İran- ABD Müzakereleri Eksen Inde İran’ın Irak Politikası

Kategori Seçilmedi

Aylar süren tartışmalardan sonra, sonunda İran ve ABD müzakereleri ciddi olarak gündeme gelmiştir. Bu iki ülkeyi bir araya getiren iki önemli faktör bulunmaktadır. Birincisi Irak krizi, diğeri de İran’ın nükleer krizidir. Bir taraftan, ABD politikası Irak’ta çıkmaza girmiş ve Irak iç savaş eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan da, İran dosyası BM Güvenlik Konseyinde görüşülmüş, İran hakkında bağlayıcı olmayan bir bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiride İran’a 30 gün süre tanınarak tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması istenmiştir. İran-ABD müzakereleri bu bildiri yayımlanmadan önce gündeme gelmiştir. Bu bildiri sonucunda da iki ülke arasında yapılması beklenen müzakereler ciddi bir boyut kazanmıştır.

Irak krizi yeni bir döneme girmiştir. Bir çok Irak analizcisine göre, Irak iç savaş ile karşı karşıyadır. Askeriye türbesine yönelik saldırıyla başlayan bu kriz, Şii ve Sünnilerin birbirlerini öldürme aşamasına gelmiştir.(1) Bu olayların getirdiği Irak krizi, ve iç savaşın başlama olasılığı, Irak’ın geleceği ile ilgili ve Hükümet kurma arayışlarını olumsuz yönde etkilemiştir. Dolayısıyla ABD ve İran’ın Irak konusunda görüşmeleri bu olayların yumuşamasına yönelik önemli bir adım olabilir. Ancak ABD ve İran müzakerelerinin başlaması ve devam etmesi de tartışma konusudur. Her iki ülke de Irak içerisinde kendi çıkarlarını göz önünde bulundurarak müzakereler masasında oturmayı planlamaktadırlar. İran’ın, Iraklı Şii guruplarla olan iyi diyaloğunu, nükleer kriz çıkmazına da, bir çıkış yolu olarak gördüğü değerlendirilmektedir. Çünkü İran’ın uluslararası arenada nükleer faaliyetlerine en çok baskı yapan ülke olan ABD ile Irak konularıyla sınırlandırılacağı ifade edilen müzakereleri, nükleer faaliyetlerine yönelik baskıları kırma unsuru olarak kullanabileceği düşünülmektedir. ABD’nin de Irak içerisinde ciddi olarak çıkmaza girdiği bir dönemde, İran’ın nükleer faaliyetleri çerçevesinde pazarlığa oturabileceği değerlendirilmektedir.

İran’ın Irak’ta en önemli nüfuzu, Irak Şiileridir. ABD ve İran müzakereleri ve İran’ın Irak politikasına geçmeden önce, kısaca Şiiler ve ABD ilişkilerine değinelim;

Irak Şiileri ve ABD

Iraklı Şiîler, hem Irak’ta, hem bölgede, hem de uluslararası sistemde karşılaştıkları çıkmazların farkında olarak akılcı ve rasyonel davranmaya çalışmaktadırlar. Iraklı Şiiler ile ABD’nin Irak’ın devlet yapısı , Şiîlerin başat olma isteği ve geleneksel güç odakları bağlamında farklı ve çatışmalı politikaları olsa da ABD ve Şiîler sıcak çatışmadan uzak durmaya çalışmışlardır. Çünkü Iraklı Şiî gruplar rasyonel davrandıkları söylenebilir. Bunun nedeni olarak da, eğer Irak güven ve barış içinde olursa Şiiler etkinliklerini ortaya koyabilirler düşüncesi olabilir.

Irak Şiîleri içerisinde güç kazanan geleneksel güçler, ABD’nin Irak’ta kalmasını istemeseler de Amerikan karşıtlığı ideolojik bir boyut kazanmamıştır. Başka bir ifade ile Irak Şiîleri içerisinde ABD karşıtlığı bir mezhepsel ve ideolojik temel üzerinde ortaya çıkmamıştır. Çünkü geleneksel Şiî düşünce akımı, politikaya sıcak bakmamaktadır ve iktidardan uzak kalma eğilimi içerisindedir. Bu geleneğin en önemli temsilcisi Ali Sistani’dir.

Irak Şiîleri içerisinde orta düzey din adamları ve İran yanlıları şeriat devleti kurma hayalindedirler. Irak Yüksek Devrim Konseyi ve Hizbul Dava bu doğrultuda davranmaktadırlar. Bu gruplar, Irak Şiîleri içerisinde "ideolojik söylem" yaymaya çalışmaktadırlar. Bu gruplar, söylem düzeyinde bir şeriat devleti hayalinde olsalar da pratikte ABD ile işbirliği içerisindedirler ve Irak Geçici Yönetim Konseyi’nin temel taşları konumundadırlar. Irak Savaşı başlamadan önce ABD’ye yakınlaşmak istemekteydiler. ABD, savaş sürecinde İran’ın etkinliğini azaltmak için bu grupları dışlamaya başlamıştı. ABD bu grupları İran’ın uzantısı olarak görmekte ve bu grupların Irak’taki etkinliğini kırmaya çalışmaktaydı. Zaman süreci içerisinde bu gruplar ve ABD arasında güvenilir bir ilişki bağı oluşmuştur. Söz konusu partilerin ABD karşısında işbirliği yolunu seçmeleri, onları ABD için bir tehdit olmaktan çıkartmıştır.(2)

Iraklı bazı Şii guruplar önceleri ABD ile çatışmaya girseler de daha sonralar Şii ileri gelenleri arabuluculuğuyla ABD ile ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kaldılar.

İran ve ABD Müzakereleri

İran ve ABD’nin, Irak konusunda görüşme isteklerini ilan etmeleri, iki ülkenin çıkarları ile bağlı bir gelişmedir. Şii koalisyonundaki İDYK ile El-Caferi başkanlığındaki El-Dava partisi arasında siyasi rekabet bulunmaktadır. Ayrıca İDYK ile Muktada grubu arasında da aynı rekabet söz konusudur. İDYK, El-Caferi’nin başbakanlık adaylığını, kendi başbakan adayı Adil Abdul Mehdi’nin lehine bırakmasını istemektedir. Koalisyon içinde yapılan seçimlerde El-Caferi, bir oy farkla başbakan adaylığını kazanmıştır. Ayrıca, İDYK’nin ABD ile iyi ilişkilerinin, İran ile olan ilişkilerini olumsuz şekilde etkilediği görülmektedir.İranlı ve Iraklı dini ve Siyasi ileri gelenleri tarafından İran’da kurulan İDYK’nın, İran’dan aldığı destek de yavaş yavaş azalmaktadır.(3)

Irak Devrim Yüksek Konseyi Başkanı El-Hekim, İran’a Irak konusunda ABD ile görüşmelerini talep etmiştir. Bu talep İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Laricani tarafından olumlu karşılanarak ABD ile Irak konusunda müzakerelere hazır olduklarını açıklamıştır. (bu açıklamanın Laricani tarafından yapılması, önemlidir.) Hassas konuların İran Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından yürütüldüğü dikkate alınırsa, Aynı zamanda İran, Devrimden sonra ilk olarak ABD ile müzakerelere olumlu olarak yanıt vermiştir.

Bazı görüşlere göre bu talep İran tarafından El-Hekim aracılığı ile yapılmıştır.(4) Çünkü İran hakimiyeti içerisinde ABD ile müzakerelere oturmak İran İdeolojik değerleri açısından geri adım atmak anlamına gelmektedir. Laricani’nin ABD’den önce bu müzakerelere hazır olma açıklaması bu talebin İran tarafından yapıldığı düşüncesini doğurmuştur. İran’ın ABD ile aralarındaki esen soğuk rüzgarı yavaşlatmak için bu girişimde bulunduğu değerlendirilmektedir. Ancak bu talebin ABD tarafından ortaya atıldığı da bazı analizcilerce gündeme gelmiştir. ABD, Irak’ta İran’ın etkinliğini kontrol etmek ve Irak içerisinde güvenliği sağlamak için müzakere isteğini ortaya atmış olabilir.

İran’ın Irak Politikası

Bu müzakereler çerçevesinde İran’ın Irak politikasının nasıl bir süreç izleyeceği merak konusudur. BM Güvenlik Konseyinin İran’ın nükleer faaliyetleri hakkındaki raporundan sonra, İran’ın ABD ile müzakerelerinde hangi stratejilerler masaya oturacağı akla gelen başka bir sorudur.

2003’te ABD, Irak’ı İşgal ettikten sonra İran’ın eski düşmanı Saddam’ı devirmiştir. Ancak İran, devrimden sonra “ Büyük Şeytan“ olarak nitelediği ABD ile komşu haline gelmiştir. ABD’nin Irak işgali, İran’a bölgede büyük bir etkinlik olanağı sunmuştur. Irak içersinde çoğunluğu oluşturan Şiilerin İran tarafından devreye sokulması, ve Irak kaderinde ciddi olarak rol almaları bu nüfuzun en belirgin örneğidir. İran şu anda Irak siyasi hayatında en önemli oyunculardan birisi haline gelmiştir. Irak Şiileri İran için bölgede siyasi dengelerin oturmasında bir koz haline gelmiştir. İran, zamanı geldiğinde bu kozu kullanacağını biliyordu. Bugün ABD ile müzakereler masasında oturması elindeki imkanın kullanma zamanının geldiğini göstermektedir. Bu dönemden sonra İran Irak’ta şu politikaları izleyebilir:

1- İran’ın, Irak’ta Şiilerin bağımsız bir devlet kurmalarından yana olmadığı düşünülmektedir. Çünkü Irak’ta, Şiiler bağımsız ya da federal bir yapı oluştururlarsa Şii ideolojisi açısından İran’a önemli bir rakip ortaya çıkacaktır. Bu hem İran’ın Şiilik liderliğine, hem de Merceiyyet açısından Sistani’nin, Hameney’ye karşı önemli bir rakip olma imkanını ortaya koyabilir. İran Şiiliği ve Irak Şiiliği Vilayet-i Fakih anlayışında farklılıklarının olması ili ülke arasındaki mezhebi rakipliği artırabilecek unsurlardır. Irak içerisinde Şiilerin bağımsız veya federal olmaları Necef merkezli Şiiliği güçlendirebilir. Oysa İran’ın Irak içerisinde Şii faktörünü kendi çıkarları doğrultusunda elinde tutmayı planladığı düşünülmektedir.

2- İran’ın nükleer faaliyetleri uluslararası baskı altındadır. Bu baskının en önemli unsuru ABD’dir. İran Irak’ta Şiiler üzerinde etkinliğini, nükleer faaliyet müzakerelerine taşıyabilir. Bu da İran ve ABD müzakereleri çerçevesinde masaya yatırılabilir.

3- İran’a karşı olası askeri saldırılar sonucunda, Irak’ta bulunan Şii milisler ABD güçlerine karşı savaş açma olasılığı İran’ın Irak politikası içerisinde yer almaktadır. Ancak böyle bir olayın gerçekleşme olasılığı düşük gözükmektedir. Çünkü mevcut durumda Irak Şiiliği, ABD ile iyi diyalog içerisindedir ve Irak içerisinde güvenliği sağlamak için çalışmaktadır. Aynı zamanda Irak Şiilerini bir kısmında hakim olan Arap milliyetçiliği, Irak Şiileri ile ABD’nin karşı karşıya gelme olasılığını azaltmaktadır.

Dipnotlar:

1.Sina Barbod, Irak, İran, Amerika, http://news.gooya.com . 31.03.2006

2. Arif Keskin, Iraklı Şiilerin Siyasal Davranışlarını Sosyo-Politik Temelleri, Stratejik Analiz, Mayıs - 2004 Sayı 49

3. Mazin HASAN , Irak Seçimleri ve ABD’nin Planları, h ttp://www.avsam.org/tr/gunlukbulten.asp?ID=782

4. Ahmet Zeydabadi, Mozakere Dir Mande, http://r0ozonline.com/ 22. 03.2006

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

Çin ve Türk otoritelerinin işbirliği/katkıları ile sürdürülen Proje kapsamında “Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin Türkiye İşbirliğinin Geleceği” Çalıştayı İstanbul’da yapıldı.;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

10. Balkan İletişim Ağı Konferansı

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...