Türkiye, NATO Ve AB Perspektifinden Kriz Bölgelerinin İncelenmesi Ve Türkiye

Konuşma

Sayın Komutanlarım,
Değerli Konuklar,


İkinci günün sonunda sunulan bildiri ve tartışmalara ilişkin bir değerlendirme yaparak sempozyumu kapatmak istiyorum.
Hatırlayacağınız gibi, açış konuşmamda önemli olduğunu düşündüğümüz bazı soruları gündeme getirmiştim.
Yaşadığımız yüzyılda dünya barışı ve güvenliği için en büyük tehdidin ve krizlerin ana kaynağının terörizm olduğu konusunda herkes hemfikir. Dün bazı konuşmacıların da değindiği gibi, terörizm teröristlerin ve terör örgütlerinin kullandıkları taktiğe verilen bir isimdir. Bu nedenle kavramsal olarak tehdit, terörizm değil, teröristler ve terör örgütlerinin kendileridir.
İçinde bulunduğumuz küresel ortam ve bu ortamın karmaşıklığı dikkate alınırsa, ulusal güvenliğin terörizm bağlamında uluslar arası güvenliğe doğrudan bağımlı olduğu açıktır. Eğer bu gerçeği kabul ediyorsak, bu konunun uluslar arası çözümünde üzerinde durmamız gereken kurumların başında BM olmalıdır.
Bu çerçevede BM Güvenlik Konseyi’nin 12 Eylül 2001 ve 28 Eylül 2001’de almış olduğu iki karara bakmakta yarar vardır. Bu kararlarla, bütün devletlerden; kendi ülke topraklarının diğer ülkelere ve diğer ülke vatandaşlarına yönelik terörist eylem yapan ya da yardım eden, planlayan ve finanse eden kişilerce kullanılmasının engellenmesi; terörizmin finansmanını yok etmesi ve önlemesi, terörist eylemlerin önlenmesi ve yok edilmesi konusunda işbirliği yapmaları ve bildi alış verişinde bulunmaları istenmiştir. Görüldüğü gibi, bu kararların içeriğinde terörle mücadele için gerekli ana unsurlar bulunmaktadır.
Bugün bu konuda bazı gelişmeler olmakla birlikte, istenilen noktada olduğumuzu söylemek güçtür. Bu durumun da temel nedeni günümüzde hala terörizmin tüm ülkeler tarafından kabul edilen bir tanımının olmamasıdır. Bu tanımdan başlamak üzere, uluslararası terörle mücadelede BM’ in etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Ayrıca, tüm ülkelerin de terörle mücadelede ortak bir noktaya gelmesi zorunludur. Bizim anlayışımıza göre terörün dini, milleti ve coğrafyası yoktur. Terörizmi sadece bir dine dayandırmak, onunla özdeşleştirmek doğru bir yaklaşım değildir.
NATO, 1949’da kurulan ve bugüne kadar dünyada barış ve istikrarın sağlanmasında önemli katkıları olan bir ittifaktır. Dünkü açış konuşmamda da ifade ettiğim gibi, terörizmin öne çıkışıyla NATO içinde de coğrafi sınırlara dayalı savunmayı öngören stratejik düşünceden coğrafi sınırlara bağlı olmayan güvenliğe dayalı stratejik düşünceye dönüşüm önem kazanmış ve NATO kendini bu doğrultuda değiştirme sürecine girmiştir. Türkiye, bugüne kadar NATO’nun önemine ve başarılı bir kuruluş olduğuna inanmış olup bundan sonra da NATO’nun öneminin ve gerekliliğinin korunmasına büyük önem vermektedir. NATO’nun teröre karşı mücadele alanındaki etkinliğinin nasıl artırılabileceği üzerinde durulmalıdır. Bugüne kadar bu konuda önemli aşmalar kaydedilmiş olmasına rağmen, hala yapılacak çok şey bulunmaktadır. Bu konuda karşılaşılan paradoks, güvenlik ile refah arasındaki rasyonel dengenin kurulmasında yatmaktadır. Elbette bu dengenin sağlanması ülkelere ait bir sorumluluktur. Ancak, terörizmle etkili mücadelede sadece politik söylemlerle sonuç almak mümkün olmamakta; bunun yanında, etkin, istenilen yer ve zamanda bulundurulabilecek imkan ve kabiliyetlere de gerek duyulmaktadır. Bugün ABD, gayri safi milli hasılasının % 3,5’na yakın bölümünü savunma harcamalarına ayırmaktadır. Bu oran ortalama olarak Avrupa ülkelerinde % 2’nin altındadır. Bu oranlar da, ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin güvenliğe verdikleri önem derecesini göstermektedir.
NATO ve AB içinde oluşturulan benzer yapıların ilke olarak birbirini tamamlayıcı, gayretleri birleştirici ve koordineli bir işbirliği içinde ortak amaca yönlendirici, NATO’nun güvenlikten birinci derecede sorumlu kuruluş olma rolünü koruyucu, karşılıklı ilişkilerde şeffaflığa önem verici bir yaklaşım içinde bulunmayı öngörmektedir. Dün de ifade ettiğim gibi, NATO’nun Afganistan’da elde edeceği sonuç ve başarılarının NATO’nun geleceği ile doğrudan ilişkili olacağına inanmaktayız.
Konuşmacıların kriz bölgeleriyle ilişkili olarak yaptıkları konuşmalarda, İsrail-Filistin, Irak ve Afganistan’ı acil ve önemli kriz bölgeleri olarak değerlendirdiklerini gördük. Burada önemli olan konu, Irak sorunu ile İsrail-Filistin sorununun çözümüne yönelik gayretlerin zamanlanmasıdır. Çabaların olanaklar elverdiği ölçüde paralel yürütülmesinde yarar vardır. Ortadoğu’daki sorunların çözümünün bölge ülkelerinin sorumluluğu olduğunu bir kez daha vurgulamakta fayda görmekteyim.
Türkiye, Ulu Önder ATATÜRK ’ün bizlere işaret ettiği “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda, uluslar arası güvenliğin sağlanmasına yönelik tüm konuların çözümünde ve işbirliğinde üzerine düşen görevi yapmaktadır ve yapmaya devam edecektir. Ancak bu husus sağlıklı bir ulusal güvenliğe sahip olmayı da zorunlu kılmaktadır. ulusal güvenliğimiz ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının ve devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünün vazgeçilmez temel taşlarını oluşturan, “laiklik” ve “Atatürk Milliyetçiliği”’ne doğrudan bağlıdır.
Laiklik konusunda ilişkin görüşlerimize açış konuşmamda değinmiştim.
Atatürk Milliyetçiliği, bilinçli ve bilinçsiz olarak, özellikle bazı Avrupa ülkelerinde yanlış yorumlanmaktadır. Bu yorumlar Atatürk Milliyetçiliğinin etnik temele dayandığını ve hatta Türkiye’nin önünü tıkadığını dahi iddia edecek kadar talihsiz noktalara götürülmektedir. Bu yorumu yapanlara Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışını kendi sözleriyle en iyi şekilde açıklayan “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözünü ve Anayasamızın 66. maddesinde yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesini hatırlatmakta yarar olduğunu düşünmekteyiz. Görüldüğü gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milliyetçilik anlayışı etnik ve dini temele dayanmamaktadır. Bu milliyetçilik anlayışını değiştirmeye veya aşındırmaya yönelik her türlü düşünce ve girişimlerin üniter devlet yapımıza karşı olduğu şüphesizdir.
Çevremize ve dünyaya bulunduğumuz yerden bakmakla yetinmeyip her şeyi kapsayıcı bir noktaya çıkarak ve bizi o noktaya çıkaracak bilgi ve perspektifle bakmak uygarlık ve ilerlemenin gereğidir.
Bilgi aklın yolunu açar. Akıl bilginin üzerinde yükselir. Bu sempozyum ve bilginin buluşmasına ortam yaratmıştır. Bu çalışmanın kısa vadede en büyük kazancı budur.
Seçkin bilim adamlarının ve uzmanların geniş kapsamlı katılımlarıyla gerçekleştirilen bu sempozyum; akademik niteliğiyle bizler için son derece örnek ve yararlı bir çalışma olmuştur. İnanıyorum ki, tüm katılımcılar, Türkiye, NATO ve AB perspektifinden kriz bölgelerine, Sempozyumdan çıkan sonuçlar çerçevesinde, daha farklı şekilde bakacaklardır.
Çalışmalarda gösterilen özen sempozyumun başarıyla icra edilmesini sağlamıştır.
Oturum başkanlığı, raportörlük yapmak üzere ve bildiri sunmak amacıyla çalışmalara katılan değerli bilim adamları yaptıkları katkılarla, sempozyuma derinlik ve zenginlik kazandırmışlardır.
Ayrıca, sempozyuma katılan konuklarımız da görüşleri, panalistlere sordukları sorularla bu derinlik ve zenginliği artırmışlardır.
Gösterdiğiniz yakın ilgi ve katkılarınızdan dolayı hepinize ve emeği geçen tüm personele şükranlarımı sunarım.
Sözlerimi bu sempozyumun simgesini oluşturduğunu düşündüğüm şu ifadeyi tekrarlayarak bitirmek istiyorum.
Artık küresel anlamda barış ve güvenlik ya her yerde ya da hiçbir yerdedir”
Saygılar sunarım.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2564 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 606
Asya 76 998
Avrupa 13 615
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1322 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 275
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1278 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 772
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1936 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1936

Son Eklenenler