Bush’un Avrupa Ziyareti Ve AB-ABD İlişkileri

Haber

Irak Savaşı sürecinde bozulduğu açık bir şekilde gözlenen AB-ABD ilişkilerinde yumuşamayı sağlamak adına ilk üst düzey ve somut girişim, Avrupa’yı süreçte dışlamakta hiç tereddüt göstermeyen ABD’den geldi. Dışişleri Bakanı Rice’ın görevine başlar başlamaz Avrupa’ya gitmesi, hemen ardından da bizzat Başkan Bush’u Rice’ı takip etmesi bunun en önemli göstergesi....

Irak Savaşı sürecinde bozulduğu açık bir şekilde gözlenen AB-ABD ilişkilerinde yumuşamayı sağlamak adına ilk üst düzey ve somut girişim, Avrupa’yı süreçte dışlamakta hiç tereddüt göstermeyen ABD’den geldi. Dışişleri Bakanı Rice’ın görevine başlar başlamaz Avrupa’ya gitmesi, hemen ardından da bizzat Başkan Bush’u Rice’ı takip etmesi bunun en önemli göstergesi.

Ancak bu ziyaretlerin amaçlarına ulaştıklarını söylemek o kadar da kolay değil. Daha doğru bir ifadeyle, eğer ziyaretlerle amaçlanan AB’nin Amerikan bakışını değiştirmek ve Avrupa halklarının sempatisini kazanmak idiyse böyle bir sonuç elde edilemedi. Ama hiç şüphe yok ki bazı ilerlemeler de kaydedildi.

Bush 22 Şubat’ta NATO ve AB üye ülkelerinin liderleriyle buluştu. Buluşmada Bush’un önceliği NATO oldu. ABD Başkanı George W. Bush, Avrupa turunun ikinci gününde ise 26 NATO üye ülkesine Irak’a yardım yapmaları çağrısında bulundu. Çağrıya en son cevap veren Fransa da dahil olmak üzere bütün NATO üye ülkeleri Irak’ın yeniden inşa sürecinde katkıda bulunacakları taahhüdünde bulundular. Ancak belirtmek gerekir ki Fransa’nın taahhüdü sadece bir askeri görevli göndermek ile sınırlı. Ayrıca NATO’nun bütün Irak misyonu 360, sadece 360 kişiden oluşuyor. Bunların da ancak 200’ü doğrudan güvenlik konularında görev alırken 160’ı eğitmen sıfatıyla çalışacak.

Başkan Bush, NATO ülkelerinin Irak’ın yeniden inşası konusundaki çabalarını överek bu ülkelerden gelen katkıların yeni bir demokrasinin yaratılmasında ‘hayati’ öneme sahip olduğunu ifade etti.

Ancak Bush’un çağrısının AB’ye değil de NATO’ya yönelik olduğunu, çağrıya verilen karşılığın da AB-ABD ilişkileri bağlamında kısmen de olsa değerlendirilemeyeceğini belirtmek gerekir. Bush NATO’ya çağrı yapmakla aslında Avrupa ile ilişkileri düzeltmek ve Avrupa ile işbirliğini geliştirmekten çok ABD’nin inisiyatifi ile kurulan ve büyük ölçüde ABD’nin kontrolünde faaliyetlerini sürdüren NATO’nun yeniden işlevselleştirilmesini sağlamayı amaçlamış gibi görünüyor. Nitekim Bush, NATO üyelerinden, özellikle de Fransa’dan gelen küçük çaplı destek taahhütlerini “her katkı önemli” sözleriyle değerlendiriyordu. Bush devamında şöyle diyordu: “masada yirmi altı ülke NATO’nun Irak’a müdahil olmasının önemli olduğunu söyledi. Bu çok güçlü bir ifade.”

Bush’un Avrupa ziyaretinde gündeme pek fazla gelmeyen ve geçtiğimiz günlerde yeterli onay sayısına ulaşarak yürürlüğe giren Kyoto Sözleşmesi’ne ABD’nin muhalefeti devam ediyor. Sözleşmeye konu olan çevreye zararlı gazların tüm dünyadaki miktarının yüzde otuz ikisini üretmesine rağmen ABD Sözleşmeye kesin bir şekilde karşı çıkıyor. Sözleşmeyi imzalayan Clinton’ın aksine Bush ve ekibi Sözleşmeyi ve Sözleşmenin yaratacağı uluslararası rejime düşmanca sayılabilecek bir tutum içerisinde. Başkan Bush Avrupa ziyareti çerçevesinde AB yetkilileri ile görüşmesinde kendisinin Kyoto iklim değişikliği sözleşmesine karşı olduğunu yineledi. Fakat Bush, kendisi sözleşmeye karşı olmasına rağmen Avrupalılara Sözleşme ile ilgili çaba ve girişimlerine devam etmelerini önerdi. Ancak bu öneriyi ABD’nin Avrupa ile ilişkilerinde bir yumuşama sinyali olarak algılamak doğru olmaz. Çünkü Kyoto Sözleşmesi esas olarak sınai üretimden kaynaklanan çevresel zararlar konusunda taraf devletlerin yükümlülüklerini içeriyor. Taraf devletler yükümlülüklerini yerine getirmek için ya üretimlerini azaltmak ya da sınai üretim altyapılarını ciddi bir şekilde değiştirmek zorundalar. ABD’yi hiçbir şekilde etkilemeyecek ve rahatsız etmeyecek böylesi değişimler konusunda Bush’un Avrupalılara destek vermesinin hiçbir anlamı yok.

Bush’un Avrupa ziyaretinde AB-ABD ilişkilerindeki pürüzler içinde en fazla AB’nin Çin’e uyguladığı silah ambargosunu kaldırma düşüncesi öne çıktı. Avrupalılar Çin’e uyguladıkları silah ambargosunu kaldırmayı düşünürken Bush bu düşünceye karşı çıkıyor.

George Bush, ambargonun kaldırılmasına kendisinin aslında karşı olmadığını, Amerikan çıkarları açısından bunun bir sakıncası olmadığını düşündüğünü, ancak Avrupalıların böyle bir karar almasının Kongreyi oldukça rahatsız edebileceğini ifade etti. Bush, “ülkemizde silah transferinin teknoloji transferi anlamına geleceği, bunun da Çin ve Tayvan arasındaki dengeyi değiştireceğine dair derin bir endişe var” diyerek Amerikan halkının ambargonun kaldırılması kararına sempati ile bakmayacağının da altını çizdi.

Bush’un ifadesine göre kendisinin silah ambargosu için bir çekince taşımamasının nedeni Avrupalıların kendisini böyle bir kararın neticesinde Asya’daki stratejik dengenin bozulmayacağına dair ikna etmiş olmaları. Yani aslında Bush yönetimi, silah ambargosunun kaldırılmasına sıcak bakmamasına rağmen, Avrupalıların Asya’da dengelerin bozulmayacağı yönündeki güvencelerini göz önünde bulundurarak böyle bir karara karşı çıkmayacağını ifade etmiş oluyor.

Ancak görünen o ki durum biraz daha karmaşık. Bush, Avrupalıların on beş yıldır devam eden silah ambargosunu kaldırmaya kararlı olduklarını gözlemlediği için buna ‘karşı çıkmıyor’. 21 Şubat’ta Bush ile akşam yemeğinde buluşan Fransa Başkanı Chirac, bir gün sonrasında muhabirlere artık ambargonun meşruiyetinin kalmadığını ve kaldırılması gerektiğini söylüyordu. AB Dış Politikası’ndan sorumlu en üst düzey yetkili olan Javier Solana’nın sözcüsü Cristina Gallach da Bush yönetiminin Avrupa’nın silah ambargosunu kaldırma kararını önleyemeyeceğini bildiğini söyledi. Gallach, ABD yönetiminin bu nedenle karara karşı çıkmadığını fakat böyle bir karar verilecekse iyi açıklanması gerektiği düşüncesinde olduğunu da sözlerine ekledi.

AB’nin Çin’e uygulanan silah ambargosunu kaldırma girişiminde önderliği son yıllarda Amerikan yönetimi ve halkının ‘gözdesi’ haline gelen Fransa üstlenmiş durumda. Ancak Fransa’yı Irak Savaşı da dahil hemen hemen her konuda ABD’yi destekleyen İngiltere de destekliyor. İngiliz yetkililer, 1989’dan beri uygulanan ambargonun Çin ile ilişkilerde sorun olabileceğini düşünüyor. Çin’e her yıl yaptığı 20 milyar dolarlık yatırımla Çin’deki en büyük Avrupalı yatırımcı ülke olan İngiltere ambargonun sürmesi durumunda ekonomik çıkarlarının zarar görmesinden endişe ediyor.

Tabii ki AB-ABD ilişkilerinde böylesi pürüzlerin olması AB ile ABD arasında önemli gerginliklerin olduğu anlamına gelmiyor. Transatlantik ilişkiler, iki taraf arasında küçük ölçekli de olsa bir cepheleşmenin yaşandığı Irak Savaşı sürecinde bile kopmadı. İki tarafın birbirine olan ihtiyacı, Atlantiğin iki yakası arasında meydana gelebilecek kalıcı krizlerin dünyadaki dengeleri önemli ölçüde sarsacağı gerçeği ve halen AB ile ABD arasında birçok alanda devam eden işbirliği gibi nedenlerle AB-ABD ilişkilerinin halihazırda krizde olduğunu iddia etmek pek mümkün değil.

Ancak özellikle George W. Bush’un ABD Başkanı olarak göreve başladığı 2000 yılından itibaren ABD Dış Politikasına hakim olan anlayış AB tarafından yadırganıyor. Küresel problemleri uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde uluslararası kurumlarda karşılıklı işbirliği ve rıza ile çözmeyi prensip olarak kabul eden AB, ABD’nin hukuku dışlayan, BM gibi ABD’nin nispi bir kontrolünün olduğu araçları dahi devre dışı bırakan tutumundan doğal olarak rahatsızlık duyuyor.

Bu rahatsızlığın halen devam ettiği gözleniyor. Dahası, Bush’un dünya olaylarına bakışı Amerikan dış politikasında hakim olduğu sürece AB-ABD ilişkilerinde problemler yaşanması ihtimal ve potansiyeli yüksek gibi görünüyor. AB üyesi ülkeler halen ulusal çıkar motifiyle hareket etseler bile AB kurumları açısından esas vurgu Birlik sınırları içinde yaşayan halkların refah ve çıkarlarına yapılmakta. Ancak ABD’nin ulusal çıkarı odağına alan dış politika anlayışı güce dayalı klasik uluslararası sistem yaklaşımlarından besleniyor. Bu nedenle de işbirliğine ve uluslararası dayanışmaya değer vermiyor.

*Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri, ABD ve Orta Asya Uzmanı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2526 ) Etkinlik ( 171 )
Alanlar
Afrika 64 602
Asya 75 976
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1317 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 172
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1881 ) Etkinlik ( 76 )
Alanlar
Türkiye 76 1881

Son Eklenenler