Türkiye-Suriye-İran İlişkileri

Makale

Türkiye, Suriye ve İran Ortadoğu coğrafyasının üç önemli ve belirleyici aktörüdür. Bu üç ülkenin iç ve dış politik ortam ve gelişmelerine bakmak bir anlamda bütün Ortadoğu siyasetinin resmini çizmeyi gerektirir. Aynı resim içerisinde bölgenin uluslar arası sistemle ilişkisi çeşitli seviyelerde gündeme gelecektir. Bu üçlünün birbirleri ile ilişkileri, bölgesel politikaları ve uluslar arası sistemle ilişkileri aynı zamanda bir dizi ve sorun ve fırsatı tartışmayı gerektirmektedir....

Türkiye, Suriye ve İran Ortadoğu coğrafyasının üç önemli ve belirleyici aktörüdür. Bu üç ülkenin iç ve dış politik ortam ve gelişmelerine bakmak bir anlamda bütün Ortadoğu siyasetinin resmini çizmeyi gerektirir. Aynı resim içerisinde bölgenin uluslar arası sistemle ilişkisi çeşitli seviyelerde gündeme gelecektir. Bu üçlünün birbirleri ile ilişkileri, bölgesel politikaları ve uluslar arası sistemle ilişkileri aynı zamanda bir dizi ve sorun ve fırsatı tartışmayı gerektirmektedir.

Alışageldiğimiz küçük Ortadoğu’nun bir bakıma çekirdeğini oluşturan bu ülkelerin belirleyiciliği—olumlu yada olumsuz—yenilerde kurgulanan büyük Ortadoğu’ya teşmil edilmekte. ABD’nin askeri tek taraflılığı ile bölgede tek belirleyici olma çabası büyük oranda hür dünyanın düşmanı olarak ilan ettikleri Suriye ve İran’ı istediği çizgiye çekme iradesine bağlanmış durumda. Türkiye ise hem ABD, hem de Suriye ve İran ile ilişkileri itibarıyla değişik bir profil çiziyor.

Üç Ülkenin İki Hikayesi

Geçtiğimiz dönemde Suriye ve İran iç politikaları, bölgesel politikaları ve uluslar arası ilişkilerinde peşi sıra sıralanan negatif unsurlar ile anılmaya başlandı. Bu ülkelere karşı daha çok ABD baskısı ve tehditleri gündemde olmasına karşılık uluslar arası toplum bir çok sorunda ABD’nin tavrını değişik düzeylerde paylaşmaktadır. Bu ülkeleri gündeme getiren sorunları sadece ABD karşıtlığına indirgemek yanlıştır. ABD daha çok İran bağlamında nükleer silahlar ve Suriye özelinde Irak’la ilgili gizli gündem ve faaliyetleri öne sürmekte. Ancak İran’ın Ortadoğu barış süreci karşıtı faaliyetleri, HAMAS ve benzeri şiddet uygulayan örgütlerle ilişkileri, Suriye’nin Hizbullah’a desteği ve Lübnan’daki askeri ve siyasi varlığı sadece ABD’nin değil Avrupa Birliği ve BM’nin gündeminde yer alan önemli sorunlardır.

Bu iki ülkenin iç politik ortamlarına hakim olan trendler otoriter yönetim, toplum-devlet gerilimi, bürokratik yozlaşma, kötü ekonomik yönetim, demokratikleşme problemleri, insan hakları ihlalleri ve özgürlüğün sınırlandırılmasıdır. Durumu kötüleştiren 21. yüzyıl modern dünya koşullarının çok ötesine düşen bu şartların olumlu yönde değişim imkanlarının sınırlı olmasıdır. Ortadoğu’da güvenlik en temelde artık bir iç politika sorunudur. İçeride güvenliği demokrasi ile barıştırarak iyi yönetimi tesis edemeyen ülkeler dışarıya istikrarsızlık ve güvensizlik ihraç etmektedirler. İçerideki sorunların derinliği ve ürettiği sorunlar dünya siyasetinin güç hiyerarşisinin üzerindeki devletlerin spesifik çıkarları ile çatışırsa ortaya askeri müdahale, ambargo, diplomatik manevralar, karşılıklı söz düelloları gibi sonuçlar çıkmakta. Halihazırdaki durumda ABD’nin Suriye ve İran’la tırmanan gerilimi geri dönmesi zor bir noktaya doğru hızla ilerlemektedir.

Suriye ve İran’ın tersine Türkiye farklı bir profil çizmektedir. Türkiye 1990’lı yılların sonlarından günümüze siyaset, hukuk ve ekonomi alanlarında ciddi bir reform sürecinden geçmiştir. AB üyeliği sürecinde uyum paketleri ve IMF’nin güdümünde ekonomik reform sürecinde acı reçete kabul edilmiş, hem devlet, hem toplum katmanlarında süreçlerin zorluklarına sabırla katlanılmıştır. Atılan adımlarla bir yanda demokrasi ve güvenlik alanında yaşanan ikilem çözülmüş, Müslüman bir toplumda demokratikleşme ve insan hakları alanlarında kayda değer gelişmelerin yaşanabileceği gösterilmiştir.

Türkiye’nin iç politik ortamda yakaladığı siyasal olgunluk bölge politikalarında ve uluslar arası ilişkilerinde fark edilir bir özgüven kazandırmıştır. Bu özgüven ile bölgede barış, uluslar arası ilişkilerde ise demokratik meşruiyet ilkesini hedefleyen bir dizi girişim ortaya konmuştur. Yeni bir komşuluk yaklaşımı ile komşu ülkelerle sorunlar minimuma indirilmeye çalışılmış, Irak’tan Filistin sorununa uzanan bir dizi bölgesel problemin çözümü için etkili bir bölgesel aktör olarak Türkiye’nin konumu sağlamlaşmaya başlamıştır. Dış politika daha önceki dönemlerde olmadığı kadar toplumsal taleplerle şekillenmeye başlamış ve bu anlamda bir dönüm noktası olarak TBMM Amerikan askerlerine Türkiye topraklarını kullanma izni öngören tezkereye hayır demiştir.

Türkiye, İran ve Suriye bir anlamda Ortadoğu ve Avrupa coğrafyaları arasındaki geçiş kuşağında yer alır. Söz konusu geniş coğrafyada kabaca iki sistemden bahsedilebilir. İlki Ortadoğu ile özdeşleştirilen kaos, istikrarsızlık ve geri kalmışlıkla özdeşleştirilen sistemdir. Diğeri ise Avrupa sistemidir ve barış, işbirliği, ekonomik gelişmişlik ve refahla özdeşleştirilmektedir. Türkiye uzun süre arafta kalmakla beraber son yıllarda yönünü AB sistemine doğru çevirdi ve Ortadoğu sistemi ile özdeşleştirilen negatif unsurların geride bırakılabileceğini ortaya koydu. İran ve Suriye her ne kadar ellerini taşın altına koymayan yönetimlere sahip olsalar da, aynı kaçışın yollarını aradıkları için Türkiye’nin AB üyelik sürecine olumlu bakmaktadırlar.

Her Şeye Rağmen İşbirliği mi?

Türk dış politikasında 2000’li yıllar komşuları ile ilişkileri açısından oldukça verimli bir dönem olmuştur. İran ve Suriye ile ilişkilerde bir çok yapısal problem geride bırakılmış, iyi ilişkiler kurma yönünde ülkenin önü açılmıştır. Türkiye’nin yeni komşuluk yaklaşımı Suriye’de hızla kabul görürken, İran tarafında nispeten biraz daha temkinle karşılık görmüş ama sonuçta ilişkiler son dönemlerin en üst noktasına çıkmıştır. Özellikle Irak savaşı bağlamında bu ülkeye komşu ülkelerin sorunun çözümüne katkı sağlaması için Türkiye tarafından aktif bir diplomasi izlenmekte ve her üç ülke Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması yönünde meşru bir çıkarları olduğunu tekrarlamaktadırlar. Ancak bu iyi ilişkilerin uzun dönemli bir işbirliğine dönüşmesinin önünde ciddi engeller vardır.

En önemli problem öncelikle ABD olmak üzere Suriye ve İran’ın uluslararası sistemin etkin aktörleri karşısında düştüğü sorunlu durumdur. Yaygın algılama ile bir dizi sorun artık kronikleşmiş ve ancak dışarıdan ciddi bir müdahale ile çözme dışında alternatif kalmamıştır. Türkiye’nin AB sürecinde yürüttüğü başarılı diplomasi ve ABD ile iyi ilişkiler içinde olması bu bölgede oluşturmaya başladığı sivil güç imajının en önemli destekleyicileridir. Ancak tezkere krizi sonrası iyileşen Türk-Amerikan ilişkileri inişli-çıkışlı bir seyir izlemektedir. Amerikan yönetimini her fırsatta Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını ve Kürt devletini desteklemediklerini söylemeye zorlayan Türk kamuoyu bu sözlerle tatmin olmamaktadır.

Türkiye’de artan Amerikan düşmanlığı ve her taşın arkasında Amerikalıları kurgulayan yaklaşımlar artık ikili ilişkilerde rahatsızlık kaynağı olmaya başlamıştır. Türkiye son dönemlerde Amerika’dan bağımsız hareket etme marjı kazanmıştır. Toplumsal talepler ve uluslar arası norm ve hukukun örtüştüğü ve demokratik karar alma mekanizmaları işletildiği zaman elbette Türkiye çıkarları doğrultusunda ABD’ye hayır diyecektir. Ancak Türkiye’nin ABD’den uzaklaşmasının limitleri vardır. Türk halkı özellikle Irak krizi dolayısıyla ABD yönetimine kızmaktadır ancak bu kızgınlığı bir bumerang etkisi doğuracak yada Türkiye’ye zarar verecek bir seviyeye tırmandırmayacaktır. Soğuk Savaş dönemine bakılırsa bunun örnekleri vardır. Türkiye’yi yöneten kadroların bu vizyonun çok uzağında olmaması ve durumu bu şekilde değerlendirmesi gerekmektedir. Mevcut durumda aksini yapacaklarına dair bir durum söz konusu değildir.

Diğer önemli sorun Suriye ve İran ile yakınlaşmanın büyük oranda Türkiye’nin siyasal olgunluğunun bir sonucu olduğu gerçeğidir. Suriye ve İran özellikle ciddi ve kalıcı reform süreçleri ile evlerine çeki-düzen verme yönünde istekli davranmamaktadırlar. Türkiye’nin bölgesel vizyonunu şekillendirdiği aktif barış yapıcı rol ve demokratik meşruiyet ilkeleri çok geçmeden bu ülkelerle ilişkileri gerecektir. Türkiye’nin İsrail’e karşı işgal edilmiş topraklarda takındığı tavır, henüz ortada şiddet unsuru olmadığı için düşük yoğunluklu da olsa bu ülkelere yansıyacaktır. Aslında Türkiye’nin İran ve Suriye’yi görmek istediği çizgi hemen hemen ABD ve AB’nin bu ülkeleri getirmek istediği pozisyonla aynıdır. Bu açıdan komşularla iyi ilişkiler geliştirme yönünde atılan adımlar ve yakınlaşma, bu ülkelerin yanlışlarını kabul etme ve uluslar arası platformda düştükleri “meşru“ yalnızlığı paylaşma anlamına gelmemelidir. Aksi takdirde Türkiye kendi vizyonuyla ters düşmüş olacaktır.

Suriye ve İran için kurtuluş nedir sorusunun cevabı acı ilacın içileceği reformlardır. Ortak cephe oluşturma gibi girişimler boğulan insanların birbirine sarılıp daha çabuk boğulmasına benzemektedir. Suriye ve İran’ın sorumlu davranmamasından en fazla zarar görecek ülkelerden biri Türkiye’dir. Hemen sınırında bu ölçekte potansiyel sorunlar, Türkiye’nin yeni dış politika vizyonuna ağır darbe vuracaktır. Türkiye için akla en uygun olan ABD, Suriye ve İran ile olan ilişkilerini ortaya çıkacak sorunları en aza indirme yönünde inisiyatifler üretme yönünde yeniden gözden geçirmesidir.

(*) Bülent Aras, TASAM Kafkaslar-Orta Asya-Orta Doğu Çalışma Grubu, Proje Yöneticisi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.