ABD Gündemine Dair Bir Kaç Not

Haber

Özellikle son bir aydır Türkiye gündemini yoğun bir şekilde işgal eden konuların başında Amerika’nın Türkiye politikalarında bir değişiklik olup olmadığı konusu gelmektedir....

Özellikle son bir aydır Türkiye gündemini yoğun bir şekilde işgal eden konuların başında Amerika’nın Türkiye politikalarında bir değişiklik olup olmadığı konusu gelmektedir. Tartışmanın tetiğini ise , Amerika’nın önde gelen iki TV kanalında, Türkiye ve uluslararası terörizm bağlantısını kuran ve bunu İslamcı bir hükümetle özdeşleştiren iki popüler dizinin yayınlanması çekti. Söz konusu bu iki yayının ardından, başta Amerika’da bulunan Türk dernekleri olmak üzere birçok sivil toplum örgütü ve Türkiye’nin ABD Büyükelçisi, yayınlara ilişkin tepkilerini ilgili TV kanallarına bildirdi. Buna ek olarak ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’in Türkiye ziyaretinde de konu Türk yetkililer tarafindan gündeme getirildi. Tam sular duruldu diye düşünülen bir anda, ABD’nin önemli gazetelerinden biri olan The Wall Street Journal’de yazar Robert Pollock tarafından ’Avrupa’nın Hasta Adamı... Yeniden’ başlığı ile yayınlanan yazı Türkiye gündemini tekrardan alevlendirdi.

Yazıya ilişkin birçok görüş Türkiye’nin önde gelen isimleri ve yayın organları tarafından tartışılmaya devam ediyor. Bu konuya geçmeden önce bir önceki konuya değinmek istiyorum. Televizyon ve de popüler kültürün önemli bir yer tuttuğu Amerikan toplumunda her iki dizi de izlenme oranı yüksek programlar olmakla birlikte sonuç itibarıyla gerçek olmayan birer senaryodan ibaret. Kabul edilebilir ki ortalama Amerikan vatandaşı senaryo ile gerçeği ayırt etmede çok başarılı değil. Eğer gerçekten Amerikan toplumunun popüler kültürün bir parçası olan diziler aracılığıyla Türkiye ve Türk insanı hakkında yanlış fikir sahibi olmasından endiseleniyorsak ki haklı gerekçeleri vardır, buna en güzel yanıt gerçek bir başarı öyküsü, Amerikan popüler kültüründe önemli yeri olan Grammy Müzik odüllerinde Atlantis Plak’ın sahibi Ahmet Ertegün’ün ‘Ömür Boyu Başarı Ödülü’ne layık görülmesi oldu. Ödülü aldığında ‘Güzel ülkem Türkiye’ye teşekkür ederim.’ ifadesi aslında en güzel yanıt değil midir? Yine aynı şekilde Amerikan televizyonlarını haftalar öncesinden işgal etmeye başlayan Oscar ödül törenlerinde 6 dalda aday olan ‘Ray’ isimli filmde de Ahmet Ertegün karakterinin Türk olmaktan gurur duymamızı sağlayacak çerçevede çizilmiş olması da her iki dizide çizilen olumsuz imajı yeterince olumlayan bir etkiye sahip olsa gerek. Nitekim Ahmet Ertegün son günlerde Amerika’nın önde gelen birçok basın-yayın organında söyleşiler yapmakta ve her bir söyleşide kendisine Türkiye’yi olumlayan sorular yöneltilmekte. Kısacası bir- iki başarı hikayesinin Amerika gündemine gelmesi Türkiye’nin en güzel cevabı.

Öte yandan ortalama Amerikalı’dan ziyade Amerikan bilim, iş ve siyaset dünyasını ilgilendiren bir faaliyet de geçtiğimiz haftasonu 19-20 Şubat tarihlerinde Washington D.C.’ de gerçekleşti. Amerika’da yaşayan Türk bilimadamlarının bir araya gelerek oluşturduğu TASSA (Turkish-American Scientists and Scholars Association – Türk-Amerikan Bilimadamları ve Akademisyenleri Birliği) ilk toplantısını George Washington Universitesi’nde gerçekleştirdi. Söz konusu bu toplantiya her biri kendi alanında başarılı 250 kadar Türk öğretim üyesi ve Amerika’nın önemli bilim adamları katıldı. Birçok konunun tartışıldığı bu toplantı da Türkiye’nin eksikleri olmakla birlikte çağı yakalayan bir ülke olduğunun güzel bir kanıtı olsa gerek.

Gündeme bomba gibi düşen yazıya dönecek olursak, yazının oldukça sert bir üslupla kaleme alındığı tartışmasız bir durum. Açıkçası yazarın son günlerde kendisiyle yapılan röportajlarda da “Ben aslında Türkler’i çok severim.” gibi ifadelere yer vermesi kendisine bu konuda gösterilen tepkilerin de yoğun olduğunun göstergesi olarak düşünülebilir. Ancak uslubu oldukça sert olan bu yazıya ilişkin kızgınlığımızı ön planda tutmanın ve bu sebeple yazıda yer alan bazı doğru noktaları kaçırmanın bizi faydalı bir konuma taşımayacağı kanaatindeyim.. Bu yazı, Türk insanının bilinçaltında milliyetçi hissiyatin korunmasına sebep olan, hassas bir konuyu işaret eden başlığıyla, bu kadar sert bir tarzı benimsememiş olsa bu denli tartışmamıza sebep olmayacaktı. Açıkçası Amerika’yi adeta ‘Kadir-i Mutlak’ bir güç olarak tanımlayıp dünyada gerçekleşen her olayın ardında Amerika’yı aramak son dönemlerde fazla kullandığımız bir düşünce biçimi oldu. Dolayısıyla birçok açıdan eleştiri gerektiren bu yazı, kimi noktalarda paranoya haline gelen korkularımızı törpülememiz gerektiği ve olayları biraz daha soğukkanlı ele almamızın doğruluğunu hatırlatması açısından değerlendirilebilir.

Tüm bunların dışında ABD’nin gizli iç gündeminden bahsetmekte fayda var diye düşünüyorum. Başkan George W. Bush’un ikinci dönemine başlamasıyla birlikte 2008 Başkanlık seçimlerine ilişkin öngörüler de şimdiden başladı. Konuya ilişkin en ilginç senaryoyu ise Cumhuriyetçilerin adayının şimdiki Dışişleri bakanı Condoleezza Rice ve onun karşısında Demokratların adayının da eski Başkan Bill Clinton’in eşi Demokrat Senator Hilary Clinton’ın olması oluşturuyor. Şu an itibarıyla her iki ismin karşılıklı aday olması hayal olmakla birlikte Condoleezza Rice’a ilişkin tahminler git gide artıyor. Buna ilişkin senaryolarda ön plana çıkan, şimdiki Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in sağlık sorunlarını gerekçe göstererek 2005 Yaz’ında bu görevinden ayrılacağı ve yerine Condoleezza Rice’in geçeceği, boylelikle 2008 seçimlerine giden yolun da açılacağı senaryosu.

Öte yandan dile getirdiğim ilk senaryonun gerçekleşmesi durumu, yani Condoleezza Rice ve Hilary Clinton’ın karşılıklı adaylar olması Amerikan siyasi tarihi açısından şüphesiz bir dönüm noktası olacaktır. Eğer böyle bir durum gerçekleşirse ABD, tarihinde ilk kez bir kadın Başkan’a sahip olacak ve buna giden yol da ilk kez iki kadının karşılıklı aday olması ile gerçekleşecek. İlk bakıldığında özellikle Amerikalı feministleri sevindirecek bir olay gibi görünen bu durum kuşkusuz içinde birçok ironiyi de barındıracak. Her ikisi de eğitimli, entellektüel ve alımlı bu iki kadının konumlandıkları siyasi partiler bu ironinin temelini oluşturacak gibi gözüküyor. ABD’de ‘African American’ diye ifade edilen Siyah Amerikalılar, Beyaz Amerikalılar karşısında haklarını elde edebilmenin zeminini Demokrat Parti yelpazesinde yer almakla sağlarken bu kez tersi bir tablo ortaya çıkacak. Ezilmiş siyahlar arasından gelen Rice, gücün merkezi Cumhuriyetçi çizgide yer alırken, nüfuzlu Beyazların arasından gelen Clinton, ezilmişleri ve sosyal politikalari savunmayı misyon edinmiş Demokrat çizgide yer alacak. Eğer gerçekten de böyle bir senaryo gerçekleşirse ABD kamuoyunu ortadan kalkmış gibi gözüken ama varlıgını hiçbir zaman yitirmeyen Siyah-Beyaz karşılastırması tekrardan alevlenecek gibi gözüküyor.

Son olarak gündemde tartışılmaya devam edilen Türk-Amerikan ilişkilerine tekrar dönecek olursak, şüphesiz konunun birçok değişkeni var. Türkiye’nin haklı olduğu noktalar göz ardı edilecek konular olmamakla birlikte Türkiye açısından bir kâr-zarar bilançosu yapıldığında Amerika ile gerginliğin çok da kârlı bir sonuç doğurmayacağı gözüküyor. En azından kısa vadede düşünürsek Nisan 2005’te Ermeni Diyasporası Sözde Ermeni Soykırımı’nın 90. yılını anma hazırlıkları yaparken ve kamuoyunu Türkler ve Türkiye aleyhine yönlendirmeyi daha da yoğunlaştıracakken, önümüzde Kıbrıs ve AB gibi birbirine bağımlı iki temel konu dururken Amerika’yı hedef almak hedefi şaşırmak manasına geliyor. Maalesef başımızı ağrıtan bu konulardan, şu an itibarıyla hoş duygular beslemediğimiz Amerika’nın desteğini almadan sıyrılmamız pek olası gözükmüyor. Dolayısıyla Amerika’nın gündemine güven duyulmayan Türkler olarak girmektense stratejik ortak olarak anılmak, en azından kısa vadede, Türkiye açısından daha makul gözüküyor.

(*) Kafkaslar-Orta Asya-Orta Doğu Çalışma Grubu, Orta Doğu Uzmanı,
Case Western Reserve University, School of Law, Visiting Fellow
balagoz@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1905 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1905

Son Eklenenler