Avrasya’da ‘Kadife Devrim’ Sesleri Ve Kırgızistan

Makale

Bu aralar Avrasya coğrafyasında “kadife devrim” kâbusu dolaşmaktadır. Kimi ‘kıdemli’ analizciler bunu bir komplo, kimisi ‘yakın çevre’ olarak adlandırılan bölgede Batı ile Rusya’nın bir güç mücadelesi olarak yorumlamaktadır. Ama çok azı, “kadife devrim”lerin bu coğrafyadaki ülkelerin iç dinamiklerinden ve sistemik unsurlarından neşet ettiği üzerinde durmaktadır....

“Kadife Devrim“: Avrasya Ülkelerinin Sistemik Kaderi

Bu aralar Avrasya coğrafyasında “kadife devrim“ kâbusu dolaşmaktadır. Kimi ‘kıdemli’ analizciler bunu bir komplo, kimisi ‘yakın çevre’ olarak adlandırılan bölgede Batı ile Rusya’nın bir güç mücadelesi olarak yorumlamaktadır. Ama çok azı, “kadife devrim“lerin bu coğrafyadaki ülkelerin iç dinamiklerinden ve sistemik unsurlarından neşet ettiği üzerinde durmaktadır.

İktidarların bu ‘yumuşak’ değişiminin birkaç değişik nedeni vardır. Öncelikle, “kadife devrim“lerin, eski Sovyet ülkelerindeki “kontrollü demokrasi“ye bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir; bu süreç, demokrasi ve özgürlük için bir nevi ‘sivil’ mücadele gibi de algılanabilir. Neredeyse on beş senedir “geçiş“ hâli yaşayan söz konusu ülkelerde geriye, Sovyet dönemine dönmek mümkün değil; bunun ideolojik temeli de ortadan kalkmış vaziyette. Fakat ileriye de pek gidildiği söylenemez. “Kadife devrimler“, bu geçiş döneminin sonunun geldiğinin bir işaretidir. Diğer taraftan, Merkator Analiz Merkezi’nin Başkanı Dmitri Oreshkin’in de belirttiği gibi, iktidarın bir elitten diğerine geçişi olarak da görülebilecek “kadife devrim“ler, söz konusu ülkelerde normal seçim sisteminin işlememesinden dolayı vuku bulmaktadır. Seçim sistemleri ve burada yapılan hilelerin yanında yolsuzluk içinde görünmez olan yönetimlerin günümüz koşullarındaki çaresizliği ve donanımsızlığı da bir diğer unsurdur.

Gürcistan ve Ukrayna’da “devrimler“in patlak vermesinden sonra, mücadelenin Batı ile Rusya arasında cereyan ettiği mealinde yapılan yorumlar çoğunluktaydı. Hâlbuki Gürcistan’daki olayda asıl düğüm noktası, ülke içi dinamiklerin yanı sıra yönetimde olan Batılı elit içindeki iki -muhafazakâr ve reformcu- grubun hesaplaşması idi. Ukrayna’da da hakeza sistemden kaynaklanan nedenler -yönetimin yolsuzluğu, adil olmayan gelir dağıtımı, otoriterizme tepki, eski Sovyet sisteminden miras kalan unsurlar vs.- ön planda idi. Yerel bir hareketi görmezden gelerek, olayları Batı ve Rusya’nın stratejik alan mücadelesi şeklinde sunmak pek de açıklayıcı olmamaktadır. Her halde, geçen yıl Kasım sonu ve Aralık başlarında yüz binlerce Ukrayna vatandaşı başkent Kiev’in dondurucu soğuğunda Bağımsızlık Meydanı’na günlerce “Batıyı isteriz“ tezahüratları yapmak için toplanmamışlardı. Olayların arkasında ülke sistemlerinden doğan, yukarıda da kısmen bahsedilen, faktörler yatmaktadır.

Bundan sonraki “kadife devrim“in hangi ülkede ve ne zaman gerçekleşeceği birçok çevrede merak edilmektedir. Uzmanların genellikle üzerinde mutabık kaldıkları bölge, Orta Asya cumhuriyetleridir, özellikle de Kırgızistan. Dışarında bakılınca, Orta Asya kendi halinde bir bölge olarak görülmektedir. Hâlbuki bölge ülkeleri, sosyal patlamaların, iktisadî krizlerin eşiğinde; her ne kadar mevcut iktidarlar bağımsızlık yıllarında ekonomik gelişmenin, ticaret ve sanayinin katmerlenerek (!) arttığını ileri sürseler de, son on beş senede sıradan bir Orta Asyalının hayatında ne gibi iyileşmenin olduğunu somut olarak göstermeleri zordur. Aksi halde neden ekonomilerin süratle ‘geliştiği’ bir bölgede sayıları milyonları bulan Orta Asyalı gariban (modern anlamda göçmen), iş ve aş bulmak umuduyla Rusya’ya giderek en ağır işlerde çalışmakta, üstüne üstlük Ruslardan aşağılayıcı muamele görmeye tahammül etmektedir? (Rus televizyonlarını seyredenler, ikide bir gündeme gelen gastrbayter, yani yabancı kaçak işçileri konu edinen haber ve programlara oldukça aşinalar). İşte, sosyal-ekonomik durumun berbat olması yanında, mevcut iktidarların sorumsuz davranışları, sorgulanabilir olmamaları, muhalif seslerin katı bir biçimde susturulması da “kadife devrimler“e yol açan hususlardır. Aşiretçilik/hemşerilik, yolsuzluk ve adaletsizliğin derin bir şekilde kök saldığı ve feci sosyoekonomik şartlardaki mevzubahis ülkelerde ‘devrim üstadı’ Lenin’in deyimiyle, “yukarılar, bu şekilde idare edemiyorlar, aşağılar da artık böyle idare edilmek istemiyorlar“. Netice itibariyle, [kadife] devrim öncesi bir hâl ortaya çıkmaktadır. Fakat bu durumun devrime dönüşmesi için Lenin’in eklediği diğer bir hususu -halkın siyasi etkinliğinin yükselmesi- unutmamak lazım.

Kırgızistan: Devrimin Rengi Belli Değil

Bu anlamda, bazılarının “demokrasi adası“ olarak nitelendirdiği Kırgızistan’ın da diğer Orta Asya cumhuriyetlerinden pek farklı tarafı yok. Şu sıralar Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev’in iktidarını bir sonraki aşamada da devam ettirmeye çalıştığı gözlemlenmektedir. 27 Şubatta yapılacak parlamento seçimlerinde cumhurbaşkanının ailesinden birçok kişi -Akayev’in baldızı, 32 yaşındaki kızı Bermet ve 28 yaşındaki oğlu Aydar- milletvekilliği için ‘yarışacak’. Parlamento seçimlerinin cumhurbaşkanının ailevî meselesi haline geldiği görülmektedir. Bu arada bir söylentiye göre, damat (Bermet’in eşi) Adil Toygonbayev, ülke ekonomisinin gelirli alanlarını kontrolünde tutmaktadır. Aydar ise, bir süre önce Milli Olimpiyat Komitesi başkanlığına getirilmiştir. Bunun yanında, Başbakan Tanayev’in oğlu ve Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı’nın kayınpederi ve diğer akrabalar da seçimlere katılmaktadır. Görünen o ki, seçimler epey ‘şenlik’ havasında geçecektir.
Ayrıca, daha önce üç dönem cumhurbaşkanlığı yapan A. Akayev’in, 2005 Ekiminde gerçekleştirilecek olan cumhurbaşkanlığı seçimine katılmayacağını birkaç kez ifade etmesine rağmen, ‘halk’tan gelen taleplerle bazıları onun bir dönem daha iktidarda kalması amacıyla imza kampanyaları başlatmıştır. Muhtemelen, Belorusya’da olduğu gibi, son kertede bu doğrultuda bir halk oylamasına gidilmesi planlanmaktadır.

Kırgız muhalefetine gelince, genellikle Akayev’in daha önce beraber çalıştığı görev arkadaşlarından oluşmakta, dolayısıyla elit içi bir mücadeleden bahsedilebilir. Cumhurbaşkanı eski yardımcısı Feliks Kulov, eski başbakan Kurmanbek Bakiyev, eski dışişleri bakanları Roza Otunbayeva ve Muratbek İmanaliyev’in yanı sıra çok sayıda eski büyükelçiyi de bünyesinde bulunduran muhalefetin Ekim 2005’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde daha bir organize şekilde ortaya çıkacağı beklenmektedir. Muhalefet, Pazar günkü parlamento seçimlerine giden süreçte, yaptığı gösterilerle kamuoyunun dikkatini epey çekmişe benziyor. Ayrıca, basında çıkan haberlerden gençlik teşkilatlarının da faaliyetlerini genişlettikleri görülmektedir.

Buna rağmen, muhalefetin faaliyeti bazı düzenlemelerle kısıtlanmak istenmektedir. Sözgelimi, mevcut Anayasa’ya göre, son beş yılda ülkede ikamet etmeyen vatandaşlar milletvekili adayı olamazlar. Akayev’in muhalefetin ‘lokomotof’i olarak nitelendirdiği tecrübeli diplomat Dışişleri eski Bakanı Roza Otunbayeva, örneğin, en son Gürcistan’da -Sovyet sonrası coğrafyadaki ilk “kadife devrim“in gerçekleştiği ülke- iki buçuk yıl BM misyonunda görev yaptıktan sonra bir süre önce ülkeye dönmüş ama ‘ikamet’ engelini aşamamıştır. Bu arada, Rusya’nın göreceli de olsa bağımsız çizgisini koruyan Nezavisimiia Gazeta’ya verdiği mülakatında Otunbayeva çok kararlı tutumunu ortaya koymaktadır. Otunbayeva’nın da dahil olduğu muhalefetteki diplomatlar, resmî görevle yurtdışında bulunduklarını ileri sürseler de, bu talepleri Akayev yönetimi tarafından geri çevrilmiştir. Neticede, birçok güçlü aday seçimlere katılamamaktadırlar. Ama bu, muhalefetin güçlü isimler etrafında toparlanmasına ve birleşmesine engel teşkil etmemektedir. Bu bağlamda, Jany-Bagıt (Yeni yön), Ata-Yurt, Kırgızistan Halk Harekâtı ve Halk Kongresi gibi başlıca muhalefet grupları, seçimlerin demokratik ve şeffaf bir ortamda yapılması için işbirliği yapmaktadırlar. Bu seçimlerde olmazsa bile, Ekim ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birleşik bir muhalefeti görmek kuvvetle muhtemeldir.

Peki, gelişmelere Rusya ve ABD nasıl bakmaktadır? “Rusya bize Tanrı ve tarih tarafından lütfedilmiştir“ sözünü her zaman tekrarlayan Akayev, Ocak ayı sonunda Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyarette “güven tazelemiş“, bunun karşılığında ise Kant’taki Rus üssündeki asker sayısının iki katına çıkarılmasına razı olmuştur. Uluslararası Sosyal-Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Viacheslav Igrunov’a göre, “ülkedeki kontrolün her haliyle Akayev’in elinden çıktığı görülse de, Rusya gidici bir rejime oynamakta“dır. ABD’nin Bişkek Büyükelçisi ise, Akayev’in cumhurbaşkanlığına aday olmadığı takdirde tarihe Kırgızistan’da demokrasinin kurucusu olarak geçeceğini belirtmekle olaylara yumuşak bir şekilde müdahil olacaklarını ima etmiştir. ABD’nin de Manas’ta askerî bir üssü bulunmaktadır.

Parlamento seçimlerindeki anti-demokratik süreci ve muhtemel usulsüzlükleri protesto edecek Kırgız muhalefetinin halktan destek göreceği, güvenlik güçlerinin ise etkisiz kalacağı söylenmektedir. Muhalif liderlerden Giyaz Tokombayev’in Izvestiia gazetesine bildirdiğine göre, dokuz bin kişilik ordunun beş bini sınırları korumakla görevli ve İçişlerine bağlı on yedi bin kişilik kuvvet ise ülkeye yayılmış durumda. Dolayısıyla, kitle gösterileri başladığı takdirde onları başkente geri çağırmak mümkün olmayacak.

Eski Sovyet coğrafyasındaki gelişmelere sistemik unsurlar açısından bakan Azerbaycanlı ünlü siyaset yorumcusu Zerdüşt Alizade’nin ifadeleri ile dersek, burada “muhalefeti, Batıyı ve Soros’u suçlamaya gerek yok“. Çünkü kapalı ve esneklik payı olmayan, bürokrasinin ve kadroların donanımsız olduğu, otoriter ‘tek şahıs’ devrini devam ettiren sistemler, eninde sonunda entropiye (çürüme) maruz kalacaklar; tıpkı SSCB’nin çöküşünde olduğu gibi. Kırgızistan’daki muhtemel “kadife devrim“in bölgede domino etkisi yaratacağı şüphesizdir. Velhasılıkelam, Avrasya’da “kadife devrimler“ serisine hoş geldiniz...

*TASAM Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu, Uzman

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Dünya zorlu zamanlardan geçiyor. İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci’nin deyimiyle “hegemonsuz bir devir” (interregnum) kaotik bir uluslararası sistem yaratmış durumda. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.