İngiltere’nin Türkiye’nin AB Üyeliğine Olumlu Bakışının Nedenleri

Kategori Seçilmedi

GİRİŞ

Türkiye AB ile ilişkilerine ilk somut adım olan Ankara Antlaşması’ndan bu yana 43 yıldır inişli çıkışlı evrelerle devam etmektedir. Ülkemize bu yolculuğunda AB üyesi devletlerden en büyük desteği İngiltere vermektedir. Kuşkusuz bu desteğin nedenleri bulunmakta, stratejiler bunlara göre belirlenmektedir. Eğer uluslar arası ilişkiler dediğimiz kavram temelde güç ve çıkar mücadelesine dayanıyorsa zaten aksini düşünmemiz de mümkün olmamaktadır. Biz de analizimiz süresince uluslararası dengeler bazında bazı gerekçelere de dayanarak İngiltere’nin ülkemize verdiği desteğin sebeplerini incelemeye çalışacağız…

I- TÜRKİYE’NİN AB VE İNGİLTERE İLE İLİŞKİLERİ

Türkiye ile AB ilişkileri göz önüne alındığında ilk somut adım olan 1963 Ankara Anlaşması’ndan bu yana tam 43 yıl geçti. 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile AET ile Türkiye arasında başlayan ortaklık ilişkileri inişli çıkışlı evrelerle bugüne dek sürmüştür. Bu süre içerisinde her iki tarafta “yükümlülükleri yerine getirmedikleri“ noktasından hareketle birbirlerini suçlamışlardır. Bu 40 yılı aşkın süre içinde Türkiye’de devlet yönetimini elinde bulunduranlardan hiçbiri bir ölçüde Refah yol Hükümeti dışında, Türkiye’nin AB üyesi olması fikrine açıkça karşı çıkmamışlardır. Son olarak 3 Kasım 2002 seçimleri ardından iktidara gelen AKP yöneticileri o günden Kopenhag Zirvesi arasındaki süre zarfında yaklaşık 35 bin km yol alarak AB kararları üzerinde etkili olan liderlerin tümü ile görüşmüş ve zirve kararlarında etkili olmuşlardır. Ülkemiz AB’ne üyelik sürecinde, AB üyesi ülkelerden en fazla İngiltere’den destek almış ve özellikle 17 Aralık Zirvesi ve sonrası dönemde de destek devam etmiştir. Elbette bu desteğin gerçekçi dayanakları bulunmaktadır. Analizimiz süresince bu desteğin nedenlerini bulmaya çalışacağız…

Türk-İngiliz ikili ilişkileri tarihten gelen güçlü bağların da etkisiyle çok boyutlu bir özelliğe sahip bulunmaktadır. NATO müttefikimiz İngiltere, aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa’daki önde gelen ortakları arasında yer almaktadır. Son olarak, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in 17 Mayıs 2004 tarihinde ülkemize gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, 2 ülke arasındaki ilişkilerimizin niteliğini yansıtan ve mevcut işbirliğinin derinleştirilmesi için çeşitli alanlarda atılması gereken somut adımları belirleyen bir Eylem Planı kabul edilmiştir. Türkiye’yi içeren bir AB’yi Birliğin vizyonuna ve stratejik anlayışına uygun gören İngiltere’de muhalefet partileri de Türkiye’nin AB üyeliği konusunda İngiliz Hükümetiyle benzer görüşleri paylaşmaktadır. İngiltere bu desteği 17 Aralık 2004 AB Zirvesi sırasında ve sonrasında da sürdürmüştür.

II- İNGİLTERE’NİN TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE OLUMLU BAKIŞININ NEDENLERİ

İngiltere, ülkemizin AB üyeliğine olumlu yaklaşmakta, süreç boyunca ilişkilerde meydana gelen tıkanmalarda devreye girerek ilişkilerin devamını sağlamaktadır. AB ve Türkiye arasında yaşanan son büyük kriz, 17 Aralık zirvesinde yaşanmış ve kriz İngiltere ve ABD’nin(!) katkıları ile aşılmıştır. Analizimizde İngiltere’nin Türkiye’ye karşı açıkça görülebilen olumlu tavrının sebeplerini bulmaya çalışacağız.

Şüphesiz bu desteğin hem AB hem de özellikle ABD çıkarları ile bağlantısı bulunmaktadır. Bu noktada analizimize ABD’nin Türkiye’ye uluslar arası konjonktür algılamasında biçtiği rol dahil olmakta ve büyük önem taşımaktadır. İngiltere’nin Türkiye’ye bakışı, AB’ye üye bir devlet olması sebebiyle birlik bağlamında, diğer yandan sadık müttefiki olması dolayısı ile de ABD açısından değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, Türkiye’ye desteğin nedenlerini irdelerken, konuya hem AB hem de ABD açısından yaklaşacağız…

A) AB İÇİNDE İNGİLTERE’YE DESTEK…

Türkiye’nin üyeliğinin İngiltere ve ABD tarafından desteklenmesinin, analizimiz süresince de belirtmeye çalışacağımız üzere, çeşitli nedenleri bulunmasına rağmen; en önemli nedeni Birlik içinde yer alan bir Türkiye’nin konumu ile alakalıdır. Bu anlamda AB içindeki eksenlere ve güç dağılımlarına bakılması gerekmektedir.

İngiltere AB’nin isteksiz üyelerindendir. Entegrasyona, birliğin supranasyonal karakterine karşı çıkar ve daha gevşek bir işbirliğinden yanadır. Ancak mevcut konjonktürde AB’nin dışında da kalamayacak bir ülkedir. Şüphesiz İngiltere’nin en büyük özelliği ABD ile içinde bulunduğu yakın ilişkilerdir. İngiltere ABD’yi, çoğunluğun deyimi ile kuzeni olarak görmektedir. Bu bağlamda Avrupa’daki bütünleşmenin ilerlemesi ile ABD’nin dışlanmasına karşı çıkmaktadır. Atlantik bağlantısının muhafaza edilmesi gerekliliğini savunmaktadır. Bu açıdan AB içinde, bütünleşmenin ilerlemesi ve ABD den bağımsız olmayı destekleyen Almanya ve Fransa ve bunlara karşı bir duruş sergileyen İngiltere şeklinde bir bölünme olduğu söylenebilir.

İşte bu noktada Türkiye’nin üyeliği kritik bir önem arz etmektedir. Acaba AB içinde Almanya-Fransa eksenine karşı İngiltere-Türkiye ekseni mi oluşturulmaya çalışılmaktadır? Ya da ABD, birlik içinde kendi savunuculuğunu yapan İngiltere’den sonra Türkiye’yi de aynı amaçlar doğrultusunda kullanmak üzere mi Birlik içinde görmek istemektedir? Bu soruların cevabı ABD-Türkiye-İngiltere-AB ekseninde, asgari bir bilgiye bile sahip olan herkes tarafından, rahatlıkla evet şeklinde cevaplanabilir.

Bugün ABD ve İngiltere ile birlikte hareket eden Türkiye’ye, özellikle Avrupa’daki çoğu kesim, “ABD’nin Truva Atı“ gözüyle bakmaktadır. Bu bakış açısı her ne kadar İngiltere’nin desteğini kazanmamızı sağlasa da diğer eksenler açısından üyelik şansımızı azaltmaktadır. Zira, Almaya ve Fransa gibi AB ülkeleri AB’de mevcut bulunan Atlantik etkisini fazla bulmakta, bu etkinin kırılması için çaba sarf etmekte ve bu açıdan İngiltere ile karşı karşıya gelmektedirler.

Türkiye’nin sahip olduğu demografik kaynakları hukuki olarak nüfusa dayalı bir temsil sisteminin hakim olduğu bir AB’de hiç şüphesiz İngiltere ve ABD’nin lehine denge değişikliğine sebebiyet verecektir. Oy ağırlığı bazında alınan kararlarda yaklaşımlar mevzu bahis ülkeler lehine ilerleyecektir.

İngiltere bugün Avrupa Para Birimi oluşurken de ayağını sürten az sayıda ülkeden biridir. Ülkeler genellikle bu birime katılmak isterken İngiltere istemiyor. Türkiye de bu birlik içinde olsa, kendi ayrı ilişkileri olan, ayrı merakları olan bir ülke olacaktır ve o bakımdan bir yanda İngiltere bir yanda Türkiye’nin içerisinde yer aldığı bir AB’nin temsil ettiği gücün, Amerikan istekleriyle daha uyumlu olacağını düşünmek mümkündür. Yani ABD, AB’yi kendi yörüngesinde tutmak için, kendi politikalarıyla daha uyumlu olan bir ülkeyi, yani Türkiye’yi, AB’ye sokma amacı doğrultusunda, Türkiye’nin AB’ye girmesini istiyor.(1)

İngiltere’nin ülkemize verdiği desteğin nedenlerin başında yukarıda incelenen konu gelmekte, ancak bununla da sınırlı olmamaktadır.

B) TÜRKİYE’NİN KONUMU…

Şüphesiz ülkemizin uluslar arası konjonktürde sahip olduğu en büyük değer, coğrafi konumundan ileri gelmektedir. Bu konum ülkemize gerek AB gerekse ABD açısından jeostratejik bağlamda önem arz etmektedir. Bu noktada Türkiye uluslar arası ilişkilerde analizlerin merkezine dahil olmaktadır.

Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında belirginlik kazanan Avrupa kıta havzası içindeki konumu 5 ayrı boyut ile ele alınabilir: Birincisi, Türkiye Doğu Trakya bağlantısı ile hem Balkanlar hem de Doğu Avrupa ülkesidir. İkincisi, Karadeniz bağlantısı ile kuzey-doğu step Avrupa’sı parametreleri içindedir. Üçüncüsü, Ege ve Doğu Akdeniz kıyıları ile bir Güney Avrupa ülkesidir. Dördüncüsü, Soğuk Savaş döneminde sürdürdüğü kurumsal bağlantılarla Batı Avrupa sisteminin bir parçasıdır. Nihayet beşincisi ise Türkiye’nin Avrupa’nın doğu-batı istikametinde Asya ile, kuzey-güney istikametinde de Afrika ile sahip olduğu kıta bağlantıları içindeki özel ve vazgeçilmez bir konuma sahiptir.(2)

Türkiye’nin coğrafi konumu, 3 kıtanın birleşme noktası üzerinde bulunması, doğuyu batıya batıyı doğuya, kuzeyi güneye, güneyi kuzeye karşı kapatması; Balkanlar-Ortadoğu arasında bulunması, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlaması, boğazlara sahip olması Gibi coğrafi özelliklerini belirtir. Jeopolitik konumu ise; coğrafi özelliklerine ek olarak ABD–SSCB–AB-Ortadoğu dörtlü güç merkezinin birleşme noktasında bulunuşu; NATO’nun güney kanadı üzerinde oluşu; SSCB ile en uzun kara sınırı olan NATO üyesi ülke oluşu; AB ile İslam dünyası temas noktası üzerinde bulunuşu gibi güncel beşeri güçlerin oluşturdukları sonuç değerler ile ilgili özellikleri anlaşılır.(3)

Ülkemiz konumu gereğince, hangi jeopolitik teori dikkate alınırsa alınsın, gerek bölgesel gerek global düzeyde önemi ilk sıralarda bulunmaktadır. Mackinder’in kara hakimiyeti teorisi ve Spykman’in kenar kuşak teorisi bu bağlamda değerlendirilebilir. Bugün ABD hem kara hem de deniz hakimiyeti teorilerini gerçekleştirmeye çalışmakta, Türkiye bu noktada önem arz etmektedir.

Ülkemiz dünyada taşların yerine oturtulamadığı 3 önemli kriz bölgesi, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar ile komşudur. Türkiye’nin ABD açısından önemi her şeyden önce ülkemizin Birleşik Devletlerin çıkar alanlarına komşuluğundan ileri gelmektedir. Orta Doğu, Orta Asya bu çıkarların merkezidir.

Türkiye coğrafyasının diğer bir önemi Avrasya enerji ve ulaşım hattı ekseninde ortaya çıkmaktadır. Bu konu ise hem AB hem de ABD açısından hayati önemdedir. ABD küresel güç olma durumunu sürdürebilmek için, AB de küresel güç olabilmek adına Avrasya’ya hayati önem biçmektedir.

ABD, Gürcistan’ı kontrol altında tutup, Azeri-Ermeni ilişkilerinin düzelmesi için çalışırken, Türkiye’yi de bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesi konusunda teşvik etmektedir. Hatta bazı analizciler “ABD’nin Türkiye’ye Ortadoğu’da değil Kafkasya’da ihtiyacı var“ demektedirler.(4)

Türkiye’nin ABD için vazgeçilmez bir ülke olduğunu vurgulayan ABD’nin deneyimli diplomatlarından Richard Holbrooke, “ABD ve Türkiye arasında Mart 2003 kararına dayanan bir soğukluk devam ediyor. ABD o dönemde büyük hayal kırıklığına uğramıştı Ancak bu durum, kalıcı ilişkilerde geçici bir olay ve çıkarlar üzerine kurulan ilişkilerde Türkiye-ABD ittifakından vazgeçilemez."diyor ve Soğuk Savaş döneminde Almanya’nın cephe ülke olduğuna işaret eden Holbrooke, 21. yüzyılın küresel çatışmalarında Türkiye’nin cephe ülkesi haline geldiğini belirtti.(5)

C) GÜVENLİK…

Bu başlık özellikle 11 Eylül ardından meydana gelen “önleyici müdahale“ konsepti çerçevesinde ön plana çıkmakta ve ülkemizin konumu ile birebir alakalı olmaktadır. Bu konsept çerçevesinde devletler, tehdit algılamasının ardından meşru gördükleri ülke savunmalarını gerçekleştirmektedir. Bu açıdan, özellikle ABD ve İngiltere, 2 ayrılmaz stratejik ortak, sert güç kullanarak birebir müdahalede bulunmaktan da geri kalmamaktadır. Özellikle Ortadoğu stratejileri bu bağlamda değerlendirilebilir. ABD, Ortadoğu planlarında Türkiye’yi model ülke olarak sunmaktadır. Diğer açıdan ABD Ortadoğu planları açısından bölgede üslere ihtiyaç duymakta, Kıbrıs’taki Dikelya ve Agratur üslerinin adı sık telaffuz edilmektedir.

Diğer yandan gerek AB gerekse ABD için, güvenlik bağlamında, Türkiye’nin istikrarlı olması çok önemlidir. Böylesine bir konumda bulunan ülkemizin istikrarsız bir sürece girmesi 2 taraf için de güvenlik kaygıları oluşturmaktadır. Sonuçta, ülkemizde meydana gelen bir kriz AB’nin kapısının önünde cereyan edecektir.

AB’nin de Türkiye ile ilişkilerinde stratejik güvenlik kaygısı ön plandadır. 2003 yılının Aralık ayında AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde, AB tarihinde ilk kez, “Daha iyi Bir Dünyada Güvenli Bir Avrupa-Avrupa Güvenlik Stratejisi“ adı altında ortak bir güvenlik ve savunma stratejisi belirlemişlerdir. AB’nin özellikle bölgesel boyutta gerçekleştirmeye çalıştığı politikalarda Türkiye önem arz eder, sahip olduğu askeri kapasite, teröre karşı uyguladığı politikalar ve bu alandaki tecrübeleri, coğrafi konumu ve tarihsel ve kültürel mirası bu önemde yer alır.

Özellikle 11 Eylül ardından güvenlik algılaması farklı bir boyut kazandı. Kendi güvenliğiniz için sadece sizin bölgenizin değil diğer bölgelerin de güvenli olması gerekmekte aksi halde sıra her an size de gelebilmektedir. Bu bağlamda stratejik noktalara yakın (komşu) Türkiye AB için gerekli değil midir?

D) AB’NİN KÜRESEL GÜÇ OLMA HEDEFİ…

AB refah ve güvenlik boyutlu hedeflerini küresel bir güç olarak gerçekleştirebileceğinin farkına varmıştır. Bu anlamda ülkemizin Birliğe önemi yadsımayacak katkıları olacaktır.

Türkiye’nin NATO’ya üyeliği, ABD ile stratejik ortaklığı, Balkan ve Kafkas ülkeleriyle işbirliği ve İslam dünyası ile bağları AB’nin küresel güç olma hedefine katkı sağlayacak unsurlardır. Türkiye, AB ODGP’nin derinleşmesine ve güç kazanmasına hizmet edecektir. (6)

AB hedefine ulaşabilmek için her şeyden önce Avrasya’daki güç mücadelesine katılmalıdır. Bu bağlamda Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu km taşlarıdır ve ülkemiz birebir mevzu bahis bölgelere komşudur. Bu anlamda enerji zengini bölgeler enerji hatları konu ile bağlantılıdır.

Trans-Kafkasya bölgesi, jeoekonomik ve jeostratejik nedenlerle; bölgenin enerji, insan gücü ve hammadde taşıma koridoru olması nedeniyle, AB’nin ekonomik ve güvenlik stratejisinin bir parçası olmak durumundadır. Bu açıdan geliştirilecek ilişkinin Batı normları çerçevesinde yürütülebilmesi bölgenin Batı ekonomik, hukuksal ve siyasal çerçevesiyle bütünleşmesine bağlı olduğu için stratejik çıkar ve normatif ilgi alanı Kafkasya’da kesişmekte, Transkafkasya AB’nin ilgi ve çıkar coğrafyası haline gelmektedir.(7)

Evrensel bir güç olma yolunda olan Avrupa Birliği farklı kimlikli addedilen büyük bir ülkenin katılımı halinde bu amaca ulaşabilecektir; Türkiye’nin Avrupa’ya demografik katkıları yadsınamaz niteliktedir.

Jack Straw 15 Eylül 2005 tarihinde yayımlanan üyeliğimiz hakkında olumlu görüşlerini destekleyen bir makalesinde Türkiye’nin üyeliği hakkında önemli nokta olarak; “üyeliğinin kültürel, dini çeşitliliği ve ortak hedeflerin açık tutulduğunu kanıtlayacak olmasıdır. İstikrarlı, varlıklı bir Türkiye’nin, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan laik bir devletin AB’ye demir atmasıyla önemli bir sinyal verilmiş olacaktır“ cümlesini vurgulamıştır.(8)

E)TÜRKİYE’NİN ETKİNLİĞİNİ KIRMAK…

Ülkemizin üyeliği bağlamında, öne sürülen argümanlardan bir de, üyeliğimiz ile Türkiye’nin etkinliğinin kırılmasının hedeflendiğidir. Türkiye’nin Ortadoğu’da ve Orta Asya’da tarihsel, kültürel, siyasi faktörler ile bölgede sahip olduğu nüfuz diğer aktörleri tedirgin etmektedir. Bu anlamda üyelik ile Türkiye’nin AB’nin dış politikasının içine dahil edilerek pasifize edileceğinden bahsedilmektedir.

Ancak kanımca bu pek de geçerli bir argüman sayılamaz.Zira, AB dediğimiz örgüt mevcut uluslar arası konjonktürde tek sesli davranamamakta, ülkeler dış politikalarını bireysel olarak belirlemektedirler. Bunu en açık şekilde Irak Savaşı’nda görmedik mi?

Bu anlamda üyeliğimiz ile AB’de ortak bir dış politika anlayışı hali hazırda mevcut değilken, dış politika kararlarımızı birliğe mi devredeceğiz? Ya da günümüzde ne kadar dış aktörlerden bağımsızız?

F)TÜRKİYE’NİN BAŞKA GÜÇLERİN KONTROLÜNE GİRMESİNİ ENGELLEMEK…

Öne sürülen argümanlardan biri de, Türkiye’nin deyim yerindeyse, küstürülmesi halinde takınacağı tavırlardan korkuluyor olmasıdır. Yüzünü batıya dönmüş ve umutla yoluna devam eden ülkemizin AB ile ipleri kopardığı andaki yaşanacak eksen kaymasından korkulmaktadır. Türkiye’nin böyle bir durumda, Avrasya’daki güç merkezleri Çin, Rusya, Hindistan ile işbirliğinde bulunması hiç şüphesiz bölgede dengelerde değişikliklere neden olacaktır.

AB üyelik yolu kapatılmış bir Türkiye’nin bu kırgınlık ile merkezkaç politikalar olarak adlandırılan M-8 tarzı girişimlerde bulunulabileceği, batıya arkasını dönen Türkiye’nin İran ve Irak ile yaklaşımları olabileceği dikkate alınmaktadır.

Böyle bir durumda, gerek AB gerek ABD çıkarları doğrudan zarar görecektir. Özellikle küresel güç Birleşik Devletlerin çıkarlarının savunuculuğunu üstlenmiş durumda bulunan İngiltere, elbette Türkiye’ye, asıl hissiyatları ne olursa olsun, destek vermek zorundadır.

Türkiye’nin belli dönemlerde sergilediği karşı tutumlar, 1 Mart tezkeresinin reddi gibi, bu ülkenin kırılması durumunda işlerin değişebileceğinin göstergesidir.

İngiltere’nin The Times gazetesinin 4 Eylül 2005 tarihli sayısında, eski savunma bakanı Michael Portillo’nın yazdığı bir makalede1 Mart tezkeresinin TBMM’den geçmemesini kastederek “Bu olay Türkiye’nin bizim yörüngemizden çıkması durumunda işlerin ne kadar fena olabileceğinin altını çiziyor.“ derken asıl düşünceleri açığa çıkarıyordu.(9)

Bu anlamda gerçek amaçlarını tam üyelik olarak belirlemeseler bile, ülkemizin kendilerine sıkıca bağlı tutulması ve küstürülmemesi konusunda hemfikirler.

G) SORUNLARIMIZ VE ÇÖZÜMLERİ…

Türkiye’nin özellikle AB ile ortak olan sorunlarının üyelik ile daha rahat çözülebileceğini düşünen bir kesim mevcuttur. Kıbrıs ve Ege sorunu; 2 taraftan birinin birliğe üye olmasından dolayı bu bağlamda değerlendirilmekte, Türkiye’nin de üye olması ile bu ortak sorunların daha rahat çözüleceğine inanılmaktadır. Ülkemizin Kürt meselesi de AB’nin özellikle(!) ilgilendiği sorunlardan biridir. Bu sorunun da AB’nin perspektifine yaklaşan bir Türkiye ile çözülebileceğine inanılmaktadır. Ülkemizin sorunları, istikrarımız, güvenliğimiz ile birebir alakalı olmakla beraber, bu da diğer bölümlerde incelendiği üzere, bölgemiz yani diğer aktörlerin geleceği ile ilişkilidir.

Sonuç olarak İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın 25 Ocak 2006 tarihinde İstanbul’da yaptığı bir konuşmadan bir kısım vererek belki de tüm analizimizi özetlemiş olacağız…

“Türkiye’nin coğrafi konumu, AB ortakları Bulgaristan ve Yunanistan’a komşuluğuyla birlikte, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan gibi ilginç komşularıyla çok büyük bir stratejik önem taşımaktadır. İran Nükleer Güç dosyası gibi zor dosyalara katkısı; ve Sünni toplumları geçen ay yapılan seçimlere katılmaya teşvik eden Aralık ayında burada yapılan önemli toplantı dahil Irak konusunda – ve Türk Hükümetinin İsrail ve Pakistan arasında geçen yıl yapılan tarihi toplantıya verdiği destek ile Ortadoğu Barış Süreci konusunda - oynadığı rol nedeniyle Türkiye’yi alkışlıyorum. Hali hazırda, terör, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göçlerle mücadele konusunda ve Avrupa’ya enerji tedarikinin güvenliği ile ilgili olarak giderek artan bir şekilde Türkiye’ye bağımlıyız.“(10)

SONUÇ

Ülkemiz 43 yıldır AB’ye tam üyelik yolunda yürümekte, bu konudaki kararlı ve istikrarlı tutumunu da sürdürmektedir. Karşılıklı ilişkiler zaman zaman tıkanma noktasına gelmekte ve taraflar karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmediği gerekçesiyle birbirlerini suçlamaktadırlar. Ülkemize bu uzun ve meşakatli yolculuğunda AB üyesi ülkelerden en büyük desteği ise İngiltere vermektedir. İngiltere’nin desteği 17 Aralık Zirvesi’nde ve sonrasında da devam etmektedir. Hiç kuşku yok ki bu desteğin, ülkemizin konumu, demografik ve kültürel artıları, sahip olduğu kaynakları, ABD ile olan yakın ilişkileri, gibi ABD ve AB’nin çıkarlarına birebir bağlanabilecek özellikleri ile çok sıkı ve anlamlı nedenleri bulunmaktadır. Desteğin en önemli sebebi ise; İngiltere’nin AB içindeki mevcut yalnızlığı ve ABD ve İngiltere ekseninde bir Türkiye’nin üyeliği ile Birlik içinde meydana gelebilecek somut değişmelerdir. Günümüz uluslar arası konjonktürünü ve tek küresel güç ABD’nin bu konjontür içindeki Türkiye algılamasına ayrıca İngiltere’nin de ABD ile olan ilişkilerine baktığımızda bu desteğin yadsınacak hiçbir tarafı bulunmamaktadır. Aksine bu destek bize İngiltere’nin uluslar arası sistemi iyi okuduğunun bir göstergesidir.

AB yolunda ilerleyen bir Türkiye’nin bugün yapması gerekenler ise; öncelikle diğer aktörler tarafından ülkesine biçilen önemi kavramalı ve bunu lehine çevirebilmelidir. Bu yönde bir strateji belirlememesi sadece kullanılmasına sebebiyet verecektir. Diğer yönden farklı eksenlerle kurduğu ilişkilerde tarafları dengede tutabilmelidir. Ayrıca AB projesinin bir refah projesi olduğu ve müzakereler devam ederken her bireyin önce bireysel olarak kendini AB normlarına adapte edebilmesi sağlanmalıdır. Diğer yandan üyeliğimizin AB’ye maliyetinin aksine, AB’ye katacaklarımızın gerek bireysel gerek STK’lar vasıtası ile AB kamuoyuna anlatılması gerekmektedir. Ancak bu yolla, “kalabalık nüfusu, tarım kesimi ve yoksulluğu ile sindirilmesi zor bir lokma“ olarak adledilen Türkiye imajı değiştirilebilir. Aksi durumda destekler ne bazda olursa olsun referandum engeline takınılır. Sonuç olarak sebeplerini irdelediğimiz İngiltere’nin ülkemize desteği bugün halen devam etmektedir. Türkiye’nin yapması gereken ise, bu desteği sebepleri ve sonuçları açısından analiz etmek ve stratejilerini buna göre belirlemesidir. Aksi halde bu sadece Türkiye’yi yörüngede tutma politikalarına dönüşür ve Türkiye için geri dönülemez zaman ve değer kayıplarına yol açabilir…

Notlar:

1 İlter, Turan; “Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri İlişkileri“,Değişen Dünya ve Türkiye’nin Dış Politika Gündemi, İstanbul 2004,Donkişot yayınları, s.161

2 Ahmet, Davutoğlu , Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslar arası Konumu, İstanbul 2004, Küre yayınları, s.202

3 Suat,İlhan, Jeopolitik Duyarlılık, İstanbul 2003, Ötüken Yayınları, s.96

4 Ayşen, Atasin; “ABD’nin Kafkasya Politikasındaki Son Gelişmeler ve Türkiye“, Stratejik Analiz, Mayıs 2003 Sayı 37

5 http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=30672

6 http://ekutup.dpt.gov.tr/ab/uyelik/etki/olasi.pdf

7 Vişne, Korkmaz; “Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya Bölgesine Yönelik Politikaları“,Stratejik Öngörü S.3 2004,s.165

8 http://www.dunyagundemi.com/ydg/index.php?option=com_content&task=view&id=148&Itemid=45

9 Arslan, Bulut; “Müzakere Sürecinin Hedefi; Türkiye’yi Yörüngede Tutmak“,Jeopolitik Dergisi, Kasım 2005 Sayı 22, s.31

10 http://www.britishembassy.gov.uk/servlet/Front?pagename=OpenMarket/Xcelerate/ShowPage&c=Page&cid=1053446583222&a=KArticle&aid=1136908112347

BİBLOGRAFYA

Kitaplar

1) DAVUTOĞLU ,Ahmet; Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu , İstanbul 2004, Küre Yayınları,s.202

2) İLHAN ,Suat; Jeopolitik Duyarlılık , İstanbul 2003, Ötüken Yayınları, s.96

Makaleler

1) ATASİR , Ayşen; “ ABD’nin Kafkasya Politikasındaki Son Gelişmeler ve Türkiye “, Stratejik Analiz, Mayıs 2003 Sayı 37

2) BULUT , Arslan; “ Müzakere Sürecinin Hedefi; Türkiye’yi Yörüngede Tutmak “,Jeopolitik Dergisi, Kasım 2005 Sayı 22, s.31

3) KORKMAZ , Vişne; “ Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya Bölgesine Yönelik Politikaları “, Stratejik Öngörü Sayı3 Sonbahar 2004,s.165

4) TURAN , İlter; “ Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri İlişkileri“, Değişen Dünya ve Türkiye’nin Dış Politika Gündemi, İstanbul-2004, Donkişot Yayınları,s.161

5) http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=30672

6) http://ekutup.dpt.gov.tr/ab/uyelik/etki/olasi.pdf

7) http://www.dunyagundemi.com/ydg/index.php?option=com_content&task=view&id=148& Itemid=45

8) http://www.britishembassy.gov.uk/servlet/Front?pagename=OpenMarket/Xcelerate/ShowPage&c=Page&cid=1053446583222&a=KArticle&aid=1136908112347

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

“Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin-Türkiye İşbirliğinin Geleceği“ başlıklı çok taraflı çalıştay “Kuşak ve Yol, Ticaret, Turizm, Yatırım, Finans ve Teknoloji“ teması ile 12 Nisan 2021 Pazartesi günü, Hilton İstanbul Bosphorus Oteli’nde gerçekleştirilmiştir. ;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

Çin ve Türk otoritelerinin işbirliği/katkıları ile sürdürülen Proje kapsamında “Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin Türkiye İşbirliğinin Geleceği” Çalıştayı İstanbul’da yapıldı.;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.