İnsan Hakları Savunuculuğundan İnsan Hakları Tehdidine

Haber

ABD’nin İran ve Suriye’yi Büyük Ortadoğu Projesi adı altında kontrol etme çabaları insan hakları konusunda yeni soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Amerika’nın yüzyıllardır savunuculuğunu yaptığı insan hakları konusunda özellikle 11 Eylül sonrası yaşanılan gelişmeler, ABD’nin insan haklarına bir tehdit oluşturmasına yol açmıştır....

ABD’nin İran ve Suriye’yi Büyük Ortadoğu Projesi adı altında kontrol etme çabaları insan hakları konusunda yeni soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Amerika’nın yüzyıllardır savunuculuğunu yaptığı insan hakları konusunda özellikle 11 Eylül sonrası yaşanılan gelişmeler, ABD’nin insan haklarına bir tehdit oluşturmasına yol açmıştır.

Bilindiği üzere, Amerika Birleşik Devletleri’ni hedef alan 11 Eylül saldırıları uluslar arası sistemin var olagelen düzeninde önemli değişikliklere yol açmıştır. Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi gibi hem ekonomik hem de askeri iki can damarının vurulmasıyla, ABD’nin dış politikasında yeni bir dönem açılmıştır. Bu döneme damgasını vuran George Walker Bush, ben-merkezci ve tek taraflılık ilkelerinin ışığı doğrultusunda dış politikayı şekillendirmiş, bu da kurulduğundan beri “insan hakları savunuculuğu” yapan ABD’nin pek çok eleştiri okunu üzerine çekmesine yol açmıştır. Her ne kadar “terörle savaş” adını verdiği politikası ışığında Afganistan’ın siyasi dengesinin düzeltilmesi ve yeniden yapılandırılması konularında kendisine destek bulsa da, Amerikan dış politikası özellikle Irak’a açılan savaşla birlikte tartışmaların odak noktasını oluşturmuştur.

Günümüze kadarki dönemde ABD insan hakları stratejileri artan ve azalan bir önem grafiği sergilese de kuruluşu itibariyle özgürlük ve insan haklarına saygı ilkesini benimseyen ABD’de insan hakları konusu dış politikanın temel bir unsurunu teşkil etmektedir. Fakat 11 Eylül sonrası artan güvenlik kaygıları ABD’nin insan haklarını arka plana itmesiyle sonuçlanmıştır. Bu da ABD başta olmak üzere bütün dünyada demokrasi ve insan haklarının tehdit altına girmesiyle sonuçlanmıştır.

ABD’nin, özellikle insan hakları konusunda değişen politikalarına baktığımızda en önemli farklılığın “özgürlükler ülkesi” olarak kabul edilen yapısına tezat bir biçimde, acil eylem planı olarak kabul ettiği yeni yasal düzenlemelerde olduğu görülmektedir.“Yurttaşlık Kanunu” ve arkasından kabul edilen “Milli Güvenliği Arttırma Yasası” ile sadece bireylerin haklarını kısıtlamakla kalmayan ABD, istihbarat örgütlerinin toplumsal yapıda daha geniş yer almasını öngörmüş, ve özellikle Amerikan vatandaşı olmayan kişilerin toplumdan soyutlanmasına yol açmıştır. Aralık 2004’te Başkan Bush’un, teröristlerin ve diğer tehdit unsurlarının ülkeye girişlerinin önlenebilmesi ve başkan tarafından atanacak bir Milli İstihbarat Müdürü kademesinin oluşturulmasını öngören İstihbarat Reformu ve Terörü Önleme Yasası’nı imzalamasıyla, insan haklarındaki haksız kısıtlamalar yeni bir boyut kazanmıştır.

ABD’nin Afganistan Savaşı sonrası Guantanamo Kampı’nda yargılamadan ve soruşturmadan tutsak ettiği askerler ise 11 Eylül sonrası ABD insan hakları ihlallerinin en belirgin örneğidir. Bu kamplarda uygulandığı ileri sürülen ve medyada geniş yer tutan davranışlar ABD’nin de altında imzası bulunan Cenevre Anlaşması’nın savaş suçlularının kötü muameleye uğratılamayacağını belirten 17.maddesini ihlal etmektedir. Aslında bu olay “demokrasi kapalı kapılar ardında ölür” ifadesinin en açık göstergesidir. Sadece Guantanamo değil, Ebu Garip Hapishanesi, Bucca Kampı, Talil Hava Kuvvetleri Üssü gibi çeşitli kamplarda tutsak edilen Irak askerlerine yapılan muameleler de askeri komisyonlar adı altında kurulan ve “komisyon hukuku” dışındaki yasaları geçersiz sayan ABD’nin yüzyıllardır savunduğu hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı prensiplerini çiğneyip geçen bir davranıştır. Her ne kadar ABD’nin “Terörle Savaş” adı altında başlattığı Afganistan Savaşı’nda, ‘kendini savunma’ olması nedeniyle uluslar arası hukuka uygun davrandığı kabul edilse de, savaş sonrası yaptığı kabul edilen insanlık dışı davranışlarla hem dış politikasında hem de insan hakları politikasında ters tepkiler almıştır.

Irak Savaşı da aslında ABD’nin insan hakları politikasının sorgulanmasında bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Sonuçta Birleşmiş Milletlerin yetkisini almadan yola çıkan ABD uluslar arası hukuku çiğneyerek, yalnızca ABD-AB ilişkilerini bozmakla kalmamış, AB ülkelerinin de kendi içerisinde sorun yaşamasına yol açmıştır. ABD destekçisi İngiltere, ilk başta karşısında Amerikan tek tarafçılığının daha da artmasını istemeyen Fransa ve Almanya’yı bulsa da ABD’nin anlaşma tasarısını imzalamak zorunda kalmıştır. Bu, bir yandan insan hakları tartışmalarına hız kazandırırken, bir yandan da Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasını oluşturma yolunda son dönemeçte bulunan AB’nin parçalanmasına neden olmuştur.

Bütün bu bilinen ihlallerin yanında, ABD’nin diğer insan haklarına aykırı birkaç davranışı gösteriyor ki aslında ABD yalnızca 11 Eylül sonrası dönemde dış politikasında değişikliğe gitmemiştir. Özellikle SSCB’nin parçalanması sonucu dünyada tek güç haline gelen ABD’nin kendi hegemonyasını sürdürme yolundaki çabaları, temel ilkesi olan insan hakları konusunu arka plana itmesine yol açmıştır. ABD’nin insanlara karşı tehdit oluşturan kara mayınlarının üretimini ve ticaretini yasaklayan 1997 Ottawa Anlaşması’nı imzalamaması, Senatonun 1999’da Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması’nı onaylamaması, Bush yönetiminin 2001 yılında Biyolojik Silah Anlaşması’na opsiyonel bir protokol eklemeye çalışması, yasal olmayan küçük ve hafif silahların ticaretini azaltmayı hedefleyen BM Anlaşma tasarısını reddetmesi ve yine aynı yıl içerisinde pek çok kişi tarafından dönüm noktası olarak kabul edilen Balistik Olmayan Füze Anlaşması(ABM)’na karşı gelerek ulusal Füze Sistemi için kolları sıvaması ABD’nin silahsızlanma konusunda yürüttüğü demokrasi ve insan hakları prensiplerine aykırı diğer davranış örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Clinton’ın 1998 yazında Uluslararası Suç Mahkemelerini bloke etmeye çalışması, Clinton’ın formalite olarak imzaladığı Roma Antlaşması’nı Bush’un Kongrede kabul etmeye yanaşmaması, ABD’nin hala Kadınlara Karşı Güç Kullanımını Engelleyen Anlaşmayı imzalamayan tek endüstri devleti olması, insan hakları ve uyuşturucu konularında ABD standartlarına uymayan ülkeleri cezalandırıcı yöntemleri kullanmaya devam etmesi, hatta ticaret konusunda kendi ticaretini koruma politikasını güdüp çok yanlılığa yönelmemesi ve kendi çıkarlarını her şeyden üstün tutması, iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülüklerin belirlendiği Kyoto Protokolü’ne karşı çıkması ve özellikle OECD ülkelerine yapılan dış yardımda en düşük oranların bu dönemde uygulanması ABD’nin insan haklarını konusunda gösterdiği hassasiyetin önem kaybettiğinin diğer göstergeleridir.

Clinton dönemiyle renk değiştiren ABD dış politikası özellikle 11 Eylül sonrası sert politikalarıyla dikkati çeken Bush’un çizdiği yolla daha keskin bir dönemece girmiştir. Dış politika konusunda her ne kadar tepki alsa da Bush’un geçtiğimiz aylarda tekrar başkanlığa seçilmesi, Amerikan halkının onu desteklediğinin en büyük kanıtıdır. Bu da, ABD’nin 2009’a kadar dış politikasındaki bu sert çizgiden ayrılmaması ve hatta daha ılımlı bir politika güdülmesini savunan Colin Powell yerine uluslararası sistemde askeri güç ve kabiliyeti ön plana çıkaran Condoleeza Rice’ın getirilmesiyle bu sertlik yanlısı dış politika stratejileri ve insan hakları ihlallerinin artması beklentileri önem kazanmıştır.

ABD’nin var oluş hedefleri doğrultusunda 11 Eylül sonrası politikalarının temelini oluşturan “ulusal güvenlik” ve özellikle Soğuk Savaş sonrası artan “dünya nezdinde egemen güç olma” politikaları, kuruluş itibariyle ana değerleri olan insan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramları yok sayan ABD’nin yadırganmaması gerektiğini işaret eder. Çünkü ABD hiçbir zaman sadece başkaları için, evrensel değerler için var olma politikası gütmemiş tersine zaman zaman dünya ülkeleriyle arasına mesafe koymuş ve yalnız kalma politikası izlemiştir.

Bütün bunlar ışığında denilebilir ki, sürekli değişen yapısıyla yeni bir hal alan ABD dış politikası son 3 yıllık dönemde insan hakları konusunda yanlış adımlar atarak dünya demokrasisine zararlı bir hal almıştır. BM ve Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı tavırlarıyla bu sözleşmeleri yok sayan ABD, insan hakları konusunda bir gerileme süreci yaşarken düzenli olarak her yıl yayınladığı İnsan Hakları Ülke Raporları’yla Türkiye’nin de nasibini aldığı eleştirilere devam etmektedir. Bu da ABD’nin geleneksel insan hakları savunuculuğundan tam olarak kopmadığını, fakat eski politikalarına dönebilmesi için yeni bir döneme ihtiyaç duyduğunun göstergesidir. Özellikle 5 günlük bir Avrupa turunda olan Bush’un NATO Zirvesinde demokrasiye ve insan haklarına saygı politikalarına tekrar dönüleceğinin sinyallerini vermesi, ABD’nin dış politikasında yenilikler yapacağını göstermektedir. Anti-Amerikanizm politikalarının yaygın bir hal alması, Bush’un sert politikalarından geri adım atmasının ve NATO Zirvesinde ılımlı mesajlar vermesinin nedeni olarak kabul edilmektedir. Avrupa Turu sırasında ayrıca Transatlantik ilişkilerin önemi üzerinde duran ve bu ilişkilerin çok güçlü olduğunu savunan Bush, Irak Savaşı’nda kaybettiği desteği, İran ve Suriye konularında tek başına hareket etmeyerek tekrar kazanmayı hedeflemektedir. Her ne olursa olsun beklenilen, Bush’un demokrasi ve insan hakları konusundaki bu olumlu tavırlarının lafta kalmamasıdır.

(*) Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu, Uzman Yardımcısı

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1905 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1905

Son Eklenenler