma sürecinde aktif olma yolu hızla açılmış, kolektif ve organize olarak hareket etmeleri kolaylaşmıştır.
Sivil toplum kuruluşlarının, amaçları doğrultusunda halkı organize etmekte ve aynı paydaşı oluşturacak ortak görüşlü bireyleri aynı çatı altında toplamakta hükümetlerden daha başarılı olduğu gözlemlenmektedir. Bunun yanı sıra, siyasal partilerin tekrar seçilememe korkusuyla ve toplumun bazı grupları
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2567 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 606
Asya 76 1000
Avrupa 13 616
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1326 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 276
Orta Doğu 18 584
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1940 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1940

Son Eklenenler