İran’ın Nükleer Politikası, Direniş Ve Diplomasi

Kategori Seçilmedi

İran’ın nükleer programı artık hayatımızın önemli bir parçası haline gelmektedir.İran, son aylarda konuşulan en önemli ülke haline gelmiştir. Olayların bu noktaya tırmanması, Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle başlamıştır. Hatemi döneminde uzlaşmacı tavırlar sergileyen İran dış politikası Ahmedinijad’ın Cumhurbaşkanlığı ile birlikte köklü değişimlere uğrayabileceği, bu çerçevede yeni hükümetin ideolojik yaklaşımıyla yeni ilişkilerin gelişeceğinden bahsedilmeye başlanmıştır. Ancak, Ahmedinejad gelmeden önce de İran, dış politika açısından önemli sorunlar ile karşı karşıya bulunmaktaydı. Uranyum zenginleştirme programı, İsrail’in tanınması, Lübnan Hizbullah’ını, Hamas’ı ve İslami Cihat’ı desteklemesi, terörizme karşı mücadelesi ve insan hakları konuları, İran yeni cumhurbaşkanının dış politikada karşılaşacağı sorunlardandırlar. Hatemi, bu sorunların farkındaydı. Bu nedenle uzlaşmacı siyasetleri ile sorunları tırmandırmaya çalışmamıştır. Eğer İran içerisinde muhafazakar kanadın baskıları olmasaydı Hatemi, bu sorunların çözümü doğrultusunda adımlar da atabilirdi. Ancak Ahmedinejad bunları sorun değil, İran İslam Devriminin temel politikaları olarak görüp bu konular üzerinde yeni söylemler ortaya atmaktadır.

Bugün Ahmedinejad’ın İran dış politikasını nereye getirdiğini her kes görmektedir. İran nükleer dosyasına Güvenlik Konseyinde nasıl ambargolar uygulanayacağı beklenmektedir. Ahmedinejad politika ve diplomasi dili ile değil, “İslam Devrimi“ dili ile konuşmaktadır.. Dini lidere aşırı bağlılıkları ile bilinen Ahmedinejad ve çevresinin siyaset anlayışı hem Rafsancani’den hem Hatemi’den farklıdır. Ahmedinejad ve çevresi İran İslam Cumhuriyetinin bekası için taviz siyasetini değil de taarruz siyasetini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Ahmedinejad’ın İran Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte İran’ın bölgedeki konumu değişmiştir. Ahmedinejad özellikle Basra Körfezi ülkeleriyle ilişkilerini daha da sıkılaştırmaya çalışmaktır. Ahmedinijad’ın dış politikada sert ve radikal bir tavır ile yola çıkması, İran konusunu farklı boyutlara taşımıştır. Özellikle ABD ve AB’nin nükleer programlar konusundaki baskıları Ahmedinejad hükümetinin dış politikada daha radikal söylemlere yönelmesine yol açmıştır. (1)

Nükleer Kriz

İran’ın şu anda başı dertte olduğu en önemli konu nükleer programıdır. Ahmedinejad cumhurbaşkanı seçildikten sonra durdurulmuş uranyum zenginleştirme süreci yeniden başlatılmıştır. Gerçi Hatemi döneminin son aylarında İran’ın uranyum zenginleştirmeye yeniden başlayacağı iddiaları mevcuttu, ancak resmi olarak Ahmedinejad geldikten sonra bu söylemler eyleme dönüştürüldü ve uranyum zenginleştirilmeye başlandı. İran’ın uranyum zenginleştirme politikası, AB ve ABD tarafından baskılara maruz kalsa da, Hatemi döneminde bile Batı uranyum zenginleştirme konusunda aldatıldığını iddia etmektedir.(2) Ahmedinejad cumhurbaşkanı seçildikten sonra İran nükleer dosyasını yürüten kişi değişmiştir. Ilımlı olarak tanınan Hasan Ruhani’nin yerine daha muhafazakar ve radikal olarak bilinen eski İran Radyo Telvizyon Kurumunun Başkanı Ali Laricani getirilmiştir. Laricani’nin Ahmedinejad’ın nükleer dosyasını taviz vererek değil de, radikal bir şekilde yürüteceği tahmin edilmekteydi ve bunun sonucu olarak da İran nükleer dosyası bir kriz haline dönüştürmüştür.

İran yönetimi, bu süreç içerisinde bazı ülkelerin kendi yanında yer alacağını düşünmekteydi. Özellikle Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya’nın. Ancak beklediği sonuç çıkmadı. Öncelikle Hindistan, İran dosyasının Güvenlik Konseyine rapor edilmesinin aleyhinde oy kullanmadı. Japonya da İran nükleer dosyası konusunda Batı ile aynı çizgiyi izleyeceğini açıladı. Hata bu günlerde ünlü bir Japon şirketi olan “Nippon Oil“ İran’dan petrol alışını %15 azalttığını açıkladı. Bu alışın azaltma nedeni olarak da İran’ın ciddi tehditler altında olduğunuaçıkladı.(3)

İran artık Rusya ve Çin’in de güvenlerini yitirme aşamasına geliştir. İran yönetimi Rusya ve Çin’in, İran dosyasının Güvenlik Konseyine gitmesini engelleyebilrceğine inanmaktaydı. Son zamanlarda“ Rusya da bizi sattı“ , “Rusya’ya güvenmemeliydik“ söylemlerininartması, Rusya ve Çin’e yönelik şüphelerin doğduğunu göstermektedir. Rusya ve Çin’in İran nükleer çalışmalarında politikaları bellidir. Onlar da Batı gibi, İran’ın bir nükleer güç olmasını istememekle birlikte, İran ile ticari çıkarları doğrultusunda İran’a karşı sert tavır almaktan yana değillerdir. Rusya ve Çin İran ve Batı arasında dengeli oyun oynama çabasındadırlar. Bir taraftan Batılı güçleri rahatsız etmek istememekte, diğer taraftan İran pazarını ellerinde tutmak istemektedirler.

İran’ın tutumu ise direniş ve diplomasidir. Bir taraftan UAEK ve Batı’nın baskılarına boyun eğmek istememekte, diğer taraftan da Çin ve Rusya ile diplomatik ilişkilerle yeni bir formül iddiaları ile zamanı kendi lehine çevirmek amacındadır. Son iki aydır İran’ın uyguladığı politika bu amacahizmet etmektedir. Ancak nükleer dosyasının Güvenlik Konseyinde bu günlerde tartışılması İran’ı daha zor duruma sokmaktadır. Bu nedenle İran hükümeti, muhtemel ekonomik ambargolara karşı meclisten ek bütçe talebini gündeme getirmiştir.

İran’ın tavrı nükleer dosyasının Güvenlik Konseyinde nasıl sonuçlanacağı ile belirginleşecektir. İran yetkilileri bu konu hakkında değişik açıklamalarda bulunmaktadırlar. Ancak şunu söyleyebiliriz ki; İran muhtemel ambargolara karşı dünyada güvenoyu kazanmak için kısa dönemli bu ambargolar karşısında sessiz kalabilir, ancak bu ambargolara karşı İran’ın uzun vadede kartlarını oynamaya başlayacağı düşünülmektedir.

ABD ve İran Müzakeresi

Son günlerde ABD yetkilileri tarafından İran konusunda zıt açıklamalar ortaya atılmaktadır. ABD Savunma Bakanı İran’ı Irak’taki silahlı direnişçilere silah göndermekle suçlamıştır. Diğer taraftan ABD Irak Büyükelçisi Zalmay Halilzad’ın İran’dan Irak’taki olayları yatıştırmak için yardım talebinde bulunduğu iddia edilmiştir. ABD Dışişleri Bakanı, İran’ı terörizmin merkez bankası olarak suçlamış, son olarak ABD Başkanı İran’ı ABD politikaları karşısında en büyük engel olarak nitelendirmiştir.

Irak Devrim Yüksek Konseyi Başkanı El-Hekim, İran’a Irak konusunda ABD ile görüşmelerini talep etmiştir. Bu talep İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri tarafından olumlu karşılanarak ABD ile Irak konusunda müzakerelere hazır olduklarını açıklamıştır. Bu açıklamanın Laricani tarafından yapılması, önemlidir. Çünkü birincisi hassas konular İran Ulusal konseyi tarafından yürütülür, ikincisi de İran, Devrimden sonra ilk olarak ABD ile müzakerelere olumlu olarak yanıt verdi. Dolayısıyla Laricani’nin bu mesele ile ilgilenmesi konunun İran için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. ABD ise bu müzakerelere hazır olduğunu, ancak bu müzakerelerin nükleer program ile ilgili konuları kapsamayacağını belirtmiştir.

Bu talebin,İran tarafından El-Hekim aracılığı ile yapılmış olduğu düşünülmektedir. Çünkü İran hakimiyeti içerisinde ABD ile müzakerelere oturmak geri adım atmak anlamına gelmektedir. Laricani’nin ABD’den önce bu müzakerelere hazır olma açıklaması bu talebin İran tarafından yapıldığı düşüncesini doğurmuştur. İran’ın ABD ile aralarındaki esen soğuk rüzgarı yavaşlatmak için bu girişimde bulunduğu değerlendirilmektedir. ABD’nin de bunun farkında olduğu düşünülmektedir. Bu müzakerelerin, Nükleer konuları kapsamayacağı açıklaması da bu farkındalığın bir sonucu olarak görülmektedir. Ancak ABD, İran’ın Irak’ta ne kadar etkili olduğunun da farkındadır. Bu girişimden yararlanarak Irak’ta kontrolü elinde tutmak isteyebilir.

Sonuç

İran, Devrimden sonra en zor durumlardan birisini yaşamaktadır. Bu sorunun kolay bir çözümü olamadığı ortadadır. İran’ın politikası bu sorunun geleceğini tayin edecektir. Ahmedinejad hükümeti dış politikada ciddi değişimlere gitmediği ve uzlaşmacı bir politika izlemediği taktirde bu sorunun çözümü daha da zorlaşacak gibi gözükmektedir.

İran ve ABD arasında izlenilen “ Önleyici saldırı“ politikası her iki ülkeyi de çatışma aşamasına getirebilir. “ Önleyici saldırı“ mevcut durumda her iki ülke tarafından söylemler çatışması olarak devam etmektedir. Ahmedinejad’ın İsrail’e karşı söylemleri doğrultusunda; “ Gasip İsrail Öldüğü zaman Ortadoğu barışa kavuşacaktır“ açıklaması yine “ Önleyici saldırı“ politikasını izlediğini göstermektedir. İlerleyen günlerde ABD yetkililerinin İran karşıtı söylemlerinde “Masa üzerinde askeri müdahalenin de bulunduğu“ tarzı açıklamaları iki ülkeni ciddi çatışmalara doğru sürükleyebilir.

* Global strateji enstitüsü

1- Davut Turan, “Ahmedinejad ve İran-Türkiye İlişkilerinin Geleceği“, http://www.tasam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=139

2- http://www.emrouz.info/archives/2006/03/02594.php

3- http://www.emrouz.info/archives/2006/03/02613.php

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

Çin ve Türk otoritelerinin işbirliği/katkıları ile sürdürülen Proje kapsamında “Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin Türkiye İşbirliğinin Geleceği” Çalıştayı İstanbul’da yapıldı.;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

10. Balkan İletişim Ağı Konferansı

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...