“Mezhepleşmiş Milliyetçilik” : Şiilik Ve Farslık Ile Özdeşle

Kategori Seçilmedi

Giriş

İran’da din ve milli kimlik bağlamında yapılan tartışmalarda üç genel yaklaşım bulunmaktadır. Geleneksel dini akım olarak tanımlanan birinci gurup, İslam toplumlarında millet ve kavmin anlam taşımadığını savunmaktadır. Bu yaklaşımı savunanlara göre, İran’ın asıl tarihi İslam’dan sonra başlamaktadır. İkinci gurup ise İran uygarlığını eski yerel inançlarına dayandırmakta, eski kültür ve inançlarından özenle bahsetmektedir. Bu akıma göre, İslam’dan önce İran uygarlığı gelişmiş bir uygarlığa sahipti ve “vahşi Arapların“ ( aşırı Fars milliyetçilerin İslam ordusuna karşı kullandıkları deyim) işgalinden sonra İran uygarlığı çöküşe uğramıştır. Üçüncü grup ise bu iki yaklaşım arasında ara buluculuk yollarını aramaktadırlar. Dini-milli akımı İran kimliğini İslam Öncesi ve sonrası bir arada tutmaya çalışmaktadır. Bu akım özellikle İran İslam devriminden sonra gündeme gelmiştir.

“İran İslam devriminden önce hükümet ve bazı düşünürler İslam’ı dışlayarak ve onun önemli rolüne değinmeden Sasani ve Hahameneşilere özenerek İran’da kimlik arayışındaydılar. Devrimden sonra ise İslam’a dayalı kimlik arayışı bazı kesimlerce öne sürüldü. Bazıları milleti ve milli kimliği İslam’a ve Ümmete karşı olarak göstermeye çalıştılar. Humeyni Bu düşüncenin en önemli savunucularından sayılmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak bilinen Humeyni’nin düşüncelerinde milliyetçilinin ve İran milli kimliğinin izlerine rastlamak pek mümkün değildir. “Milliyetçilik İran milletini diğer Müslüman milletler ile karşı karşıya getirir“(1). Humeyni’ye göre İran milletinin sarılacağı bir şey vardır, o da İslamdır.(2)

Bazı gruplar ise İranlılık ve İslam karşıtlığını eleştirerek yeni yol arayışına girdiler. İslam’dan önce onca yüzyılı görmezden gelemediğimiz gibi 1400 yıllık İslam dininin İran’daki varlığını da inkar edemeyiz. Milliyet kavramı, İslam ve ümmet kavramlarına zıt değildir. İslam İranlılık kimliğini ve kültürünü etkilemiştir aynı zamanda İranlılık kültürü ve uygarlığından da yaralanmıştır“. (3)

Dini-Milli akım kendi içerisinde bir bütün olarak görülmemektedir. Bu akıma dini aydınlar, Milli-Mezhebiler ve İran İslam Cumhuriyeti tarafından farklı yaklaşımlar sergilenmektedir ve bu konu hakkında farklı yorumlar ortaya koymuşlar. Dini aydınlar bu akımın çekirdeğini oluşturmakta, diğer iki fikri cereyanın ise düşünce kaynağını oluşturmaktadır. İran’da millet ve milliyetçilik kavramları dini reformlar ile kendi içeriklerini geliştirmiştiler.(4)

İran’da dini aydınlanmanın tarihi uzun olmasına rağmen,aydınlanma süreci asıl olarak ikinci Pahlevi döneminden sonra sistematik bir şekilde gündeme gelmiştir. Bu yazıda İran İslam devriminin oluşumunda en önemli iki düşünürden ve dini aydınlar olarak bilinen Şeriatı ve Motahari üzerinde durulacaktır.

Ali Şeriatı: “ Aşağılanmış Kimliğin Mezhepleşmesi“

Ali Şeriatı İslam ve Şialığa yeni yorumlar getirerek İslam’a yeni fikri boyutlar kazandırma çabasındaydı.(5) Şeriatı, “İslamlılık ve İranlılık kimliğinin yeniden tanımlanması“ kitabında İslam ve İranlılık konusu üzerine yoğun bir şekilde durmuştur. Şariati’ye göre milliyet bir kişiliktir, din ise bir tür inanç. Bu mesele Şeriatı’nın teorik düşüncesinde din ve millet ilişkisinin temelini oluşturmaktadır. “ İslam sonradan İran’a geldi. İslam’dan önce Zerdüşt inancı vardı. Ondan önce de Mehrperestilik. Biz inancımız dışında bir kişiliğe de sahibiz. Bu da bizim İslam’dan önceki algılamamızın ve uygarlık kültürümüzün yapısında etkili olmuştur“.(6)

Şeriatı İranlı olarak tanımladığı filozof ve şairleri tek yönlü olarak ele alınmasından yana değil. “Suhreverdi, Attar, Molla Sadra ve Mevlana bizim kültürümüzün büyük çınarlarıdırlar. Bu düşünürlerde, İran kültürünü araştırdığımızda İslam kültürünü göz önünde bulundurmadan ele almak ne kadar yanlışsa, İslam kültürlerinde de İran kültürüne değinmeden ele almak da o kadar yanlıştır.“(7)Şeriatı, Ferdevsi’ye İranlıların aşağılanmış kişiliğini yeniden kazandırdığı için şükranlarını ve saygılarını sunmaktadır.(8)

Şeriatı’nın düşüncesinde Şu’ubilerin önemli yeri vardır. İrani-İslami kimliğin oluşmasında Şu’ubilerin başlattığı hareket İran kimliğinin değişik bir biçimde ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. “ Şu’ubiler, dini bir kültürel olgu olarak ele aldılar ve milliyeti bir tarihsel kişilik olarak değerlendirerek “Arapsız İslam“ tezini ortaya koydular“.(9)

Şeriatı milliyetin tanımlamasında kültür olgusunu göz önünde bulunduruyordu. Irk, kan ve toprak Şeriatı’nın milliyet tanımlamasının dışındadır. Tarihi yeniden ele alışında Mezdek, Kave ve Şu’ubi hareketleri üzerinde durmaktadır. Ona göre eski İran mitolojik olduğu için toplumsal ruhunu kaybetmiştir. Dolayısıyla İran mitolojisini, İslam mitolojisi çerçevesinde yaşatma çabalarından rahatsız olmakta ve Siyavuş’un Hz.Hüseyin’in yerini aldmasını eleştirmektedir.

Şeriatı milliyet ve ideoloji arasındaki farkı ve ilişkiyi yurt dışında eğitim alan oğluna yazdığı mektupta şöyle açıklamaktadır: “ Milliyet bir gerçektir, ideoloji ise bir hakikat. Birincisi insanın nasıl oluşunu ve niceliğini anlatıyor, ikincisi ise nice olması gerektiğini açıklıyor. Milliyet daha önceden var olan bir şeydir. İdeoloji ise sonradan seçilen bir olgu. İkincisinden vazgeçebilirsin, nefret bile edebilirsin, ancak birincisini istesen de istemesen de taşımak zorundasın“.(10)

Dini aydınlanmanın en önemli düşünürlerinden olan Şeriatı, İran’ın İslam’dan önce tarihsel sürecini inkar etmemekte, belki İslam öncesi ve sonrası İran tarihinde bir bütünlük sağlamayı planlamaktaydı. Şeriatı, İran’ın tarihi kimliğini ele aldığında tarihsel anlayışıyla konuya yaklaşmamaktadır. Çünkü İran mili kimliğinin tanımı çelişkili ve karmaşık bir olgudur. Türklerin o topraklarda 1000 yıla aşkın hükümet sürmeleri ve kültürel etkileri göz önünde bulundurulmamaktadır. İran milli kimliğinin tanımlanması İslam öncesi dönem ele alındığı zaman İslam sonrası dönem ile bağdaşlaştırmada zorluklar yaşanıyor. Eğer İran milli kimliğinden bir bütün olarak bahsedilecekse, İslam öncesi mitolojik bir yaşamdan ziyade, İslam sonrası dönemde bu topraklara gelip ve hakimiyet kuran Farslar dışındaki milletlere de değinmek gerekiyor.

Murteza Motahari: “İranlıların Üstünlüğü“

İranlılık kimliğini Din ve milliyet bağlamında ele alan diğer bir düşünür de Morteza Motahari olmuştur. Mortaza Motahari İran İslam Cumhuriyetinin ideologlarındandır. Devrimden hemen sonra Furkan gurubu tarafından öldürüldü. Motahari din adamı olmasına rağmen, İran düşünce hayatında dini aydınlar içerisinde yer almaktadır. O, İslam’dan önceki İran tarihi ile yeni bir kimlik sunmaya çalışma amacında olmasa da İslam tarihinde İranlıların yüksek ahlakı değerlere sahip olduklarını, İslam’ı yayma çabalarını ve Ehli Beyte olan sevgilerini “ İslam ve İran’ın karşılıklı hizmetleri“ yapıtında ele almıştır. Motahari Fars milliyetçilik akımının dışında değildir. Ancak İran milli kimlik tartışmaların farklı bakış açısı getirmiş ve genel olarak İranlılık ve İslamlılığın üzerinde dini yaklaşımıyla durmuştur. Motahari’ye göre İslam milliyetçiliğin olumsuz yönlerine karşıdır.(11) Motahari düşüncesinde hiçbir millet İranlılar kadar İslam dininin yaymasında çaba göstermemiştir.(12) “ İran milleti zekalı ve uygarlık geleneğine sahip olduğu için, İslam’a diğer milletlerden daha çok eğilim göstermiş ve ona hizmet etmiştir. İranlılar İslam’ın ruhuna ve anlamına yakın oldukları için İslam dininin Ehli Beytine diğer milletlerden daha çok yakınlık göstermişlerdir“.(13) Motahari, İslam tarihi sürecinde İranlılık olgusunu önde tutmaktadır. İranlıların yüksek ahlaka sahip olduklarını yazılarında vurgulamaktadır. İranlıların Araplılığı değil İslam’ı kabul ettiklerini söylemektedir. Bu doğrultuda Muaviye’nin Arap milliyetçiliğini kınamaktadır. O, Peygamberin bir hadisine dayanarak İranlıların bir gün Arapları İslam’a davet edeceklerini söylüyor.(14)

Motahari İranlılık kimliği tartışmasında ılımlı yolu seçmiştir. İran tarihinde İslam öncesi döneme hor bakmamaktadır. İran ve İslam’ın bir bütün olduğu düşüncesindedir. İran kimliği konusunda her ne kadar ırka ve kana karşı olduğunu söylese de, bu tartışmalarda İranlı olarak sadece Farsları görmüştür. Çünkü Gaznavi devletini bir Türk devleti ve İran dışı olarak görmektedir.(15) Motahari’nin bu konuya yaklaşımı bugün rejimin resmi ideolojisi haline gelmiştir.

Milli-Mezhebiler : Maskeli Fars Milliyetçiliği

Milli-Mezhebiler ve siyasi bir teşkilat olarak ortaya çıkan “ İran Özgürlük Hareketi“, 1953’te Musaddık’ın liderlik ettiği “ Ulusal Cephe“ içinden doğmuştur. Milli-Mezhebiler, adlarından da belli olduğu gibi dini ve milli eğilimler gösteren bir düşünce tarzıdır. Musaddık’ın Milli Cephesinin çöküş nedenlerinden birisinin de dini söylemlere sahip olmadığını kanısında olan Milli-Mezhebiler, milli-dini söylemleri çerçevesinde 60 yıllardan sonra çalışmaya başladı.

Milli-Mezhebiler kendilerini milliyetçilik çerçevesinde değil millilik çerçevesinde tanımlamaya çalışıyorlar.(16) Mehdi Bazergan “ İran Özgürlük Hareketi“ni kurduğu zaman Milli-Mezhebiler’i şöyle tanımlıyor: “ İranlıyız, ancak sanat İranlılardan başka kimsede yoktur demiyoruz. İran’ı sevmek ve milli olmak ırkçılığı gerektirme“.(17)

Milli-Mezhebiler, İslam’ın usullerine bağlıdırlar ve az çok onun hükümlerini yerine getiriyorlar. İran ve İran milliyetine bağlı kalarak onun çıkarlarını da düşünüyorlar.(18) Milli-Mezhebi akımı İslam’dan önceki İran’ın kültürünü İslami değer ve kültür ile bağdaşlaştırmaya çalışmaktadır.(19) Milli-Mezhebiler, İranlılığı ve İslamlılığı milli kimliğin ayrılmaz parçası olarak görüyorlar. Onların birbirinden ayrılmasının ve karşı karşıya getirilmesinin ne mümkün ne de yararlı olacağı düşüncesindedirler. Çünkü onlar ikisi bir bütün olarak milli kültürün, düşünce ve inancın temel kaynağı olduğu kanısındalar.(20) Milli-Mezhebiler kendilerini Seyit Cemalettin Asadabadi (Afgani), Müderris ve Musaddık’ın devamcıları olarak nitelendiriyorlar.İran İslam devrimine kadar İslam’i yönleri ağır bassa da, devrimden sonra millilik üzerinde yoğunlaştılar. Devrimden sonra faaliyetleri kısıtlanıp, iktidar tarafından dışlandılar. Ancak 1997 Cumhurbaşkanı seçimleri sonrasında yine siyasi hayatta aktif olarak boy göstermeye başladılar. Dini otoritenin toplumu olumsuz yönde etkilediğini anlayan Milli-Mezhebiler bugün millilik, dini reform ve dini çoğulculuk kavramları üzerinde duruyorlar. Milli-Mezhebiler ne kadar da kendilerini milliyetçilik tanımı dışında tutsalar da bugün Fars milliyetçiliği üzerinde duran bir gurup niteliğindeler.

İran İslam Cumhuriyeti: “İranlılığın Mezhepleştirilmesi“

Fars milliyetçiliğinin dini-milli boyutu, 1979 devriminden sonra İran İslam devleti tarafından resmi ideoloji olarak benimsenmiştir. Kurulan yeni rejim İslam’da etnik gurupların eşitliğinden bahsetse de Farslığını korumaktadır. Din ve millet ilişkilerine farklı boyutlar kazandırarak İranlılık ve Şialık üzerinde durulmaktadır. Bu çerçevede İran milli kimliğinin ortaya çıkışında Safavilerin önemi ve yeri vurgulanmaya çalışılıyor. “ Safaviler devleti kurulduğu günden itibaren ve resmi mezhepten Şialık sayesinde, Osmanlı imparatorluğu karşısında durabildik. Yani dini söylem uygarlığımızın korunmasına yardımcı oldu“.(21) Safaviler, İran kimliğini koruyan ve Şialık ile ona süreklilik kazandıran bir devlet olarak görülmüştür. “Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu ve Sünnilerin halife olması İranlıların eski dönemlerine dönüşü, yani Turanlılara karşı mücadeleyi gerektirdi. Safavi ve Osmanlıların aynı boy ve dilden olmalarına rağmen, mezheplerin ve kültürlerin farklılığı sonucunda Safavilerin ilk Şahı Şia mezhebini “devlet ideolojisi“ yada İranlılığın manevi kimliğinin belirleyicisi olarak ilan edilmesini doğurdu.(22)

Görüldüğü gibi Şia mezhebi İranlılığın bir parçası olarak gösterilmeye çalışılıyor.Özellikle devrimden sonra bu proje yani Şia’nın İranlılaştırılması devlet ve düşünürler tarafından yürütülmeye başlatıldı. Safavi devleti üzerine vurgu İran milli kimliğinin koruyuculuğu ile yetinmeyip eski İran’ın yeniden ortaya çıkışı olarak değerlendiriliyor.(23) Şia mezhebinin özünün İranlılık ruhu ile iç içe olduğu savı gündeme gelmiştir.(24) Bu yaklaşımlarda Şialık olgusu İranlılık kimliği içerisinde sunulmaya çalışılıyor. Şialarda üçüncü İmam ve Kerbela şehidi Hüseyin’in eşi İran şahının kızı olma tezi de bu yaklaşımlar çerçevesinde ortaya atılmıştır. İranlılık olguları Şialaştırılmıştır ve Şia olguları da İranlılaştırılmıştır. Hatta Nevruz bayramını bir İslam bayramı olarak kanıtlamaya çalışıyorlar.(25) İslam ve Zerdüşt dinleri arasında benzerlikleri orta koyarak dini-milli kimliğin oluşmasını sağlıyorlar. Kerbela şehidi Hüseyin’in yas günlerinin Siyavuş’a sağlanan yas günleri arasında kültürel benzerlikler olduğunu iddia etmeleri(26) topluma yalan bir tarihsel anlayış sunmaktan başka bir şey değildir.1979 devrimi eski İran ile karşılaştırılarak eski İran’da İrec’in kanı nasıl merkez olduysa İslam devrimi döneminde de Hüseyin’in kanı merkez olmuştur.(27)

İran İslam döneminde dini-milli akımının ortak olarak paylaştığı diğer bir konu da Fars dili olmuştur. Fars dili İran milli kimliğinin çekirdeğini oluşturmaktadır. “Uygarlığımızın en bariz öğelerinden olan Fars dilini yaymalıyız. Dolayısıyla dini düşünce ve kültürel çaba Fars dilinin korunmasını ve savunulmasını gerektirmektedir“.(28) Sadık Zibakelam reformist hareketin düşünürlerinden İran milli kimliğini ve milli birliğini tanımladığı zaman, dil( Farsça), kültür, mezhep(Şia) ve coğrafi sınır olgularını göz önünde bulunduruyor.(29) Dini aydınlanmanın son kuşağı olarak tanınan Abdülkerim Suruş ise, Fars dilini İran milli geleneğinin en önemli temellerinden biri olarak görüyor.(30) Yine İran reformist hareketinin önde gidenlerinden Celayipur İslam, Fars dili ve siyasi tarihin bütünlüğünü İran milli kimliğinin temelleri olarak nitelendiriyor.(31)

Fars Dil Kurumu yıllardır İran’da sağ kesimin elindedir. Başkanı şu anda İran meclisinin başkanı olan G.Ali Haddadadil’dir. Fars Dil Kurumunun tüzüğünde Fars dili şöyle tanımlanıyor: “ Fars dili İslam dünyasının ikinci dili ve İslam uygarlığının edebi-bilimsel kaynaklarının anahtarıdır. İran milletinin kültürel kimliğinin temellerindendir. Anayasanın 15. maddesinde olduğu gibi İran milletini ortak ve resmi dilidir“.(32)

Sonuç

İran’da milli kimliğin tanımlanmasında iki olgu üzerinde yoğunlaşılıyor: Dini ve milli olgular. Dini ve milli ilişkilerin sonucunda İran milleti ortaya çıkıyor. Bu milli kimliğin dini boyutu İranlılaştırılmış Şia mezhebinden kaynaklanıyor. Milli boyutu ise Fars kavminin tarihi süreci ve dili göz önünde bulunduruluyor. Devrimden sonra bu ilişki İran milli kimliğinin hakim tanımlayıcısı oldu. 1997’de Hatemi’nin cumhurbaşkanlığa seçilmesinden sonra dini- milli hareketin millilik yönü ağır basmaya başladı. Nasıl ki Hatemi İran’ın birlik gizeminin Fars dilinde saklı olduğunu söyledi. Milli kimlik konusu reformist ve muhafazakar çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlansa da, ikisinin de ortak bir noktası vardır. İran’da hakim olan dil ve kültürün Fars dili ve kültürü olma ortaklığı. Sağ kesim reformistlere kıyasla bu konu hakkında açık bir şekilde düşüncelerini bildirmeseler de, Fars Dil Kurumunun İran’ın dışında Fars dilini yayma çabaları ve sağ kesimin medyasının(33) diğer etnik hareketler karşısında sert tepkileri onların bu konudaki düşüncelerini göstermektedir.

Reformist kesim ise “ İran bütün İranlılarındır “ sloganını kendisine seçse de, burada İranlı olarak Fars dilini,kültürünü ve tarihini kabullenen İranlıları kastediyor. Kendilerini dini aydınlanmanın mirasçısı olarak gören reformistler dini-milli söylemlerinde de dini aydınları kaynak olarak gösteriyorlar.

İran’da İranlılık kimliği yani İranlılaştırılmış Şia mezhebi ve Farsların tarihi anlayışı ile bağdaşlaşan milli kimlik son dönemlerde çıkmaza girmiştir. Çünkü bir taraftan dini otorite ve hükümet toplum tarafından sorgulanmaktadır. Diğer taraftan da Fars tarihsel anlayışı bazı tarihçiler tarafından araştırılarak sorgulanmaya başlanmıştır. (34) Bunların yanı sıra, İran milli kimliği İran’da yaşayan diğer milletler ve etnikler tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır.

Dipnotlar

  1. R.Humeyni, Sehifeye Nur,.Merkeze Medareke Ferhengiye Engelabe Eslami, Cilt.12, 1361, Tahran, s.280.
  2. Yahya Fuzi, “Emam Khomeyni ve Hovviyete Melli Der İran“, Motaleate Melli, Sayı .4, 1379, s.75.
  3. Piruz Moctehedzade, İran ve İrani buden der gerne 21, “ Ettelaat-e Siyasi Egtesadi“, sayı:149-150, 1378. s:11.
  4. Mefahim-e melli – mezhebi be çe mebast, “ İran Ferda“, Sayı:64, 1378, s.3.
  5. Hasan Yusefi Aşkveri, “Moellefehay-e Asasiye cereyan-e melli-mezhebi“, İran farda, Sayı 64, 137, . s:30-33.
  6. Ali Şariati, Baz şenasiy-e hovviyet-e İrani Eslami. Hoseyniyey-e erşad., 1357. Tahran. s:135
  7. Ali, Şeriatı. a.g.e.s, 146
  8. Ali, Şeriatı. a.g.e. s:200
  9. Ali, Şeriatı. a.g.e. s:168
  10. Ali, Şeriatı. Ba Mokhateban-e Aşena. Hoseyniye-ye Erşad, Tahran, 1356,s:95.
  11. Mortaza Motahari, Khedemat-e Motegabel_e Eslam ve İran, Sadra Yayınları, Tahran, 1362, s. 62.
  12. Mortaza, Motahari, a.g.e, s. 50.
  13. Mortaza Motahari. a.g.e, s.136.
  14. Sefinet-ül Bahar Sayfa 13’de Peygamberden şöyle bir hadis aktarılmaktadır: “ Allah’a yemin ederim sonunda Acemler sizi İslam dinine ve Allah’ın kitabına çağıracaklar nasıl ki önce siz yaptınız “. Bu hadisin geçerliliği hadis bilimcileri tarafından tartışılmaktadır.
  15. Mortaza Motahari. a.g.e., s.435.
  16. Hasan Y. Eşkveri, “Moellefehay-e Esasiy-e Cereyan-e Melli-Mezhebi“, İran Ferda, Sayı:64, 1378, s.17.
  17. Mehdi Bazergan., Safahati Ez Tarikhe İran, Cilt 1. Ez Esnad-e Nehzete Azadi-ye İran. S:17
  18. “Mefhume Melli-Mezhebi be çe Menast“, İran Ferda, Sayı.64.
  19. Hebib Allah Peyman, “ Tebarşenasiye Roşenfekrane Melli-Mezhebi“, İran Ferda, Sayı.64, 1378. s.21.
  20. Hasan Y. Eşkveri, “ Moellefehay-e Esasiy-e Cereyan-e Melli-Mezhebi“, İran Ferda, Sayı.64, 1378, s.18.
  21. Çingiz Pahlavan, “Melliyet- Mezhep ve Ayende-ye Temeddün-e İrani“, İran Ferda, Sayı.3, 1371, s. 16.
  22. Daver Şeykhavendi, Tekvin ve Tenfize Hovviyete İrani. Merkeze Bazşenasiye Eslam ve İran, Tahran, 1380, s.10.
  23. S.Cevat, Tabatabai. Dibaçei Ber Nezeriye-ye Enhetate İran, Negahe Muaser Yayınları, Tahran, 1382, s.30-40.
  24. Tacik Ferhenge “Hovviyete İrani, Forsetha ve Çaleşha“, Motaleate Melli, Sayı.4, 1379, s.55.
  25. Dr.Ruhulemini, “Ferhenge Hovviyete İrani, Forsetha ve Çaleşha“, Motaleate Melli, Sayı.4, 1379, s.44.
  26. Mohsin Selasi, Cehane İrani ve İrane Cehani, Merkez Yayınları, Tahran, 1378, s.381.
  27. Leyli Eşgi, .Zemani Geyre Zemanha ( Emam,Şia ve İran), Merkeze Bazşenasiye Eslam ve İran, Tahran, 1380, s.152.
  28. Çingiz Pahlavan. a.g.m. s.19
  29. Sadık Zibakelam,.“Hembestegi-ye Melli ve Vefage Ectema-i“, Motaleate Melli, Sayı., 1378, s.23 .
  30. Abdülkerim Suruş, “Nevruz Der İraniyan“, Bahman Haftalığı, 1374, Sayı:?
  31. H.Rıza Celayipur, Pes Ez Dovvom-e Khordad, Kevir Yayınları, Tahran, 1378, s.305-309.
  32. Anayasanın 15. maddesinde Fars dili resmi dilin yanı sıra diğer etniklerin dillerinin de okullarda okutulmasını ön görülmüştür. Ancak bu güne kadar Anayasanın bu maddesi uygulanmamıştır.
  33. İran Radyo Televizyon kurumu senelerdir sağ kesim tarafından yönetiliyor. Bu kurum yaptığı program ve dizilerde diğer etniklerin özellikle Türklerin dilini alay konusu olarak görmüştür
  34. Son yılların ünlü tarihçisi Nasir Purpirar bu konu hakkında bir dizi kitap yayınlamaktadır
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

Bu bağlamda tüm ekosistemi stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla seferber edip, bir araya getirecek olan Türkiye - Çin Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

1989 yılında Rusya’da faaliyete geçen şirketlerin tamamının hedefi şüphesiz ki, başarılı olmak ve kâr elde etmekti. Ancak diğerlerinden ayrılan bir kuruluş vardı ki, 13 yıl içerisinde gösterdiği gelişim hayranlık uyandıracak cinstendi. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.